Bölüm 16 - ''SAKLI''

1308 Words
16. BÖLÜM: "SAKLI" Kafamı bir Yu Jin'in omzuna bir boşluğa dayarken en sonunda kafam sıraya düşmüştü. Öğlen zili çalınca Yu Jin omzumu çürütene kadar vurmaya başladı. "Mi Hi-sshii ben açlıktan ölüyorum." Kafamı sıradan kaldırmadan mırıldandım. "Ben de uykusuzluktan ölüyorum. Ne yapayım?" "Aynı şey mi? Uyumadan yaşayabilirsin ama yemeksiz yaşayamazsın." "Sen kendi adına konuş. Ben uyumadan yaşayamam." "Ya Mi Hi-sshii gece uyusaydın o zaman." deyip kolumu çürütmeye devam etti Yu Jin. Kafamı bir hışımla sıradan kaldırdım ve gözümün önüne perde yapan saçlarımı itmeden Yu Jin'e karşılık verdim. "Denemedim mi sanıyorsun? Olmadı, yapamadım. Uyuyamadım. Kafamın içinde sürekli birileri konuşup durdu." "Jimin ile alakalı mı?" diye sordu ciddileşip. "Bilmiyorum," dedim saçlarımı gözümün önünden çekerek. "Benden bir şey saklıyormuş gibi hissediyorum. Sadece o da değil, Jungkook da. Onda da var bir hal. Anlamıyorum ben mi çok salağım?" "Ne saklayabilirler ki?" "Bilmiyorum. Sadece hissediyorum. Eğer haklı çıkarsam kendimi evliya ilan edeceğim." "Tövbe de, çarpılacaksın." dedi ciddiye alarak sonra kafasını tavana çevirdi. "Allah'ım Mi Hi'yı çarpma işlemini biz yemek yedikten sonra yapsak mı? Çünkü ben açlıktan oraya gelebilirim de, eheh." Gülerek ayağa kalktım. "Hadi yemeğe gidelim çarpılmadan." Yemekhane her zaman olduğu gibi ana baba günüydü. Yu Jin yemeğini alırken bende çantamdaki sandviçimi çıkardım. Gerçi yiyebileceğimi sanmıyordum. Acaba bana ait olan o yer bugün boş muydu? "Yine mi sandviç? Kızım o kadar para veriyoruz niye sandviç getiriyorsun hâlâ?" Dedi Yu Jin. "Taşınması kolay, yemesi kolay... Hem o yemekleri canım çekmiyor. Zaten sandviçimi de bu ortamda yiyebileceğimi sanmıyorum." "Senin o yere gidelim o zaman? Sessizdir belki bugün?" "Pek sanmıyorum-" "Hepsini kovdum, sessiz. Hadi oraya gidelim." Konuşmamıza dalan Jimin'in sesiyle bütün dikkatimizi ona vermiştik. "Eee, gitmiyor muyuz? Onları kovmak için ne taklalar attım sizin haberiniz var mı?" Yu Jin ile birbirimize gülerek baktık ve yemeklerimizi alıp kutsal yerimize geldik. Jimin dediğini yapmış, herkesi kovmuş ve bize sessiz sakin bir yer sunmuştu. Yüzümdeki maskeyi rahatça çıkarıp yemeğimi yemeye başladım. "Bu sessizliği özlemişim," dedim ağzımdaki ekmek kırıntılarını silerken. Maskemi yüzüme tekrardan geçirdiğim zaman karşımızdan Taehyung ve dünyanın en gereksiz, yılışık, çirkin ve en uyumsuz çiftin bize doğru geldiğini gördüm. Ben öğürme sesleri çıkarmaya başlarken Jimin'in sımsıkı elimi kavradığını fark ettim. Ah, doğruydu biz sevgiliydik değil mi? "Yemin ediyorum kusacağım. Nereye baksam el ele tutuşmuş çiftler görüyorum. Hepiniz midemi bulandırıyor, türünüz tükensin artık!" Taehyung gelir gelmez isyana başlayınca Yu Jin içtiği meyve suyunu Taehyun'un suratına fışkırtmış gülmeye başlamıştı. Taehyung derin bir nefes aldı başparmağını yüzünde gezdirdi. "Bu da evrenin bana götüyle gülmesi galiba." Jungkook cebinden bir peçete çıkarmış yüzünü silmesi için Taehyung'a vermişti. Jungkook tam karşıma oturunca huzursuzca kıpırdandım. Bilerek mi yapıyordu? "Hafta sonu dağ evine gelmeye var mısınız?" diye bir soru sordu herkese Jungkook. "Hyunglar da gelecek hem." Jungkook'un dediği şeyle ortamda bir sessizlik olmuştu. Sanki herkes 10 yıldır Jungkook'un bunu demesini bekliyormuş gibi davranıyordu. İşin en komik tarafı ise Jimin bana bakıyor, ben ise Yu Jin'e bakıyordum gidip gitmemek konusunda en ufak bir söz için. "Bana hiç öyle bakma. Siz nereye, ben oraya. Benim için sorun yok." dedi Yu Jin. O öyle deyince bakışlarımı Jimin'e çevirdim. Şimdi Jimin bana bakıyor ben Jimin'e bakıyordum. "Gitmek ister misin Mi Hi?" Dilimle dudaklarımı ıslattım. "Bilmem, annem ile babam izin verir mi? Ayrıca gideceğimiz yer çok mu uzak?" "Biraz Seul'un dışında kalıyor." dedi Jungkook, ardından ise Jimin ekledi. "Annen ile babanı sorun etme, o iş bende. Sen asıl gitmek istiyor musun, istemiyor musun onu söyle." İşin asıl problemi oydu ya. Gideceğimiz ve 2 gece kalacağımız yerde Hyun ile Jungkook da olacak. Onlarla aynı çatı altında kalıp uyumak olmam özellikle Jungkook'un olduğun yerde olma durumu beni tedirgin ettirip heyecanlandırıyordu. Bunun altından kalkabilecek miydim? Denemekten kime ne zarar gelirdi ki? - Bir okul günü daha sona ermiş ben paytak paytak adımlarımla evime doğru yol alıyordum. Tam o sırada birden yanımda duran arabayla neye uğradığımı şaşırmıştım. Siyah Range Rover bana tanıdık gelirken kapının açılması ve içinden inen kişiyi görmemle nereden tanıdık geldiğini anlamam çok uzun sürmemişti. Jeon Jungkook sırt çantasını takarak benim yanıma gelmişti gülerek. "Naber?" Ani bir şok dalgası beni bedenen ve ruhen ele geçirmişken olduğum yerde donup kalmıştım. Bu gerçek miydi? "İ-iyi." "Yürüyelim mi?" Dediği şeyi algılamayıp "Yürüyelim mi?" diye sormuştum bende. Evet, rezillik loading... %50 Güldü. "Ben de onu soruyorum ya işte. Yürüyelim mi birlikte?" "O-olur." Kekeleme seanslarım hiç hız kaybetmeden devam ediyorken Jungkookla birlikte eve doğru yürümeye başlamıştık. Ben tabii arayla göz ucuyla ona bakmayı ihmal etmiyordum. Kafasına saksı falan mı düşmüştü acaba? "Hafta sonu dağ evine gelmeyi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettin." Dediği şeyle bir an Jungkook'un ateşin olup olmadığına bakmak istedim. Gerçi onun ateşin çıkıp çıkmadığından emin değilim ama benim ateşimin çıktığından yüzde yüz emindim. O kadar çok terlemiştim ki yüzümdeki maskeyi çıkarmamak için kendimi zor tutuyordum. "Gerçekten mi?" "Evet, gerçekten." "Yeminle kıyamet alametleri bunlar," diye fısıldadım kendi kendime. "Efendim?" "Yok bir şey." "Jimin ile nasıl gidiyor?" Eveet, Jungkook'un neden benle tatlı tatlı konuştuğunu an itibariyle anlamış olduk. Demek benim ağzımdan laf almak istiyorsun, ha? Peki, öyle olsun. "Gayet güzel gidiyor." "En son Jimin ile sadece arkadaş olduğunuzu söylüyordun, onu arkadaş olarak sevdiğini falan..." Ben Jungkook'a bunları söylediğim zaman o deli gibi sarhoştu ve bana o gün ile ilgili pek bir şey hatırlamadığını söylemişti ama bu cümlüleri bal gibi hatırlıyordu. Gülümsedim. "Öyleydi ama Jimin'i yakından tanıdıktan sonra onun ne kadar centilmen, yakışıklı, iyi kalpli biri olduğunu fark ettim ve ta da! Ona aşık oldum." Jungkook dediğim şeyle suratını asmıştı. Bozulmuşa benziyordu. Bariz bir şekilde Jimin ile ilişkimden hoşlanmadığı belliydi. "Senin Hyun ile nasıl gidiyor ilişkin?" dedim zar zor. Derin bir iç çekti. "Gayet iyi gidiyor. Biz zaten Hyun ile çocukluk arkadaşıyız. Bu yüzden birbirimizin neye ihtiyaç duyduğunu çok iyi biliyoruz ve güzel anlaşıyoruz. Hatta gelecekte onunla evlenmeyi düşünüyorum, biliyor musun?" Dediği şeyle boğazıma yumru oturması bir oldu. Evlenmek mi dedi o? Gözüme buğulu bir görüntü yapan gözyaşlarıma bir küfür yolladım sessizce. Onun gözünün önünde ağlayamazdım. İçim buram buram kan ağlarken gülümsedim. "Ne kadar güzel, beni de düğününe davet edersiniz o zaman, malum Hyun ile birbirimizi çok severiz." "Düşündüm de çok güzel bir ortam olur cidden." Güldü. Hehehe gül sen gül, tehlikenin farkında değilsin sen. Bakalım ben Hyun'u gelinlikler içersinde bıçaklayıp seni damatlığınla birlikte kaçırdıktan sonra böyle gülebilecek misin? Cidden çok güzel bir ortam olur ya! Vay anası, hayal ettiğim şeye bak. - "Mi Hi, kafayı mı yedin kızım sen? Ne yapıyorsun?" Annemin sesiyle televizyonun tozunu almaya devam ettim. "Harikayım, çok harikayım, süper harikayım. Hayatımda hiç daha önce bu kadar harika olmamıştım." "Ay yok valla iyi değilsin sen. Kuzum, neyin var senin?" "Hiçbir şeyim yok." dedim toz bezini ıslatırken. Evet, yalan söylüyordum. İyi falan olduğum yoktu, harika da değildim. Sadece birazcık kafayı yemiştim Jungkook sağolsun. Düğün müğün, Hyun derken eve gelene kafayı yemiştim. Gözümün önüne gelinlik giymiş Hyun ve koluna taktığı damatlık takımıyla Jungkook gelince evde de rahat duramamış kafamı dağıtmak için hamarat kız olmaya karar vermiştim. "Tamam ya burası oldu, hallettim. Şey, abimin odasına geçeyim ben. Çok kirlidir şimdi orası, temizlemek lazım." Abimin odasına da geçince söylenmeye kaldığım yerden devam ettim. "Düğün diyor birde şerefsiz. Ben var ya o düğünü alırım senin kıyamet günün yaparım. Her şeye göz yumarım ama buna asla!" Tam o sırada ayağım bir yere çarptı. Ben acıyla kıvranıp ayağımı nereye çarptığımı ararken yatağın hemen yanında, halının altında bir tümsek fark ettim. Ayağımı ben buraya mı çarpmıştım? İyi hoşdu da bu neydi ki şimdi, abimin odasında böyle bir yer mi vardı? Daha önce hiç fark etmemiştim. Bir merak beni alınca halıyı topladım ve o tümsek yeri yakından inceledim. Yerdeki normal parke kare şeklinde kesilmiş, onun içine parkeyle aynı renkte yüksek bir taş koyulmuştu. Göz ucuyla kapıya baktım. Kapalıydı ve odaya her an birisi gelebilirdi. Ama bilirsiniz, ben risk almayı severdim. Taşı oradan çekip aldığımda karşılaştığım görüntüyle ağzım balık gibi açılması bir olmuştu. Çünkü o çukurda 10 aileyi rahat doyuracak tonlarca paralar vardı. Paralarla duygusal bir bakışma yaşarken duyduğum ses ile selâm okunmaya başladı. "Odamda ne halt yiyorsun Mi Hi?" Evet, abim tarafından küçük bir çukura saklanmış paralarla basılmış oldum. Haydi cenaze namazına...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD