"Biliyorsun, biz seninle arkadaş falan olamayız."
"Sanırım arkadaş olmak istediğim kişi benim için yanlış birisi."
İlk defa gördüğüm zaman ki Jungkook ile en son gördüğüm zaman ki Jungkook kafamın içinde birbiriyle yüzleşiyor, kavga ediyordu.
O gün benimle arkadaş olmak istiyordu ama şimdi bu ihtimali yakıp kül ediyordu.
Ne değişmişti ki o zaman ki Jungkookla bu zaman ki Jungkook arasında?
Bazen merak ediyordum. Acaba o gün ona yüzümü gösterseydim, "Tamam, arkadaş olalım." deseydim tepkisi ne olurdu? Şimdiye bakarsak büyük ihtimalle arkasına bile bakmadan koşar giderdi.
İyi ki ona kendimi göstermemişim...
Soruyordum kendime, yanında istemediği kızı o zaman arkadaş olmak istediği kız olduğunu biliyor muydu acaba?
Bilmiyor olsa bile bildiği zaman küçük çaplı bir kalp krizi geçirirdi herhalde.
Sesli bir şekilde kıkırdadım.
"Mi Hi, kendi kendine gülme sebebini öğrenebilir miyiz?"
Hocanın sesini duyunca dudağımı ısırdım. "Şey..." Ne diyecektim ki?
"İstersen bize son anlattığım konuyu özet geç."
İyi tamam da dinlemedik ki yani. Neyini özetleyeceğim? Göz ucuyla Yu Jin'e baktım. Bu bir yardım çağrısıydı ama onunda kafasını sıraya koyup çoktan uyuduğunu gördüm.
Anlamıyorum, yanımdaki kız horul horul, horlaya horlaya uyurken bir sıkıntı olmuyordu ama ben burada yanlışıkla çok sesli olmayacak bir şekilde kıkırdayınca sorun oluyordu.
Nerede bu adalet? Nerede bu devlet?
"Hocam ben biraz iyi değilim. Başım falan dönüyor, gözüm de kararıyor. Müsaitseniz ben bir lavaboya kadar gideyim dönüşte özet geçerim size."
Hoca tek kaşını kaldırdı. "Peki git bakalım."
Gülümseyerek yerimden kalktım saygıyla eğildim. Arkamı bile bakmadan sınıftan çıktığımda derin bir nefes aldım.
Ucuz yırtmıştım.
Teneffüs zilin çalmasına 10 dakika falan vardı ve ben bir daha o sınıfa dönmeyi düşünmüyordum bir sonraki derse kadar. Zaten bundan bir sonraki ders başka hocanın dersiydi. Ehehehe.
O an midemden gelen seslerle acıktığımın farkına vardım. Sabah yine kahvaltı yapmadan evden çıkmıştım. Kantine gittiğimde kantin masalarında görmeyi beklemediğim yüzler gördüm.
Jeon Jungkook, Kim Taehyung, Park Jimin ve Hyun cadısı...
Bunların dersi yok muydu?
Hyun, Jungkook'un koluna yapışmış bir şey anlatıyordu gülerek. Artık ne anlatıyorsa. Zaten anlattığı şeye bir kendisi, bir Jungkook ve Taehyung gülüyordu. Jimin ise dinliyormuş gibi yapıyordu.
Jimin beni fark ettiği zaman gülümseyip el salladı. "Mi Hi, gelsene."
Jungkook ile Hyun o masadayken mi? Üstüne üstelik Jungkook okulda benden uzak ol demesine rağmen... Yok sağol, almayım.
"Yok," dedim kantinci teyzeye doğru ilerlerken. "Bir şeyler alıp gideceğim zaten." dedim.
Onlarla birlikte aynı masada oturma düşüncesi Jungkook ile Hyun'u germiş olacak ki az önce suratlarında oluşan gülümsemelerden eser yoktu şimdi.
Dediğini yapıyordu, beni görmezden geliyordu.
"Bir tost ve bir çay lütfen." dedim kantinciye parayı uzatırken.
Tostumu ve çayımı aldıktan sonra çıkışa doğru adımlarımı attım ama Jimin'in sesi beni durdurdu. "Nereye gidiyorsun?"
"Nereye olacak, insanlar onun yüzünü görmesin diye ıssız bir yer de yemeğini yemeye gidiyor." dedi Hyun alaycı ses tonuyla.
Haklıydı, ne diyebilirdim ki?
Cevap verme tenezzüle girmeden arkama bile bakmadım ve her zaman olduğu ağaçlarla kaplı yerime gittim.
Maskemi çıkartıp tostumdan küçük ısırıklar almaya başladım.
"Güzel yermiş."
Karşımda hiç beklemediğim birisi duruyordu.
Park Jimin.
Ağzımdaki lokmayı zar zor yuttuğumda yanıma oturdu. "Beni beklemiyordun galiba?"
Çayımdan bir yudum aldım. "Hayır," Burayı bana özel sanıyordum ama artık değildi sanırdım.
"Geldiğime sevinmedin sanırım pek."
"Yani..." dedim dürüstçe. "Birinci olarak yüzümde gördüğün gibi maske yok, daha önceden yüzümü görsen de bu beni yine tedirgin ediyor. İkinci olarak ise burası bana özel bir yerdi, kimse bilmiyordu ama sayende herkes şimdi burayı öğrenecek."
Geriye doğru yaslandı ve sırıttı. "Zaten ben de bilmiyordum, seni takip ederek buldum."
Gözlerimi kıstım. Bu iş iyice tuhaflaşıyordu. "Sapık mısın?"
Güldü. "Hayır, sadece arkadaş olmaya çalışıyorum."
"Bu sözler bana tanıdık geliyor. Eee, ne demişler bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim." diye mırıldandım sessizce.
"Efendim?"
Şirince -daha çok şirin olmaya çabalayarak- gülümsedim. "Yok bir şey."
"Eee, olalım mı best friend forever?" Dedi elini yumruk yapıp. Gülümsedim. Açıkçası Jimin diğer insanlardan daha farklıydı. Bir kere yakışıklı ve çok tatlıydı. Yani eğer kalbimin kime aşık olacağına yön verebilseydim bunun Jungkook değil de Jimin'in olmasını isterdim ama maalesef öyle bir yetkim yoktu. Kalbim o'nu seçmişti.
Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına attım. "Bilmem, olalım mı?"
Jimin elimi tutup yumruk yaptı ve kendi yumruğuyla tokuşturdu. "Olduk bile. Geçmiş olsun."
Jiminle aynı ortamlarda bulunalı 1 yıl oluyordu ama adam akıllı iletişime geçmemiz 1 hafta bile olmuyordu. Ona ne kadar güvenebilirdim ki? Biliyorum, güvenemezdim. Hatta gelecek zamanda onunla arkadaş olduğum için pişman bile olabilirdim. Ama yine de Jiminle bu arkadaşlığı kurarsam ona yakın olacaktım. Onun çevresinde olacaktım. Ucundan bile olsa da hayatına dahil olacaktım o beni ne kadar çok istemesede...
Gülümsedim. "Öyle olsun bakalım."
Jimin ile tostum bitene kadar sessizce durmuş ayaklarımızı sallamıştık. Tostum bittikten sonra Jimin ciddileşti ve "Seçmelere katıldın mı?" diye sordu birden.
"Hayır." dedim maskemi suratıma geçirirken.
"Bugün son gün, Mi Hi."
Omuz silktim. "Olabilir."
"Tanrı aşkına!" dedi ellerini masaya vururken. "Neden böyle yapıyorsun? Sana o seçmelere katılmanı söylemiştim Mi Hi."
"Jimin anlamıyorsun ya da anlamak istemiyorsun galiba beni." dedim sırtımı dikleştirirken. "Ben görünmez olarak yaşamaya alışmış birisiyim. O takıma girip Hyun ile daha fazla sürtüşmek istemiyorum. Ben burada, bu ağaçların arasında gayet iyiyim. Tek amacım, liseyi sessiz, sakin olaysız ki bu pek mümkün değil ama olsun, bitirmek ve buradan çekip gitmek."
Güldü. "Bu dediğine sen inanıyor musun peki?"
"İnanmaya çalışıyorum."
Jimin beklemediğim bir anda elimi tuttu. "Bak Mi Hi. Eğer daha bu yaşında, hayatının bu döneminde boynunu eğer isen, hep eğersin. Yaşamanın bir sonraki evrelerinde çok Hyun gibi insanlar olacak. Hatta belki daha ondan bile beter. Eğer şimdi onlarla savaşmayı öğrenir isen, onları hep ezer geçersin. Bu bir nevi savaş, senin savaşın."
Dedikleri bana o kadar manalı geliyordu ki bir an şaka maka cidden Jimin'i mi sevsem Jungkook yerine diye düşündüm.
"O yüzden," dedi elimden tutup ayağa kaldırıp. "Şimdi seçmelere adını yazdırmaya gidiyoruz."
-
İçimdeki korku baş gösterirken dudağımı yiyip yiyip duruyordum.
Seçmelere katılmıştım ve bundan sonra olacaklar hakkında hiçbir fikrim yoktu.
"Jimin, ya başaramazsam?"
Jimin gülümseyip sırtımı sıvazladı. "Ben sana güveniyorum, yaparsın sen." Bunu zaten hissettiriyordu. İsmimi yazdırmaya bile benle gelmişti, çünkü tek başıma gidersem yapmayacağımı biliyordu.
Onunla birlikte yürürken çoğu insanlar şaşırarak bana bakıyordu. Evet bana... Jimin'in yanımda olması bazı insanlara kalp krizi geçirtiriyordu. Beklenmeyecek bir şeydi çünkü bu. Benim için de öyle...
"Off, bu bir hataydı." dedim yürümeyi keserek. "Sana uydum."
"Ne güzel işte. Sana iyilik yaptım ama farkında değilsin."
"Hah!" Gözlerimi kıstım. "Nasıl bir iyilik bu? Ben burada iyilik falan göremiyorum."
"Göremezsin tabii." dedi ellerini ceplerine koyarak. "Ağaç meyvesini verdiği zaman anlamış ve görmüş olacaksın." dedi çok ciddi bir tonla. Bu duruma etraftaki insanların iyice bize bakmasını sağlayacak bir şekilde kahkaha attım. "Aynı babaannem gibi konuştun şu an."
O da güldü ki içeriye girme zili çaldı. "Haydi artık sen sınıfa git." dedi.
"Senin yüzünden gitmeye korkuyorum." diye fısıldadım. "Baksana, senin yüzünden beni öldürecek gibi bakıyorlar."
"Bir şey olmaz. Olursa beni çağırman yeterli." dedi ve bana el sallayarak sınıfına doğru yol aldı.
O gittikten sonra uzunca arkasından sırıtarak baktım. Onunla arkadaş olarak iyi bir şey mi yapmıştım bilmiyordum ama şu an mutluydum.
Koridor iyice sessizleşince öğretmen girmeden sınıfıma ulaşmak için yol aldım ama bir el bileğimi çekip beni temizlik malzemelerin olduğu odaya sokmasıyla neye uğradığımı şaşırdım.
Karanlık odada ağzımı kapatan elin sahibini göremezken onu sesinden tanımıştım.
"Seninle konuşacaklarımız var Mi Hi."
Jungkook?