“Biz, birlikte de güzeliz.”

1666 Words
Fatih'in orantılı bir bedeni vardı; uzun boynunun sıska görüntüsünü engelleyecek kadar geniş omuzları, omuzlarının yükünü kaldırır gibi görünen hafif toplu kaslı kolları ve o kolların görüntüsünün altında sırıtmayacak ölçüde ise uzun, kalın bacakları vardı. Bunlar uzaktan kolayca görünen fiziki etmenleriydi ama ona yaklaştıkça uzun boyunu daha uzun göreceksiniz. Bir ihtimal o omuzları yok mu, onları da kendi bedeninizden ziyade geniş görecek; o omuzlara bakarken, acaba yüzücü mü, diye düşüneceksinizdir. O denli eminim. Hele kolları, tamamen bir figüran gibiydi. Bedeninde bir yan rol verilmiş olsa, kesinlikle kollarının erkeksi kalınlığı, damarlı yapısı ve kemikli görüntüsünü işaret ederdim. Bir de kalçalarını saran dolgunluğu. Sapık mıyım? Yoo. Bunlar kolay analiz edilebilen fizik yapısıydı. Bunun için Fatih'e üçüncü kez dönüp bakmanıza gerek yoktu. Eğer onu beğendiğiniz için üçüncü kez dönüp bakacaksanız orası ayrı. Böyle bir durumda Fatih'e dönüp bakmanız mümkündür ama ben onun fizik yapısını anlamak için üçüncüye bakmaktan bahsediyorum. Aslında mesele Fatih ve Fatih'in çekiciliği. Bana kalırsa böyle basit bir literatürü yok. Örneğin kalçaları. Bazı insanlar eşofman giydiklerinde kalçaları güzel görünür ya, squat yaptıklarını düşünmemize sebep olurlar, hah, işte ondan, Fatih o insanlardan. Ciddiyim. Eşofman bile özel kıyafet gibi duruyor onda. Epey bir gösterişli. Olsa olsa korse giymiş olmalı ama yoo, dedikoducu kızların deyimine ve futbol oynarken giydiği bol eşofman altına istinaden söylüyorum; Fatih, kesinlikle kıçını büyük gösteren korse giymiyordu. Kalçalarını yaptırmış olabilir mi? Neden olmasın? Ama bunun beni ilgilendiren yanı nedir? Zaten kızlar, onun sosyal medya hesaplarını ince eleyip sıkı dokuyunca, bunun da mümkün olmadığını yeterince haykırdılar. Tabii, ben de dayanamayarak Fatih'in sosyal mea hesabına bakmış ve o kalçaların genetik olduğunu görmüştüm. Çünkü onların, aile erkeklerinin böyle halleri, böylesi bacakları vardı. Sanırım hepsi bacak, kalça ve baldır çalışıyorlar veya doğuştan sahip oldukları sıkı kalçalara sahipler. Bunu bu şekilde bilemem. Bizzat yakından görsem bel- Densizleşme Esin! Bu, kendimle ilgili halletmem gereken bir durumdu. Benden habersiz olan bir insan hakkında böyle düşüncelere kapılmam hoş sayılmazdı. Ne olursa olsun. Burada mesele temiz sevgimdi. Fatih'i kıymetli yapanın bu olduğunu ihmal edemezdim. Velev Fatih gitse, bende değişen yine olmazdı çünkü bu his Fatih'ten bağımsız ve yalnız benimle alakalıydı. Bunları düşünmek için günlük düzenimde yeni bir yer açmam gerekmişti. Ancak her şeye rağmen yaşantımda bir düzen oluşturma ve o düzenin bozulmasını önleme gayretindeyim. Aynen o akşamda da olduğu gibi. Eve geleli saatler oluyordu. Maile oturma odasında oturmuş, vaktimizi birbirimizle tüketmeye niyetlenmiştik. "Baba," diye sordum, akşam haberlerini izleyen adama. "Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim, Fatih'e dair düşüncelerin aile yapımıza etkimemesi için özenle babama bakarken. Hemen koltuğun ilerisine oturmuş, sıska bedenini koltukta yaydıkça yayıvermişti. Bana doğru baktı. Sözlü bir cevap vermese dahi bunun bir cevap olduğunun gayet farkındaydım. Aile yapısı alışıldık hareketler içerir, bunu unutmayalım. "Hafta sonları bir işe mi girsem diyorum... Farklılık olur." derken soyduğum portakaldan bir parça babama uzatıyorum. Öte yandan bu portakalın renginin ne de güzel olduğunu düşünüyorum ama sanki aylar önceki gördüğüm portakallardan farklıydı. Evet, kesinlikle farklıydı. Bu turuncu renk daha mı sanatsaldı, ne? Sevgili babam, "Nereden çıktı bu?" dedi, portakalı alıp ağzına atarken anneme baktı. Annem ise hemen sağımızda, pencerenin altına konulmuş tekli koltuklardan birindeydi. Bacaklarını der top etmiş, bizim muhabbetimizi dinliyordu. Anneme dönen gözlerini bana çeviriyor babam. "Bir ihtiyacın mı var kızım?" Ah canım babam. Bir fabrikada çalışıyordu. Sabahın köründe işe gidiyor, şu vakitlerde geliyor, bazen vardiyalara kalıyordu. Buna rağmen çoğu boş vaktini bize ayırmaktaydı. Hani yorgun olsa, halsizliği onu sarıp sarmalasa, babacığım yine şuraya gelir ve bedeninin varlığıyla bize destek olurdu. Sanki görünmez bir gerçeği ortaya koymak istiyor, her zaman burada olduğunu bizlere yeni bir birey gibi tanıtıyordu. "Yok baba," deyiverdim. Kalçamın altında duran bacağımı koltuktan aşağı sarkıtarak annemi de görebilecek şekilde yan döndüm. Babamın bu kibar tavrına nasıl dönüş yapmalıydım, bilememiştim. "Ben... Ben bunun doğru olabileceğini... Yani bunun bana iyi geleceğini düşündüm. Düşünüyorum. Düşünüyorum baba." Bir an kaşları havalandı. "Bir planın mı var?" Bir planım yok. Omuz silkiyorum. Bu durumda bana destek olabilmesi için anneme bakıyorum ama o, bize bakmaktan fazlasını yapmıyor. Daha çok, baba - kız ilişkisine müdahalede bulunmak istemiyor. Bu da beni bir miktar zorluyor çünkü babamı nasıl ikna edeceğimi bilemiyorum. "Aslında yok." derken bocaladığımın farkındayım. Bunu babamla konuşmak için erken bir vakti mi seçmiştim, buna karar veremiyorum. Öncesinde biraz araştırma yapsam, ne yapacağıma baksam iyi olabilirdi. "Kendimi geliştireceğim bir şeyler istiyorum. Bir yerde... Bu şekilde yerimde saymak istemiyorum baba." Bana bakmaya devam ediyor. O sırada ona bir parça portakal daha uzatıyorum, alıyor ve ağzına götürüp çiğniyor. Keyifsiz bir hali olmadığı ve portakalı alırken somurtmadığı için, kendi adıma bir ışık görmüş gibi sakinleşiyorum. "Anladım kızım." derken anneme bakıyor. "Bölümünle alakalı bir şeyler mi istiyorsun? Biliyorsun, bizler eski zamanız. Aklımız böyle şeylere pek ermez. Ne annen ne de ben ilkokuldan öteye gidebildik. Sen daha iyi bilirsin. Ama..." Ah, şu amalar yok mu? Yeterince hoşnuttum. Babam beni anlamıştı. Bundan sonra kurallar eklese, bana sınırlama koysa bile önemi var mıydı? Sonuçta ebeveynler kadar evlatların da bir rolü vardı ve bunlar karşılıklıydı. Allah'a bin şükür ki, bu zamana kadar ne ben onları hüsrana uğrattım ne de onlar beni kırgınlıklarımla bir başıma bıraktılar. "Ama?" diye soruyorum. Bir an anneme bakıyorum ve bize bakarken tebessüm ettiğini görüyorum. Çok şükür. Onlar gibi ebeveynlere sahip olmama izin verdiğin için çok şükür, bin şükür Allah'ım. "Ama hocalarına sorsak çok daha iyi olur. Bir gün okuluna gelelim, hocalarınla konuşalım kızım. Hatta abin gelsin. Ne dersin?" dedi babam. Söylediklerine gülümsedim. "Tabii baba, tabii. Abim gelsin. Ne zaman dönecek? Bir şey dedi mi?" Annem araya giriyor. "Esin kızım, sınavları varmış abinin. Yaramazlık yapmış. Dersleri veremezse okulu mu uzayacakmış, ne? Aklım ermiyor şu yüksek okullara." derken abime kızıyor. Anneme hak veriyorum. Abiciğim desem, şehir dışında üniversite okuyan modern zaman öğrencilerinden. Sorumluluk bilinci olan, ailemin yüzünü kara çıkartmayacak kadar kıymetli bir insan olduğu gibi; güzel bir evlat, iyi bir abi, onure edilmesi gereken bir bireydi. Onunla gurur duyuyordum ve onu çok fazla özlüyordum. Ancak onun seçimlerine saygı duymayı öğreneli çok oluyor. Az önce anneciğimin söylediği gibi, abimin derslerinin uzama ihtimali söz konusu. Bu durumda, onun buraya gelişi biraz zaman alabilir ama o zamana kadar kendi başıma bir araştırma yapabilir, hafta sonlarını verimli geçirebileceğim bir iş bulabilirim ve bir yandan da abimin gelişini bekleyebilirdim. "Tamam baba." diyorum. Sonra birkaç muhabbet daha ediyor, günlük işlerden bahsediyor ve annem ile birkaç kişinin dedikodusunu yapıveriyoruz. Zamanı her türlü verimli geçirmeyi bilebiliyoruz. Biz, birlikte de güzeliz. • • • Ertesi gün okul, diğer günlerde olduğu gibi aynı şekilde geçecek sanmıştım ama yanılmışım. Bunun ilk nedeni dün ki düşme mevzusuydu. Ne alaka mı? Aslında yeterince alakalı çünkü Tülay'ın meselesi bir anda okulun gündemine düşüvermiş, çocuk gelişim bölümünde olan bu kızın kim olduğu, Fatih ile yakışıp yakışmayacağı ve kesinlikle ilk aşk temasıyla çarpıştıkları konuşulmaya başlanmıştı. Üstelik bu konu öylesine saçma ihtimaller üzerinden ilerliyordu ki, bir anlık hazımsızlıkla Tülay'a gideceğimi ve kendisini omuzlarından sarsarak kendisine gelmesini söyleyebileceğimi düşünmüştüm. Bu rezillik. Kendi kendimi yıpratmaya gerek yoktu. Ancak bazı şeylere karşı hüzünlenmediğimi söylersem yalan söylemiş olurum. Şöyle ki... Biz ikinci dersi bitirmiş, molaya çıkmışken grafik tasarım dersi hocasının çantası bir öğrenci ile birlikte sınıfa geldi. Çantanın yanında bir de evrak vardı. Çok fazla üzerinde durmadığımı, tasarım için herhangi bir afiş olabileceğini düşünmüştüm. Sonra biraz öğle molasının keyfine varmış, yerimden doğrulup pencereye yanaşmıştım. Hani bir ihtimal ile - çok küçük bir ihtimalden bahsediyorum - Fatih'i görürsem, yani eğer bu soğuk havada ortak alana çıkar da onu hatıralarıma biraz daha eklerim diye, bu olasılığın verdiği hoşnutluk duygusu ile onların olduğu tarafa bakındım. Cidden hevesliydim. Onu görmek, okulda dönen Fatih-Tülay dedikodusunu alt edebilmek istedim. Aslında amacım kendi içimde nedenler bulmak, Fatih ve Tülay'ın yalnızca çarpıştığını düşünmekti. Bunu düşünebilirdim. Fatih'in Tülay'a karşı bir çekim hissetmediğini; Tülay'ın ve Tülay'ı destekleyen okul arkadaşlarımın hayalperest canlılar olduğunu kendime hatırlatabilir ve kendimi ikna edebilirdim, değil mi? Bunu yapabilirdim. Gerçekten. İnanıyorum. Yapılabilir. Tabii hayat bir kez daha kaderden yana bir dansı önümüze sunmasaydı. Çünkü o küçük ihtimal tuttu ve ben, Fatih'i gördüm. Yemin ederim gördüm. Kendi binalarında, ikinci katta durmuş ve arkadaşları ile sohbet ederken gözlerime düştü. Oysa oraya bakarken pek ilgisizdim. Onu başka bir yerde göremeyeceğim ihtimali üzerine düşünerek hareket etmiş, yalnızca dalgınlıkla oraya bakmıştım. Kısacası onu görmem kadar, onun orada durması da ilginçti. Üstelik o, bu tarafa bakmıyor, pencerenin dibinde kalan kolondan ötürü yarısını gölgeliyordu. Yine de onu görmüştüm ama sonra... Sonra onun başı sakince yön değiştirdi, arkadaşlarıyla tutturduğu muhabbetin akışına kapılmış bir dalgınlıkla bu tarafa doğru döndü ve bizim okulun giriş kapısında kalakaldı. Oraya baktı. Evet, baktı. Bizim okulun giriş kapısına baktı. Fatih bunu yaptı. Bundan eminim. Nereye bakıyorsun? Meraklıydım. Ancak hüsrana uğrayacak kadar da gerçek hayatı yaşıyordum. Onun buraya bakması nasıl ki bir nedene tutunduysa, benim hayal kırıklığım da bir sebep bulabildi. Derken o ses duyuldu. "Hey, Fatih'e bakın. Tülay'a bakıyor." Tülay'a mı bakıyor? İnandığınız bir şeyin aniden sarsılması ne demek, tam orada öğreniyorum. Bizzat elden yaşıyorum. Halbuki ona bakmaktayım, beni görebileceğini umut etmesem de onu izleyebilirdim. Fakat nasıl olur? Neden Tülay'a bakasın ki? Aklımda olmayanın sarsıcı etkisiyle bir an için soluğumun ağzımın kıyısında durakladığını sanacak oluyorum. Bu, müthiş bir hayalin müthiş bir döküntüsüydü. Bunu tecrübe etmek istemezdim. Fatih'in Tülay'a bakma ihtimalini duymak istemezdim yahu. İstemezdim. Hatta bu söylentinin yalan olduğunu haykırmak isterdim. İstedim de. Bu yüzden pencereye iyice yanaşmadım mı? Evet, Fatih'i aklamak için pencereye yanaştım ve onun baktığı giriş kapımızı görmek istedim. Orada yalnızca bir kapı vardı, bundan emindim. Tülay'ın konuyla alakası olmamalıydı. Fatih çapkın bir oğlan değildi. Kesinlikle de- Tülay! Tülay oradaydı. Cidden oradaydı ve - Tülay'a mı bakıyorsun? Başım hayretle doğruluyor, gözlerim derhal karşı binaya ve koridoruna dönüyor. Yerini biliyorum, onun yerini gözlerim kadar hislerim de biliyor. İşte aynı yerinde, öylece durmuş, gözleri Tülay'a doğru dönüp de bakıyor. Baktığını söyleseler inanmayacağım oğlan, gözlerimin gördüğü bir afallamışlıkla ona doğru dikkat kesilmiş. Fatih... Neden Tülay'a bakıyorsun? Bunu kendime söylemek istemezdim. Ona, neden oraya bakıyorsun, demeliydim ama onun Tülay'a baktığını kendi içimde kabul etmemin bu denli kısa oluşu kötüydü. Çok berbat bir histi. Sanki o an evrendeki tek mahvolmuş insan bendim. Elimde olsa haykıracağım, bütün canlılara bu rezil duyguyu haykıracak ve nasıl da kendimi bir ahmak gibi kandırdığımı ispatlayacaktım. Ama bunları yapmak mümkün değildi çünkü Fatih, benim dile gelemeyecek kadar korkak olan yanımdı. Ancak bana bir imkan verselerdi, hemen anneme giderdim. Ona gider ve bazı duyguların çok sarsıcı olduğunu neden önceden söylemedin anne, derdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD