Bölüm 11 - ''SARHOŞ BAKICISI''

1003 Words
Kim Namjoon beni gördüğüne şaşırmışa benzemiyordu. Oysa ben şu an küçük dilimi bile yutmuştum. "İçeriye geçin," dedi bize yol göstererek. Yine iki katlı bir eve gelmiştik ve Jungkook'u ilk kattaki odalardan birine atmıştık. Jungkook'u yatağa attığımda belimi tuttum. Kırmıştım galiba... Hoseok Jungkook'u bıraktıktan sonra direk söylene söylene odadan çıktı ben de Jungkook'a baktım. Uyuyordu ve yatağa gelişi güzel attığımız için kafası yataktan aşağıya sarkıyordu, harika. Ona doğru yaklaşıp eğildim ve ilk önce ayakkabılarını çıkardım. Sonra kolunun altından tutup çevirdim ve kafasının yastığa gelmesini sağladım. Çok güzel uyuyordu, aynı bir melek gibi... Bence biraz oturup onu izlesem hiçbir sorun olmazdı. Zira bir daha ayağıma böyle bir şans gelmezdi. Yatağın boş kısmına oturdum ve ağır çekimde yaralı ve eldivenli elimi saçına daldırdım. Saçları çok yumuşak ve güzeldi. Uyurken yüzünde oluşan o ifade benim için huzurun kaynağıdır. Elim saçlarından yüzüne kaydı. Gözlerine, yanaklarına, burnuna, dudaklarına dokundum nazikçe. Tek çabam her ayrıntısını ezberlemekti. Yüzümde oluşan aptal gülümsemeden rahatsız değildim. Onun yanında mutluydum, aşıktım. Onu izleme seansım uzun sürmesini dilesem de hiç de öyle gerçekleşmedi. Jungkook birden ciğeri çıkacakmış gibi öksürmeye başladığı an elim ayağıma dolaştı. Büyük ihtimalle kusacaktı. "Dur, dur!" diye bağırdım. "Ben poşet moşet bulayım kusma hemen dur!" Atletizm oyuncuları aratmayacak bir şekilde evde koşmaya başladığımda Hoseokla Namjoon bana şaşkın şaşkın bakıyordu. "Çok kötü, kusacak poşet moşet bir şey verin." dedim nefes nefese kalmış bir şekilde. Hoseok direk koşarak poşet aramaya gittiğinde Namjoon anlamadığım bir şekilde bana bakıyordu. Umursamadım. Hoseok elime peçete ile poşeti sıkıştırınca direk odaya koştum. Jungkook eliyle ağzını tutmuş kusmak için benim gelmemi bekliyordu. Akıllı bıdığım benim. Kafasını yataktan sarkıttı ve ben poşeti kafasına geçirince hemen kusmaya başladı. Normal bir insan kusarken yardımcı olsaydım onunla birlikte ben de kusardım. Ama söz konusu sevdiğim çocuk olunca iğrenmiyordum. Kusma işi bittikten sonra peçeteyle ağzını sildim ve kirli poşeti ile peçeteyi kapının önündeki Hoseok'a verdim atması için. Hoseok yüzünü ekşilte ekşilte poşetin ucundan tutarak atmaya gitti. "İyi misin?" diye sordum Jungkook'a. Derin bir nefes aldı. "İyiyim." Her ne ne kadar iyiyim desede hâlâ sarhoştu, bunun ses tonundan kelimelerin ağzından çıkış şekline bakıp anlayabiliyordum. Yatağın o boş kısmına oturdum. "Hep bu kadar çok içer misin sen?" Gözleri yüzümde gezinirken burukca gülümsedi. "Biraz... Bu aralar çok içiyorum." "Bir sebebi var mı?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. "Var," Gözlerini tavana sabitledi ve yutkundu. "Abim Jeon Junghyun olacak heriften nefret ediyorum." Sanırım derin bir konuyu eşelemiştim. "Neden?" Alacağım cevabı beklerken dudağımı ısırdım, sarhoştu onun bu halinden yararlanmak istemiyordum ama bir söz var, derdini söylemeyen dermanını bulamaz ya işte bu da o hesap. "Yani istersen anlatma çok özelse." Gülümsedi ve elini sorun yokmuş gibi salladı. "Yoo, anlatacağım. Yoksa yemin ederim ki deliririm Mi Hi. Hem sabah unutmuş olacağım her şeyi." Derin bir iç çekti. "O her zaman en iyisi oldu Mi Hi, benden bile. Jeon ailemizin biricik gözdesi o. Evimizi gördün, biliyorsun. Baya büyük ve lüks bir ev, sadece o değil daha neler var. Kendini satsan bile alamayacağın şeyler var ya... İşte onlardan. Biz normalde zengin değildik, zaten bildiğin üzere babam bir müdür. Bir müdürün parasıyla bu kadar şeyler alınmaz, bilirsin. Ama abim sayesinde biz her şeye sahip olduk." Ellerini yumruk yaptı. Bunlar buz dağının görünen tarafıydı kanımca. Görünmeyen taraflarda ise asıl dertler, sıkıntılar vardı ve biz de birazdan sanırım ona geçiş yapacaktık. "Abim ortak olduğu şirket sahibinin ölmesiyle şirketin başına geçti ve şirketin ismi bile değişti. Başarılı oldu. Evlenmedi, ailesine bakarak hayırlı bir evlat oldu. Ama kardeşini unuttu." Sonuna doğru sesi kısılırken gözlerinin dolduğunu fark ettim. "Sürekli beni küçümsedi, zorbalık yaptı. Annem ile babam beni kötü örnek olduğumu söylediler. Abim onların öz oğluydu ben ise üvey, böyle hissediyorum. Sürekli beni laflarıyla küçümsüyorlardı. Abim gibi değilmişim. O zekimiş, ben tembel. O her şey de iyimiş, ben kötü." Güldü. "Oysa benim de sesim güzel ama bir kere olsun dinlemediler." Ona bana derdini anlat derken kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum. Zor şeyler yaşamış ve yaşıyordu ve bunu sadece içinde yaşıyordu, dışında birkez bile belli etmiyordu. Gözlerini kıstı ve dişlerinin arasından tısladı. "Artık buna dayanamıyorum." Elini tuttum. Bakışlarını bana çevirdiğinde şaşırdığını fark ettim. "Ben dinlerim." dedim. Ağlıyor muydum? Yoksa sesim üşüttüğümden mi böyle çıkıyordu? "Ne?" "Senin sesini şarkı söylerken dinlerim. İnan bunu çok isterim Jungkook." Bana gülümsediğinde içimdeki kaynar suların fokurdadığını hissettim. "Sonra. Ama senden şimdi bir şey isteyebilir miyim?" "Tabii ki." "Ben uyuyana kadar yanımda kalıp, saçımı okşar mısın?" Gülümseyerek kafamı salladım. "Çok isterim." Jungkook gülerek hafifçe doğruluğunda hemen arkasına geçtim ve o da kafasını benim çıplak dizime dayadı. "Sana bir şey sorabilir miyim Mi Hi?" diye sordu küçük bir çocukmuş gibi. "Sor." "Jimin ile aranda ne var? Onu seviyor musun?" Böyle bir soru beklemiyordum ve birden bunu sorması kafamı karıştırdı. Bunu neden sorduğunu bilmiyordum. "Sadece arkadaşız." dedim. "Onu sadece arkadaşça olarak seviyorum." "Emin misin?" Sinirlenmiştim. Cidden bunu neden soruyordu? Beni arkadaşına mı yakıştırmıyor muydu yoksa başka bir şey mi vardı? Eğer öyleyse ben de ona Hyun ile ilgili sorular sorardım. "Peki o zaman." Sesi rahatlamış gibiydi. Elim o uyurken gezdirdiğim saçlarında gezintiye çıkarken kıkırdadım. "Sesim senin kadar güzel olsaydı sana ninni falan söylerdim." "Eminim sesin benim kadar güzeldir Kim Mi Hi," - Jungkook uyuyalı saatler geçmişti ve hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı. İşin kötü yanı ise ben annemgillere haber bile verememiştim. Eve dönünce beni zor dakikalar bekliyordu. Jungkook'un başını yavaşça dizimden alınca yastığa koydum. Çok güzel uyuyordu ve ben onu öpmek istiyordum. Elim maskeme gittiğimde yapacağım şeyden tedirgindim ama zaten deli gibi uyuyordu. Bir şey anlamazdı, değil mi? Maskemi aşağıya ittiğimde yüzümü yüzüne yaklaştırdım ve bir süre nefes alış verişlerini izledim. Sonra yanağına çok küçük ve masum bir öpücük kondurdum. Anlamamıştı, hâlâ uyuyordu. Şanslıydım. Maskemi suratıma tekrardan taktığımda odadan çıktım ve büyük evin kapısına doğru yürüdüm. Evde kimse yoktu. Hoseok gece yanıma gelmiş Jungkook'u dizimde yattığını görünce şaşırmıştı. Eve dönüp dönmeyeceğimi sorunca biraz daha burada kalmak istediğimi söyledim ona. Tamam deyip gittiğinde bir daha geri dönmemişti. Namjoon zaten ortalıkta yoktu. Kapıyı açıp evden çıktığımda havanın açık mavi tonlarında olduğunu gördüm. Hemen eve gitmeliydim. Ama tam o sırada arkamda duyduğum o tanıdık ses buna engel olmuştu. "Demek Jeon Jungkook'a aşıksın, Kim Mi Hi." Park Jimin benim minik sırrıma ortak olmuşa benziyordu. Endişelenmeli miyim?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD