Bölüm 3 - ''İLK ARKADAŞ''

1828 Words
"Merhaba," Duyduğum sesle kaşlarımı çattım. Ders kitaplarımı aldıktan sonra dolabımın kapağını kapattım ve sesin sahibine baktım. Daha önce görmediğim bir kız dolabımın hemen yanında durup bana çekingen çekingen bakışlar atıyordu. Aslında kıza bir an cevap vermek istemedim. Sadece hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitmek istedim ama kız o kadar masum bakışlar atıyordu ki dayanamadım. Belki de yardımıma ihtiyaçı vardır. "Merhaba," Sesimi her halükarda mesafeli tutmalıydım. Bu yüzden kıza karşı bakışlarım da donuktu. "Şey... Ben bu okula yeni başladım da." dedi kız parmaklarıyla oynayarak. " 10-F sınıfını arıyorum." "Benim sınıfımda 10-F, gel seni götüreyim." dedim. Arkamı döndükten sonra sınıfıma doğru yürümeye başladım. Birlikte sınıfa doğru yürürken kıza bazı klasik sorular yönetiyordum. "İsmin ne?" "Yu Jin," dedi önündeki saçını kulağının arkasına sıkıştırırken. "Busan'dan geldim Seul'e. Biraz heyecanlıyım açıkçası." "Hmm," diye mırıldandım. Sınıfın önüne gelince durduk. "Sınıf burası." Bir an omzuna dokunmak istedim ama kızı ilk günden damgalamamak için yapmadım. Gülümsedim ama o bunu görmedi. Belki gözlerim kısalınca anlamıştır gülümsediğimi. "İyi şanslar." Yu Jin'in bir şey demesine fırsat vermeden onu arkamda bıraktım ve sırama doğru ilerledim. İlk seneden beri tek başıma oturuyordum sıramda. O an yanıma birisinin oturduğunu fark etmemle bakışlarımı yanımdaki kişiye çevirdim. Kaşlarımı kaldırdım, ciddi misin? "Neden benim yanım?" diye sordum Yu Jin'e gözlerimi kısarak. "Başka boş yer mi yok?" Yu Jin etrafta göz gezdirdikten sonra bana dönüp gülümsedi. "Evet, yok." Gözlerimi devirdim. Bu kızın bana karşı bir ilgisi vardı sanırım. Herkes tarafından canavar olarak bahsedilen kızla oturmak istiyordu. Kafayı yemiş olmalıydı. "Neden ben?" diye sordum aniden. "Neden koridorda o kadar kişi arasında yardım için beni seçtin?" "Çünkü..." Bir an durakladı. Belliydi böyle bir soru beklemiyordu benden. "Sen farklısın... Kıyafetlerine baksana, eldivenlerin, masken seni gerçekten havalı yapıyor ve diğerlerinden iyi anlamda ayırıyor. Bu yüzden senden yardım istedim." Güldüm. Havalı olmak mı? Maske ve eldivenle mi? Komik. "Tabii sen bunları neden taktığımı bilmiyorsun. Aksesuar falan sanıyorsun kesin." Ayağa kalktım. "Beni takip et." Önden ilerlediğimde Yu Jin'in dediğimi yaptığını beni takip ettiğini gördüm. Onu tuvalete götürdüğümde burada kimse olmadığı için şanslıydım. "Hazır mısın?" diye sordum Yu Jin'e. Tedirgindi. Daha doğrusu ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Kesin içinden söyleniyordur daha okulun ilk günü manyağın birine denk geldik diye. "Neye?" "Benim gerçek yüzümü görmeye." Bir tepki vermedi. Sadece yapacaklarımı izliyordu merakla. Eldivenimin cırt cırtını açınca yavaşça ellerimden sıyırıp yaralarımı gün yüzüne çıkardım. Göz ucuyla Yu Jin'e baktığımda sadece ellerime bakıyordu abartılı bir tepki vermeden. Eldivenimden sonra yaralı elim maskeme gitti. Kulağımın arkasındaki maske ipini alıp aşağıya çektiğimde yüzümün yaralı kısmı açığa çıktı. Yu Jin'in eli ağzını örterken bu sefer gerçekten şaşırmışa benziyordu. Gülümsedim. "İşte bu yüzden benimle oturmamalı, konuşmamalı hatta arkadaş bile olmamalısın. İnsanlar benden nefret eder Yu Jin, sen de etmelisin." Eldivenlerimi ve maskemi ait olduğum yere aldıktan sonra daha fazla bir şey demeden tuvaletten çıktım. O kadar hızlı yürüyordum ki insanlar bana değmemek için büyük bir savaş veriyordu. Umursamadım. Bir yerden sonra insan alışıyordu artık. Sınıfıma vardığımda başımı sıraya koydum ve gözlerimi yumdum. Birazdan ilk ders başlardı ve ben kendimi çok yorgun ve bitkin hissediyordum her zamanki gibi. Yanımda bir hareketlilik hissettim. Büyük ihtimalle Yu Jin çantasını almak için gelmişti. Birazdan gider diye düşündüm. Ama öyle olmadı. Kafamı kaldırdığımda Yu Jin oturduğu yerde oturmaya devam ediyordu. "Gerçekten mi?" diye sordum kaşlarımı çatarken. Yu Jin kafasını sallayıp gülümsedi. "İnsanların senin hakkında ne düşündüğü umrumda bile değil. Ayrıca yüzündeki o yara izi güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Hâlâ çok güzelsin." "Yalancı!" O an ciddi anlamda gülmediğim kadar güldüm. Alaycı bir gülüş değildi ama bu... İçtendi. Yu Jin'de benimle beraber gülüyordu. Hocanın sınıfa girdiğini anladığımız zaman sustuk ve ilk dersin başlamasını bekledik. - Öğlen saatimde her zamanki yerde oturmuş sandviçimi yiyordum. Oturduğum yer ağaçların kapattığı piknik masası gibi bir yerdi. Buraya oturmamım sebebi beni kimsenin görememesi ve de benim herkesi rahatlıkla görmemdi. Özellikle Jungkook'u... Genellikle Jungkook geldiğinden beri tam karşımda basketbol sahasında takılırdı arkadaşlarıyla, şimdi de olduğu gibi. Yanında son sınıftan Kim Taehyung ile Park Jimin vardı. Okula geldiğinden beri onlarla takılıyordu hep zaten. Sahanın içinde birbirine top atıp gülüşüyorlardı. Jungkook'un güldüğü an ben de gülüyordum istemsizce. Çünkü çok güzel gülüyordu, gerçekten... Bunu kelimelerle nasıl tarif edeceğimi hiç bilemiyorum. O güldüğü zaman ya da bana baktığı zaman mideme yumruk yiyordum, nefes alamıyordum şimdi de olduğu gibi. Önüme çizim defterimi aldım ve yarım bıraktığım Jungkook çizimimi tamamlamaya başladım. Evet, çizim yeteneğim vardı. Ve sadece ben bu yeteneğimi Jungkook üzerinde gösteriyordum. Biraz sapık gibi olabilir ama onu gördüğüm ilk andan beri çiziyordum. Mesela bu resim Jungkook'un okula geldiği ilk gündendi. İlk gördüğüm andan beri, yanıma geldiği ilk andan beri onu izliyor ve çiziyordum. İlk başta öylesine yapıyordum bunları. Hislerim yoktu ki. Sadece ilk defa birisi benle arkadaş olmak istemişti ve ben de o kişiyi deli gibi merak ediyor ve izliyordum. Ama işler sonradan değişti. Onu izlerken bazı tepkiler vermeye başlamıştı bedenim ve kalbim. Az önce de dediğim gibi güldüğü zaman gülüyor, ağladığı zaman ağlıyordum. Bana birkaç saniyeliğine göz ucuyla baksa kalp atışım artıyor yanaklarım kızarıyordu. Yanımdan geçtiği zaman zamanın durmasını istiyordum. Hele yanında bir kız olduğu zaman ve ona ilgi gösterdiği zaman olduğum yerde kudurup duruyordum. Sonradan tüm bunların sebebini anladım. Ben Jeon Jungkook'u seviyordum. Bazen soruyorum kendime acaba o gün Jungkook yanıma gelmeseydi o zaman da bunları yapar mıydım ya da aşık olur muydum? Evet. Çünkü Jungkook bu okuldaki tüm insanlardan farklıydı. Bir kere bana zorbalık yapan insanların arasına hiç girmemişti. Ya da ne bileyim bir kere olsun bana insanların baktığı gözle bakıp 'Sen canavarsın, ölmelisin' dememişti. Sadece bir köşede izlemişti. Açıkçası sessizce bana yapılanları bir kenarda izlemesi canımı sıkıyordu. Başkası yapsa umrumda olmaz ama sevdiğim insanın yapması umrumda oluyordu. Gerçi benim dediğim de laf. Ben onun için bir anlam ifade etmiyordum ki. Benim aşkım karşılıksızdı. "Bööö!" Yu Jin'in sesini duyunca defterimi direk kapattım. "Korktun mu?" dedi yanıma oturarak. Gülerek, "Çoook," dedim. "Gördüm seni." dedi çikolatalı sütünü içerken. "Anlamadım?" Göz ucuyla basketbol sahasına baktı. "Oradaki birisine bakıyordun." Kaşlarımı kaldırdım ve basketbol sahasına baktım. Gitmişlerdi. "Ben orada kimse göremiyorum." "Çünkü gittiler." dedi sütünü bitirirken. Göz kırptı. "Ne iş?" Bu ne samimiyet yahu? Daha tanışalı bir gün bile olmamıştı. Benden ona Jungkook'u anlatmamı beklemiyordu umarım. Huzursuzca kıpırdandım. "Sen onu bunu boşver de beni nereden buldun onu söyle. Buraları pek kimse bilmez." "Açıkçası zor oldu. Bu yolda çok zorluklara tanıklık ettim." Güldüm, o da güldü. "Kısaca okulu tavaf ettiğimi söyleyebilirim. En son böyle ağaçlarla kaplı bir yer görünce 'aha kesin buradadır, çünkü onu burada kimse göremez' dedim ve bingo! Buradasın." Gülümsedim. "Zeki kızsın." Saçlarını geriye attı. "Öyleyim." Yu Jin ile daha ilk günden bu kadar samimi olmak beni hem korkutuyor hem de mutlu ediyordu. Korkutan taraf onu daha tanımıyordum ve diğer insanlar gibi olmasından korkuyordum. Mutlu eden taraf ise... Sanırım hayatımda ilk defa bir arkadaşım olmuştu. "Oh, Kim Mi Hi! Her yerde seni aradım, sonunda!" Sınıf başkanı Sun Jung görmemle hayretler içersinde kaldım. "Tanrı aşkına öğle yemeğini niye böyle ıssız bir yerde yiyorsun? Seni bulana kadar canım çıktı!" İşte bu yüzden yemeğimi burada yiyorum ya. "Beni neden bulmak istedin ki?" diye sordum. "Çünkü Müdür Bey acilen seni çağırıyor. Çok önemliymiş, hemen gitmelisin." Kaşlarımı kaldırdım. Açıkçası Müdür Bey'in okulun ilk günü beni çağırması pek hayra alamet değildi. "Tamam, geliyorum." dedim ayağa kalkarak. "Birazdan gelirim ben," dedim Yu Jin'e ve müdürün odasına doğru yol aldım. Kapının önüne gelince kapıyı tıklatıp tıklatmama konusunda kararsız kaldım çünkü içerden dışardan bariz bir şekilde duyulacak bağrışma sesleri geliyordu. Ama umursamadım ve kapıyı tıklatıp tabiri caizse içeriye bodozlama daldım 'Gir' sesini duymadan. Ama sanırım hata yapmışım. "Baba anlamıyorsun galiba, istemiyorum! Kendi başıma halledebilirim, bana neden güvenmiyorsun?!" Baba mı? Jeon Jungkook müdürün odasında, müdürle bağırarak konuşuyordu ve müdüre baba diyordu. Jeon Jungkook müdürün oğlu muydu? Müdürün oğlu mu vardı? O da benim sevdiğim çocuk muydu? Ben nasıl bir durumun içine düşmüştüm böyle? Tanrım! Müdür beni fark edip ayağa kalktı tabii ben de panikledim ve hemen eğildim. "Ah çok özür dilerim yanlış zamanda geldim galiba. Gir komutunu alıp öyle girmem gerekiyordu çok özür dilerim ben daha sonra gelirim." Müdür gülüp eliyle beni yanına çağırdı. "Aksine Mi Hi, tam zamanında geldin. Seni oğlum Jeon Jungkookla tanıştırayım." Jungkook'a baktığımda onun da bana baktığını gördüm. "Jungkook Mi Hi'ye elini uzatmayacak mısın?" Jungkook göz ucuyla bir babasına, bir bana ve bir de eldivenli ellerime baktı. Boncuk boncuk terlemişti. Hadi ama sen de mi benden korkuyorsun yoksa? Jungkook tedirgin bir şekilde elini uzattığında ne yapacağımı bilemedim. Jungkook için tutmamak istiyordum ama müdür buradayken yapamazdım sanırım. Üzgünüm Jungkook. Jungkook'un elini tuttuğumda bayılmamak için kendimi çok zor tutuyordum. Jungkook'un tepkisine baktığımda bir tepki göremedim. Gözlerine baktığımda aradığım tek şey pişmanlık, iğrelti oldu ama bulamadım bu da beni mutlu etti haliyle. "Mi Hi biliyorsundur Jungkook 10-B de." Müdürün sesini duyduğumuzda ellerimizi ayırdık. "Jungkook'un geçen sene dersleri hiç iyi değildi. Sınıfı bile zar zor geçti diyebiliriz." "Baba!" Jungkook'un sesini duyduğunda bozulduğunu anlamıştım. Açıkçası şaşırmıştım Jungkook ile mükemmel bir kişinin derslerinin bu denli kötü olmasına. "Bu yüzden senden bir şey istiyorum kızım." Dedi müdür koltuğuna otururken. "Oğluma özel ders ver lütfen." Ne? Bu adam ne dediğinin farkında mıydı? Resmen Jungkook'a benden özel ders vermemi bekliyordu. Tanrım, bu nasıl bir ödül? "Peki ama neden ben?" diye sordum. Bugün amma neden ben demiştim... "Bir hocadan ders alsa daha iyi olmaz mı efendim? Ben sadece bir öğrenciyim." "Zekiliğin ve derslerindeki başarın tüm hocaların dilinde Mi Hi. Ayrıca geçen sene yüksek bir ortalamayla okul birincisi oldun. Ki daha önce o hoca işini de denedik ama benim oğlum zor bir çocuktur Mi Hi. O tür denemeler hep başarısız oldu. Ama sen Jungkookla aynı yaştasın, öğrencisin ve zekisin. Onun psikolojisini anlayabilir ve yardım edebilirsin. Kısaca Mi Hi sen benim oğlum için biçilmiş bir kaftansın." Müdür bey amca, size acaba kayın baba diyebilir miyim? Saygıyla eğildim. Adam biraz daha konuşmaya devam etseydi beni gelini olarak ilan edecekti valla. "Sizin ağzınızdan böyle gururlandırıcı laflar duymak beni çok mutlu etti efendim." "O zaman kabul ettin?" Gülümsedim. Henüz bu fırsatı elimin tersiyle itecek kadar delirmemiştim. "Biraz olsun yardımım dokunacaksa ne mutlu bana." "Oh, harika." O sırada müdürün telefonu çaldı. "Çocuklar siz ders çalışma hakkında konuşup planınızı yapın ben dışarda telefona bakıp geleceğim." deyip beni Jungkookla bu odada yalnız başıma bıraktı. Bugün kafayı yemezsem iyi. "Kimse bilmeyecek." dedi aniden Jungkook dibime doğru girerken. "Ha?" Bu kadar yakınımda olmasaydı iyiydi. "Anlamadın galiba? Bir de okul birincisi olacaksın." Gözleri öfkeliydi. İyi de şimdi ben ona ne yapmıştım ki? Ben mi dedim babana oğlunuza ders vereyim diye? Yoo. Ayrıca bu kadar dibime girmeye ne hakkı vardı? Boyu benden uzun olduğu için kafamı kaldırmak zorunda kalıyordum ve nefesini hissedebiliyordum şu an. Birden kolumu tutup sıkmaya başladı. "Babamın müdür olduğunu kimse bilmeyecek. Ayrıca senden özel ders aldığımı da kimse bilmeyecek. Ve okulda da yanıma gelme sakın tamam mı? Seninle görülmek istemiyorum. Ama eğer tüm bunlar öğrenilip seni yanımda görürsem, seni mahvederim Kim Mi Hi." Sözleri bir bıçak olup kalbime saplanırken hayal kırıklığının tadı damağımdaydı. Ben Jungkook'u böyle bilmiyordum. O benim için diğer insanlardan farklıydı ama meğersem o da aynı onlar gibiymiş. Gözlerim dolarken kafamı tamam anlamında salladım. "Güzel," Kolumu bırakıp gülümsedi. "O zaman yarın okul çıkışı beni bekle. Birlikte eve gideceğiz. Tamam mı?" Az önce sana deliler gibi tamam demek isterdim ama şimdi gözüne bir yumruk çakmak istiyordum Jeon Jungkook. "Tamam."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD