Yurda vardığımda Hülya beni kapıda karşılaşmıştı ve beraber görevlilerin yanına gittik. Hülya onlara döndü. "Kayıt yaptırmak için geldik."
Kayıt işlemlerini hallettikten sonra yeni odama yerleşip Hülya ve arkadaşlarının yanına gittim. Artık her şeyin güzel olacağını biliyordum. Eski harika hayatıma geri dönecektim. Yeni arkadaşlıklar, daha güçlü bir aşk... Tabi Rüzgar hala mesaj atmamıştı.
Kızlarla oturup sohbet ederken Hülya birden telefonunu bana uzattı. "Melisa karakoldan fotoğraf paylaşmış."
"Beni istediği yere şikayet edebilir," dedim yüzümü buruşturarak. Benim hiçbir suçum yoktu, o bana saldırmıştı ve ben de kendimi savunmuştum. Diğer kızlar da heyecanla olay hakkında yorum yapıyorlardı. Onlar için magazinsel bir mevzuydu yaşadıklarım.
Birden telefon çaldığında Rüzgar'ın aradığı görünce heyecanla yerimden fırladım ve telefonu açtım. "Aşkım?"
"Yazdıklarını gördüm. Kavga mı ettin sen?" dediğinde dudağımı büzdüm. Resmen küçük bir bebeğe dönmüştüm. Şu an Rüzgar'ın kollarının arasında olup yaşadıklarımı anlatmak istiyordum. Onun şefkatine çok ihtiyacım vardı. "Evet aşkım kız bana saldırdı işte. Kolum morardı biliyor musun?"
"Anladım," dedi umursamazca. Bu tavrına çok şaşırmıştım. Elimi hafifçe bir yere vursam bile 'Bebeğim bir şey oldu mu? Kıyamam sana,' diyen insana da ne olmuştu böyle? Gözlerim dolmaya başlamıştı. Kırgınlıkla fısıldadım. "Rüzgar, beni resmen takmıyorsun farkında mısın? Hiç yazmıyorsun. Böyle umursamayacaksan benden bu kadar."
"Keyfin bilir," dedi telefonu yüzüme kapattı. Ben şaşkınlıkla olduğum yere mimlenirken gözümden yaşlar boşalmaya başlamıştı bile. Hülya birden yanıma geldi. Kızlara ilişkimden de bahsetmiştim ve hepsi de biliyordu. Bana anlamazca baktı. "Ne oldu?"
"Ayrıldık, gitmem gerek," dedim ve hızlıca odadan çıkıp sırtımı koridorun duvarına yasladım. Hala yaşananları sindirememiştim. İçimden, çığlıklar ata ata ağlamak geliyordu ama kendimi tutuyordum çünkü yarın sınavım vardı ve onda da bir patlak vermeyi asla kaldıramazdım. Birden odadan kızların sesini işittim. "Ne oldu be?"
"Ayrılmışlar," dedi Hülya gülerek. Diğerleri de kahkaha atarken şaşkınlıkla donakaldım. Özlem gülerek konuştu. "Belliydi zaten çocuk bunu sevmiyor, kız da salak."
İnanamıyordum. Buraya geldiğimden beridir herkes sanki düşmanlarıymışım gibi davranıyordu. Ne yapmıştım ki ben? Başıma gelmeyen kalmamıştı ve kimsenin vicdanı sızlamıyordu. Bir kişi bile umursamıyordu beni. Neden bu kadar kötülerdi, hayatıma giren insanlar?
Odama gider gitmez kendimi yatağa attım ve direkt uyumaya çalıştım. Çünkü uyumazsam ağlayarak geceyi sabah edecektim ve harap olacaktım. Zaten içim bir harabeye dönmüştü, dışımın da öyle olmasına gerek yoktu.
Sabah uyanır uyanmaz hiç olmadığı kadar hızlıca hazırlandım. Hülya ile beraber okula geçtik.
Sınıfa girdiğimizde herkesin orada olduğunu fark etmiştim. Bu kadar kişi varken nasıl söyleyecektim şarkı? Sıra bana gelene kadar derin derin nefesler almaya çalıştım. Kendimi diken üzerinde gibi hissediyordum.
Sıra bana geldiğinde hoca önce teorik sınav için sözel sorular sormuştu ve hepsini de doğru cevaplamıştım. Sıra şarkı söylememe geldiğinde derin bir diyafram nefesi aldım, gözlerimi kapattım ve şarkıyı okumaya başladım. Parça hüzünlü olduğu için söylemekte hiç zorlanmamıştım hatta aksine fazla içten söylemiştim ve bitirdiğimde gözlerim dolmuştu ama hızlıca sildim. Ağlamayacaktım.
"Güneş, geçtin. Kalan derslerimize girmene gerek yok ama muaf olmak için öğrenci işlerine imza vermen lazım," diyen hocaya karşılık gülümsedim ve çantamı alıp sınıftan çıktım. Koridorda yürüdüğüm sırada birden yanıma bir çocuk gelmişti. Daha önce yanıma gelen ve Seda'nın flört gibi duruyorsunuz dediği çocuktu. Bana öfkeyle bakıyordu. "Sen neden Seda'ya bizim flört olduğumuzu söylüyorsun? Kadın olmasan harbi çok ağır tepki verirdim sana."
"Öyle bir şey söylemedi-" Sözümü dinlemeden öfkeli adımlarla yanımdan gitmişti. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi devirdim artık burada bir saniye daha fazla kalırsam aklımı kaybedecektim. Seda ne yapmaya çalışıyordu? Bir o eksikti ortalıkta zaten.
Vanilyalı kahve içmeye karar vermiştim ama kafeteryaya gitmeyecektim çünkü okuldan bir an önce çıkmak istiyordum. Kartımı turnikeye okutup okuldan çıktığımda ara sokakta olan bir kafeye gitmeye karar verdim. Sonrasında ise yurttan biraz eşya alıp okula imza atmaya gidip direkt İstanbul'a yola çıkacaktım çünkü dersten muaf olmuştum artık ve önümüzdeki hafta geri dönecektim.
Kafeye girdiğimde etrafı tararken neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Ya ben herkese baktığımda Rüzgar'ın yüzünü görecek kadar aşıktım ya da Rüzgar buradaydı. Bir kızla sarmaş dolaş halde oturuyorlardı ve yanlarında da başka bir çift vardı.
Benim gözlerim anında dolarken tüm vücudumun yandığını hissettim. Resmen başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü.
Göz göze geldiğimizde paniklemesini beklerken o sadece sırıtmaya başlamıştı. Donakalıp Rüzgar'a bakarken o, oldukça rahat bir şekilde yanıma gelmişti. Zorlukla fısıldadım. "Sen."
"Ben ne?" dedi büyük bir özgüvenle. Hala yaşadığım şoku atlatamamıştım. "Bana ihanet ettin. Bu yüzden mi yazmıyordun?"
"Ne önemi var? Artık bitti," dediğinde gözlerimden yaşlar süzülmüştü. Ona nefretle baktım. "Ben seni deli gibi seviyordum ya senin için her şeyi yaptım. Sınıf tekrarı bile."
"Yapmasaydın," dedi gevşek bir şekilde. Ben ise donakalmıştım. Ona vurmamı o kadar çok hak ediyordu ki ama yapamıyordum. Onun bu yüzünü ilk defa görüyordum ve gerçekten de kendimde kalamıyordum. İfadesiz ve bomboş bakarken sessizliği bozdu. "Bu arada şu anda bir sürü kızla konuşuyorum ama bir haftadan sonra aşık oluyorlar."
Söylediği cümle beynimde yankılanırken ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Ben hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. O kadar ifadesiz gözlerle izliyordu ki beni. Şimdiye kadar bana hiç merhamet etmediğini o anda anlamıştım. Karşımda düşmandan da beter bir şeytan vardı ve ben ona hayatımın iplerini vererek kendime en büyük zararı vermiştim. O kadar canım yanıyordu ki onun karşısında zavallı gibi ağlamamı bile umursayamıyordum. O ise ağlamamdan sıkılmışa benziyordu. "Ağlayacak bir şey yok."
Ona hiçbir karşılık vermeden hızlı adımlarla kafeden çıktım ve koşmaya başladım. Nefesim bitiyordu ama umurumda bile değildi, ben zaten bitmiştim. Kalbim acıyordu, ölümden bile daha fazla acıtıyordu yaşadıklarım. Aldığım her nefes ciğerlerime, saplanmış bir bıçak gibi acı veriyordu. Bu acı asla tahmin edilemezdi.
O kadar uzun süre koşmuştum ki çabucak yurda gelmiştim. Odama gidip evime götürmek için eşyalarımı hazırlamaya başladım. Ağlamamı hiçbir şekilde durduramıyordum. Gözlerimin şişeceğini de biliyordum.
Valizimi aldığım gibi hızlı adımlarla okula, imza atmaya gittim. İçeriye girdiğimde Hülya ve Kardelen'i, Cansu ve Melisa ile beraber gülüşürken görmeyi beklemiyordum. İkisi de o kadar onların arkasından konuşmuşlardı üstelik. Hiçkimseden dost olmazdı. Melisa'nın sadece bir tane kulağını yırtmışken orayı bandajlayıp, bandajı tüm kafasına sarmalarına şaşırmıştım. Uçak kazasından sağ kurtulmuş gibiydi.
Onları umursamadan gidip imza işlerimi hallettim. İşim bitince binadan çıktım. Bahçede yürürken, tekrardan onların yanından geçmek zorunda kalmıştım ve Cansu'nun sesini duymuştum. "Volkan ağabey de onu hiç sevmemiş zaten."
İçimden buna karşılık bir kahkaha atmak istemiştim. Evet sevmediğini biliyordum. Günlük 130 tl'ye çalıştırmasından belliydi.
Telefonumu çıkarıp annemi aradım. Geleceğimi söylemeyi tamamen unutmuştum. Birkaç çaldırmanın ardından annem telefonu açmıştı. "Yavrum?"
"Ben İstanbul'a geliyorum haberin olsun, sınavımı geçtim," dediğimde annem iç çekti. Ağlıyor muydu o? "Anne?"
"Gel yavrum bir an önce gel. Baban iflas etti. Hepimiz battık. Her şeyimizi kaybettik Güneş. Bittik biz, bittik." Söyledikleriyle kanım donarken bir şey diyemeden telefonu kapattım ve sindirmeye çalıştım. Bitmiş miydik sahiden?
Donakalmış halde dururken bana yönelen düşmanca bakışları hissetmiştim. Herkes bana nefretle bakıyordu. Bu insanların benden neden nefret ettiğini bile bilmiyordum ama el birliğiyle beni bir uçuruma itmişlerdi. Şimdi de düşüşümü izliyorlardı.
Hepsi karşıma dizilmişti ve yukarıdan bana bakıyorlardı. Yüzüm, uçuruma itilen birisine göre fazla ifadesizdi. Ama onlar öylesine mutlu bakıyorlardı ki düşmemin bu kadar insanın başarısı olacağını bilemezdim. Bu, ne kadar da çok mutlu etmişti onları.
Hiçbirine bakmadan arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Gitmekten başka çarem yoktu. Kaybetmiştim. Hayatım bitmişti. Her şey bitirilmişti. Ben, yenilmiştim.
Artık yeni bir sayfa açamazdım, benim hikayem çoktan bitmişti.