Yazar Adı: Meltem Rüzgarı
Kitabın Adı: İçimdeki Acı
Türü: Romantik
On beş sene önce
Adam evin kapısını açıp etrafı kontrol etti. Kimsenin olmadığına emin olunca dışarıya çıktı. Elinde ki çantaya daha sıkı sarılıp köşede bekleyen arabaya doğru yürüdü. Her adımında etrafını kontrol ediyor ve daha hızlı davranıyordu.Arabaya yaklaşınca hızla arka kapıyı açıp içeriye girdi. Gizli iş çevirmenin gerginliği ile yanında oturana baktı. Karşısında ki kadın soğuk bir şekilde onu süzüyordu. Bir an önce işi halledip gitmek istediği çok belliydi.
-Getirdin sanırım.
-Evet çantanın içinde.
Adam çantayı biraz açınca kadın baktı. Bugün doğduğu her halinden belli kız bebek vardı. Hazırladığı zarfı beklemeden uzattı.
-Bu da karşılığı.
Adam kadının uzattığı zarfı zevkle aldı. İyi bir pazarlık olmuştu.
-Bu saatten sonra ne sen beni tanıyorsun nede ben seni. Eğer beni rahatsız edecek olursan ne olacağını biliyorsun.
Adam kadına baktığında daha önce söylediklerini hatırlayınca kafasıyla hemen onayladı. Zaten bir daha karşısına çıkma gibi bir niyeti yoktu.
-Dediğiniz gibi sizi tanımıyorum.
-Güzel, şimdi hemen in ve git.
Adam arabadan indiği gibi eve geri gitti. Kızı uyanmadan yatağına yatması lazımdı. Odasına girdiği gibi yatağa girdi. Gözlerini kapatıp olanları unutmalıydı. Biliyordu ki uyandığında uğraşması gereken bir kızı vardı.
"""""
Araba hızla hastaneye vardı. Kadın arabadan indindiğin de, şoför çantayı alarak yanına geldi.
-Bunu ayarladığımız hemşireye veriyorsun. Dikkat et kimse seni görmesin.
-Tamam efendim.
Kadın çantaya baktığında başkasına ait bir bebek olduğunu düşündükçe sinir oluyordu. İşler yolunda gitseydi bunları yaşamak zorunda kalmayacaktı.
Her şey bir sene önce planlayarak bu yola girmeleri ile başlamıştı. Kızı aylarca Tuna'yı takip ettikten sonra yatağa atmayı başarmıştı. Ömer Yurdum'um büyük oğluna ulaşmak hiçte kolay olmamıştı. Daha yirmi yaşında olmasına rağmen herkesin gözü Tuna'daydı.
Oğlan ailesine bağlı biriydi ve geleneklerine çok bağlıydılar. Bu da onların işini daha da kolaylaştırmıştı.
Biliyordu ki Tuna'yı yatağa atabilirse ailesi kesinlikle kızla evlendirdi. Hele bir de hamile kalmasını başarırsa her şey istediği gibi giderdi.
Kızı Tuna'yı gittiği bir partide sarhoş edip yatağa atmıştı. Bu kısımdan sonra kızının namusu giden anne rolüne girmişti. Beklediği gibi de Ömer ve Nergis çifti çocuklarının hatasını evlendirerek çözmeye çalışmışlardı. Hızla iki genç nikah kıymıştı. Asıl güzel yanı ise kızının hamile kalmasıydı. Bu onların garantisi olmuştu. Bu saatten sonra Tuna istese de boşanamazdı.
Plan her şeyi ile iyi giderken bir hafta önce ellerinde patlamıştı. Bebek kızının karnında ölmüştü. Hemen yeni bir yol düşünmek zorunda kalmıştı. Babalık testi ilk anda yaptıkları için bir daha yapmayacaklarını biliyordu. Geriye sadece yeni doğmuş bir bebek bulmak kalıyordu.
Hastahane de doktoru ve hemşireyi ayarladı. Bebek ameliyatla alınırken diğer bebek devreye girecekti. Tuna ve ailesi erken doğum zannedip diğer bebeği kucaklarına alacaklardı. Şimdi zenginliğin sefasını çekme dönemi başlamıştı. Aylardır stresten gerilmişti.
Kızın odasına girdiğin de korku dolu gözlerle baktığını gördü. Sibel aynı kendisine benziyordu. Sarı saçları, renkli gözleri ve güzel bir vücudu vardı. Hamile kalsa bile vucudu çok değişmemişti.
-Anne nerede kaldın?
-Geldim işte. Tuna geldi mi yanına?
-Evet bir kere geldi. Uyuyor numarası yaptım, sonra hemşireye sordu.
Tedirgin gözlerle kızına baktı. Doktor ve bir hemşire dışında olayı bilen yoktu. Biri yanlış bir şey söylerse biterlerdi.
-Korkma ayarladığın hemşire buradan hiç ayrılmadı. Ameliyatın biraz zor geçtiğini annenin ve bebeğin dinlemesi gerektiğini söyledi. Garibim Tuna'da inandı.
İkisi de güldü, şu anlık planları iyi gidiyordu. Ciddi bir yüzle kızına baktı.
-Bak Sibel artık yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Dikkat et ve yeni doğum yapmış anne rolüne gir.
-Anne ben nasıl yapacağım onu? Hem bana ait olmayan bir bebeği kucağıma bile almak istemiyorum. Hoş kendi bebeğim olsa da değişmezdi.
-Beni sinir etme. Şu hastaneden çıkıp eve gidene kadar iyi rol yap. Sonra Tuna işe gidince nasıl davranmak istiyorsan davranırsın.
-Offff bir de bebekle uğraşacağız. Hem Tuna yüzüme bile bakmıyor.
-Sen merak etme bebeği gördüğünde iş değişir.
-Umarım dediğim gibi olur. Bana elini bile sürmüyor, aynı evde yaşayan iki yabancı gibiyiz.
-Kızım biraz akıllı ol ve bundan sonra çocuğu kullan. Eğer seni karısı olarak yatağına almasa bile o evde kalmayı kendine garantile. Ben bu kadar sıkıntıyı boşuna çekmedim.
Sibel cevap verecekken kapıdan Tuna girdi. İkisi birbirine bakıp maskelerini büründüler.
-Aaa Tuna olmadı, karın yeni doğum yapmış sen yoksun.
Sibel de nazlı kadın rolüne bürünüp kocasına baktı. Tuna ikisine de sinirli gözlerle izliyordu. Her şeye rağmen sakin olması gerekiyordu. Yirmi yaşında baba olduğunu hatırladıkça pek mümkün olmasa da denedi.
-Kusura bakmayın, aşağı kahve almaya inmiştim. Bir ara geldim Sibel uyuyordu.
-Tamam damat bey, ama bir daha kızımı yalnız bırakma.
Tuna muhabbetin uzamasından sıkılıp "Kızımı ne zaman getirecekler?"dedi. Tek ilgilendiği şey kendinden bir parça olan kızıydı. Cevap alamayınca "Ben bir bakayım."dedi. Kapıyı açmıştı ki hemşirenin kucağında kızı karşısındaydı. Öylece kalırken sanki rüyada gibiydi.
Kadın ise kızına bakıp 'bu iş tamam' dedi.
-Kızınızı getirdim efendim. Acıkmış küçük prenses.
Tuna hala donmuş bir şekilde bebeğe bakıyordu. Yanından geçip Sibel'e verilişini izledi. Nasıl emdireceğini bilmediği için hemşire yardım etti. Kapıyı kapatıp kızının yanına yaklaştı. Onca yaşadığı çirkin olayın içinde tek güzel olan küçük bedendi.
-Çok tatlı değil mi?
Kayınvalidesini sevmese de dediğine hayır diyemedi.
-Rüya gibi...
Tekrar kapı açıldığında içeri Ömer bey, eşi Nergis hanım ve küçük oğlu Koray girdi.Hepsi merakla bebeğe bakmaya başladılar. Ömer oğlunun omzuna elini koyup kendisine bakmasını sağladı.
-Oğlum baba oldun, gözün aydın.
-Tuna bu küçük kız bizim torunumuz mu?
-Bende amca oldum ya.
Kadın kızına zafer bizim der gibi bakıyordu. Küçük bir bebek bütün her şeyi çözmüştü.
-Adı ne olacak Tuna?
-Bilmiyorum anne.
Kadın kızına kaş göz işareti yaptı. Sibel zeki kızdı ve annesinin ne demek istediğini anlamıştı.
-Tuna ne koymak istersin?
Sibel'e baktığında bir anlık öfkesinden vazgeçip tebessüm etti..
-Ben mi karar vereyim?
-Evet canım, sen adını koy.
Sibel her anı değerlendiriyordu. O geceden sonra Tuna'ya bir adım bile yaklaşamamıştı. Ciddi bir uyarıdan sonra evlenmeyi kabul etmişti. Şimdi fırsatları değerlendirmesi gerekiyordu.
Tuna biraz düşündü, bu güzel kıza ancak "Rüya" ismi güzel giderdi.
İsmi sesli söylediğinde herkes çok beğendi.
Saatler önce dünyaya gelen bebek annesinden koparılıp başka ellere vermişti. Adı Rüya denmişti.
Bir yalanın içinde olduğunu bilmeden kendinden olmayan bebeğe babalık yapacak olan Tuna'yı neler bekliyordu?
Hayatın onlara neler sunacağını zamanla hepimiz göreceğiz.
“”””””
On Beş Sene Sonra
Oturduğum sandalyeden kalkıp camın arkasında yatan
kocama baktım. Tam bir haftadır aynı şekilde yatıyordu. Doktorlar durumun
pek iyi olmadığını söylemekten başka bir şey yapmıyorlardı.
Peki ben kim miyim? Hayatın zorla getirdiklerini yaşamak zorunda
kalan biri. Annem ve babam adımı 'Hayat' koyarken ne düşündü bilmiyorum, ama
hayatım gerçekten zor geçti.
Geçmiş gözlerimin önüne gelirken eşimi izlemeye devam ettim.
Hayatım nerede değişmişti? Tam on beş sene önce olmuştu. Hem de hiç bana
sorulmadan alt üst olmuştu. Oysa daha hayatın ne olduğunu anlamaya çalışan
küçük bir kızdım.
Annemi kaybettikten sonra babamla hayatın zorluklarına göğüs gelmeye çalışıyorduk. Daha on beş yaşındaydım. Orta okulu bitirmiş, genç kızlığa yeni adım atmıştım. Babam inşaatta çalışıp geçimimizi sağlamak için uğraşıyordu. Ben ise annemin boşluğunu doldurmaya çalışıyordum. Ta ki hayatımın değişeceği güne kadar. Oysa her zamanki gibi aynı şeyleri yapmıştım. Evi toplamış, güzel yemekler yapmıştım. Çalan kapının sesiyle de babam geldi sanıp üstümü düzeltmiş ve açmak için koşturmuştum.
Açamam gerektiğini anladığımda ise çok geçti. Bir el ağzımı kapatıp beni içeri sürüklemişti. Daha ne olduğunu anlamadan da kendimi odanın ortasında bulmuştum. Babamın yanında birkaç kere gördüğüm adamın bakışları beni korkutmuştu. Kaçmaya çalışsam da kollarımdan tuttuğu gibi beni sıkıştırmıştı. Ona göre dakikalar sonra bana göre ise ömür boyu öğrenmek istemediğim şeyi yaşamıştım. Çırpınışlarım boşuna giderken herkesin namus dediği o şeyi saniyeler içinde vermiştim. Daha on beş yaşındaydım ve ben bunları yaşamaya hazır değildim. İşini bitiren adam çekip giderken ağlarken bayılmıştım. Gözlerimi açtığımda ise yatağımda yatıyordum. Her şeyin rüya olduğunu umut ederek üzerime baktım. Oysa o pis ellerinin izleri her yerimdeydi.
Gözyaşlarım tekrar akmaya başladığında birden kapı açıldı. Giren babam olsa da korkuyla geriye kaçtım. Sinirle bana bakarken ben sadece beni koruması için yalvaran gözlerle izledim.
-Bunu sana kim yaptı?
Bunu bana kim yaptı? Olayın şoku ile sadece ağlıyor ve sessizce
izliyordum. Kelimeler benden gitmişti. Babam ise odanın içinde öfkeden dönmekten
başka bir şey yapmıyordu. En son önümde durup gözlerini bana dikti.
-Bu duyulursa adım beş paralık olur. Bir çözüm bulmam lazım.
Sende toparla kendini ve bundan kimseye bahsetme.
Sadece kafamla onayladım. Zaten ne konuşacak nede
yerimden kalkacak halim vardı. Babam kapıyı çekip gittiğinde ben
acılarımla baş başa kalmıştım. Saatler sonra da gelmişti. Yüzüme bakmadan “Evleneceksin.
Seni bu şekilde kimse almaz. Birini buldum o da kabul etti.”dedi.
Her kelimesi acıyan kalbime bir bıçak daha sapladı. Ben daha on beş yaşındaydım ve hayallerim vardı.
~~~~
Birkaç gün sonra evleneceğim adam evimize gelmişti. Benden on
altı yaş büyük birine beni vermişti. Zaten aşk hayatımda yoktu, ama en azından bir
gün aşık olup evlenmek istemiştim.
Evlendik ve kocam olacak adamın yani Cengiz'in evine yerleştik.
Çok zengin olmasa da maddi durumu iyiydi. Giyim mağazası işletiyordu. Evde bana
bir oda verdikten sonra kendi başka bir odaya yerleşti. Buna sevinmiştim, en
azından zorla karısı yapmayacaktı. O olaydan sonra babama bile yaklaşamazken
başka erkeğe dokunamazdım.
Aylar sonra hamile olduğumu anladığımda ise yeni bir şokla karşı karşıyaydım. O yaşımda ne yapacağımı bilmeden bekledim. Babam duyunca aldırmak istese de artık çok geç olduğunu öğrenip sinir oldu.
Beni hayata bağlayacak belki tek şey karnımda ki bebekti. Onu doğumdan sonra kucağıma aldığımda yeniden doğduğunu hissetmiştim. Daha on altı yaşında bir anneydim, ama sanki bunu bekliyormuş gibiydim.
Doğum yaptığımız gün akşamında eve geçmiştik. Yorgunluktan
uyuyup kalmıştım. Hayatımın ikinci büyük acıyı o gece yaşadım.
Uyandığımda bebeğim yoktu. Ellerinin arasında daha kokusuna doyamadan alınmıştı.
Ne polise gidebildim ne birine sorabildim. Babam kimin olduğu belli olmayan bir
çocukla uğraşamayız diyerek beni oturtmuştu. Aramak istediğimde ya tehdit ya da
dayakla durdurulmuştum. Eşim ise o dönem sessiz kalmıştı.
Günlerce belki aylarca sessizce ağladım. Artık ölmekten başka bir çarem yok gibiydi. Evde bulduğum ilaçları içip bu işkenceye son vermek istedim. Başaramadığımı gözlerimi açtığımda anladım. İşte o günden sonra Cengiz çok değişti. Sanki eş değil bir abi, dost olmuştu.
Günlerce kendime gelip toparlanmam başımda beklemişti. Belki hayata tutunmamı sağlayan biri de o olmuştu. Bir kez bile karısı olmamı teklif etmedi. Sadece aynı evi paylaşan iki insan olduk.
On sekiz yaşında tekrar eğitime devam etmemi sağladı. Liseyi
bitirip sınavlara girmeme yardımcı oldu. Üniversiteyi başka bir yerde
okuyamayacağım için İstanbul'da ki okulları tercih ettim.Bu sırada Cengiz
işleri yavaş yavaş büyütmeye başladı. Bir dükkanı varken ikinci dükkanı açtı.
Üniversitede işletme bölümünü bitirdikten sonra Cengiz'in yanında çalışmaya başladım. Artık dört dükkanı vardı. Bir yerde küçük bir ofisle idare ediyordu. Beni de yardımcısı yapmıştı. Hayatın en kötü günlerini yaşasam da Cengiz sayesinde biraz olsun toparlanmıştım.
Güzel giden her şey bir hafta önce kötü bir haberle yine değişmişti. Cengiz mağazaları ziyaret için çıktığı yolda kaza geçirmişti. İki araba arasında sıkışmıştı ve durumu hiçte iyi değildi. Bu hayatta babamı da kaybettikten sonra bir tek o kalmıştı.
Şimdi onu böyle izlemek çok ağır geliyor. Aramızda aşk olmasa da sevgi, saygı, arkadaşlık ve dostluk vardı.
Hemşirenin seslenmesi ile hatıralardan sıyrılıp dikkatimi
vermeye çalıştım.
-Hanımefendi eşiniz sizi görmek istiyor.
-Uyandı mı?
-Durumu pek iyi değil, ama sizi görmek için ısrar ediyor. Doktor beyde kabul etmek zorunda kaldı.
-Tamam, hemen gidelim.
-Buyurun ben sizi hazırlayayım.
Hemşireyi takip edip üzerime verdiği şeyleri giydim. Odadan
içeri girdiğimde koku ve makina sesleri beni karşıladı. Yatağa yaklaşıp
Cengiz'in elini tuttum. Gözlerini açıp bana baktı. Diğer eliyle nefes almak
için takılan maskeyi çıkardı.
-Hayat...
-Cengiz dinlenseydin. Neden beni görmek için ısrar ettin?
-Şimdi lafımı bölmeden beni dinle. Fazla vaktim yok ve ben
seninle helalleşmeden gitmek istemiyorum.
Cengiz zorla konuşuyordu. Bir şey söylemek istedim, ama eliyle
beni durdurdu.
-Lütfen..
-Tamam.
-Sana karşı kendimi hep suçlu hissediyorum. Bunu daha önce
anlatmalıydım, ama cesaret edemedim. Şimdi yolun sonuna geldim ve anlatmak
istiyorum. Senin bebeğin doğduğu gün baban yanıma geldi. Ne olursa olsun ondan
kurtulmak istediğini söyledi. Beni ikna ederek bebeğini o gece birine verdi.
Zorla konuştuğu kelimelerden sonra şaşkınlıkla izliyordum.
Gözyaşlarım akmaya başladığında Cengiz anlatmaya devam etti.
-O gece buluştuğu kadın çocuğu alıp gittiğinde gerisi kolay diye
düşündü. Senin aramaman için yaptığı baskılar işe yaramıştı. Her şey sen
intihar etmeye kalktığında değişti. O gün seni öyle bulunca yaptığım şeyden
pişman oldum. Babana çocuğu geri alalım dediğimde kadını tanımadığını
söyledi. Sadece o gece görüşmüşler, gerisini ise aracılar halletmiş. Öğrenmek
istediğimizde tehditlerle geri döndük. Yapabileceğim tek şey seni bir şekilde
hayata bağlamaktı. Vicdanımı bu şekilde rahatlatmak istedim. Bundan beş yıl
önce ise gazetede baban o kadının resmini gördü. Bir davette çekilmişti. Yanında
kızı, damadı ve torunu vardı. Yani senin kızın. O anda ne yapacağımızı
bilemedik. Kızın on yaşına gelmişti ve biz bir anda hayatına dalamazdık. Sonra
baban öldü ben bu sır ile kaldım. Kaç kere söylemek istesem de cesaret
edemedim. Hayat..
Daha çok akan gözyaşlarımla ona baktım. Çalınan hayatım ve
çaldıkları kızım. Hangisine ağlamalıydım?
-Beni affet..
Bu saatten sonra affetmesem ne olacak? Can çekişerek bakan
gözlere “Seni affediyorum.” dedim.
-Git kızını bul lütfen.
-Nasıl olacak?
-Kızın Rüya Yurdum. Tuna ve Sibel Yurdum'un kızı.
Hayatım da her şeyin durduğu nokta. Bahsettiği adamı az çok
biliyordum. Tekstil işinde önde gelen şirketlerin başındaydı ve kızım
onunlaydı ve kızım onunlaydı.
“”””””
Rüya Yurdum
Gözlerimi güzel bir sabaha açtım. Yatakta biraz keyif yapmanın kime sakıncası olur. Bir o yana bir bu yana derken kapı açıldı.
-Aaa Rüya hala yatıyorsun. Kızım kalk geç kalacaksın.
Evet beni uyandırmaya çalışan kim mi? Benim biricik bakıcım, beni büyüten Sevgi teyzem. Annem çok yoğun olduğu için bana o bakmış. Şu yaşıma geldim kadın peşimden ayrılmıyor. Hoş bende ayrılmasını istemiyorum.
-Rüya kızım!
İşin en güzel yanı biraz naz yapmak. Zaten bir babama bir de Sevgi teyzeme naz yapıyorum. Dedem, babaannem ve amcamı da unutmayayım. Ya da annem ve anneannem dışında herkes desem daha kolay olur.
-Rüya!
-Efendim..
Birden kalkıp Sevgi teyzemin karşısına dikilince korkmuştu.. Sevdiğim o güzel yanaklardan öpmeye başladım.
-Özür dilerim Sevgi teyzem.
-Tamam sulanmayı bırak da kalk hazırlan. Bugün okul var.
Evet bugün lisede ilk günüm ve ben galiba heyecanlıyım.
-Tamam komutanım.
-Deli kız, hadi kahvaltı hazır çabuk gel.
Sevgi teyze kapıdan çıkıyordu ki onu durdurdum.
-Babam gitti mi?
-Hayır canım daha gitmedi.
-Peki annem?
Sevgi teyze ne demek istediğimi anladığı içim tekrar yanıma geldi. Oturup ellerimi tuttu.
-Yine mi yok?
-İşi varmış canım erken gitti.
-Ne işi bu teyze? Sabahın bu saatin de gidecek kadar önemli.
-Rüyam.
Dudaklarımı büküp yataktan kalktım. Sevgi teyze elimi tutup durdurmaya zorlasa da bırakıp banyoya yöneldim.
-Bak kahvaltıda en sevdiğin şeyi yaptım.
Az önceki üzüntüyü unuttum sevinçle teyzeme döndüm.
-Yoksa kızartma mı?
-Evet, hadi soğumadan in aşağı.
-Tamam, hemen hazırlanıyorum.
Hızlıca bonyaya girip eli yüzümü yıkadım. Ah şu saçlarım anlamıyorum ki kime çekmiş? Annem sarışın ben kumral, renkli gözlü ben kahverengi. Uzun güzel bayan ben ise kısa boyluyum. Saçlarım desen tam bir kıvırcık faciası. Babama çektim desem tek kumrallığımız benziyor. 1.85 boy ben bücür, ela gözler benim kahverengi. Düz güzel saçlar ,benimkini konuşmaya gerek bile yok. Adam yakışıklılıktan ölecek ama ben, dur ya bende güzelim yani. Anlayacağınız kime çektim bilmiyorum.
Zar zor saçımı hallettikten sonra okul kıyafetlerini giydim. Lise üniforması nede yakışırmış.
Çantayı da aldık mı işte hazırız.Hızla asağı inme vakti.
-Kızım bir gün bir yerini kıracaksın biraz yavaş.
-Günaydın baba.
Babama yaklaşıp en sulusundan bir öpücük verdim. Bu adama aşığım ben ya.. Yine yanağını temizlemeye çalışıyor.
-Günaydın kızım. Bir kere böyle öpmesen olmuyor değil mi?
Kaşlarımı kaldırıp "hayır" dedim. Babam tuttuğu gibi beni kucağına çekti. İşte ben buyum,babasının hiç büyümeyen küçük kızı.
-Gel buraya bakayım.
-Baba artık kucağına sığmıyorum.
Babam güzel kahkasını gönderdikten sonra bana bakmaya başladı.
-Bu boyla mı kızım?Hala küçük bir bebek gibisin.
-Baba!
-Tamam kızma hadi kahvaltıya.
Boyumun küçük olması benim suçum mu yani? Neyse okul var hızlı olmalıyım. Oturduğum gibi ne bulduysam ağzıma attım.
-Kızım yavaş.
-Baba geç kalacağım.
Hızla yemek yerken babam saate baktı.
-Ne geç kalması ,hem zaten şoför seni vaktinde bırakır.
-Sen gelmeyecek misin?
Gülümseyerek elimi tuttu.
-Kızım büyüdün artık, kendin gide bilirsin.
-Ben büyümek istemiyorum, senin küçük kızın olmak istiyorum.
-Sen zaten benim küçük kızımsın.
Daha fazla ısrar etmeyerek kahvaltımı yaptım. Sonra da çantamı alıp evden çıktım. Güzel bir yolculuktan sonra okulumuza adım attım. Küçüklüğümden beri özel okullar da okuyordum. Artık aynı insanlarla devam ediyoruz desen yeridir. Zaten bir çoğu aileler birbirini tanıyor.
-Rüya!!
Evet deli gibi bana doğru koşturup gelen sevgili arkadaşım Gizem'den başkası değildi.
-Gizem!
-Kızım özledim seni.
-Saçmalama istersen daha dün konuştuk.
-Tamam be sanada bir şey denmiyor.
-Oy kırılırmış benim arkadaşım.
Gizem yanaklarını sıkarken her zamanki gibi sevdalısı yanımızda belirdi. Tarık orta okuldan beri Gizem'in peşinde dolaşıyor. Yanında da ayrılmadığı arkadaşı Ali de var.
-Selam kızlar.
Tarık resmen Gizem'in içine düşerek selam vermişti. Bizim kız ise yine kaçma yollarını arıyordu.
-Selam Tarık.
-Selam.
-Ali nasılsın?
Tabiki de konuşan bendim. Gizem hanım etrafa bakmakla meşguldü. Koluna dirseyimle vurup bana bakmasını sağladım.
-Selam.
Zorla konuştu hanım efendi. Tarık, Gizem ile konuşmaya çalışırken bende Ali ile konuşayım dedim.
-Ali hangi sınıftasın?
-A şubesi Tarık ile aynı sınıfatayız.
-Ne güzel bizde Gizem ile B sınıfındayız.
-Sevindim sizin adınıza.
Ali genelde uçarı bir çocuktu,ama bana karşı hiç yanlışını görmedim. Onun için iyi anlaşırdık.
-Biz gidelim, sonra görüşürüz hadi size bay.
Gizem koluma girdiği gibi beni sürüklemeye başladı.
-Gizem en azından bir iyi dersler deseydim.
-Kızım zaten beni Tarık ile bıraktın sana sinir oldum.
-Ne var ki bunda ,hem çocuk sana deli gibi aşık.
-Aşkı batsın onun, ben istemiyorum arkadaş.
-Güzel arkadaşım neden istemiyor acaba?
-Beni sinir etme Rüya, sevmiyorum o çocuğu. Şimdi yürü derse geç kalıyoruz.
Evet Gizem hanımı da sinir ettiğimizde göre okulumuzun ilk günü herkese hayırlı olsun.
""""
Allahım bu dersler ne? İzin verin ben orta okula geri döneyim. Öğle arası olmuş saatlerdir gördüğüm işkenceden sonra kafamı masaya koymuştum.
-Rüya kalk gidiyoruz.
Evet demek ki bitmecek bir işkencem var. Adı da Gizem işkencesi.
-Kızım kafam şişti zaten bırakta azıcık dinleneyim.
-Rüya edebiyat hocasının dediğini duymadın sanırım.
-Gayet duydum arkadaşım, ama şimdi kafamı masaya gömmek istiyorum.
-Kalk kütüphaneye gidiyoruz.
-Ne acelesi var? Gideriz bir ara.
Edebiyat hocası dünya klasiklerinden okumamazı istedi. Neymiş şimdiden başlamanız lazımmış. Kardeşim okulun ilk günü rahat bırakın bari. Tabi bizim dakik Gizem hanım hiç durur mu? Durmaz ve kimse durduramaz.
-Rüya kalkıyor musun, yoksa kaldırmayım mı?
-Tamam be kalktık işte.
-İşte böyle, şimdi düş önüme.
Mecburen Gizem'in önüne düştük ve okulumuzun meşhur kütüphanesinin yolunu tuttuk. İçeri girdiğimiz de gayet güzel döşenmiş kitap rafları ile karşılaştık. Üşenmemişler koca bir alana beş sıra raf dizmişler. Boş alanada oturmak için masa sandalye döşemişler.
-Şuradan başlayalım Rüya.
-Ayrılalım istersen.
-Yok canım ,yemezler düş peşine.
Evet son kaytarma halimde suya düştükten sonra Gizem'in takip etmeye başladım. Raflar arasında gezip kitaplara bakarken Gizem birden kolumu dürtmeya başladı. Yani ne var bu kadar çekiştirecek.
-Rüya şuraya bak.
-Gizem bakıyorum, ama ne gördüğünü anlayamıyorum.
-Kızım kitaplara değil şu tarafa.
Gizem'in gösterdiği tarafa bakınca üç tane taş gibi çocukların kitaplara baktığını gördüm.
-Vayyyyy...
-Bence de vayyy Rüya. Bunlar kim acaba?
-Kim bilmiyorum ama hem taşlar hem zeki gibiler.
-Zeki olduğunu nerden anladınız sevgili Rüya hanım.
-Kızım erkekler kütüphaneye mi gelir? Geliyorsa zekidir ,yakışıklı oldukları zaten ortada.
-Bizde kütüphanedeyiz.
-Aklın nasıl çalışıyor Gizem? Biz erkek miyiz?
-Ha doğru, neyse onu bırak hadi tanışalım.
-Nasıl olacak o Gizem hanım?
-Sen onu bana bırak.
Benim bir şey dememi beklemeden çocukların yanına doğru yürüdü. Bende mecburen onu takip ettim. Çocuklar kitap bakıyor sonra aralarında konuşuyorlardı. Biri sarışın, renkli gözlü, boyu posu yerinde çocuktu. İkincisi beyaz tenliydi, kahverengi gözleri vardı. Anlamıyorum ki bunlar ne içiyor da bu kadar uzuyor. Bileyim de bende içeyim yani. Üçüncüsü ki benim en çok dikkatimi çeken oydu. Kumral saçlar kahverenginin koyu tonu gözler. Boy desen yine sırık gibi ama yakışmış yani. Onu izleyerek yaklaştım.
-Afedersiniz rahatsız ediyorum.
Gizem en kibar haliyle çocuklara seslenmişti. Üçü aynı anda baktı sonra benim hayran olduğum çocuk kitaba geri döndü. Ne yani ilgisini çekmedik mi? Hadi ama insan bir bakar.
-Hayır etmiyorsunuz.
-Sevindim ben ve arkadaşım okulda yeniyiz de..
Gizem resmen çocuğun içine düşecekti. Ah benim zeki arkadaşım tanışma yolu da bulmuştu.
-Demek öyle, o zaman tanışalım. Ben Can arkadaşım Selim ve kitap kurdumuz Burak.
Demek beğendiğim çocuğun adı Burak ve kitap kurdu. Bundan sonra kitap kurdu olacağım kesin. Yalnız hala bakmadı. Orası nasıl olacak bakalım.
-Bende Gizem ve arkadaşım Rüya.
-Tanıştığımıza memnun olduk. Biz ikinci sınıfdayız. Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Bu safer konuşmaya Selim atlamıştı. Çocuk baya kibar birine benziyor diyecektim ki diğerleri gülünce her şey anlaşıldı. Beyefendi kız görünce kibar olup sonra öküzleşen tiplerdendi anlaşılan. Burak kitabından başını kaldırmadan gülmüştü ve o an anladım ki bu çocuk gülerse ben bayılırım.
-Biz de memnun olduk değil mi Rüya?
Konuşmanın başından beri sadece izleyen ben konuşmaya dahil olmam gerekiyordu. Gözümü Burak'tan alıp diğerlerine baktım.
-Tabi memnun olduk. Arkadaşınız pek konuşmayı sevmiyor anlaşılan.
Ağzımı yine tutamadım ve Burak'a laf attım. Bir an kafasını kaldırıp baktı ve geri kitaba döndü. O an kalp krizi geçireceğim zannettim. O bakış neydi öyle? Yani şimdi babam yanlış anlamasın ama babamdan bile yakışıklı.
-Burak kitaplardan pek başını kaldırmaz. Biz yardımcı olalım.
Konuşma isteğim kalmamıştı. Burak konuşmayacaksa konuşmanın manası yoktu. Sevgili pek meraklı arkadaşım konuşabilirdi.
-Biz dünya klasiklerinin yerini arıyorduk.
-Onlar şu tarafta, gelin göstereyim.
Can ve Selim göstermek için ilerlediler. Gizem onları takip etmeye başladı. Ben yine arkalarındayım. Tam Burak'ın yanından geçerken kendimi tutamadım ve baktım. Yine bakışlarını kaldırıp bana baktı. Bir kaç saniye birbirimizi izledik. Güzel anı Burak kitaba bakarak sonlandırdı.
"Ne olacak kitap kurdu değil soğuk nevale" Birden gülme sesi gelince arkama baktım. Gülerek bana bakıyordu, bu çocuk hep böyle gülemeli bence.
Birden neden güldü diye düşünürken, aklım başıma geldi. Anlaşılan içimden değil sesli konuşmuştum.