Elimdeki kağıdı aynı diğer kağıtlar gibi buruşturup çöp sepetinin içine attım.
Ve basket!
Eve geldiğimden beri sinirle bir şeyler karalıyordum ve hiçbir şey istediğim gibi gitmiyordu Jeon Jungkook sağolsun.
Kalemimi masaya bıraktım ve saçımı geriye attım. Jungkook'un o hali gözümden hiç gitmiyordu. Ben onu sessiz bir tavşan sanarken kaplan çıkmıştı. Bana öyle davranması hiç ama hiç hoşuma gitmemişti. Hain kolumu öyle bir sıkmıştı ki morarmıştı resmen. Neyse, artık öğretmeni olduğuma göre ona bunun hesabını bir güzel sorardım.
Sandalyemden kalkıp kitaplığıma gittim ve yarın için birkaç test kitabımı alıp çantama koydum. Çantam okul defter kitaplarıyla zaten ağırdı şimdi Jungkook için koyduğum kitaplar yüzünden eşek ölüsü kadar ağır olmuştu.
Çanta hazırlama işi bittikten sonra yatağıma girdim. Biliyordum, bu gece bana uyku haramdı.
-
"Evet çocuklar yeni voleybol takımı seçmeleri başlamıştır!"
Salonun içinde esneme hareketleri yaparken hocanın uyarısını takmamıştım bile. Her sene voleybol, basketbol ve futbol için bu seçmeler olurdu. Ama ben hiçbir zaman katılmazdım. Zaten takımlar her zaman belli olurdu seçmeler olmadan önce. Voleybolun takım başkanı Hyun, basketbolun takım başkanı Jungkook olacaktı yine. Aha, şuraya da yazıyorum.
"Katılalım mı?" Yu Jin'in sesini duyduğumda kafamı olumsuz anlamında salladım. "Hiç işim olmaz."
"Hadi ama..." Yu Jin suratını astı. "Ben voleybolda çok iyiyim."
"Üzgünüm..." dedim ayağa kalkarken. "Ben o kadar iyi değilim." Ellerimi gösterdim. "Hem elimdeki yaralarla nasıl oynayım?"
Aslında bal gibi oynardım. Yazın kuzenlerimle pikniğe falan gittiğimizde çok güzel -öyle diyorlar genellikle- voleybol oynardım ve ellerim falan da hiç acımıyordu. Ama yine de Hyun'ın takım başkanı olduğu bir voleybol takımına katılmak istemiyordum. Ne gerek vardı böyle gereksiz gerilimlere?
Yu Jin gözlerini kıstı. "Nedense yalan söylediğini hissediyorum."
Güldüm. O sırada tam beklemediğim bir anda Yu Jin elimi tutup havaya kaldırdı. "Hocam, Mi Hi ile ben de seçmelere katılıyoruz!"
Gözlerim büyürken etrafta 'yok artık!' nidaları yükselmeye başlamıştı. Herkes şaşırmıştı. En çok da Jungkook...
Kafamı sağa çevirmem ile Jungkook ile sınıfını görmem bir oldu. Her sene, her sınıftan iki sınıfın beden eğitimi çakışırdı. Aynı alanda iki sınıf ve iki ders olurdu. Geçen sene 9-E ile çakışmıştık. Anlaşılan şimdi ise 10-B ile çakışmıştık. Olur, bana uyar.
Hyun alaycı bakışlarıyla yanımıza geldi. Evet, başlıyoruz.
Yu Jin'e bakarak "Sen tamam da..." dedi. Sonra gülerek bana döndü. "Sen hayırdır?"
Yu Jin sinirlenerek Hyun'a "Bana tamam da, ona neden hayır?" dedi.
"Tatlım, sanırım arkadaşının durumunu bilmiyorsun. Yerinde olsam onun gibi bir kızla arkadaşlık bile etmezdim."
"Yoo," dedi gülerek Yu Jin. "Arkadaşımın durumunu biliyorum. Ve ortada takım için bir sorun göremiyorum."
"Öyle mi?" dedi Hyun kaşlarını kaldırarak. "Takımındaki hiç kimse yanmış bir kızla oynamak istemez. Koku yapar, sonuçta o bir yanık... Ve biz yanık kokusunu sevmeyiz."
"Hyun, fazla olmuyor musun?" Beden hocası konuşmaya dalarken gözleriminin yandığını hissettim. "Herkesin takıma girmeye hakkı vardır, Hyun. Eğer Mi Hi seçmelerde gerçekten iyi bir iş çıkarırsa takıma alırım. Ve bunu sadece ben yaparım, sen değil."
Beden hocanın konuşmasıyla bir alkış duyuldu. Alkışlayan kişi gerçekten beni çok şaşırtan bir kişiydi. Park Jimin'den böyle bir şey beklemiyordum açıkçası. Hyun Jimin'e sert bir bakış yollarken Jimin omzunu silkti. "Hak etmiştin, kusura bakma."
"Hah, öyle mi? Hem sizin burada ne işiniz var? Şu an burada 10 lar ders işliyor 11 ler değil!" Diye bir saldırıya geçti Jimin'e karşı Hyun.
"Basketbol seçmelerine katılacağız Taehyungla. Bir sorun mu var?"
Buradan gitmek istiyordum, bileğimi Yu Jin'den kurtarmaya çalışsamda buna izin vermiyordu.
"Düşünüyorum da..." dedi Yu Jin Hyun'a "Sen Mi Hi'yı kıskanıyorsun."
Hyun kahkaha attı. Ama bu çok zorlama ile oluşan bir kahkahaydı. "Pardon ama neyini kıskanacağım ben onu?"
Yu Jin dudağını büzdü. "Eminim Mi Hi'nın yüzünü görmüşsündür ve biliyorsundur."
Hyun yine o gıcık gülümsemesini sundu. "Neyi, yaralarını mı? Yaralarını mı kıskanacağım?"
"Hayır," dedi Yu Jin bileğimi bırakıp Hyun'ın dibine girerek. Aynı onun gibi gülümsüyordu. "Ama yüzünün bir kısmı yara ile kaplı olmasına rağmen senden çokça güzel olması bence kıskanmak için iyi bir sebep, değil mi?"
Hyun'ın suratındaki gülümseme bir mum gibi sönerken arkamı döndüm ve koşar adımlarla oradan uzaklaştım. Daha fazla dayanabileceğimi sanmıyordum zira.
Kendimi soyunma odasına atar atmaz yüzümdeki o maskeyi bir çırpıda çıkarıp attım. Daha deminden beri sakladığım göz yaşlarım açığa çıkarken dizlerimin üstüne düştüm.
Ben yüzümün veya ellerimin böyle olmasını istememiştim. Küçükken yaptığım bir hatanın bedelini ödüyordüm şu an. Annem ile babamın en güzel, en anlamlı gününü mahvetmiştim ben. Evimizi yakmıştım ben, kendimi yakmıştım, Sophie'yı yakmıştım... Az kalsın abimi de yakıyordum ya zaten. Ama ona hiçbir şey olmamıştı. Olan bana olmuştu. Elim, yüzüm yanmıştı. Hâlâ o acıyı hissedebiliyordum tenimde. Alevin bana ulaştığı anki attığım çığlıklar hâlâ kulağımda yankılanıyordu.
Biliyordum, benim yüzümdendi ama benim suçum değildi bu. Ben istememiştim bunları yaşamak. Ben sadece çocuktum.
Dudaklarımdan çıkan hıçkırıklar bedenimi sarsarken duyduğum adım sesleriyle ağlamamı kestim. Biri geliyordu.
Çabucak gözüm maskemi aramıştı ama onu bulamamıştım. Odaya girdiğimde onu sinirle bir yerlere atmıştım ama onun hangi yer olduğunu bilmiyordum. Aferim bana.
Emekleyerek maskemi ararken duyduğum o ses beni olduğum yere çivilemişti.
"Ne arıyorsun? Belki yardımcı olurum."
Park Jimin buradaydı.
Ve benim popom şu an ona dönüktü.
Kafamı yere vurup kendi pekmezimi kendim akıtmak istedim. Doğrulup ayağa kalktım ama hâlâ arkam Jimin'e dönüktü.
"Şey maskemi kaybettim de..." dedim parmaklarımda oynarken. "Onu arıyorum."
"Hmm," diye mırıldandı. "Sanırım aradığın şey şu an benim elimde."
"Ne?"
"Masken diyorum, elimde. Onu kapının hemen önünde buldum."
Gerçekten kendimi tokatlamak istiyordum şu an. Önümdeki şeyi görememek mallığın kaçıncı derecesiydi bilmiyordum inan ki.
"Şey... Onu alabilir miyim?" Elimi arkaya getirdim. "Elime bırakmanız yeterli olacak."
"Onu alabilirsin ama ben sana onu bu şekilde vermek istemiyorum."
Sinirle güldüm. "Ne yapayım? Amuda kalkarak mı alayım?"
"Hayır ama yüzünü bana gösterirsen eğer onu alabilirsin."
Cidden mi? Yetmiyor muydu daha? Dişlerimi sıktım. "O gün görmedin sanırım yüzümü."
"Hayır, görmedim. Sadece bahsedilen kadar yüzün kötü mü yoksa Yu Jin'in dediği kadar güzel mi onu görmek istiyorum."
"Bahsedilen kadar kötü merak etme."
"Bunu görmeden bilemem."
"Görmeyeceksin!" Sesim artık yükselmişti.
"İyi o zaman, ben de bunu çöpe atarım. Hadi görüşürüz." Jimin'in adım seslerini duyunca yüzümün görmesi dışında yapacak bir şeyim yoktu.
"Dur!" diye bağırdım. "Tamam, tamam... Göstereceğim."
"Güzeeel." Sesi keyiflenmiş gibiydi.
Jimin Jungkook'un en yakın arkadaşlarından biriydi. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Hatta sırf bu yüzden Jimin'i kıskanırdım ona bu kadar yakın diye. Ve şimdi ona bu kadar yakın kişi benim yüzümü görmek istiyordu. Yüzümün çirkin olduğunu biliyordum, herkes biliyordu ama yine de onun görmesini istemiyordum. Benim yüzümü gördükten sonra Jungkook'un yanına gidicekti ve yüzüm hakkında iğrenç iğrenç konuşmalar yapacaktı. 'Dedikleri kadar varmış,' diyecekti.
Ama içime yerleşen o umursamazlık duygusu ne olacaksa olsun diyordu. Öyleydi, ne olacaksa olsun...
Ağır çekimle arkamı dönerken bakışlarım yerdeydi. Jimin görüş açıma girerken gözlerimi ona sabitledim ve tepkilerini izlemeye başladım. "Tatmin etti mi?"
Yüzünde buruk bir gülümseme vardı. "Seçmelere katılmalısın Mi Hi."
Şaşırdım. "Ne?"
"O seçmelere katılmalısın. Bir sene boyunca yeteri kadar ezilmedin mi zaten? Katıl ve kendini kanıtla. Yoksa durmayacaklar, biliyorsun."
Gözlerimi kırpıştırdım. Böyle bir şey demesini beklemiyordum. Daha çok yüzümle alay eder sandım ama o bana seçmelere katılmam gerektiğini söylüyordu. Şaşırmıştım.
Bir iki adım atıp bana yaklaştı. Elimi tuttu ve avcumu açıp maskemi bana verdi. Arkasını döndü ve kapıya birkaç attı. Sonra durdu ve yine bana döndü. Gülümsüyordu. "Yu Jin haklıymış, yüzündeki yaraya rağmen çok güzelsin."
Ve Park Jimin beni karma karışık bir akılla bu odada bırakıp gitmişti.