Yazar Adı :Yazar Parem
Kitabın Adı: Yasak Sevda
Türü: Romantik
Bütün hikayeler karakterin mutlu bir sabaha uyanmasıyla başlar sanırdım. Benim hikayem de öyle başlasaydı keşke.
Maalesef benim hikayem küçük kalbime çöreklenen boyumdan büyük sevda ile başlıyor. Rengi her geçen gün daha da kararan, yasak bir sevda.
Aslında sevdiğim kişi için çok önemliyim. Benim için canını verir. Ona sorsam beni kıracağına kolunu kırar. Beni herkesten çok seviyor tabi kardeşi olarak.
Amcamlar ile aynı bahçenin içindeki iki villada karşılıklı yaşıyoruz. Üç erkek kuzenim var. İki de ağabeyim. Beş çocuk içinde tek kız olunca prenses olmak kaçınılmaz oluyor.
Etrafım Yumak yumak sevgi ile kaplı. Ben ise bütün şımarıklığım ile sadece bir kişinin sevgisini istiyorum.
Öyle ki bir tek beni sevsin istiyorum. Sen benim bir tanemsin derken gerçekten bir tanesi olayım istiyorum. Onu kimse ile paylaşmayayım istiyorum.
İşte dört yıldır kıvrım kıvrım kıvrandıran kalp ağrımın sebebi bu.
Ali’m.
Beş yaşındayken kucağına verilmişim, annem benden dört ve iki yaş büyük ağabeylerimin peşinde koştururken benimle ilgilenmek hep ona düşmüş.
Ali abi diyemeyince Alim demişim.
Yıllar geçtikçe değişen pek bir şey olmadı, benimle ilgilenmek için hep o gönüllü oldu.
Ta ki ben on beş yaşındayken uzanamadığım eriğe ulaşayım diye kucağına aldığında dengemizi kaybedip yuvarlanıncaya kadar.
Üzerime düştüğünde beş saniye göz göze kaldık. Kendini yan tarafa atıp dünyanın en komik şeyini görmüşçesine gülmeye başladı.
O anı size tarif etmem çok güç. Sanki zaman durmuş da ben o beş saniyede hapis kalmışım gibiydi.
Baktığım her yerde kapkara gözleri, bütün dünyamı kaplamış gibi.
Neden sonra benim gülmediğimi fark edip doğruldu.
“Miniğim ne oldu, canın mı acıdı. Tabi ya hayvan gibi düştüm üstüne, ezildin değil mi” derken bir yandan da ayağa kalkarak tutmam için bana elini uzattı.
Tuttum.
Elektrik çarpmış gibi, kor ateşe değmiş elimi geri çekmem bir oldu. Bir anda, yada beş saniyede her şey bambaşka bir şeye dönüşmüştü sanki.
Düştüğümden zannettiğim kalbimdeki gürültü beş katına çıktı. Ben neler olduğunu anlamaya çalışırken “Elin mi acıyor” deyip bu sefer de omuzlarımdan tutarak doğrulamamı sağladı.
Aslında her şey her zamanki gibiydi. Biz Alim ile birbirimizden hiç çekinmezdik sevgimizi gösterirken.
Eğilip iyice yaklaşarak yüzüme baktı, durgunluğumu fark etmemesi imkansızdı zaten.
“Bitanem çok mu korktun sen” deyip beni kucaklayıverdi, her zamanki gibi, sıkıca...
Kokusunu bilirdim, çam ormanı gibi ferah iç açan kokusu ciğerlerime yabancı değildi. Ama hiç başımı döndürmemişti şimdiye kadar.
Usulca kendimi geri çektim. Başımı göğsünden kaldırıp gözlerine bakmalıydım, yapamadım.
“Ben eve gideyim de üstümü başımı temizleyeyim” dedim.
Cevap vermesine zaman kalmadan eve doğru ilerledim.
Arkama bakmadan, yangından veya depremden veya fırtınadan kaçar gibi.
İşte o gün bu gündür kaçmalarım, kaçamamalarım bitmiyor. Ondan kaçsam kendimden kaçamıyorum.
Ben Aymelek, bu da benim kırık dökük hikayem.
*
“ Arka balkona gelsene.”
Resmen yerimde zıpladım. İyi uykular falan yazması gereken yerde ne yazıyordu öyle. Ben telefonla bakılırken bir mesaj daha geldi.
“Hadiiii”
Hakikaten çağırıyordu. Dolabımda bekleyen battaniyeyi omzuma sarıp parmak uçlarımda odamdan çıktım. Annemlerin odası ön tarafa bakıyordu. Geceleri balkona çıkma adetini de biliyorlardı ama bu dizilerimdeki titremeye fayda etmedi.
Gittiğimde ne göreceğim, beni ne bekliyor heyecanı, annemlere yakalanma korkusuyla yarışırken balkon kapısını araladım.
Balkon demirlerinden sarkıp karanlıkta aşağıyı görmeye çalışırken omzumdaki dokunuşla neredeyse çığlık atacaktım. Hızla arkamı döndüğümde alim ışıl ışıl gözleriyle bana bakıyordu.
“Sen nasıl geldin!”
Kısık sesimle sorduğum soruya balkona yaslı merdiveni göstererek cevap verdi.
“ Aşk engel tanımaz.”
Bu kendinle gurur duyan hali babama yakalanırsak da sürecek mi merak ederken gülümsedim.
“Babam görürse ne diyeceksin?”
Babamın ismi geçtiğinde gülüşü biraz perdelendi ama sonra haylaz çocuklar gibi omzunu çekti.
“Geçerken uğradım derim.”
Komikliğine kocaman güleceğim anda elini ağzıma kapadı.
“ Şşşş!”
Başımı sallayıp onayladım ama uzaklaşmak yerine bir adım daha yanıma sokulmayı tercih etti.
Elini de ağzımdan çekmişti ama şimdi boynumu tutarak baş parmağıyla çenemi okşuyordu.
Yakalanmak korkusunu bastıran heyecanımla bir mumya gibi kıpırtısız bekledim.
Hint dizisi laneti yine yakamıza yapışmış olacak ki Alim bir sonraki adıma geçmemekte direniyordu.
Daha dün salonun ortasında ‘seni öpmek istiyorum' diyen adam neredeydi merak ederken dudaklarımdan kendimi dehşete düşüren kelimeler döküldü.
“Öpmeyeceksen oyalama!”
Bu kez o gülecek olunca elinden kurtulmak için geri bir adım attım. Sinirim utangaçlığımı yenmişti artık.
“Hatun..”
Kalbim bi yerinden oynadı ama renk vermedim. Benimle dalga mı geçiyor, hala çocuk mu görüyor açıklık getirecekti şimdi burada.
“ Ne hatun?”
Derin bir nefes alırken bakışları ta kalbime ilişiyordu.
“Kıyamıyorum.”
Kırılabilir porselen bebek olmaktan sıkılmıştım artık. Bir anlık öfkem cesaretime yoldaş olunca parmak uçlarımda yükselerek dudaklarına yapıştım.
*
İmkansızlığın ucu ölüme değdiği yerde filizlenen bu sıcacık aşk öyküsüne hepinizi bekliyorum.