2. Bölüm/ Öksüz Kalmak.
“Ahu ağlama abim hadi biraz olsun kendini toparlamaya çalış. Baban bir annenin yanına gidiyor bir senin yanına geliyor.” Dedi perişan halde Atilla.
“Abi abi doktor ne söyledi?” diye korku içersin de sordu Ahu. Atilla bu soruya nasıl cevap vereceğini bilemedi. Ahu’nun yüzüne bakamaz olmuştu.
Ahu cevap vermeyen Atilla’ya bakıp,
“Doktorun dediklerinden hiçbir şey anlamadım. İyi bir şey demedi değil mi?” dediğinde gözlerinden tekrar yaşlar yuvarlanmaya başlamıştı.
Atilla ağzını açıp açıp kapattı. Böyle bir anda ne denirdi bilemedi. Ahu Atilla’dan bir cevap alamayınca hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Abim Selen teyzem çok güçlü atlatacak bunu da.” Dediğinde Atilla gözlerini kaçırdı kendisi bile inanmıyordu bu söylediklerine.
Ahu anladı.
Ahu sustu.
O an sessizliğe büründü.
O evin neşe kaynağı olan kız çocuğu susmuştu o gün.
Annesinin o hali ile sessizliğe gömüldü Ahu.
Birkaç saat sonra serumlar bitince Ahu’yu taburcu etmişlerdi. Bir kolunda Umay bir kolunda Atilla ile annesinin yanına çıktı.
Zorlukla baktı üzerinde Kroner Yoğun Bakım Ünitesi yazan ismi bile buz gibi olan kapıya.
“Annem ne olursun dayan!” diye inledi.
Babası Ahu’yu gördüğü gibi sarıldı. Hemşireler sıra ile içeriye aile üyelerini aldılar. Sıra Ahu’ya gelince Ahu önce ağzına maske taktı eline eldiven üzerine hastane önlüğü giydi. Yavaş ve korkak adımlarla yoğun bakımdaki özel odanın kapısına yaklaştı. İçerideki hemşire kapıyı açınca Ahu ürkek adımlarla girdi içeriye. Annesi bu sefer uyutuluyordu. Annesine zarar vermekten korkarak yaklaştı.
Baktı uzun uzun annesine, Selen Hanım takı takmayı çok severdi. Şimdi ise üstünde kablolar kolunda serumlar ağzında ise entübe hortumu vardı. Ciğerinden parça parça bir şeylerin söküldüğünü hissetti.
“Annem annem can annem…” dediğinde burukça yaklaştı. Elini tutmak için eğildiğinde gözleri annesinin bileklerinden hastane yatağına bağlandığını görünce hemen hemşireye baktı.
“Bu da ne demek? Neden annemi bağladınız?” sesi o kadar kısıktı ki hemşirenin duyduğu bile şüpheliydi.
Hemşire baktı karşısındaki enkaza dönüşmüş kıza.
“Uyku halinde iken hastalarımız bilinç dışı hortumu çekip çıkartabiliyorlar bu ciddi sorunlara sebep olabiliyor.” Dediğinde Ahu bakışlarını annesine geri çevirdi.
Bir mahkûm gibi annesini bağlamışlardı. Ellerini sıkıca kavradığında ilk hissettiği annesinin buz gibi olmuş soğuk teni oldu. İki eli ile dikkatle avuçlarının arasına alıp ovuşturmaya başladı.
“Annem çok üşümüş lütfen yardım edin.” Diyerek hemşireye baktı.
“Tamam şimdi ısıtıcıyı açarım üstüne de sıcak pike getiririm olur mu?” dediğinde Ahu başı ile onayladı.
Hemşire gerekli malzemeleri getirirken Ahu büyük bir dikkatle annesinin her yerini inceliyordu.
“Daha fazla durmanız annenizin sağlığı için iyi olmaz hadi çıkalım.” Dediğinde Ahu gözlerinden biran eksik olmayan yaşlarla bir kez daha uzun uzun baktı annesine.
Çıktı boynu bükük şekilde o odadan.
Diğer on günde böyle geçti.
İki kız kardeş okula gitmiyor sabahın erken saatlerinde hastaneye gelip akşama kadar burada büyük umutlarla kederle bekliyorlardı. Günde sadece beş dakika gibi kısıtlı bir zaman diliminde annelerini görebiliyorlardı.
Aybike Hanım biran olsun yanlarından ayrılmıyor kızlara zorlukla birkaç lokma yemeleri için ikna etmeye çalışıyordu. Erdem Bey bu on günde on yıl yaşlanmış gibi çökmüştü. Gözünün feri sönmüş kızlarına bakamıyor kendisine ise hiç bakmıyordu. Hiçbir şey yememişti yiyemiyordu ki zaten. Korkuyordu iliklerine kadar hem de.
“Allah’ım birinin canını alacaksan benimkisini al. Kızlarımı annesiz bırakma.” Diye Allah’a yalvarıyordu.
Ama kadar yazılmıştı.
Vakti gelen gidecekti.
Allah sıralı ölüm versindi.
Evlat acısı ile hiçbir anne babayı sınamasındı!
Bir gece acı acı çaldı telefon, gelin Selen Hanım ağırlaştı dediler. Erdem Bey zaten hastanedeydi biran olsun buradan ayrılmamıştı. Kürşad Bey kızları uyandırarak hızlıca hastaneye getirdi.
Selen Hanımın ciğerlerinde saptanan kist kanser hücresiydi. Bünyesi zayıf olduğu için müdahale edememişlerdi. Umuyorlardı ki boğazında bir delik açtıklarında birazda olsa güce geldiğinde o operasyonu yapacaklardı. Ve o delikten oksijen takviyesi ettiklerinde yaşamını idame edecek şekilde Selen Hanımı ayağa kaldıracaklardı.
Selen Hanımın kalbindeki düzensizlik işlerini zorlaştırmıştı. Akciğerler yeterli oksijeni kalbe gönderemediği için Selen Hanımın kalbi yorgun düşmüş ve üç kez kalbinin durmasına sebep olmuştu.
Doktorlar üç kez kalp masajı ile hayata döndermişlerdi. Ve o gece artık son anlarını yaşadığını anlayan doktorlar ailesine haber vermişlerdi.
Kızlar ne olduğunu bilemeden geldiler. Erdem Bey ise yoğun bakım ünitesinin önünde bekliyordu. İçeriden Selen Hanımın doktoru Ercan Bey çıktı.
“Lütfen Selen Hanımı görmek için hazırlanın.” Dedi zorlukla.
Kızları ile içeri giren Erdem Bey bitik bir şekilde karısına baktı.
“Selen…”dediğinde kızları nutku tutulmuş gibi annelerine bakıyorlardı. Erdem bey bir kez daha seslendi.
“Selennn.” Selen Hanım gözlerini güçlükle açtı.
Ağzıyla bir şeyler gevelemeye başlayınca hemşire bir kâğıt kalem uzattı. Selen Hanım son gücü ile kâğıda,
“Sizleri çok seviyorum. Çok üzgünüm.” Zorlukla kâğıda bu kelimeleri yarım yamalak yazsa da Türkoğlu ailesi anlamıştı. Selen Hanımın gözleri kızlarının yanında duran Aybike Hanıma döndüğünde uzun uzun baktı ve omuzlarını silkti.
Aybike Hanım, Selen Hanımın ne demek istediğini gözlerinden anlamıştı.
“Emanetlerin emanetimdir. Gözün arkasında kalmasın.” Dediğinde Selen Hanım kocasına baktı.
Gülümsemeye çalıştı ama beceremedi. Biliyordu zekaret saati gelmişti. Birazdan canını teslim edecekti.
Makinelerden değişik sesler çıkınca Doktor Ercan Bey ve ekibi hızlıca odaya girdiler. Hemşirelerden bir tanesi aile üyelerini dışarıya çıkardığında cam kapıdan korku ile annelerini izliyorlardı. Kürşat Bey herkesi zorla dışarıya çıkarttı.
Seneler kadar uzun süren on altı dakika sonra Doktor Ercan Bey dışarıya çıktı. Herkes büyük umutlarla Ercan Beye bakıyorlardı. İki dudağının arasından çıkacak iyi kelimesini duymak istiyorlardı. Ercan Bey ise ellerini yandan iki yumruk yapmış bu acı haberi nasıl vereceğini düşünmeye çalışıyordu.
“Ne söyleyeceksen söyle Doktor. Söyle biz hazırız söyle bakma bize böyle. Söyle SÖYLEEE!” diye bağırdı Erdem bey,
Doktor Ercan Bey güçlükle açtı ağzını,
“Çok üzgünüm Selen Hanımı az önce Hakka uğurladık. Allah’ım mekânını cennet eğlesin.” Dediğinde Erdem Bey iki dizinin üstüne çöktü. Gülşen kulakları çınlatacak kadar şiddet de acı bir çığlık attı.
Ahu ise bir babasına, bir doktora, bir ablasına bakıyordu. İşittikleri ile put kesilmiş gibiydi. Aybike Hanım hıçkırarak ağlıyordu. Gülşen,
“Hayır hayır hayır Anneeeeee gidemezsin. Bizi bırakamazsın.” Diye boğazını parçalayacak şekilde feryat ediyordu.
Erdem Bey yumruk yaptığı ellerini hırsla dizine dizine indiriyordu.
“Selen Selen SELENNNNN.” Diye ağlıyordu.
Atilla Ahu’daki sessizliği sezerek ona baktı. Ahu’nun iki omuzundan tutup onu biraz sarstı.
“Ahu kendine gel Ahu!” Ahu hala babasına bakıyordu.
“Ahuuu.” Dediğinde Ahu hiçbir tepki vermiyor girdiği transtan bir tülü çıkamıyordu. Atilla Ahu’ya sert olmayacak bir şekilde tokat attığında Ahu’nun başı sola döndü. Sonra bakışları ağır ağır Atilla’ya kaydı.
Aklı artık idrak ediyordu.
Bedeni idrak ediyordu.
Ama kalbi….
Kalbi asla bunu kabul etmiyordu.
Nasıl etsin ki?
İlk tepki bedeninden geldi. Küçük bedeni zangır zangır titremeye başladı. Ağzını açıp açıp kapatıyordu.
“An- an- annem annemmmmm. Annem melek mi oldu?” dediğinde Atilla rahatlayarak sıkıca Ahu’ya sarıldı.
“Melek oldu küçüğüm.” Diye sessizce konuştu.
“Anne…” diye canını yakacak bir feryat koptu dudaklarından
“Annem gitme, annem gitme, gitme annemmmm.” Atilla kolları arasında zelzeleye tutulmuş gibi titreyen kızı nasıl sakinleştireceğini bilemiyordu.
Aybike Hanım sıkıca Gülşen’e sarılmıştı. Hakan ve Kürşad Beyler Erdem Beyi sakinleştirmeye çalışıyorlarken o an Umay ve Kaan yoğun bakımın asansöründen çıktılar.
Gördükleri ve işittikleri ile oldukları yere çakılmışlardı. Umay koşarak Ahu’nun arkasından sarıldı. Umay ağlamasını durduramıyordu. Güçlü olması lazımdı. Can arkadaşının ona çok ihtiyacı vardı ama Selen Hanım ona da anneydi. O da bir nevi annesini kaybetmişti. Yapamıyordu engel olamıyordu ama yapmalıydı.
“Ahu Ahum gözlüm bak bana. Abi izin ver.” Dediğinde Atilla sıkıca sardığı kollarını çözerek izin verdi. Umay hızlıca sarıldı.
“Ahu’m Ahu’m.” Diye inliyordu. Ahu Umay’a bakıyordu hiçbir şey diyemiyordu.
Sahi artık ne denilebilirdi ki…
***
Sabaha karşı Türkoğlu ailesi evine döndü. Günler sonra Erdem Bey evlerinin kapısını açmıştı. Bu kapıdan içeriye Selen ile gireceğim diye yemin etmişti. Şuan ise tek başına giriyordu. Kederliydi her an yıkılabilirdi.
Sela sesini duyan Selen Hanımı tanıyan herkes Türkoğlu hanesine akın ediyorlardı. Selen Hanım adanın en vefakâr ve idealist öğretmenlerinden biriydi. Kapısını önce öğrencileri açtı, arkasından meslek arkadaşları komşuları ve akrabaları, herkes akın akın eve geliyordu.
Aile üyeleri tekrar hastaneye geldiler. Annelerini buradan çıkarmak istiyorlardı ama hiç kimse Selen Hanımı buradan cenaze aracıyla çıkacağını tahmin etmemişti.
Erdem Bey güçlükle morgun kapısında durdu görevli yardımı ile içeri girip Selen Hanımı teşhis ederek formu imzaladı.
Görevliler Selen Hanımın naaşını cenaze aracına yerleştirdiler.
Kızları Kürşat beyin aracında önde giden cenaze arabasını takip ederek yola koyuldular. İlk istikametleri gasil hane olmuştu. Bir gün Ahu ve Gülşen’e gasil haneye girip birini yıkacaksınız deselerdi hayatta olmaz yapamayız derlerdi.
Ama şimdi bu iki kız kardeş gasil hanede annelerini yıkamak için bekliyorlardı. Gözyaşları feryatları bir an olsun durmuyordu. Gasil hanede ki görevli,
“Ağlamaya devam ederseniz sizi çıkartırım.” Demesiyle anında iki kız kardeş susmuşlardı.
İnanabiliyor musunuz?
O durmayan gözyaşları bir bıçak gibi kesilmişti. Annelerine olan son görevlerini yapmak istiyorlardı.
Kadınlar Selen Hanımın kefenini açtıklarında kızlar şok olmuşlardı. Annelerinin başı mosmor olmuştu. Anneleri o kadar güzel bir kadındı ki inanamadılar.
Kimdi bu karşılarındaki beden. Gülşen eline sıcak su dolu tası alıp yavaşça annesinin başına dökünce Selen Hanımın moraran yüzü yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştı.
Ahu gördüğü ile hızlıca annesinin elini tuttu. Etrafında bir tur gezdi annesi miydi gerçekten.
Gerçekten bu taşta yatan beden annesinin miydi?
İnanamıyordu.
Kim inanabilirdi ki…
Ayakucunda durdu Ahu annesinin sol ayak bileğindeki doğum lekesini görünce nefesini tuttu.
Annesiydi.
Gerçekten annesiydi…
Selen Hanımı yıkadılar akabinde son yolculuğuna uğurlanması için gerekli tüm hazırlıkları yaptılar.
Ahu,
“Duruun!” dediğinde herkes Ahu’ya baktı.
“Annem su istemişti. Bir yudum su istemişti. Veremedik. Annem bir damla suya hasret gitti.” Dediğinde Aybike Hanım elindeki zemzem suyunu Ahu’ya uzattı.
“Rabbim annene cennetinde bulunan Kevser ırmağındaki şelaleden kana kana su içirmeyi nasip etsin yavrum. Hadi bunu akıt annenin ağzından.” Dediğinde Ahu burukça baktı Aybike Hanıma ve hemen suyu annesinin ağzından akıttı.
Aybike Hanım eline aldığı kınayı Selen Hanımın avuç içlerine serpti. Sonra saçlarına ve en son bedenine gül suyunu damlattı. Akabinde kızları yavaş yavaş kefenlemeye başladılar.
Bir gün annenizi yıkayacaksınız annenizin kefenini siz saracaksınız deselerdi inanamazlardı…
Artık her şey hazırdı. Son kez Selen Hanımı görmesi için Erdem Bey içeriye girdi. Erdem Bey artık dirayetini koruyamıyordu. Anlından öpüp geri çekildi.
“Benim varsa hakkım helaldir sende helal et hanımım…”
Kızları sarıldı annelerine son kez kokladılar öptüler…
Aybike Hanım kızları kollarından tutup geri çekti. Atilla Kaan Emir ve Mahir Selen Hanımın naaşını tüm dikkati ile alıp tabuta yerleştirdiler.
Cenaze aracı son kez evinin önünden geçince herkes aracın peşine düştü. Caminin önünde duran araçla indirdiler Selen Hanımı onu seven herkes sıraya dizildi. Son görevlerini yaptılar.
Akabinde herkes kabristanlığa geçti. Ahu ağlayarak feryat ederek ablasına sarılıyordu.
İnanamıyorum.
İnanamıyordu.
Mezar hazır halde iken Erdem Bey ve Atilla kazılan çukura girdi. Kürşat Bey ve Hakan Bey Selen Hanımı kucakladıkları gibi indirdiler.
Ve sonrası çok hızlı gelişmişti.
Ahu ve Gülşen mezar başında oturmuş öylece annelerini emanet ettikleri toprağa bakıyorlardı. Birileri gelip taziye de bulunuyordu. Ama kız kardeşleri kimseyi duymuyordu.
Öylece o toprağa bakıyorlardı.
Erdem Bey bir kenara geçti cebinden bir sigara çıkarttı içi kan ağlarken yaktı sigarasının ucunu. Derince bir nefes çekti. Baktı öylece mezara, yârini karısını toprağa emanet etmişti.
Hiçbir ateşi böylesi hissetmedi. Fena yakıyormuş insanın ciğerini, aralarına yıllar girecekti. Karısı hayatının anlamı kırk bir yaşında ölmüştü. Şimdi kendisi bu hayatı tek yaşayacaktı. Yaşayacaktı acı acı bir bir son vaktini beklerken…
Her şey ne kadar hızlı oldu da bitti değil mi?
Anlayamıyorlardı.
O gün bir koca eşini sonsuzluğa uğurlamıştı.
O gün iki kız çocuğu öksüz kalmıştı.
O gün bir evin direği kırılmış çatısı göçmüştü.
Hayat mı zalimdi?
Yoksa kader mi acıydı?
Takdiri ilahi buydu.
İsyan etmedi hiç kimse..
Neden neden demediler.
Allahtan geldik Allaha gidecektik…
Selen Türkoğlu 27 Kasım’da arkasında iki kız çocuğu ve kocasını bırakarak sonsuzluğa uğurlanmıştı.
***