7. Bölüm / Kırgınlık.
Gözümde yaş kalmayana kadar ağladım. Neden ağladım neye ağladım bende bilmiyordum ama ağladım. Aramızda hiçbir şey yoktu. Belki de hiç olmayacaktı. O kibar bir adamdı. Bana hep kibar davrandı. Yanına kim geldiyse onlara da kibar davranıyordu. Onun karakteri böyleydi. Ben ise salak gibi kendi kendime gelin güvey olmuştum. Ama nedense o kadının ona dokunacak olması yüreğimi sızlatıyordu.
Çantamın içinde olan telefonum ısrarla çalıyordu. Ben bakmadıkça arayan her kimse bıkmadan devam ediyordu. Yatağımdan kalkmayarak elimi çantama sokup telefonumu elime aldım. Arayan bakmadan açıp kulağıma dayadım.
“Alo.” Dedim. Hala sesim ağlamaklı çıkıyordu.
“Küçük sincap!” sesi ile yüzümde bir gülümseme oluştu.
“Atilla abiiiii.” Diye ağlak bir cevap verdim.
Bir hışırtı sesi geldi kulağıma.
“Neyin var küçük sincap?” sesi oldukça meraklı çıkmıştı. Onun göremeyeceğini bilsem de omuz silktim.
“Yoruldum sadece.”
“Hımm öyle mi?” diyen sesi dediğime pek inanmış gibi çıkmıyordu.
“Evet abi.”
“O, Osman hocanızın kulağını çekme zamanım gelmiş demek ki!” diyen sert sesi ile aniden yatağımda oturur pozisyona geçtim.
“Ya hayır abi lütfen.” Diye anında yakındım.
“O puşt hocan bütün ağır ve rezil işleri sana yıkıyor farkında değilim sanma!”
“Abi ben stajyerim tabi bana yıkacak.”
“Kızım orada senin haricinde on tane daha stajyer var.” Diye homurdanması hoşuma gitmişti.
“Evet var biliyorum…”
“Neden ağlıyorsun?” sesi bu sefer yumuşacıktı. Gözyaşlarımı silerek,
“Abi sadece yoruldum. On günden fazladır bir hasta ile özel olarak ilgileniyorum. Ve inanabiliyor musun daha bugün evime gelebildim.”
“Aç mısın?” sorusu açıkçası beni dumura uğratmıştı. Ne güzel mesleğimle ilgili dert şurada dert yanıyordum.
“Ha nee?”
“Aç mısın küçük sincap?” o an sanki sabah dünyaları ben yememişim gibi midem guruldamaya başladı. Elimi mideme bastırıp ovuşturdum.
“Şey galiba evet.” Dedim utançla.
“Tamam birazdan korumalar sana yemek getirecek karnını iyice doyur ve sakın aç kalma.”
“Ya abi niye zahmet veriyorsun?”
“Kızım ne zahmeti onların işi bu.” Valla itiraz etmeyecektim acıkmıştım nede olsa.
“Teşekkür ederim abi.”
“Teşekkür etme sakın aç kalma. Zaten bünyen zayıf.” Diye söylenince sanki az önce içi dışına çıkana kadar ağlayan ben değilmişim gibi şen bir kahkaha attım.
“Abi neredeyse yetmiş kiloya merdiven dayadım nerem zayıf.” Diye hayıflanınca,
“Küçük sincap küçük sincap!” diye söylendi. “Kilon önemli değil, direncin düşüyor sanki seni tanımıyorum gibi konuşma bana.”
“Tamam abi itiraz etmiyorum. Abi şey bir de tatlı söylesene” dediğimde hayran olunası ve çok nadiren duyduğumuz o kahkahası telefonda yankılandı. Ben şok ben iptal Atilla abi az önce güldü mü?
“Abi sen sen güldün mü?” diye şaşırarak sordum. Anından kendisini toparlayıp,
“Hayır küçük sincap sen yanlış duymuşsun. Neyse yemeğin yarım saate kadar gelir. Ha bu arada bir daha seni aradığımda ağlamış olduğunu duymayacağım. Sen her zaman güleceksin anlaştık mı?”
“Emredersiniz komutanım!” dedim.
“Ahuuuu!!!” diye bağırınca,
“Tamam tamam sustum.”
“Hadi Allaha emanet küçük sincap!” dedi ve anından telefonu kapattı.
Atilla abi resmen radar gibiydi. Anında üzüldüğümü veya ağladığımı hissediyor ve hemen beni arıyordu. Varlığını ve desteğini benden hiç çekmiyordu.
İyi ki vardı!
Yataktan kalkıp kendimi banyoya attım. Üstümdekileri çıkarıp duşa girdim. Öyle uzun uzun keyif ala ala bir güzel yıkandım. Yüzüme nemlendiriciler sürdüm. Saçlarımı bakımlayıp taradım. Ah can annem melek annem saçlarımı çok severdi. Ve bende annemden sonra saçlarımı kuaföre bile emanet etmemiştim. Sadece arada bir uçlarını keserek saçlarıma çok özen gösteriyordum. Üzerime eşofmanlarımı giyip aşağıya indim. Koltuklara oturamadan kapı çalınca yönümü kapıya çevirdim.
Kapıyı açtığımda korumaların elindeki paketleri aldım. O an kapının önündeki tek dal beyaz gül dikkatimi çekti. Eğilip onu da alarak içeriye girdim. Salondaki yemek masasına paketleri bırakıp sahibi belli olmayan gülü derince kokladım. Yanıma onu bırakarak Atilla abinin aldırttığı yemekleri afiyetle yedim. Karnım doyunca iyice rahatlamıştım. Keyfimde yerine gelmişti. Üstümdeki kara bulutlar Atilla abimle konuştuktan sonra dağılmış üstüne gelen gül ile mutlu olmuştum.
Yukarıdan çalan telefon zil sesimi duyunca merdivenleri çıkıp odama girdim. Telefonu elime aldığımda arayanın Serhat beyin olduğunu görmemle açıp soğuk bir sesle,
“Evet?” dedim.
Evet, ben artık ona Serhat Bey diyecektim. Trip mi atıyorum ben. “Bir sorun mu var Serhat Bey!” diye umursamaz bir şekilde sordum.
“Ahu sen neredesin!!!!” diye bağıran sesi ile yerimden sıçradım.
“Eve geldim sorun nedir?” neden bağırıyordu. Kaşlarımı çatıp telefondaki adama dikkat kesildim.
“Sen nasıl beni bu kadınla aynı odada bırakıp, bana sormadan söylemeden nereye gittin!” hala daha bağırarak konuşuyordu.
“Serhat Bey! Demir Bey sizin için göndermiş beni arayıp eve gitmemi bizzat kendisi istedi. Sabaha kadar da sizi o kadınla yalnız bırakmamı istedi.” Bende artık bağırıyordum. Ah yine aklıma düştü. Geri zekâlı adam!
“Ben sana böyle bir şey demedim! Hemen buraya gel!” diye kükreyip telefonu yüzüme kapattı.
Şokla yüzüme kapanan telefona baktım. Hayırdır ya sen kimsin ki bana böyle bağırabiliyorsun! Sinirlerim iyice tepeme çıkmıştı. Tam telefonumu sinirden fırlatacakken diğer gelen arama ve mesajları görmem ile ekranı açtım.
“Kızım Serhat Bey ortalığı ayağa kaldırdı. Osman hocanın kulağına gitmeden çabuk hastaneye gel.” Mesaj atan can arkadaşım Umay’ımdı. İşte şimdi ben bitmiştim.
Hızlıca üzerimi değişip üniformamı giydim. Çantamı ve telefonumu elime alarak evden çıktım. Korumaları görmem ile onlara yaklaştım.
“Abi beni hemen hastaneye yetiştirir misin?” diye sorduğumda daha adını bile bilmediğim korumaya ricada bulundum.
“Buyrun Ahu Hanım.” demesi ile araca bindim. Adamda şaşırdı tabi bunca zaman onlardan böyle bir talebim olmamıştı. Taksiyi çağırsam da asla yetişemezdim.
Araçtan indiğimde hala sinirlerim bozuktu. Nasıl bana bağırabilirdi. Adımlarımı yere sert sert vura vura asansöre binip kata çıktım. Sinirlerim allak bullak olmuştu. Hırsla odaya girip,
“Siz nasıl bana bağırırsınız!!!” diye çıkışarak konuşunca odada yalnız olmadığımızı anlayarak sustum.
Odadaki diğer hocalarım bana bakınca korku ile yutkundum.
“Ahu sen neredesin? Nasıl hastayı odada yalnız bırakıp gidersin!” diyen Ayça hocama baktım.
“Hocam…” dedim ama devamını getiremedim.
Hocama onu gelen kadınla seks yapması için yalnız bıraktım nasıl derdim. Lanet olsun diyemem.
Umay hemen lafa girdi.
“Hocam Serhat Bey göndermişti. Değil mi Serhat Bey!” diye Serhat beye öyle bir baktı ki ben yerimden irktim.
“Şey evet ben gönderdim.” Diye ağzının içinde geveledi Serhat Bey!
“Madem siz gönderdiniz neden ortalığı ayağa kaldırdınız o zaman.” Diye sert çıkan Ayça hocama baktım.
“Benim iznim olmadan masör olduğunu iddia eden bir kadın odama girdi. Üzerinde sizlerinki gibi bu hastanenin üniforması yoktu. Kim bilir kimdi? Bunun için ortalığı kaldırdım ben.” Dediğinde tüm bakışlar tekrar bana döndü.
“Hocam masörü Demir Bey göndermiş, beni arayıp haber verdi. Ve sonra beni eve gönderdi.” Dediğimde hocalarım hala daha bana suçlayarak bakıyorlardı. Allah’ım sen bana güç ver.
“İnanmıyorsanız hemen Demir Beyi arayabilirim.”
“Ara!” diye bağırdı Ayça hocam.
Yok, bu iki adam bir olup kesin benim stajyerliğimi yakacaklar. Tedirgin bakışlarımı elimdeki telefona çevirerek hızlıca Demir Beyi arayıp telefonu hoparlöre verdim. Açılan telefondan,
“Doktor!” diyen Demir Beyin tok sesi yankılandı.
“Demir Bey merhaba.” Dedim tüm insaniyetimle.
“Kısa kes doktor işim var!” ah bende çok meraklıydım sanki seninle konuşmaya.
“Demir Bey, buraya gönderdiğiniz masör ile ilgili bir sorun oldu.” Dedim.
“Ne gibi bir sorun?” bu sefer sesi meraklı çıkmıştı.
“Hastanenin masörü olmadığı için sıkıntı çıktı.”
“Benim özel gönderdiğim masörden size ne!”
“Demir Bey işte mevzu öyle değil.”
“Sorun ne o zaman doktor.” Diye gürleyince Serhat Bey telefonu istedi. Yanına gidip eline telefonu verdim.
“Demir!” diyen bariton sesi ile şaşırdım. O kibar adam dediğim adam mı bu?
“Sana kim söyledi ya da senden kim istedi?”
“Ne var bro azıcık rahatlamanı istedim.” Diyen alay vari sesi tüylerimi diken diken etti. Tüm bakışlar bu sefer Serhat beye yönelmişti.
“Bana sormadan bir daha kendi kafana göre iş yapma Demir!”
“Tamam, bro sakin ol.”
“Kapat şimdi şu telefonu manyak adam!” dedi ve telefonu yüzüne kapattı.
Masör mevzusu açıklığa kavuşunca Ayça hocam bana döndü.
“Bir daha bize haber vermeden bu odadan dışarıya çıkmayacaksın!” sert ve kesin sesi ile duraksadım.
“Tamam hocam.” Dedim kısık bir sesle.
Herkes odadan çıkınca Umay yanıma gelip bana sıkıca sarıldı.
“Üzülme.” Dedi.
“Üzülmüyorum ki.” Dedim ama o anlamıştı.
Daha bu sabah, ben bu adama olan hislerimi onunla paylaşmıştım. Gözlerimdeki hayal kırıklığını görmesi ile bir kez daha sarıldı.
“Seni seviyorum Ahu ceylanım.” Dedi ve odadan çıktı.
Artık odada tektik. Ve ben nasıl desem çok kırgındım. Hem o masör olayından hem bana telefonda bağırmasından. Küstüm işte napim. Hiçbir şey söylemeden ve yüzüne bakmadan yatağın ayakucundaki çizelgeye baktım. Artık serum takmıyorduk. Zaten iyiydi bir iki güne de taburcu olurdu.
Taburcu olurdu. Neden onun taburcu olması canımı sıktı ki. Her iyileşen hasta gibi oda er geç taburcu olacaktı.
Koltuğa geçip oturdum, suratına bile bakmak istemiyordum hala neyin tribindeyim bilmiyorum ama kırıldım.
Bir süre sessizce durduktan sonra
“Ahu.” Dedi. Bakmadım cevap da vermedim.
“Ahu yüzüme bakar mısın?” omuz silktim ve bakmadım. Elime kitabımı aldım. Yataktan kıpırtı sesi geliyordu ama yine de bakmadım.
“Ahh…” diye acıyla inleyince hemen elimdeki kitabı fırlatıp ayaklanarak yanına gittim.
“İyi misin?” diye endişe ile sordum.
“Sonunda yüzüme baktın?” dedi. Ay bana oyun mu oynadı bu adam. Sinirlerim yine zıpladı bak. Kaşlarımı çatıp,
“İyisin iyisin!” deyip arkamı döndüğümde bileğimden yakaladı.
Şaşırdım açıkçası böyle bir hamle beklemiyordum. Önce bileğimdeki eline sonra yüzüne baktım.
“Ahu.” Dedi acı çeker gibi çıkmıştı sesi. Bu ses tonu içimi azıcık minnacık yumuşatsa da bana bağırmıştı kırgındım ona.
“Evet, Serhat Bey.” Dedim.
“Hani artık arkadaştık bana Serhat diyecektin?”
“O siz bana bağırana kadardı.” Dedim.
“Ahu lütfen..”
“Ne Ahu ne?” elimi ondan çekip saçlarıma geçirdim.
“Siz ikiniz bir olup benim stajyerliğimi yakacaksınız!”
“Ahu öyle bir şey olmayacak!”
“Nedense ben buna pek emin değilim.”
“Özür dilerim.” Dediğine ona baktım.
“Ne için?”
“Sana bağırmamalıydım ama beni de anla Ahu. Uyuyorum ve üzerime birden çıplak bir kadın oturuyor. Neye uğradığımı bile anlayamadım.” Dediğinde gözlerini benden kaçırdı. Bu durumdan çok rahatsız olduğu sesinden bile belliydi.
“Neeeee çıplak mııı? Ben o sarı yosmayı elime bir geçireceğim var ya. Nasıl yapar ya nasıl! Ya dikişleriniz patlasaydı.” Deyip hızlıca elimi karnındaki kazağına atıp kazağını yukarıya çektim. Dikişlerine hızlıca baktım.
“Oh şükür ki dikişlerinizde bir şey yok.” Dediğimde oldukça rahatlamıştım. Ben daha olayın şokuyla kazağını tutuyorken birden kazağındaki iki elimi iki eliyle tuttu. Teması ile gözlerimi gözlerine çıkardım.
“Özür dilerim. Affet beni ne olur.” Sesi oldukça duygu yüklüydü. Neyiydim ki benden bu kadar özür diliyordu.
“Hayır affetmeyeceğim. Bana bağırdınız.” Dedim inatla.
“Özür dilerim. Ahu lütfen affet ve beni de anla lütfen.”
“Hayır, anlamak istemiyorum.” Deyip ellerimi ellerinden çekip arkamı döndüm.
“Ulan Demir senin ecdadını sikeceğim.” Diye hırsla sövünce hızlıca ona döndüm.
“Ne? Her şey onun başının altından çıkıyor. Herkesi kendisi gibi uçkuruna düşkün sanıyor. Şerefsiz. Hele buradan bir çıkayım ben biliyorum ona yapacaklarımı.”
“Serhat Bey neler diyorsunuz?”
Beni yeni fark etmiş gibi baktı.
“Özür dilerim sinirlerime hâkim olamadım.” Ona baktım cidden onun bu masör olayından haberi yoktu. Demir Beyin işgüzarlıkları işte.
“Şey ben özür dilerim biraz abarttım galiba.” Diye mırıldandım.
“Hayır, lütfen Ahu. Asıl ben o Demir iti için özür dilerim. Barıştık mı?” diye bana alttan alttan masum bakınca dayanamadım.
“O ne demek Serhat Bey siz benim hastamsınız.”
“Ah hani arkadaş olmuştuk.” Dedi bıkkın bir sesle. Bense her seferinden olayı başa sarıyordum.
“Olmamamız gerek. Etik değil.” Dedim.
“E o zaman buradan taburcu olunca arkadaş oluruz.”
“Hımm bilemedim.”
“Ahu lütfen.” Omuz silktim.
“Sana profiterol alayım barışalım.”
“Teşekkür ederim az önce yedim.”
“Ahu lütfen.” Neyin ısrarını yapıyor ki? Hasta doktorduk biz.
“Serhat Bey lütfen, bakın az önce tüm eğitimim neredeyse çöp olacaktı. Siz bilmiyorsunuz ama hocalarımız bize kök söktürüyor.”
“Bir daha olmayacak söz veriyorum.”
“Serhat Bey neden bu kadar ısrar ediyorsunuz. Siz zaten birkaç güne taburcu olacaksınız. Sonra siz işinize ben stajıma devam edeceğiz. Bir daha nasıl görüşebiliriz ki? Hem benim mezuniyetime sekiz hafta kaldı. Mezun olunca ben memleketime döneceğim.” Lütfen anlasın artık bana böyle nazik davranmasın buradan ona bir şeyler hissederken arkamı dönüp gidemem ben.
“Nereye?” diye sordu.
“Kıbrıs’a” dedim.
“Ne sen Kıbrıslı mısın?”
“Hayır, babamın işi için uzun süre orada yaşadık. Ben mezun olduğumda babam emekliliğini isteyecek ve biz ikimiz tekrar oraya geri döneceğiz.” Yüzüme öyle çaresizce baktı ki içim acıdı.
“Anladım.” Dediğinde ikimizde sustuk.
Akşamüzeri Ahmet abi içeri girdi tekrar Serhat Beyi yürüttük bu sefer ki adımları daha dik ve sertti. Yürüyüşümüz bitince onu tekrar yatağa yatırdık. Bende kitaplarıma geri döndüm. Başım aşırı derecede ağrıyor midem bulanıyordu. Aklımı karıştırıyor bu adam. Neden bana böyle davranıyordu. Hadi benim ponçik kalbim ilk defa böyle bir şey hissediyordu. Evet ondan etkileniyordum ama bilmiyorum sanki bizden olmaz mış gibi geliyordu. Neden böyle hissediyorum bilmiyorum. Sadece daha fazla hezimete uğramak istemiyordum. Ahu hedefine odaklan!
Gözlerim yanmaya başlayana kadar konularımı tekrar ettim. Kitabımı kapatıp kenara bıraktım. Ayağa kalkarak Serhat Beye baktım. Oda uyumamış hala bana bakıyordu. Dolaptan nevresim alarak koltuğa serdim ve uzandım.
“İyi geceler Ahu.” Dedi ama ben yine cevap vermedim.
Sahi iyi miydi geceler.