Kurmay Yüzbaşı Yıldızhan, geceyle bütünleşmiş bir gölge gibi düşman kampının içine sızmıştı. Üzerinde düşman ordusunun üniforması vardı, yüzüne hafif bir toz serperek günlerdir burada olduğunu hissettirecek bir görünüm kazandırmıştı. Adımlarını dikkatle atıyor, her hareketini hesaplıyordu. Düşman askerleri arasında yürürken gözleri esirlerin tutulduğu barakaya kaydı. Onları kurtarmak için burada değildi. Bu görev öyle bir kurtarma operasyonu değildi. O, bambaşka bir amaç için buradaydı: Kendi askerlerine vatana ihanet ettiklerini kanıtlamak için. Barakanın ağır ahşap kapısını açıp içeri girdiğinde içerideki tutsaklar gözlerini ona çevirdi. Yorgun, bitkin ve umutsuzlardı. Aralarından biri, alnındaki kurumuş kan lekesiyle Yıldızhan’a doğru gözlerini kıstı. "Sen de kimsin?" diye hırıltılı bi

