Fakir Yürek / Suerisi

4995 Words
Yazar Adı: Suerisi Kitap Adı: Fakir Yürek Türü: Romantizm TANITIM +18 Yetişkin içerikli sahneler var... “Dokunma bana!” diye bağırıp bana deli gibi dokunmasını istediğim ellerden uzaklaştım. “Ben annemin evine dönüyorum! Boşanmak istiyorsan boşan! Amerika’ya gitmek istiyorsan git! Umurumda bile değilsin! Elbet spermlerini bana verecek birini bulurum!” dememle kapıyla onun arasında sıkışmam bir oldu. Yeşiller sinirden kopkoyu olurken yutkundum. “Niye sinirli bakı-” Hırsla öpülen dudaklar bana söylediğim kelimeleri hazmedemediğini fısıldayınca ben de az önce duymaktan nefret ettiğim -Sizi Sevmiyorum!- sözünün intikamını almak istercesine yüzünü avuçlayıp öfkeyle karşılık verdim. Belime dolanan eller beni kendisine bastırırken bilerek kendimi ona sürttüm. Öpüşü hızlanırken yatakla buluşan sırtımla üzerime eğilmesi bir oldu. Ağırlığını hissetmezken hissettiğim sertlik zaferle gülümsememe yetiyordu! Beni arzulamaktan deliye dönersin inşallah! Elleri yanlarda sabit dursa da dudakları dudaklarımdan ayrılıp çenemi oradan da boynumu bulunca seslice inledim. “Ah!!!” Başka sperm bulacakmış! Ben varken başka kimse olamaz! Ladin Hanım kıvrandıkça kıvranırken beni üzerinden itmesiyle haddimi fazla aştığımı düşünürken üzerime çıkıp arzulu kahvelerle hafifçe gülümseyip “Birazda sen kıvran!” diyerek elini eşofmanımın içine sokup penisimi kavramasıyla “Ladin Hanım!” diye hırlasam da o gülümseyerek okşamaya devam edip üzerime doğru eğildi. “Kendime hazır hâle getiriyorum diyeceğim ama çoktan hazır! Sımsıcak ve sert!” diye zafer konuşmasıyla gülümsedim. Elini biraz daha gezdirip gözlerime baktı. “Bu sadece benim!” diye kararlılıkla konuşunca cesaretine hayran kaldım. “Sizinki de benim!” dememle yüzüme eğilip “Sadece senin!” diye dudaklarıma sarıldı. Ona karşılık verirken aldığım hazzın haddi hesabı yoktu. Usulca elini penisimden çekmesiyle onu altıma aldım. “Sadece sizin!” “Her zaman benim olacak!” demesiyle güldüm. “Cesaretinize hayran kaldım.” “Hayran kalmakla kalmayacaksın deli divane olacaksın!” diye meydan okumasıyla “İddialısınız!” dedim. Eliyle tişörtümü kavrayıp “Göreceksin!” dedi. Burnuna bir öpücük bırakıp “Ben de bana hazır halde olana dokunmak görmek isterdim.” dedim. Alayla gülüp “Şansına küs!” demesiyle başımı olumsuz anlamda salladım. Bilerek başımı boyun girintisine gömüp öpüp ısırmaya ve emmeye başladım. Pislik herif resmen benim delirtiyor. Boynumdan öpmesi yetmezmiş gibi bir de ısırıp emiyordu. Arzudan daha da kıvranırken yüzünü avuçlamaya çalıştım ve başarılı oldum. Yeşil hareler beni istediğini bas bas bağırırken daha çok isteyeceğini anlatmak istercesine yüzüne baktım. “Boşuna eziyet etme!” diye uyarıda bulundum. Alnını alnıma yaslayıp “Siz de istiyorsunuz!” dedi. “Asla inkâr etmedim!” Gülümseyen yüzüyle ben de gülümsedim... ♡♡♡♡♡ Aşk neydi? Ladin için aşk Yiğit Ali'nin sadece ona ait olmasıydı. Sadece onu sevmesiydi... Yiğit Ali için aşk yoktu sadece güven vardı. O da yatakta başlayıp yatakta biten bir güven... Ladin gün geçtikçe Yiğit Ali'ye bağlanırken Yiğit Ali, Ladin'i sadece evlilik anlaşması yaptığı eşi olarak mı görüyordu? Peki Ladin evlilik anlaşmasının arkasına sığınıp bu 3 yılı sevdiği adamla mutlu olarak mı geçirecek yoksa Yiğit Ali'nin ona aşık olmayacağını anladığı her gün sudan sebep bir bahaneyle Yiğit Ali'yi kırıp geçecek mi?... BÖLÜMLER 1. Bölüm: Ladin KÖKSAL Sahada Sessizliğin arkasında gizlidir çığlıklar... #Ladin Karşısında oturduğum insan tüm sinir sistemlerimi ve sınırlarımı allak bullak edecek potansiyeline sahip potansiyelsiz bir insan. Burnu Kaf Dağı’nda olduğundan burnundan fışkıran kılları kendisine hayran olan insanlar olduğunu düşündüğü için kesmeye ya da aldırmaya kıyamıyor. Ellerinde ve gömleğinin ilk iki düğmesinden fışkıran kıllar sss ormanıyla yarışır ve kaybetmesinin tek bir nedeni olur o da kendisindeki kıllarının yanmış ağaca benzetilmesidir. Daha fazla bu görüntüyle ilişkimi devam ettirmeyeceğim için adamı baştan aşağı süzdükten sonra “Üzgünüm benimle olamazsınız.” deyip masadan kalktım. Adam bana şaşkınlıkla bakmaya devam ederken çantamı alıp seri adımlarla kafeden çıktım. Bundan sonra anneme kriterlerime kılsız erkek maddesini koymasını isteyeceğim. Ya kıllı insan mı olur? Teknoloji almış başını gidiyor, lazere gir temizlen kardeşim. Kış ayında üşürsen de battaniyeyle ısın kıllarınla değil! Düşüncelerimi kıllarla harcayamayacağım için kulaklığımı kulağıma takıp kendimi müziğin akışına bıraktım. Eve gideceğim otobüs gelince elimi kaldırıp beklemeye başladım. Bazen durakta olmamıza rağmen gaza basıp gidiyorlar mübarekler. Otobüs kapısı açılınca burnuma doluşan ter kokusu değil insanların ağır parfüm kokusu oldu. Bazen insanlar öyle bir parfüm kullanıyorlar ki burnumuz ter kokusunu hasret kalıyor. Oturacak bir yer bulamayınca ayaktaki en iyi konumu bulmaya çalıştım. Çalışmalarım boşa çıkınca kara talihime boyun eğmeye karar verip otobüsün biraz içine dalarak teyzelerin kısır partisine eşlik ettim. "Bu zamane gençleri hep kendilerini düşünür. Yaşlı biniyor kalkıp yer veriyim diyen yok. O kulaklığı takıp kalmamak için ya görmezden geliyor ya da uyku numarası yapıyor." "Haklısın valla canım. Bizim zamanımızda böyle miydi? Büyüklerimiz içeriye girince hemen ayağa kalkar onlar otur demeden oturmazdık. Saygı da kusur etmemek için ağzımızı açmazdık..." Bu tür konuşmalar almış başını gidiyor. Ben de otobüste müzikle ne kadar az kafa bulunduğunun kanıtına varıp kulaklığı kulağımdan çıkarttım. Ben Ladin KÖKSAL, 23 yaşında Hukuk Fakültesi mezunu, kendi halinde mini minnacık bir kızım desem inanmayın. Ben kim miyim? Boş verin ya da size sadece şunu söyleyeyim; yanaklarımda ki allık mübarek gülü kıskandıracak derecede kırmızı. Sağ olsun annemin kıymetli genleri. Gözlerimde ki güzellik nergis çiçeğini uykusunda uyandırır, boyumda ki uzunluk selvi ağacını gölgede bırakır. Yani afeti devran gözleri seyran. Annem okula bir yaş erken yazdırdığı için 20 yaşlarında mezun oldum. Ultra zeki değilim ama çalışarak ve inatla her şeyi yapabilecek bir insanım. Şu an annem evde kaldığımı düşündüğü için kendi çapında bana koca arıyor. Bana sorsanız -Evlenmek istiyor musun?- diye sizlere sadece şu cevabı veririm: Gençliğimin baharında yüzüme, saçıma yaşlılığın belirtileri düşmemişken insan evliliği ne yapsın? Kısacası evliliğe karşıyım. Fakat annemi kıramadığım için el mahkum kafe kafe koca bulmaya çalışıyorum. Bakarsınız hayatımın siyah atlı prensini bulurum. Kendimle dalga geçmekte bir mimarım. Zaten hayatı dalgaya almazsan boğulursun. ♡♡♡♡♡ Otobüsün evimize yaklaşması üzerine ultra zeki düşüncelerime ara verip şoför amcanın arkamdan saydırmaması için hemencecik arka kapıya doğru ilerlerdim. Mübarek otobüsten değil sanki mahşer alanından geçiş yapıyordum. İnsanlar resmen tek beden tek yürek olmuş bir durumdalar. Zar zor yardığım aralıklarla sırat köprüsünü geçtim. Şimdi sıra sorgu defterinin açılmasında ardında annemin meşhur terliği ve mübarek sözleri. Allah’ım sana geliyorum. Gerçeği daha gençliğimin baharında körpecik fıstık gibi kızım fakat annemin gazabı sonucunda erkenden transfer olacağım. Bari cennetteki en güzel köşe bana verilsin ki döndüğüme değsin. Amin... Mahalledeki durağa yaklaşınca düğmeye basıp otobüsün durmasını bekledim. Otobüs durunca açılan kapıyla otobüsten inip evime emin adımlarla değil ağır aksak adımlarla yolu tepmeye koyuldum. Annemi düşündükçe içim bir ürperiyor. Sanırım alacağım tepkiyi bildiğimden olsa gerek. Mantıken insan bildiği şeyden korkmaması gerekir. Fakat ben de tam tersi işliyor. Ben de hangi şey rayında illerdeki bu olsun... Evin önüne geldiğimde annemi balkonda çamaşır asarken gördüm. Astığı çamaşırları gördükçe deliresim geliyor. İnsan içlikleri bayrak niyetine asar gibi asar mı? Bu sorunun cevabı belli ama yine de kendime sormadan edemiyorum. Ben ne kadar dil dökersem dökeyim bu durum değişmeyecek. En iyisi bundan sonra kendi işimi kendim göreyim. Daha fazla yukarıdaki benle bakışmamak için seri adımlarla kapının ziline ulaşıp uzun uzun zile basmaya başladım. Annem kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açarken birazdan duyacağı -Hayır!- cevabından sonra yüzünün alacağı şekli tahmin ederek gülümsemeye başladım. "Yoksa bu sefer oldu mu? Abdulsıtar’a hayır diyemeyeceğini biliyordum." Allah'ım benim bahsettiğim -Hayır!- bu -Hayır!- değildi! Annemin kendi kendine yaşadığı sevinç buhranından yakışıklı, döşü kıllı pert erimin adını da öğrenmiş oldum. İsmi de baya farklıymış. Bunu orada öğrenmiş olsaydım kıllarla ilişki yaşayamadan adamın ismine odaklanıp gülmemek için üstün bir çaba sarf ederdim. Gerçeği insanlar benim ismimi ve soy ismimi duyunca da farklı tepki vermiyor değiller. Neyse konumuz bu değil, konumuz annemin yaşadığı yanlış sevinç buhranından onu çekip çıkaracak sihirli sözcükler. “Anne bir şey olmadı.” dedim. Annemin birden dönen bakışları hayra alamet olmasa da doğruyu söylemek her zaman en iyisidir. “Nasıl bir şey olmadı? Yağız gibi delikanlının neyini beğenmedin?” Anneme gözlerimi devirmek istesem de sadece “Kılları” dedim. Annem bana uzaydan inmiş gibi bakarken “Kızım sen manyak mısın? Kılsız insan mı olur?” diye sordu. "Anne kılsız insan olmaz elbette ama sss Ormanlarından fırlamış gibi kıllarda olmaz. Şu an hatırladıkça bile bana bir şeyler oluyor. Bana bir daha koca bulmaya kalkışırsan bence en iyisi kılsız olsun ki bari bir oluru olur.” dedikten sonra annemin şaşkınlıktan dinmeyen bakışlarıyla daha fazla kapıda bekleyemeyeceğim için konuşmaya başladım. “Bir de anne her şeyi kapıda konuştuk. Keşke içeriye alsaydın, ayakta sana lâf anlatıyım derken beklemekten ağaç oldum. Bari meyve vereyim de verimsiz bir ağaç olmayayım. Aslında meyve vermezsem bile verimsiz bir ağaç olmam ki. Çünkü insanlara temiz oksijen salgılıyorum..." Ben kendimi övmekle meşgulken annem bana ters ters bakmayı ihmal etmeyip kapıdan hafif çekilerek beni içeriye aldı. Eminim ki şu an -Bu kız bu akılla kesin evde kaldı.- diye içinden kasırgalar koparıyordur. 2. Bölüm: Evlilik Tartışması #Ladin Annemle karşılıklı bakışırken bu durumun en fazla iki gün süreceğini tahmin ederek oturduğum koltukta daha da yayıldım. “Kızım bu rahatlık nereden geliyor?” Anneme dudağımda serseri bir gülümsemeyle baktım. “Kendimden.” Bunu söylemem üzerine annemin bakışı yine kırmızı görmüş boğaya dönünce oturduğumda koltukta kendime çeki düzen vererek dik oturma pozisyona geçtim. Annemin gözlerinin içine bakarak “Anne çocuğu beğenmedim. Bunda anlaşılmayacak ya da üzülecek bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta daha çok gencim elimi sallasam ellisi.” dedim. Annem, kendimden emin oluşuma sinirlense de elimden bir şey gelmiyordu. Ne yapayım yani insanları memnun etmek için kendimde olan bir özelliği arka plana mı atayım? Fakat annem sözlerimi pekte sallamayıp laf anlatma çabasına kaldığı yerden kendinden emin sözlerle devam etti. “Kızım ne demiş Hz. Mevlana: Hüsnüne güvenme bir sivilce yeter, malına güvenme bir kıvılcım yeter.” Anneme anlamsız bakışlar atınca derin bir of çekerek sözüne devam etti. “Yani kızım gençlik dediğin nedir ki göz açıp kapatıncaya kadar uçup gider. Ben zaten tanıştığın kişiyle şak diye evlen demiyorum ki. Her şeyi zamanla hep beraber birbirimizin içine sinerek yapalım derken zaten sen 25-26 yaşında olursun. Ondan dolayı diyorum ki sen kendine böyle uygun birini bulsan, sevgili olsan ne kadar güzel olur.” Annemin bu konuşmasından sonra gündemin sonuna yaklaştığımızı fark edip kocaman gülümseyerek “Zaman anne, her şeyin ilacı zaman. Bakarsın bir gün olur.” dedim. Annem umutsuz bir şekilde bana bakarken yüzümde kocaman bir gülümsemeyle koltuktan kalkıp annemi yanağından öptüm. "Akşam yemeğinde görüşürüz anne." Annem başını sallamakla yetinirken ben kendime ait yaşam sahama doğru koşar adım ilerlemeye başladım. ♡♡♡♡♡ Umutsuz bir şeklide odamda oturmuş akşam yemeğini bekliyordum. İş yapmayı sevmediğimden genellikle ev işlerini kardeşimle annem yapardı. Kapımın tıklanma sesiyle tavanla olan aşkıma ara vererek “Gir” diye cırladım. Lila bana bıkkın gözlerle bakarak “Ladin akşam yemeği hazır.” dedi. Hiç bozuntuya vermeden “Tamamdır hemen geliyorum.” dedim. Kardeşim odadan çıktıktan sonra üstüme başıma bakıp odadan çıktım. Babam çoktan masaya oturmuş yemekleri götürmekle meşguldü. Kardeşimin yanına geçip oturduğumda Lila bana kaş göz yaparak annemin babama bugünkü olayı söyleyeceğini anlatmaya çalışıyordu. Omuzlarımı silkeleyerek cevap vermeyi tercih ettim. “Ahmet sana bir şey söyleyeceğim.” “Buyur, söyle Ayla.” “Askerlik arkadaşının oğlu Abdulsıtar ile Ladin’in birbirlerini daha yakından tanımaları için bugün bir buluşma ayarlamıştık ya!" "Evet." Annem bana sinirli bakışlar atarak "İşte o iş yattı.” dedi. Babam başını yemekten kaldırıp ilk önce bana baktı. Daha sonra anneme dönüp “Bu sefer neyi beğenmemiş bizim kız?” diye sordu. Annem bana inanılmaz bakışları atarak olayı benim gibi “Kıl.” diyerek tek kelimeyle özetledi. Babamın şaşkın bakışlarına gülmek istesem de sadece yemeğime odaklanmaya çalıştım. “Kıl derken Ayla!?” “Bildiğin kıl Ahmet. Ladin, çocuğun sss Ormanlarından fırlamış kıllara mensup olmasından dolayı kabul etmemiş.” Babam bıyık altında gülümseyerek “Söylerdik aldırırdı kıllarını kızım.” dedi. Derin bir nefes verip başımı yemeğimden kaldırdım. “Baba, adam bu zamana kadar kıllarında rahatsız olmamış ki aldırma ihtiyacı hissetmemiş. Eğer benim, senin ya da bir başkasının söylemiyle kendisinde memnun olduğu bir durumu değiştirecekse günün birinde başka bir söylemle de beni değiştirir. Başka bir açıdan düşünecek olursak da eğer bizim söylemlerimizle kendinde uzun süredir var olan bir durumu yeni fark edecekse yine sorun var demektir. Yani bu iş olmaz.” Babam bana öyle bir bakıyordu ki sanki yürüttüğüm mantık zor bir matematik problemiymiş de nasıl anlatsam anlamayacakmış gibi. Daha sonra babam içine kaçan sesini bir yerlerden bulup “Kızım ne alakası var? Biz insan olarak bazen bir şeyleri ayırt edemiyoruz. İşte o zaman dost dediklerimiz bizlere göremediğimiz noktalarda yardımcı oluyorlar.” dedi. Babamın haklı çıkışı karşısında her zamanki yaptığım gibi kaçmayı tercih ettim. “Baba bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Bir kere bu iş olmaz diye adama söyledim. O da herhangi bir pürüz oluşturmadığına göre herkes hâlinden memnun.” Annem nefesini tutmuş bir şekilde derin bir of çekti ve annemin güvendiği dağlar yıkıldığının sinyali verildi. Tabii omuzlarım zaferle şahlandı ve kimsenin bana, Ladin KÖKSAL'a laf yetiştirilemeyeceğini bir kez daha anlamanın sevinciyle yemeğimden bir kaşık aldım. Annem bana kısa bir bakış atıp babama dönerek “Bırak kendi hâline. Bundan sonra ona koca falan aramayacağım. Eve görücü gelirse ancak o zaman karışırım. Evde kalırsa da karışmıyorum.” dedi. Ah canım anam ben de koca da koca diye ölüyordum zaten! “Sanki evliliğe çok meraklayım. Olsun evde kalayım. Sanki ne olacak?" diye seslide tepki verdim. Annem üzgün bir sesle "Kızım nasıl bir şey olmayacak? Biz bugün varız yarın yokuz. Bu dünyada yalnız kalmanı istemiyorum." dedi küçük Emrah modunda. "Yalnızlıktan ölünmüyor, sadece yalnız ölüyorsun.” dedim ben de Neriman KÖKSAL edasıyla. Neriman Hanım'ın oyunculuğunu çok beğeniyorum ve bana göre Yeşilçam’ın güçlü kadın rolünü oynayan kadındır. Beni örnek almış! "Yalnız ölmek bedeni öldürür. Yalnızlıktan ölmek ise ruhu. Ruh öldükten sonra bedenin bir anlamı kalmaz." diye mantıklı konuşmaya devam eden annemle boşuna matematik öğretmeni olmadığını düşündüm. "Anlam aradığımı belirtmedim. Bedenimde ruhumda bu düzenden memnun." diye inatla düşüncemi savunmaya devam ettim. Babam otoriteyi eline alması gerektiğini farkına varıp anneme kaş göz yapmaya başladı. Bizim evde de kaş göz genetik. Konuşmak yerine bu ikisini kullanıyorlar. Annem benimle atışmak yerine yemeğine döndü... Yemek faslı bittikten sonra odama geçip defterimi açtım. Oraya biraz içimi yazdıktan sonra deftere uzun uzun bakıp arasına sakladığım fotoğrafı çıkardım. Aradan ne kadar zaman geçmişti. Şimdi kim bilir nerede, ne yapıyorsun? Elimdeki fotoğrafla daha fazla bakışmak istemediğimden dolayı eski yerine bıraktım. Defteri çekmecenin içine koyarak çekmeceyi kilitledim. Maazallah annem görürse özel filan demez oturur okur. Okurken de çayını pastasını eksik etmez. Annemi böyle düşünce gülesim geldi. Çünkü defterde ilerledikçe pasta boğazından düğümlenir. 3. Bölüm: Yiğit Ali POYRAZOĞLU Sahada #Ladin Ufukta doğacak olan güneşe elimdeki çayla eşlik ediyordum. Sabah ezanı okunurken uyanmıştım. Namaz kıldıktan sonra uyku cazip gelmediğinden kendimi odamın küçük terasına attım. Sabaha karşı hafif kuş cıvıltısı, tertemiz havaya hafiften eserek eşlik eden rüzgâr insana öyle güzel duygular hissettiriyor ki bunu tarif edemiyorum ya da etmeye çalışayım. Böyle insan kendini dünyanın en güvenilir yerinde hissediyor ve oradan ayrılmak istemiyor. Sadece oranın güvenli limanlarında kalmak istiyor. İşte ben de bu küçük terasta elimdeki çayla kendimi güvende hissediyorum. İnsanlar uykunun verdiği sarhoşlukla kafayı gömerken ben burada onlarsız kafayı buluyordum ve bunun böyle sürmesini diliyorum... Elimde bir bardak çayla oturduğum sandalyede güneşin tepeye çıkışını izlemeye devam ettim. Şu an beni saran güzel bir koku ve sımsıcak bir çayla dünyanın en mutlu insanıyım. ♡♡♡♡♡ Saate baktığımda geçen zamanın farkına bile varmamışım. Hemen terastan çıkıp odama geçmiştim. Dolabımda kendime uygun bir kombin seçip hazırlanır hazırlanmaz kahvaltı yapmadan işe geldim. Ofise girdiğimde asistanım Zehra oturduğu yerden kalkıp baş selamı verdi. “Günaydın Zehra, gelen giden oldu mu?” diye sordum. “Günaydın Ladin Hanım, bir beyefendi geldi. Sizi sordu. Burada olmadığınızı söyleyince kartını bıraktı. Geldiğinizde acilen ona dönmeniz gerektiğini belirtti.” Duyduğum sözler üzerine sinir sistemlerim yerlerinden oynamaya başladı. Zehra’ya gülümseyerek elindeki kartı aldım. “Durumu acilse her şekilde kendisi bana ulaşır. Acil değilse sana boşuna efor harcamış olmuş olur.” Zehra bana hafif gülümseyip yerine oturdu. Ben de odama geçip kartın üzerindeki ismi okudum. “Yiğit Ali POYRAZOĞLU." İsmi baya havalıymış. Kartı yırtıp çöpe attıktan sonra sandalyeme yaslanıp elimdeki dava dosyasını incelemeye başladım. ♡♡♡♡♡ Kapımın tıklatılmasıyla başımı dava dosyasından kaldırmadan “Gir" dedim. Göz ucuyla kapıya baktığımda Zehra yavaş bir şekilde içeriye süzülerek “Ladin Hanım, dışarıda bir bey sizinle görüşmek istiyor.” dedi. Kafamı elimdeki dosyadan kaldırıp “Kim?” diye sordum. Zehra bir dakika işareti yapıp kapının ardında adamla konuştuktan sonra tekrar içeriye girdi. “Yiğit Ali POYRAZOĞLU, içeriye alayım mı?” Demek ki işi acilmiş. Zehra’ya olumlu anlamda başımı salladığımda dışarıya çıkıp adamı içeriye aldı. Adam içeriye girince elimle sandalyeyi gösterip “Buyurun, böyle oturun.” dedim. Adam gösterdiğim yere geçip otururken keskin bakışlarını üzerimde hissettim. Adamın bakışlarına anlam veremezken Zehra tekrardan söze girdi. “Bir şeyler içer misiniz?” “Ben bir çay alayım.” dedim ve dikkatli adama baktım. Bakışları rahatsız edici değil ama merak yüklüydü. Acaba hayatında ilk kez bu kadar güzel bir kadın görmenin merakı mı? Başımı olumsuzca sallayıp adamın gözlerine baktım. “Siz bir şey içer misiniz?” Adam “Sade bir Türk kahvesi alayım.” dedi. Zehra bana bakınca başımı onaylar biçimde salladım. Zehra “Tamamdır. Hemen getiriyorum.” dedi. Zehra dışarıya çıktıktan sonra adama dikkat kesilip buraya geliş amacındaki acil durumu saptamaya çalıştım. Parmağında yüzük yok o zaman boşanma davası değil! Alacak verecek davası olabilir ama kahin olmadığım için ve adamın bakışları gülümsemeye dönüşmeden önce en makulü ona sorup öğrenmek. “Buyurun, sizi dinliyorum.” dedim. Adam hafif gülümsedikten sonra “Benim buraya geliş sebebim farklı.” dedi. Merakla “Farklı derken?” diye sordum ve adamı anlamsız bakışlarla süzmeye başlayıp bakışlarıma anlam kazandırmaya çalışırken kapının tıklanma sesiyle bakışlarımı çekip “Gir” dedim. Zehra içeriye girip içecekleri masaya bıraktıktan sonra “Başka bir isteğiniz var mı?” diye sordu. Başımı hayır anlamında sallayınca Zehra dışarıya çıktı. Adam kahvesini alıp bir yudum alırken ben de çayıma şeker atıp karıştırmaya ve merakım ağır bastığından “Evet, sizi dinliyorum.” dedim. “Ben sizinle evlenmek istediğim için sizinle görüşmek istiyorum.” Allah’tan çay ağızımda değildi. Yoksa şu an karşımdaki adamın yüzünü yakmış olurdum. Onun yerine çayı karıştıran elim duyduğu sözlerle felç geçirmiş gibi dondu kaldı. Adamın yüzüne bön bön bakarken adam bana hafif gülümseyerek bakıyordu. Trans anından kurtulup “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye tepki gösterdim. “Hayır, gayet ciddiyim.” dedi kararlı bir sesle ve ciddî olduğunu anladım. “Gerçekten hiç güleceğim yoktu. Fakat kusura bakmayın ya da bakın beni ilgilendirmiyor. Derhal burayı terk edin.” diye elimle kapıyı gösterdim. “Hemen sinirlenmeyin Ladin Hanım, bence bu evlilik için siz Türklerin deyimiyle biçilmiş kaftan olduğumu düşünüyorum.” diye ukala ukala konuştu. Adamı başından gövdesine kadar süzünce pekte fena olmadığına karar verdim ama fena olmaması kabul edeceğim anlamına gelmiyordu. Adama tip tip bakarak “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” diye sordum. Adam yüzündeki emin gülümsemeyle öyle bir bakıyordu ki -Kızım sen beni o diğer yarmalara mı benzettin!- dermiş gibi. “Çünkü sss Ormanlarını andıracak kadar kıllı bir vücuda sahip değilim.” Adamın söyledikleriyle şaşkına dönerken o hâlimden keyif alırcasına gülümsüyordu. Eğer şaşkınlığımı sonraya saklamazsam adamın önünde dut yemiş bülbüle döneceğim o zaman kendimi assam utançtan kurtulamam! Başımı sağa sola sallayıp koltuğumda dik pozisyona geldim. “Kıllı olup olmadığınızla ilgilenmiyorum. Çünkü ben evlenmeyi düşünmüyorum.” dedim net bir ses ve duruşla. “Tam da tahmin ettiğim gibi.” diye sevinçle konuşan adama öküzün trene baktığı gibi değil, akıllının deliye baktığı gibi baktım çünkü adam deli! “Anlayamadım?” diye şaşkınlığımı dile getirip bir ihtimal alacağım cevaba göre adama nasıl davranıp davranmam gerektiğine dair bana yol göstermesini bekledim. “Siz evlenmemek için bahane arıyorsunuz. Kıl ya da başka bir kriter hepsi sizin için bir bahane.” demesiyle içimden gülümsedim. Sonunda bunu anlayan biri çıktı. Fakat o da bir deli ben de beni anlayan birinin çıktığını anladığım için gülümseyen küpeliyim! “Bunu tahmin edebiliyorsanız o zaman burada bulunmanızın nedenini öğrenebilir miyim?” diye sakince sormaya çalıştım. “Tabii ki de.” dedikten sonra kahvesini yudumlayıp bardağı sehpaya bıraktı. Yüzünü bana dönüp gülümseyerek gözlerimin içine baktı ve konuşmaya başladı. “Bakın hanımefendi, ben Yiğit Ali POYRAZOĞLU, POYRAZOĞLU Şirketi’nin varisiyim. Sizin kafede o zavallı adamı ya da başka adamları sokağa bırakılmış kedi misali ortada bırakmanızdan sonra önce sizi araştırmak istedim. Araştırmalarım sonucunda ulaştığım veriler dahilinde konuşacak olursam siz evlenmek istemiyorsunuz. Sadece ailenizin size uyguladığı baskı sonucu bulduğu taliplerle görüşüyorsunuz. Fakat hepsine bir bahane bulup işin içinden bir şekilde sıyrılıyorsunuz.” Şaşkınlığımı gizleyebilmek için “Bundan çıkarmam gereken sonuç nedir?” diye salağa yatmayı tercih ettim. “Çok zeki olduğunuzu düşünüyordum.” dediği an gözlerim kararmaya başladı ve “Tamam şaka yaptım. Hemen de sinirlenmeyin.” dedi. “Şaka yapacak kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum.” “İstersiniz daha da samimi olabiliriz.” Adamın liyakatsiz davranışları yavaş yavaş sinirlerimi zıplatmaya başlamıyor direkten zıplatıyordu. Daha fazla dayanamayıp “Siz ya da bir başkasıyla gereğinden fazla samimiyete gerek duymuyorum. Derhal burayı terk edin!” diye öfkeyle konuştum. “Tahmin ettiğimden de sinirlisiniz hanımefendi.” Bu adam konuştukça benim sinirlerim zıplamasında ne yapsın ya? “Bakın beyefendi benim sinirim durduk yere gün yüzüne çıkmıyor. Gereksiz insanlarla gereksiz sohbetlere girişmek zorunda kalınca gün yüzüne çıkmamak için kendi kendilerini ne kadar zapt etmeye çalışırlarsa çalışsınlar olmuyor. Çünkü karşıdaki kişi gel beni yol diyor.” “Yol derken?” diye şaşkınlık ve merakla sormasıyla beni delirtmek için böyle davrandığını düşündüm. O zaman açık açık söyleyeyim de ayağını denk alsın! “Beni döv demek istedim!” diyerek elimdeki çay kaşığını sertçe tabağa bıraktım. Adam uyarımdan etkilenmemiş olacak ki yüzünde hafif bir gülümsemeyle “Şimdi buradaki gereksiz ben mi oluyorum hanımefendi?” diye sordu. Evet, bu adam biraz daha bana -Hanımefendi!- derse gerçekten masadan kalkıp kafasındaki saçları yolacağım. Adam konuşmamamdan yararlanarak sözlerine kaldığı yerden devam etti. “Bakın hanımefendi, ben de sizinle aynı mağduriyeti yaşıyorum. Ailem evlenmem için baskı uyguluyor. Benim bu durumdan sıyrılmam için formalite icabı bir evlilik yapsam hiç fena olmaz. Fakat günümüzün şartları belli herkese güvenilmiyor. Siz yanıma yakışacak kadar güzel ve evlenmek istemeyecek kadar kararlısınız. Bundan dolayı benimle yapacağınız üç yıllık formalite evlilik sizi bir süreliğine darlar fakat amaçladığınız en büyük hayalinize kavuşmanızı garantiler.” Adama şaşkınlıkla bakarken dudaklarımdan “Hayalim!” kelimesi döküldü. “Hanımefendi az önce size belirttiğim gibi sizi çok iyi bir şekilde araştırdım.” Heyecanımın yerini sinir almasıyla “Siz sapık mısınız? Beni hangi hakla araştırırsınız. Bunun hukuktaki karşılığını biliyorsunuz değil mi?” diye arka arkaya sordum. “Sakin olun Ladin Hanım ben her şeyin farkındayım.” diye sakinlikle ve rahatlıkla konuşmasına daha çok sinirlendim. “Vay be, ne bilinçli bir birey! Farkında olduğunuz şeyleri keşke uygulamaya dökebilseydiniz.” dedim laf sokarak! “Gerektiği zaman dökerim. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.” diye kendinden emin bir şekilde konuşmasına devam etti. "Derhal odamdan çıkın!" diyerek ayağa kalkıp kapıyı gösterdim. "Bu kadar çabuk sinirlenmeyi nasıl başarıyorsunuz?" diye aynı kelimeyi tekrar edip beni sinirlendirmeye devam etti. "Bu kadar liyakatsiz olmayı nasıl başarıyorsunuz?" diye söylenip kalktığım yerime geri oturdum. "Ben rahat bir insanım ve rahatlığım siz haricinde şimdiye kadar kimseye sorun olmadı." diye soruma ciddiyetle cevap vermesiyle içimden -Allah’ım sen bana sabır ver yoksa delirmem an meselesi.- diye geçirip adama baktım. "Ben rahat insanlardan hoşlanmıyorum. Onun için hadi size güle güle." Yiğit Bey ayağa kalkıp "Tekrar görüşeceğiz hanımefendi." dedi kendinden emin bir tavırla. "Görüşmeyelim beyefendi." dedim kararlılıkla. Yiğit Bey, beni umursamayıp gülümseyerek kapıya doğru ilerleyince sinirden yerimde tepinmemek için kendimi zor tuttum. 4. Bölüm: Evlilik Teklifi! #Ladin Yiğit Bey ofisimden ayrıldıktan sonra söylediklerini düşünmemek için kendimi dava dosyasına odaklamaya çalıştım. Fakat ne yaparsa yapayım bir türlü söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. En iyisi temiz hava almak olduğuna karar verip kendimi hızlıca dışarıya attım. Her zamanki yerime gitmek için taksi beklerken aklımda Yiğit Bey’in söylediği -Hayalin!- kelimesi kulaklarımı şenlendiriyordu. Gerçekten olabilir mi? Bu hayal benim zayıf noktamdı ve Yiğit Bey’de tam oradan vurmuştu. Doğru hamle yapan insanları severim. Kartını çok açık ve cesurca kullandı. Yiğit Bey şu an gözümde bir numara olsa da bir yandan da beni araştırdığını hatırladıkça sapıklıktan ötesini geçemiyor. Gelen taksiyle elimi kaldırıp durmasını bekledim. Taksiye binip adresi verdikten sonra düşünce girdabında kurtulmak için kendimi müziğin akışına bırakmaya çalıştım. Fakat en rock müziği açmama rağmen bir türlü müziğin havasına giremedim. Çünkü aklımda -Hayalin!- kelimesi çınlarken bunu başarmam pek mümkün değildi... Verdiğim adrese taksinin durmasıyla geldiğimi anladım. Taksiciye ücretini ödeyip taksiden indim. Gözlerimi kapatıp temiz orman kokusunu derince içime çektim. Etrafı gözlerimle kolaçan ettikten sonra en sakin ve ıssız yeri bulup adımlarımı o yöne doğru atmaya başladım. Yere oturup çantamdan telefonumu çıkardım. Hafif fonda müzik açıp dizlerimi kendime çektim. Başımı dizlerimin üzerine yaslayıp kollarımı dizlerime doladım. Böylelikle kafamı daha rahat dinleyip düşüncelerimi doğru mantık süzgecinde geçirip anlamlı bir karar verecektim. ♡♡♡♡♡ Yanımda oluşan hareketlilikten sonra müziğim kapanmıştı. Kafamı dizlerimden kaldırıp soluma döndüğümde karşımda tahmin edemeyeceğim aslında tahmin etmem gereken birini gördüm. Gördüğüm kişiyle şaşkınlıkla açılan gözlerime dudaklarımdan firar eden “Yiğit Bey?" kelimesi eşlik etti. Yiğit Bey sabahki çarpık gülüşüyle bana bakarken ben ona bu sefer sabahki sinirle bakmaya başladım. Bakışlarıma eşlik eden ses tonumla “Sizin burada ne işiniz var?” diye sordum. Yiğit Bey ise sanki ona söylemiyormuşum gibi gülümsemeye devam ederek “Ladin Hanım sakin olun. Bu kadar çabuk sinirlenirseniz erken yaşta kırışırsınız.” dedi. Adamın söyledikleriyle başımdan aşağı kaynar sular dökülmeye başladı. “Size ne be, kırışacak olan benim!” diye tepki gösterdim. “Şahsen karımın genç yaşta kırış kırış bir yüze sahip olmasını istemem.” diye bilmiş bir tavırla gülümsedi. “Bunu karınıza söyleyin!” deyip teklifini kabul etmeyeceğimin sinyalini açık ve net bir şekilde belli ettim. “Zaten şu an gelecek zamandaki karımla konuşuyorum.” dedikten sonra içtenlikle gülümseyip “Yani sizinle.” dedi. Yani kendimi bilmesem adamın teklifini kabul etmişimde adam bundan dolayı bu kadar rahat derdim! “Teklifinizi kabul edeceğimden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” diye meraklı bir tavırla sordum. Başını sağa sola sallayıp yere baktıktan sonra gözlerini gökyüzüyle buluşturdu. Ardında gün ışınında kısılan yeşil gözlerini bana döndürüp her zamanki gibi hafifçe gülümsedi ve “Yeşil gözlü, yakışıklı, işi gücü yerinde, kültürlü, akıllı, kibar erkekleri tercih eden her kızın hayalini süsleyecek altın tepside sunulan, ağzı tatlandıracak bir ikram olduğumu biliyorum.” dedikten sonra çapkın bir şekilde göz kırptı. Ov! Adamdaki kendini beğenmişliği şu an tarif edecek bir kelime bulamıyorum. Resmen kelime dağarcığıma boykot uygulanmış gibi ağzımı açmama rağmen dudaklarımdan sadece sinirli bir “Ukala!" kelimesi döküldü. “Hanımefendi bu kadar sinirli olmayın biraz rahat olun. Ayrıca kendini bilmek ukalalıksa ben ukalanın önde gideniyim.” Ha, bir de kendini haklı çıkarmaya çalışması yok mu ya! “İlk öncelikle zaten ben rahat bir insanım. Sizin gibi ayarsız insanlar ayarlarımla oynamadıkça sinirlenmem.” dedim kararlılıkla. Yiğit Bey gözümün içine gözümü delercesine bakıp yüzündeki çarpık gülüş serseri bir hâl alıp gözleri avını köşeye sıkıştırmış pis avcı gibi kısılıp “Ladin Hanım!” dedi. Yeminle ismimden şüphe ettim desem yalan olmaz! “Ne var?” diye sorsam da elin yedi kat yabancı bir adamla ormanda olduğumu hatırlamak yerine beni araştıran bir sapık olduğu gerçeği kafama dank edip elimle çantamı yokladım. “Büronuzda rahat insanlardan hoşlanmadığınızı belirttiniz ama burada şu an rahat bir insan olduğunuzu iddia ediyorsunuz!” dedikten sonra alt dudağını arsızca ısırıp “Kendinizle mi çelişiyorsunuz!” demesiyle gözlerim kocaman oldu. “Siz ne diyorsunuz be!” diye bağırdığımda “Gayet açık konuştuğumu düşünüyorum!” diye devam etmesiyle çantayı kafasına geçirmek için kaldırdığımda benden hızlıca uzaklaşıp “Lütfen sakin olun sonuçta siz sakin bir insansınız!” diye benimle dalga geçmeye devam edince hızlıca yerimden kalktığım gibi o da yerimden kalktı. “Sakın üzerime gelmeyin sapık var diye bağırırım!” demesiyle şaşkınlıkla yüzüne bakıp sinirle gülmeye başladım. “Ben ve sapık!” dememle başını onaylar biçimde sallayıp “Evet siz!” diye sesli onayda verdi. “Öldürürüm seni!” dediğimde “Derin derin nefes alıp halka açık bir alanda olduğunuzu hatırlayın!” dedi eliyle etraftaki insanları işaret ederek. “Umurumda olduğunu mu zannediyorsun!?” diye bağırıp dibinde durduğumda ellerini teslim olurcasına kaldırıp “Pardon haklısınız, unutmuşum!” dedi. “Hatırlatmış oldum!” dedikten sonra ona bir adım yaklaşıp dizimi karnına geçirecekken “Ne düşünüyorsunuz?” diye sormasıyla duraksadım çünkü az önce onu boğazlamayı düşünürken şimdi kurduğu cümleyle hayalimi düşünmeye başladım. Yiğit Bey ise az önce kalktığı yere çömelince ben de yerime geri çömeldim. “Sinirli bir insan olsanız bile bu teklif için en uygun kişi sizsiniz!” demesiyle az önce dinen sinirlerim tekrar gün yüzüne çıktı. “Sinirli değilim!” diye üstüne basa basa konuştum. Gülüşü yüzünde genişleyerek hafif dalga geçen bir tonla “Kesin öylesiniz.” dedi. Bu adam ne kadar sinir bozucu ya!? Hayalimin bu adam sayesinde gerçekleşme ihtimali olduğuna inanmak istemiyorum. Yüzümü karşıya çevirip başından beri sormam gereken soruyu onun densizliği yüzünden sormamış olduğumu fark edip “Beni mi takip ediyorsunuz?” diye kızgınlıkla sordum. Yiğit Bey düşünür gibi olup başını olumsuzca salladıktan sonra kollarını arkaya vererek gerinip ayaklarını çimene doğru uzattı. Başı yete eğik bir şekilde bana baktı ve konuşmaya başladı. “Hayır hanımefendi, sadece gerçekleştirdiğimiz hararetli konuşmadan sonra buraya geleceğinizi tahmin ettim. Ben de gelip size vereceğiniz kararda eşlik edeyim dedim.” “Ne iyi ettiniz ya, ben de teklifinizi düşünüyordum.” diye alayla konuştum. “Beni düşünmemek imkansız hanımefendi.” Duyduğum cümleyle adamdaki kendini beğenmişlik buradan bizim eve yol olacağına karar verdim. “Sizi değil bana sunduğunuz teklifi düşünüyordum!” diye kendisini beğenmişliğine gölge düşürmeyi hedefledim. “Sonuçta teklifi size ben sundum. Yani bir şekilde aklınızdayım hanımefendi.” diye ısrarla kendini hedef göstererek konuşmasıyla adamdaki kendini beğenmişliğin bizim eve yol olmasından vazgeçtim çünkü adamdaki kendini beğenmişlik Narcissus ile yarışır! “Sormayın siz gittikten sonra aklımdan bir an olsun çıkmadınız.” diye dalga geçmeyi de ihmal etmedim. “Teklifimi kabul ederseniz 3 yıl boyunca bu yakışıklı yüzü düşünmekle kalmaz her gün görme fırsatı bulursunuz.” diyerek göz kırptı. Göz kırpmayı alışkanlık haline getirdi beyefendi! “Beyefendi asıl ben teklifinizi kabul edersem benim gibi bir afeti devranı 3 yıl boyunca görmüş olursunuz.” dedim gülümseyerek. “Kendinize güvenimiz tam. Güzel. Özgüven sahibi kadınlar çok çekici oluyor. Benim de ilk tercihim olurlar.” “Çok çekici bir kadın olduğumu biliyorum. Fakat tercihinizle ilgilenmiyorum.” diye gülümsemeye devam ederek konuştum. “Benden mi bulaştı? Hani bileyim de dozumu düşüreyim. Maazallah bir yere çakılıp kalırsınız.” Adamın söylediğine gözlerimi kocaman açarak baktım. Adama tip tip baktıktan sonra kendimi daha fazla tutamayıp gülmeye başladım. Resmen onun kendine duyduğu özgüvene karşı misilleme yaptığımı düşünüyor. İşte buna katıla katıla gülünür. Karnımı tutarak gülmeye devam ederken adamın beni sarsmasıyla gülüşümü kontrol altına almaya çalıştım. Adamın yüzüne baktığımda bana deli görmüş gibi bakıyordu. Bu hâli o kadar komikti ki daha çok gülmeme neden oldu. Sonunda gülüşümü zapt edebildiğimde adamın gözlerinin içine bakarak “Yiğit Bey şimdi ben size misilleme yapmak ya da laflarınızın altında kalmamak için kendimi övdüğümü düşünüyorsunuz değil mi?" diye emin olmak istercesine sordum. Kitabın devamını okumak isterseniz arama motoruna "Fakir Yürek" yazıp kitabı kütüphanenize eklemeniz yeterli : )
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD