3. Bölüm

1850 Words
Yataktan kalkarken elim başıma gitti. Fena halde başım ağrıyordu. Dün gece resmen kabus gibiydi. Dün gece olanlar resmen baş ağrısıydı. Ah birde Agah abi vardı. Dudaklarımı tuttuğunda tenime değen sıcaklığıyla kendimi tuhaf hissetmiştim. Dün gece o başkaydı, bambaşka. Konuşmaya fırsat vermemiştim bile. Mahalleye gelmiştik zaten ve ben elini kenara atarak hızla arabadan inmiştim. O da arkamdan bakıp eve girdiğimde basıp gitmişti. Ah ne geceydi ama! Engin’in patronuna, Agah abi dediğim adama karşı bu hissettiklerimle ‘’Kendine gel kızım.’’ Diyerek önünü kestim düşüncelerimin. Murat'a da çok ayıp olmuştu. Mesaj atıp özür dilemek istesem de pek cesaret edemiyordum. Ayağa kalkarak şarjda olan telefonumu çıkardım ve mesajlara girdim. Murat çevrimiçiydi. Ellerim bir anda tuşlara gitti. "Nasılsın?" Yazıyor... Ekrana kilitli kalmıştım. "İyiyim sen?" "İyiyim. Şey diyecektim. Dün gece Agah abinin kusuruna bakma olur mu? Biraz korumacıdır da." Tabii canım öyledir. Yersen. "Sorun yok." Dedi Murat. Bu içimi rahatlatmıştı işte. Zira Agah abi yüzünden Murat ile bu kadar yakınlaşmışken kaybetmek istemiyordum. Elim tuşlara gittiğinde ne yazacağımı düşündüm. Bir kaç kez yazıp yazıp sildikten sonra "güzel o zaman." Yazıp gülme emojisi koydum ve gönderdim. "Eyşan kahvaltıya." Annemin sesi salondan net bir şekilde duyuldu. Kesinlikle kimse o sofraya daha gitmemişti ama nedense ilk ben çağırılıyordum. Bitap düşmüş bir halde salona ilerledim. Odaya girdiğimde gözlerim hayretle açıldı ve masada ki yerime yerime oturdum. Bu defa gerçekten herkes masadaydı. "Nasıl geçti dün gece?" Dedi babam. Kendisi düğünde beş dakika kadar durmuş sonra da yok olup gitmişti. Oldum olası sevmezdi düğünleri. Elimde ki salatalığı ağzına atarken gözlerimi devirdim. "Şahane!" "Siz dün ayrı ayrı geldiniz neden?" Engin boğazını temizleyerek bana baktı. ‘’E neden olacak Enginciğim müstakbel karısıyla kutlamaya gitti.’’ "Nasıl yani?" Annemin bakışları ikimizin üzerinde gezindi. O henüz babama söylememişti belli. Engin’in konuşmaya pek niyeti yoktu ama benim. Benim vardı. Hem de fazlasıyla. "Engin dün Pınar'a evlenme teklif etti.O da hiç düşünmeden kabul etti. Yakında düğünümüz var yani babacığım." "Eyşan!" Dedi Engin gözlerini bana dikerek. Herkesin gözleri büyümüştü. Evlenme teklifinden sebep. Omuz silktim. "Ne var. Ben söylemesem söylemeyecek miydin? Kendi kendinize mi evlenecektiniz?" Engin elinde ki çatalı bırakarak parmaklarını birbirine geçirdi ve bir kaç kez çıtlattı. "Yarın akşam Pınar'ı istemeye gideceğiz." Şok üstüne şok geçiriyorlardı. Bende tabii. Annem bakışları tekrar beni bulduğunda ellerimi kaldırdım. "Vallahi bundan annemle benimde haberim yok babacığım." "Bana da söylemeyi düşünüyor muydun oğlum?" Dedi babam haklı bir sitemle. Engin imalı bir bakış attı bana. Anlamıştım. "Eyşan acele etmese söyleyecektim zaten. Ben sadece bir evlilik teklifi diye düşünmüştüm ama Agah abi gelin isteyin herkesin içinde duyuldu bir kere dedi." Ne ara Agah abi ile konuşmuşlardı bilmiyordum ama bir nevi haklıydı da. Bir de neden onun adı geçince kalbim böylesine çarpıyordu. ‘’Niye aceleye geliyor ki bu iş. Bebek falan mı yoksa?" Ortamı kızdırmaktan geri duramazdım elbette. Engin kızarmış evdekilerde telaşla gelecek cevabı bekliyorlardı. "Saçmalama Eyşan." Dedi dişlerini sıkarak. Annem hala tatmin olamamıştı. "Bak oğlum yanlış bir şey yapmadınız değil mi?" Diye sordu sesinin tonunu normal tutmaya çalışarak. Bin bir endişe vardı her kelimesinde. "Anne Allah aşkına şu salağın lafıyla bana konuşma. Seviyorduk zaten evlenecektik biliyorsunuz. Askerlik bitti, okul bitti. İşim var. Daha neyi bekleyeyim?" "Doğru söylüyor hanım." Dedi babam. ‘’Agah demiş zaten. Yanında da çalışıyor. Başka türlüsü yakışıkalmaz.’’ Neyse ki biri hak verebilmişti sonunda Engin’e de rahat bir nefes aldı. "İyi madem yarın akşam müsaitlerse gideriz." Dedi babam onu daha da rahatlatmak istercesine. Elime aldığım salatalığı kemirmeye başladım. "Müsaitler baba Pınar konuştu evdekiler ile" Dedi benim elime bir fırsat vererek. Sinsice güldüm. Ortalığı karıştırma sırası bendeydi. "Bak bak kız ailesine sormuş, onay almış, gün bile vermiş. Bizimki gideceğimizi yeni söylüyor. İşte demek şimdiden hanım köylü olduysa." Gözlerimi devirdim. "Eyşan!" Dedi Engin bağırarak "bu sabah elimde kalacaksın." Fazlaca ileri gittiğimin farkındaydım ama keyifte almıyor değildim. Ona doğru dönüp dil çıkardım. "Ben bugün çiçek, çikolata falan alacağım." "Bir anda olacak şeyler mi bunlar?" Dedi annem huzursuzlanarak. Ama Engin’in geri adım atmak gibi bir planı yoktu. "Anne lütfen uzatmayalım. Seviyorduk, evleneceğiz. Ha yarın akşam ha sonra ki akşam. Uzatmanın manası yok." Annem ikna edemeyeceğini anlayınca derince ofladı. "Gideceğiz madem kesin olarak. Eyşan da gelsin seninle bugün." Dedi annem. "Sen erkek olarak ne anlarsın?" Kaşlarımı çatarak olumsuz anlamda kafamı iki yana salladım. "Ben gitmem." "Anne bu gelmesin ya vallahi benim canımı sıkar orada. Sen gel." Dedi. "Kuzeninin toplantısı var. Oradan da kursa yazdıracağız kızı. Sene başından beri söylüyor. Tabi sen son dakika haber vermeseydin." "Aynen abi." Dedi sevgili kuzenimiz ekmeğini yerken. "Sene başından beri anca bana sıra geldi. Kusura bakma. Sorun çıkarırım." Annemin alçaktan başlayıp yükselen ses tonu söyleneceğine delaletti. "Tamam Eyşan benimle geliyorsun." Diyerek omzumdan tuttuğu gibi bir çırpıda kaldırıvermişti. İsteksiz ayaklarımı sürüye sürüye gitsem de o çiçek çikolata alınacaktı. ... Engin ile yola çıktığımızda ne hikmetse kader mi desem ne desem bilmiyorum Agah abi ile yolda karşılaştık. ‘’Hayırdır siz?’’ Diye sordu ama gözleri yerli yersiz benim üzerimdeydi. ‘’Söylemiştim ya Agah abi.’’ Dedi Engin. ‘’Yarın akşam hani istemeye geleceğiz Pınar’ı. O yüzden gelemedim dükkana.’’ Agah öyle bir bakıyordu ki bana aklını kaybetmiş gibi. ‘’He tamam tamam.’’ Dedi. ‘’Ben de geleyim sizinle madem. Benden olsun çiçeğiniz çikolatanız.’’ ‘’Ama olur mu abi öyle şey. Kız tarafısın sen.’’ Agah abi ise itiraz kabul etmez gibi peşimize takıldı. ‘’Ne kız tarafı oğlum. Senelerdir yanımdasın. Erkek tarafı oldum sayılır ben.’’ Aramızda birkaç yaş vardı sadece halbuki ama o her zaman daha büyük daha dağ gibi gelirdi. Engin’den daha bilinçliydi her konuda mesela. Daha çok insan kendini yaslayabiliyordu ona. Yolda yürürken kaldırım darlaştığında 2li sıra haline geçtik. Engin en önde yürürken Agah abi ve ben en sona kaldık. Yutkundum. Dün geceden sonra ne konuşacağımı bilmiyordum. Konuşmasak daha iyiydi aslında ama o açmıştı konuyu. "Dün gece çok sinirliydin. Geçmiş bakıyorum da." "Mecburen." Dedim yüzümü çevirmeden "Her gün yeni bir gündem var." Agah abinin bana baktığını görebiliyordum. "Dudağın yara oldu mu?" Anlamsızca baktım. Onu ne ilgilendiriyordu benim dudağımın yarası. "Yo. Alışkınım ben. Engin gibi bir ikizim olduğu için. Her sinirlenişimde dudaklarımı kemiriyorum." Karşıdan gelen iki erkeği fark ettiğinde Agah abi belimden tutarak kendisiyle yer değiştirdi. Eli belime değdiği anda irkildim. Nefes alışverişim değişti. Yutkundum. "neden böyle bir şey yaptın?" Dedim. "Yanından geçeceklerdi, kaldırım dar, çarparlardı falan." Anlayamadım ne demek istediğini. Neden çarpalım. "Anlamadım." "Boş ver." Dedi yüzüme bakarak. "çarpmasını, kimsenin dokunmasını istemedim sadece." Gözlerime uzun uzun bakışıyla duraksadım. Bu iş nereye gidiyordu böyle. Bir yere gitmemeliydi. Olduğu yerde kalmalıydı. Sınır koymalıydım. "Sağ ol Agah abi. Ben korurum kendimi merak etme." Dedim soğuk tavrımla. O ise bir şey söyleyecekmiş gibi gergindi. "Eyşan konuşmamız gerek." Dedi yüzüme bakarak. Titriyordum. Bizim konuşacak bir şeyimiz yoktu ki. Var mıydı? "Belki sonra." Dedim kaçmak istercesine. Ne konuşacaksak. Hızlı adımlarla yanından uzaklaştığımda Agah abi de peşimden ilerledi. Ne oluyordu böyle. İki gündür anlamsız tavırlar, konuşmalar, dokunmalar. Kalbim boğazımda atarken adımlarımı hızlandırdım. Çiçekçiye girdiğimizde kafamda ki düşüncelerden sıyrılarak etrafı taradım ve ortadaki kırmızı gülleri gösterdim. "Bence klasik ve en güzeli." Engin burun bükerek "emin misin?" Diye sordu. Engin bana hiç güvenmediğinden kadına sordu ve aynı cevabı aldığında "büyük bir demet yapın." Dedi. Koltuklarım kabarmıştı. "Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin." Dedim elini sallayarak. "Tamam çok konuşma." Diyerek tersledi beni her zamanki gibi. Tam bir odundu. Agah abi tam tepemde dikilirken kokusu ciğerlerimi buram buram doldururken klimada daha fazla etki sağlıyordu. Neyse ki çiçekleri almıştık. Çikolata siparişini de vermiştik. Çiçekçiden çıktıktan sonra koca buketi benim kucağına bıraktı. "Sen şimdi doğru eve." Dedi Engin. "Sen?" Dedim. "Benim işim var." dedi. ‘’Sen git.’’ Dedi Agah abi. ‘’Ben Eyşan’ı eve bırakırım.’’ ‘’Zahmet olmasın sana abi.’’ ‘’yok.’’ Dedi Agah abi. O sırada mahalleden Sinan’da koşar adım geldiğinde ‘’Şimdi konuşmanızı duydum.’’ Dedi. ‘’Beni de bıraksana be Agah. Eyşan’ların o tarafta bir evin elektrik işi vardı.’’ Sinan’ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Agah abi bu durumdan pek hoşlanmasa da ‘’Olur.’’ Demekten başka bir şey yapamadı. ‘’Hadi Eyşan. Sen de doğru eve geç oyalanma.’’ Ne diyebilirdim ki? "Tamam" diyerek koca buketle geldiğim yolları tekrar yürüdüm. Sadece bir kırmızı gül almak için mi gelmiştim yani. Evde de bunu söyleyebilirdim. Homurdanarak hızlı hızlı yürürken diğerleri de peşime takılmıştı. Agah abi şoför koltuğuna geçerken Sinan çok tuhaf bir şey yaptı ve arkaya benim yanıma oturdu. Sanki Agah şoförmüş gibi kaldı. Çatık kaşlarla arkasını döndü. ‘’Öne geçsene Sinan.’’ ‘’Agah benim midemi bulandırıyor önde oturmak ya.’’ Sinan bir garipti ama Agah da normal sayılmazdı. Sabır çekerek önüne döndü. Sinan’ın bir sevgilisi vardı ve kısmetse yakında da evleneceklerdi. Agah abi dikiz aynasını ayarlayarak hareket etti. ‘’EE Eyşan sana yok mu bir kısmet bir şeyler. Engin’de evleniyormuş.’’ Agah aabinin beni dikkatle dikiz aynasından dikkatle izlediğini görebiliyordum. Onu sinir etmek istercesine bir cevap verdim. "Maalesef Engin ve sizler yüzünden evde kalacağım." Sinan güldü. "Kızım sen evde kalır mısın? Mahallede bile bin tane gelin diye isteyen var seni." Nasıl gururum okşanmıştı. Annelerin göz bebeği biricik gelin adayıydım. "Kimmiş onlar?" Dedi Agah abi kaşını kaldırarak. Sinirlenmişti. Sinan’ın annesi mahallenin dedikoducularından olduğundan her şeyi bilirdi. "Ne bileyim birileri işte." Agah abi aynadan beni izlerken ben de ona bakıyordum. Gözleri dönmüştü resmen. "Küçüksün sen daha." Dedi sesini yükselterek. Onu ne ilgilendiriyordu ki? Hem yaşım gayet iyiydi. Ona mı soracaktım evlenirken. "Arkadaşlarım evlenmeye başladı bile." "Onlar kendini atarsa sende mi atacaksın?" Ne kadar klasik bir laftı. Sinan Agah abiye döndü ve omzuna vurdu. "Çokta küçük sayılmaz. Tamam elimizde büyüdü hala küçük görüyoruz ama mantıklı bakınca olabilir. İllaki evlenecek." Sinan abinin sözleriyle sırıttım ve teşekkür maiyetinde eline dokundum. "Şükür biri beni anladı." Agah’ın Anlatımından… O an o eli oradan tutup çekmemek için zor tuttum kendimi. Gözlerim döndü. Ani bir refleksle "Sinan!" Dedim direksiyonu sıkarak. "Efendim kardeşim." Aynadan kontrol ettim Eşyan’ı. Sinan’ı. Göz göze geldik bir an Eyşan ile. Sonra çekti yine benden kendini. "Arabayı sen kullansana. Benim başım fena halde ağrıyor da." Yalanda değildi hani. Duyduklarımdan sonra sinir yapmıştı. Hem Sinan’a dokunması hem de mahalleden kim vardı o kadar isteyen? Kaç şerefsizdi onlar acaba. Ben ona dökülememişken sanki her an biri alıp götürecekmiş hissi mahvediyordu beni. Başkasını sevme ihtimali yakıp yıkıyordu. Yanlıştı belki ama engel olamıyordum ki kendime. Ihtimalleri bile gözümü döndürüyordu. Arabadan inip yer değişirken bir sürü küfür savurdum içimden kendime, o isteyenlere, bu durumuza. Eyşan’ın yanına oturduğumda istemsizce sakinlemiştim. Mesafeli oturuyorduk ama bu bile yeterliydi. O camdan dışarısını izlerken ben onu izliyordum ara ara. Eyşan’a mesaj geldi o ara. Yanlış olduğunu bile bile dikkatle inceledim. Gülleri tam ikimizin arasına koydu ve telefonu açtı. Bakışlarım telefondaydı. Kime gülüyordu bu böyle? Yandan gördüğüm yarı çıplak resimle çıldırmıştım. Dünkü piç yatakta üzeri çıplak kaslarını gösterdiği bir fotoğraf göndermişti. Hızlı hızlı nefes almak bile sakinleştirmiyordu. İnceledim Eyşan’ı. Hayranlıkla bakarken incedim. Gülümsedi yine. Hoşuna gitmiş gibi güldü. İçimde ki öfke kat ve kat artarken Eyşan’ın elinden hızlıca çektim telefonu. Baka kalmıştı. Bende ona ama aşkla değil öfkeyle. Ona böyle yakınlaşmasına izin verdiği içindi öfkem. Buna olanak sağladığı için. Beni göremediği için. Kendimi gösteremediğim için. "Senin gelmişini, geçmişini..." Diye mırıldandım fotoğrafa bakarak. Eyşan iyice paniklemişti. Görebiliyordum. Vücudu resmen kasılıyordu. Tırnaklarını kemiriyor, telefonu almaya çalışıyordu. Sert bir bakış attım Eyşan'aa. Kızgındım, öfkeli. Uyarmıştım onu. Takmamıştı bile beni. Telefonda ki fotoğrafa bakarak konum istedim. Sebep bile sormadan gönderdi şerefsiz. İyice dellendim. "Sinan dur kardeşim." Dedim bağırarak. "Ne oldu?" Dedi Sinan arkasına bakarak. “Dur sen!” dedim tekrar öfkeyle soluklanırken. Sinan’ı da panikletmiştim. Sinan yüksek sesimle birlikte aniden firene basarken atladım arabadan. "Birinin parmaklarını bir tarafına sokacağım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD