Bölüm 13 - ''TUZAK''

1184 Words
Sıradan ve sıkıcı bir okul gününde başroldüm yine. İlk ders biyolojiydi ve ben biyolojiden bir gram bile bir şey anlamıyordum. Çünkü ezberdi bol bol ve ben ezberden oldum olası nefret etmiştim. İşte bu yüzden sayısalcıydım ama biyolojinin hâlâ nasıl sayısal ders bölümüne girdiğini anlamıyordum. Bence coğrafya daha çok sayısaldı. Elimdeki kalemi masaya bıraktım. Aldığım notlardan hiçbir halt anlamıyorsam not almaya ne gerek vardı? Uyuyacaktım, zaten en arka sıradaydım oh mis. Göz ucuyla yanımdaki Yu Jin'e baktığımda onun benden daha önce pes ettiğini gördüm. Kafasını masaya koymuş, dudakları bir balık gibi açılmış şekilde mışıl mışıl uyuyordu. Güldüm ve ben de kafamı masaya koydum. Derin bir nefes aldım ve huzurla gözlerimi yumdum. Lakin gözümün önüne gelen Park Jimin siluetiyle uykularım kaçtı. Bana sunduğu o saçma tekliften sonra aradan birkaç gün geçmişti ve hiçbir şey olmamıştı. Jimin ile de hiç konuşmamıştık, aramızda sadece anlamsız bakışmalar geçiyordu. Hâlâ bana neden öyle bir şey dediğini bilmiyordum. Tek bildiğim bu aşk dolu bir çıkma teklifi değildi, olmasını da beklemem ve istemezdim zaten ama bu işte bir bit yeniği vardı. Neyse yakında anlardık ne olup bittiğini Jimin'in dediği gibi, değil mi? Jungkook ile ise aynıydık, tabii biraz daha iyi. Artık beni gördüğü zaman suratıma mal gibi bakmıyor gülümsüyordu. Sadece bunu yapıyordu, yine de pek konuşmuyordu ama bu bile beni mutlu etmeye yetiyordu. Onunla ders çalışma günlerimiz parti gecesi yüzünden aksamıştı. Teneffüste onun yanına gidip bu konu hakkında konuşmalıydım. Saçmalamayın, tabii ki ders için onun yanına gideceğim. Yoksa onu sevdiğimden, benimle konuşmasını, göz hapsine almasını özlememden değil tabii ki. Biyoloji dersi uyuyarak geçerken teneffüs zili çalmıştı. Kafamı sıradan kaldırdım ve etrafa kısa bir bakış attım. Sınıf yavaş yavaş boşalırken Yu Jin hâlâ tatlı uykusuna devam ediyordu. Sıramdan onu uyandırmayacak bir şekilde, sessizce kalktım. Sınıftan çıktığımda koridordaki öğrenci topluluğunda Jungkook'u aradım ama göremedim. Sınıfındadır herhalde diye düşünerek sınıfına da uğradığımda orda da onu göremedim. Acaba biricik sevgili Hyun ile mi takılıyordu? Sınıfın içersine uzattığım kafamı tam geri çekecekken Yugyeom'u gördüm. Jungkook'un nerede olduğunu Jimin'e soramazdım belki ama biricik sıra arkadaşına sorabilirdim, değil mi? Gülümseyerek "Yugyeom!" diye seslendim. Yugyeom sıranın üstüne oturmuş kızlarla gülüşerek bir şey konuşuyordu. Ah, pardon daha doğrusu her erkeğin yaptığı gibi tatlılığını ve seksiliğini kullanıp kızları ağına çekmeyi çalışıyordu. Ve başarıyordu. Bana doğru kaşlarını kaldırarak bakarken ben çoktan yanına gelmiştim. Beni baştan aşağı bir süzdü ve gülümsedi. "9. Sınıfların birincisi ve büyük ihtimalle 10. Sınıflarında birincisi olacak Kim Mi Hi benle mi konuşuyor şu an yoksa hayal falan mı görüyorum?" "Yok gerçek." Dedim gülerek. Bu çocuktan oldum olası pek hoşlanmamıştım ama ne yapalım Jungkook'a giden yol Yugyeom'dan geçiyordu. Elliyle yanındaki kızları gönderdikten sonra masadan indi ve dibime doğru girdi. Bu durumdan rahatsız olup birkaç adım geriledim. "Sen bana gelmezsin, hatta sen benimle konuşmazsın bile. Kıyamet falan kopacakta helallik istemeye mi geldin?" Dediği saçma sapan şeylerle dudağım kıvrılmıştı ama o bunu maskemden dolayı fark etmedi. "Jungkook'u soracaktım ben." Yugyeom'un kaşları havaya kalkarken "Vaay," dedi. "Demek Jungkook..." "Yani önemli bir şey için ben de---" Az kalsın Jungkook'un kimse bilmeyecek dediği sırrımızı dilimden düşürüyorum. "Üf, bir şey sormam lazım işte. Okulda göremedim, nerede?" Ellerini göğsünde birleştirdi ve poposunu sıraya yasladı. "Bugün okula gelmedi." "Hmm," diye mırıldandım. Yugyeom hâlâ beni süzmeye devam ederken onun bir sapık olduğunu düşündüm. Galiba buradan hemen uzaklaşmalıydım. Gülümsedim ve "Anladım. Neyse ben gideyim o zaman." deyip Yugyeom'a el salladım ve sınıftan çıktım. Bugün okula gelmemişti. Bu normal bir durumdu ama benim içim neden bu kadar sıkışıyordu? Acaba abisiyle bir sorun mu yaşamıştı yine? Derin bir nefes aldım. Hiçbir şey olmamıştı, olmayacaktı. Koridorlarda yürürken buranın ilk defa bu kadar sessiz olması beni ürkütmüştü. Öğrenciler yok denilecek kadar azdı ve var olan öğrenciler ise bana tip tip bakıyordu. Acıyarak. Tanrı aşkına ne oluyordu? İçimdeki huzursuzluk büyürken yanıma koşarak bir kız öğrencisi geldi. Bizim sınıftandı. "Mi Hi, Yu Jin ile Hyun saç baş kavga ediyor. Çabuk gel, onları sadece sen ayırabilirsin." dedi nefes nefese kalmış bir şekilde. "Ne?" dedim şaşırmış bir şekilde. "Hadi durma, takip et beni!" dedi kız koşmaya başlayarak. Ben de ardından hemen onu takip etmeye başladım. Bugün bir şey olacağını biliyordum, yemin ederim ki hissetmiştim. Kızı takip etmeye başlarken kızın beni okulun alt kattaki depolardan birisine getirdiğini fark ettim. "Buradalar." Kaşlarımı çattım. Benim bildiğim Yu Jin böyle bir yerde kavga etmez okulun ortasında geçirirdi Hyun'a. "Hadi çabuk ol Mi Hi, arkadaşının sana ihtiyacı var!" Bir hışımla kapıyı açıp içeriye girdiğimde ortada ne Hyun, ne Yu Jin ne de bir kavga görmüştüm. Arkamda adım sesleri gelirken bu küçük rutubet tutmuş odaya birden fazla insanın girdiğini anladım. İşte o an fark ettim ki ben bir tuzağa çekilmiştim. "Seninle uğraşmayalı uzun zaman oldu değil mi Kim Mi Hi?" Hyun'un o alaycı ses tonunu duyduğumda yumruklarımı sıktım. Adım sesleri iyice dibime doğru gelirken Hyun omzumdan tuttu ve beni kendine doğru çevirdi. Arkasında o kendisi kadar pis arkadaşları, takımı vardı. Ellerinde ise su balonu, yumurta, un, süt, kakao vardı. Yapacaklarını tahmin etmemek zor değildi. Benden bir güzel kakaolu kek yapacaklardı. "Sana demiştim Kim Mi Hi," dedi eliyle saçlarımı okşarken. "Takıma girme demiştim ama sen ne yaptın? Girdin. Bunun bir bedeli olmalı, değil mi?" Eli saçlarımdan maskeme gitti ve maskemi aşağıya indirdi yine 1 sene önce olduğu gibi. Suratımdaki o yara izini görünce zevk alırmışcasına gülümsedi. "Ne yapacaksanız yapın," dedim omzumu silkerken. "Umrumda bile değilsiniz." Hyun arkasını döndü. Kapıya doğru yanaştığında eline telefonunu aldı. "Pekâlâ, başlayalım o zaman çocuklar!" Gözlerimi sımsıkı yumdum ve bana doğru gelen o soğuk su balonları karşıladım. Kahkahalarla birlikte üstüme yağan o balonlardan, yumurtalardan ve kakaolardan ağlamamak için kendimi çok tutuyordum. Sadece bir an önce bitsin istiyordum bu işkence. Bitsin ve ben rahat rahat ağlayabilirim. Kahkahalar arasında flaş patlama sesi de duyuluyordu. Güldüm, yine yaptıklarını anı olarak saklayıp herkese göstereceklerdi galiba. Oysa ben bu döneme başlarken umarım yine aynı şeyleri yaşamam, canım daha çok acımaz diye başlamıştım ama görüyordum ki yine yanılmıştım. Vazgeçmeyeceklerdi. Ama ben de artık vazgeçmeyecektim. Onlar bana dur dedikçe durmayacak gözlerine daha çok batacaktım. Üstüme yağan şeyler son bulmuşken gözümü korka korka açmıştım ve insanların o iğrenç eğlenmiş yüzleriyle karşılaşmıştım. Hyun elinde süt şişesiyle yanıma geldi. "Pastamıza süt eklemeyi unuttuk. Sonradan ilave edersek bence bir şey olmaz." Sütü de başımdan aşağıya boşaltılınca gözümden birkaç damla yaşın aktığını fark ettim. "Eğlence bitti def olun artık!" Kulaklarıma ileşen o tanıdık sesi duyduğumda Park Jimin'in geldiğini fark ettim. "Biz de gidiyorduk zaten," dedi Hyun. Ardından kulağıma doğru eğildi ve fısıldadı. "Bu sadece başlangıç." İnsanlar yavaş yavaş giderken sadece Jimin ile kalmıştım bu pis odada. Jimin'in de burada olduğunu umursamadan dizlerimin üstüne düştüm ve sesli bir şekilde ağlamaya başladım. Her zaman aynısı oluyordu. Ben bir şeyde kendimi göstersem ya da zirveye ulaşan o merdivenleri tırmanmaya başlasam biri geliyor beni itiyordu. Ve ben düşüp her tarafımı kanatıp yara bere içinde kalıyordum. Sonra tekrar deniyordum, yine düşüyordum. Bu bir kısır döngüsünün içine girmişti artık. Ben her ne kadar artık alıştım desemde alışamıyordum. Her defasında canım daha çok acıyordu. Jimin yanıma doğru gelip çömeldi. Cebinden bir mendil çıkartıp yüzümü sildi. "Şimdi neden benimle sevgili olman gerektiğini anladın mı Mi Hi?" Hıçkırıklarımın arasında kafamı aşağı yukarı salladım. O da beni kollarının arasına alıp sımsıkı sarmaladı. "Şşş, sakin ol. Artık ben buradayım, bir daha buna asla izin vermem." Evet, neden onunla sevgili olmam gerektiğini çok iyi anlamıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD