“Anlamadın mı, anlamak mı istemedin?”

1736 Words
Aradan iki gün geçmişti. Havanın aydınlık olduğu bir gündü ve o gün, güne başlarken biraz gergindim çünkü regl sancısı kasıklarıma atmaya başlamış, sabahında beni uykumdan etmişti. Bunu kahvaltı hazırlarken anneme söyleyeyim derken babamın bizi dinlediğini bilmiyordum. Tabii duyması iyi olmuştu çünkü babam bunu duyunca, "Bence bugün dinlen kızım. Bu döngüler genç hanımlar için önemlidir." diyerek yamacıma yanaşmış, saçlarımdan öpmüş ve anneme, "Esin yine abartılı çikolatalara başlamasın diye, senin elinden güzel bir tatlı yer miyiz hanım?" demişti. Haliyle utanmıştım. Her ne olursa olsun Anadolu insanının ataerkil düzenini yaşamaktayız ve bazı arkadaşlarımın kendi babaları hakkında söyledikleri ile benim babam epey farklıydı. Bu yüzden kendime karşı büyük bir utanç yaşamam gerektiğini düşündüğüm anları derhal bertaraf ediyor, babamın önerisi ile o günü evde geçiriyorum çünkü böylesi zamanlar kulak ardı edilemezdi. Ah, unutmadan, babam o gün izinliydi. Annemle hem alışverişe çıkmak hem de birlikte gezmek istemişler. Bakmışlar ki, tatil bölgeleri hafta sonu epey doluyor, keyfini çıkaralım da hafta içi gezelim demişler. Babam da bu yüzden izin almış. Aynen, annemle vakit geçirebilmek için. Haklılar mı? Kesinlikle. Tabii, onlar dışarı çıkmadan evvel babamın dediği üzere, döngünün hormonal olarak etkilediği çikolata sevgisinin baskınlığıyla annemle şöyle güzel bir kek yapmış, ev yapımı sos ile keki sulandırmıştık. Sonra buzdolabına yollamış, soğuyunca yiyeceğimi işitmiştim. Evden çıkmadan önce, "Ben abdest alayım, öğlen namazını Ulu Cami'de kılarız." dedi annem. Art arda babamla abdestleri de aldılar mıydı, annem eşarbını yaptıktan sonra evden çıkıverdiler. Ben de onların bu keyifleriyle keyiflenmiş, dışarı çıkışlarını keyifle seyretmiştim. Ardından evde pineklemiştim. Eh, ara ara sosyal medyayı turladığımı, bazen tasarım hakkında araştırmalar yaptığımı ve en çok kamera kullanımına dair şeylere baktığımı unutmadan belirteyim. Dersler mi? Onlar asla umurumda olmadılar. Çünkü canımın istediği anlarda var olmaları yeterliydi. Aslında öğrenmeye hevesli olduğum zamanları kastediyorum. Ancak o zamanlarda öğrendiğim bilgiler kalıcı oluyor ve cidden öğrenme konusunda istekli oluyorum. Bunu kesinlikle vurdumduymazlık olarak nitelendirmiyorum. Sonuçta bilgiyi ezberlemek yerine, aklımda kalacak ana özen gösteriyorum. Benim için önemli olan verim almak. Hatta canım hocalarımızdan bir tanesi – yıkılan okulumuzdayken eğitim veren edebiyat öğretmenimizden bahsediyorum, şimdi özel okula geçtiğini duydum – derste uyuyacaksak veya dersi dinlemeyeceksek okula gelmememiz gerektiğini söylemişti. Ona göre eğitim denilen şey, israf edilemezmiş. Bireyselmiş ve kişiye fayda sağlamıyorsa, kişi o gün keyfine göre hareket etmeliymiş. Yoksa en değerli varlığını, yani zamanını heba edermiş. Yazıkmış. Yapmamalıymışız. *** Ertesi gün okula gittiğimde Neriman Hoca elime bir çizelge tutuşturdu. "Esinciğim, diğer koçlarla henüz görüşemedim. Yalnızca Selim Bey'le görüşebildim. Ondan takımların antrenman takvimini alabildim ama bir sorunumuz var. Takvime göre bazı takımların antrenman saatleri çakışıyor. Mesela yüzme takımının çarşamba günü olan antrenman saatiyle voleybol ve futbol takımı çakışıyor. Bu durum bizim için hem iyi hem de kötü oldu. İyi yanı şu, takımlar için daha geniş bir zamanda fotoğraf çekimi yapılabilir. Kötü yanı da var, maalesef. O da daha uzun süre bununla vakit harcaman gerekecek. Sanıyorum ki, bir takımın afiş tasarımı bitince bir diğerinkine geçeceksin. Bu... Bu biraz uğraştırıcı bir iş olacak. Zaten hepsine aynı anda yetişmen mümkün değil. Senin yanına bir- iki kişi daha ayarlamak istiyorum. Ancak bu da zor. Aklımda birkaç isim var ama onlarla partner olacak kişi sensin. Senin de görüşlerin önemli. Öncelikle kameraman işini halletmeliyiz. Selim Bey'in söylemine göre, kendi okulları için iyi fotoğraf çekimlerinde fotoğrafçılık ekibinden destek alıyorlar. Ancak sınav yoğunluğu olduğu için bu konuda destek veremeyeceklerini, senin çekimleri yapmanı rica etti. Hatta yanılmıyorsam geçen gün kamerayı sana teslim etmişti. Fakat bu konu benim için önemli. Bunu yapabilecek misin bilmiyorum çünkü iş yükün artıyor. Nasıl yapmamız gerektiğine henüz karar veremedim. Senin bir fikrin var mı?" Bir fikrim yoktu. "Bir fikir verebileceğimi sanmıyorum hocam. Zaten Selim Hoca fotoğraf işini bana bıraktı. Kullanma kılavuzu ve sosyal medya videolarını kullanabileceğimi söyledi ama sizin dediğiniz gibi, bu epey külfetli bir iş. Yine de bunu zevkle yapabileceğime inanıyorum. Çünkü hoşuma gidiyor. Sadece bu kadar işin altına tek başıma girmek istemiyorum. Eğer en azından bir kişi ayarlayabilirseniz çok makbule geçer." Başını sallamış, salık saçlarının sol yanını kulağının arkasına ittirmişti. Her işine verdiği özveriyle beni dikkatle dinlediği, ara ara tebessüm ettiği aşikâr. Ancak bir olur yol bulabilmenin zahmetiyle bocalamakta çünkü onun kararsızlıkla bana baktığına ve sıkı kaş kıllarının yılansı bir kıvraklıkla çatıldığına şahit oldum. "Haklısın Esin. Bunun bu kadar uğraştırıcı bir hal almasını beklemiyordum. Hatta bunun için bir başka öğrenciden destek almayı düşünmemiştim ama Selim Bey ile görüşünce, sanırım ne denli özgün bir şey istediklerini yeni yeni fark ediyorum." Ağzımın kenarına sinen alaycı bir tebessüm oluşuyor. "Öğrencilerini görmediniz mi hocam? Elbette en mükemmel olanı isteyeceklerdi." Başını salladı. "Ben bugün birkaç öğrenci ile görüşeyim. Okul çıkışında seninle görüşelim. Bir yerinden başlamak lazım. En azından her takıma iki hafta ayırırsan-" Aceleyle araya girdim. "Hocam nasıl? Her takıma iki hafta mı? Çok fazla değil mi?" Yüzüne yerleşmiş olan endişe bir an, hafif bir toz bulutu misali dağılıyor. "Hafta içi her gün antrenmanları yok. Bu önümüzdeki iki hafta boyunca futbol ve basketbol takımına vakit ayırabilirsin. Her ikisi aynı yeri kullandığı için antrenman saatleri çakışmamış olacak. Ancak bu da bizim için hafta içi her günü doldurmak demek Esin. Anlıyorum, çok yoğun görünüyor. Eğer senin için zahmetli olmaya başladıysa bırakabilirsin. Çünkü ciddi anlamda uğraştırıcı bir hal almaya başladı. Üstelik daha başlamadık bile." Epey zahmetli. Cidden. Hafta içi her günümü onlara mı ayıracağım? Ama Fatih? Fatih var Esin. Olsun. Fatih'e zaman ayırmak istesem bile, Fatih'in bende oluşturacağı külfet benden kıymetli değil ya. Neticede bu bir işti. Zaten onların bizi dikkate değer görmedikleri belliyken, ben nasıl bu işin altına girip kendimi haftalarca yoracağım? Ancak kabul etmiştin. Hocanı yarı yolda bırakabilecek misin? Vicdanla gelen o karmaşık ruh halinden mi yoksa kendi kendimi kolayca gaza getirebilmemden mi kaynaklı bilemiyorum ama aniden gözümde beliren Fatih ve hafif bir tebessüm sunan yüzü beni alabora etmeye yetiyor. Derken kolayca galeyana geldiğimi, "En iyisi başladığımız işi bitirmek. Kaçak göçek iş yapmayalım hocam. Siz bana destek olabilecek bir arkadaş bulursanız çok iyi olur. Ben de biraz kamera işini kurcalayayım." Az önce oluşan gerilimli hal sanki aniden dağıldı ve Neriman Hoca'nın omuzlarının içe bükümü kendini doğrulttu, geriye yaslanıp ona dik bir duruş sundu. "Bu çok güzel bir haber Esinciğim. O zaman bugün okul çıkışında öğretmenler odasına uğra, futbol takımının antrenmanına gidelim." "Peki hocam." Gidelim bakalım. *** Bunu tahmin edemedim. Neriman Hoca birini bulacağını söylerken, çocuk gelişimden Tülay'ı karşıma getireceğini hiç ama hiç beklememiştim. Durumu reddetmiyorum. Evvelinde kimi önerebileceğini bilmiyor oluşuma rağmen karşımda Tülay'ı görmek, nasıl desem, bir kazan dolusu kaynar suyun başımdan aşağı dökülmesi değil de neydi? Neriman Hoca, "... dediğim gibi Tülaycığım, senin kamera tutkuna güveniyorum." derken karşı okulun koridorunda yürüyorduk. Tülay'ın güzel fotoğraflar çektiğini bilmiyordum. Bu şekilde elimizi kolumuzu sallayarak buraya gelmiş olmamız o an beni rahatsız ediyor. Sanki bir yerden biri çıkmalı ve aranılan özelliklerde olmadığımızı söyleyip bizi defetmeliydi. İşte o zaman Fatih'in yanına Tülay ile gitmemiş olurdum. Hocamız konuşmasına, "Antrenmanları iki saat sürüyor. Bu demek değildir ki, siz iki saat boyuna burada duracaksınız. Bunu size bırakıyorum." diye devam ettiğinde, kazık yutmuş gibi yerimde zorlanarak yürüdüğümü, parmaklarımı avuçlarıma hapsederek dudaklarımın titreyişine dur demek istediğimi yalnız kendime sakladım. "Ancak burada sözü Esin'e bırakıyorum. Saatler ve kararlar Esin'in gözetiminde olacak. Projenin yürütülmesinde ve karar aşamasında Esin ne derse o olmalı..." derken özellikle Tülay'a titizlikle bakmış ve şöyle eklemişti: "Umarım anlatabilmişimdir." Anlatabildiniz hocam. Hem de ne anlatmak. Tülay'ın ise keyfine diyecek yoktu. Onu öğretmenler odasının kapısında ilk gördüğüm anda – o an nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı bir ben, bir de Rabbim bilir – ve acaba o mu, derken gerçeğin ta kendisini yaşayışın ne demek olduğunu size ancak bu kadarla ifade edebilirim. Oysa o, çok mutluydu. Ağzı kulaklarına varmış, ara ara gözleri parlamış ve hissettiği heyecanı saklamaktan zerre gocunmadan bizi, daha doğrusu Neriman Hoca'yı dinlemişti. Bana ise yalnızca selam vermişti. Aslında selamıma karşılık verdi demem lazım çünkü onun gözü beni görmüyordu, yalnızca karşıya odaklı bir şekilde, oraya bir an önce gidebilmek için çırpınmaktaydı. "Elbette." diye yanıt verdi Tülay ama kesinlikle ikna edici görünmedi. O an Neriman Hoca'nın bu konuyu - karşı okula afiş tasarımı yapma işini - neden bizim okuldan sakladığını veya karşı okulun öğrencilerinin bizleri cahil olmakla neden suçladığını alenen hissettim çünkü Tülay tam bir aptal gibi, her teneffüsü karşı okula bakarak geçirdiğini ispat edecek şekilde davranıyordu. Şapşal bir hali, sanki her an bir lavaboya girip süslenecekmiş gibi duran bir tavrı vardı. Üstelik yüzü, gözü bir farklıydı. İfadeleri bir çocuk gibi, tam bir amaç bellememiş ve rotasını yitirmiş eğlence arayışlı insan gibi bakmaktaydı. Fakat bu ciddiyetsizlikle nasıl ilerleyeceğimizi kestirememiştim. "Tülay," dedi Neriman Hoca, spor salonunun bulunduğu koridora girdiğimizde etrafı izleyen Tülay'ın birkaç adım ileriden yürümesine ters ters baktı. "Bir konuda çok titiz olduğumu belirtmiştim. Umarım dikkat edersin." Tülay'ın ileriye odaklı sıfatına sinmiş gülümseyiş bir an duraklıyor. Neriman Hoca'ya bakarken tüm çocuksuluğunu kenara bırakabileceğini sergiliyor ve büyüklerin ciddi simasını taklit ediyor. "Tabii hocam, sözleriniz kulağıma küpe." Kulağına küpe mi? Bu açıklamaya alaylı bir gülüş sunmak, Tülay'ın asıl niyetinin ne olduğunu yüzüne haykırmak ve onu Neriman Hoca karşısında rezil etmek istedim. Onun böyle çocukça davranması sahiden beni rahatsız etmişti. Bir de Fatih için böyle heyecanlandığını bilmek, avanak gibi ortalıkta durması ve bir an önce spor salonuna girip Fatih'e bakacağını bilmek be- Sen bu musun Esin? Bir başkasının duygularını alaya alabilecek kadar neyin hakkını görüyorsun kendinde? İşte tebessümüm orada parçalandı. Ne hikmetse o kısımda Neriman Hoca ile göz göze geldik ve o, benim afallamış ifadelerime bakarken Tülay'ın hızına yetişemeyecekmiş gibi göründü. Haliyle bana bakma kısmında çok fazla oyalanmamış, bileğinde duran saate bakarak salonu işaret etmişti. Evet, işte oluyordu. Yine oraya girecektik ama ben, tam bir ahmak gibi kendi kusurum ve duygularım yerine Tülay'a, Tülay'ın Fatih'e karşı olan heyecanına takmıştım. Halbuki bir başkası olsa, Tülay bir başkasına karşı böyle heyecanlansa, duygularını yaşıyor derdim. Ne sahtekârım değil mi? Yalnız aynı kişiye duyduğumuz heyecandan ötürü onu aşağılama hakkını kendimde görebilecek kadar zavallıyım. Oysa insan duygularının esiri olduğu ve onları iradesinin üstüne çıkardığı vakit bir zavallıya dönüşebilirdi. Ben ise o zavallılardanım. "İyi misin?" Hocanın sorusuna başımı sallayarak yanıt veriyorum ve elimde duran fotoğraf makinasını Tülay'a uzatıyor, bu fotoğraf makinesinin bana zimmetlenmesine, bile isteye razı gelmiş olmanın doğruluğunu kendi içimde bir kez daha düşünüyorum. Neticede makinenin başına bir iş gelse benden bilinecekti ama bu sorumluluktan kaçmak bana bir şey öğretmeyecekti. Biliyorum, yaşıma göre gerekmeyen bir iş yükünü sırtlanmıştım ama hayatın öğreticiliğini yalnız kendi tecrübelerimle çok iyi anlayabilirdim. Bu yüzden bu durumun getirdiği psikolojik baskıyı kolayca kabullenmeyi öğrenmem şart. İçeriden çok ses geliyor. Antrenmana başlamış olmalılar. "Çekimler süresince en doğru açıyı yakalamalıyız Tülay." dediğimde Neriman Hoca bizden önce içeri girdi. Onu takip edip içeri geçmeden önce iyi bir soluklanıyorum çünkü hangi duygunun beni tüketmek için çırpınacağını bilmiyordum. En iyisi hazır bulunurluk haline uyum sağlamaktı. "Biliyorum biliyorum." diye geveledi ve hiç gocunmadan suratını asarak önümden aceleyle geçti. Bu da neyin nesi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD