8

656 Words
Bazı geceler insanın hafızasında bir yer edinmezdi. Doğrudan ruhuna kazınır, aradan kaç yıl geçerse geçsin en ufak bir sesle, tanıdık bir kokuyla ya da hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan birkaç kelimeyle yeniden canlanırdı. Zaman, yaşananların üzerini örtebilirdi belki ama hiçbir şeyi gerçekten ortadan kaldırmazdı. Sadece insanı, acısını unutmuş gibi yaşamaya alıştırırdı. Ateş, bilgisayar ekranındaki cümleye bakarken yıllardır kaçtığı gecenin yeniden karşısında durduğunu hissetti. Babamızın ölümünü hatırlıyor musun, Ateş? Elbette hatırlıyordu. Unutmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, babasının kanının koyu renkli ahşap zeminde nasıl yayıldığını, merdivenlerin başında duran Asel'in yüzündeki dehşeti ve kendi ellerinin titrememesi için yumruklarını nasıl sıktığını hatırlıyordu. O gece evin içindeki bütün saatler durmuş gibi gelmişti. Dışarıda yağmur yağıyor, pencerelere vuran damlalar odadaki sessizliği parçalıyor, koridorun sonundaki avizeden sızan sarı ışık yerdeki kanın üzerinde titreşiyordu. Babası son nefesini verirken Ateş'in aklında kalan tek şey, birkaç dakika önce duyduğu o cümleydi. Abine sakın güvenme. O zamanlar Ateş on dokuzundaydı. Asel ise ondan yalnızca birkaç yaş büyüktü. İkisi de çocukluklarını aynı evde geçirmiş, aynı sofraya oturmuş, aynı adamın öfkesinden korkmuştu. Ancak babalarının ölümünden sonra yaşadıkları acı onları birbirlerine yaklaştırmak yerine, aralarına aşılması zor bir duvar örmüştü. Ateş, Asel'in kendisinden sakladığı bir şey olduğuna inanmıştı. Asel ise kardeşinin öfkesinin bir gün ikisini de yok edeceğinden korkmuştu. Kimse gerçeği konuşmamıştı. Kimse o gece neler yaşandığını baştan sona anlatmamıştı. Ve zamanla suskunluk, ikisinin de birbirine söylediği bütün sözlerden daha güçlü hâle gelmişti. Şimdi bir yabancı, yıllardır gömülü kalmış o geceyi yeniden önlerine koyuyordu. Ateş'in parmakları masanın kenarında yavaşça kıvrıldı. "Bilgisayarı ağdan ayırın," dedi. Sesi sakindi. Fazlasıyla sakindi. Mert hemen harekete geçti. Çalışma masasının altındaki bağlantıları kontrol ederken Asel, ekranın karşısında kıpırdamadan duruyordu. Kardeşinin yüzünü inceliyordu. Ateş'in öfkesini bilirdi. Çocukluklarından beri, ne kadar sinirlenirse o kadar sessizleştiğini görmüştü. Başkaları bağırırken Ateş susardı; başkaları tehdit savururken o yalnızca bakardı. Asel, o bakışın arkasında ne olduğunu artık eskisi kadar iyi bilmiyordu. Belki de en çok bundan korkuyordu. "Ateş." Kardeşi başını kaldırmadı "Şimdi değil." "Asel olarak değil, kardeşin olarak soruyorum. Ne saklıyorsun?" Bu kez Ateş ona döndü. Aralarında birkaç adımlık mesafe vardı. Yine de Asel, yıllar önce babalarının evinde aralarına giren o görünmez duvarın ikisinin arasında yeniden yükseldiğini hissetti. "Hiçbir şey." "Babamın ölüm gecesinden bahsediyorum." "Ben de hiçbir şey diyorum." "Asel'e yalan söyleyebilirsin," dedi Asel, sesi incelmeden. "Ama kendine söyleme." Ateş'in gözlerinde karanlık bir şey kıpırdadı. "Benim kendimle aramda ne olduğu seni ilgilendirmez." "Sen benim kardeşimsin. İlgilendirir." "Yıllardır ilgilenmiyordu." Asel'in yüzündeki ifade değişti. Söylenen söz, odadaki bütün sesleri bir anlığına bastırdı. Mert bile elindeki kabloyu bırakıp başını kaldırdı. Simay, kapının yanında sessizce duruyordu. İki kardeşin arasındaki meselenin yalnızca birkaç kırgınlıktan ibaret olmadığını artık anlayabiliyordu. Ateş'in sözleri, Asel'in yıllardır taşıdığı suçluluğun en hassas yerine dokunmuştu. Asel bakışlarını kaçırdı. "Hayır," dedi usulca. "İlgileniyordu. Sadece nasıl ulaşacağımı bilmiyordum." Ateş'in yüzünde bir anlık tereddüt belirdi. Çok kısa sürdü. Ardından yeniden sertleşti. "Şimdi bunun sırası değil." Bu kez Asel karşı çıkmadı. Çünkü kardeşinin haklı olduğunu biliyordu. Elvan kayıptı. Şirketlerinde birileri hesaplarıyla oynuyor, kimliği belirsiz insanlar geçmişlerini kurcalıyordu. Üstelik bütün bunların ortasında, Asel'in en güvendiği insanlardan biri ortadan kaybolmuştu. Aile meselelerini çözmek için zamanları olacaktı. Elvan'ı bulamazlarsa hiçbir şeyin anlamı kalmayabilirdi. Simay, sessizliği bozdu. "Ekrandaki mesajı kimin gönderdiğini öğrenebilir miyiz?" Ateş ona döndü. Bakışlarının sertliği bir miktar azaldı. "Öğreneceğiz." "Nasıl?" "Mesajın geldiği bağlantıyı inceleyeceğiz. Ardından Levent'i bulacağız. Sonra da bize oyun oynayan kişinin kim olduğunu öğreneceğiz." Simay başını hafifçe yana eğdi. "Planının bir yerinde Elvan'ı bulmak da var, değil mi?" Ateş'in çenesi gerildi. "İlk sırada o var." "Öyleyse güzel. Çünkü diğerlerini tehdit etmek, korkutmak ya da ortadan kaldırmak konusunda zaten yeterince tecrübelisin. Bu kez önce birini kurtarmaya çalışalım." Mert, başını önüne eğdi. Gülümsemesini saklamaya çalışıyordu. Ateş bunu fark etti. "Komik bir şey mi var?" "Hayır." "Yüzün aksini söylüyor." Mert kabloları toparlamaya devam etti. "Simay Hanım'ın söylediklerinin mantıklı olduğunu düşünüyorum." "Senin fikrini sormadım." "Zaten bu yüzden rahatça söyleyebiliyorum." Simay'ın dudaklarında beliren küçük gülümseme, odadaki gerginliği yalnızca birkaç saniyeliğine dağıtabildi. Ardından bilgisayarın ekranı tamamen karardı. Ve Ateş, o geceden geriye kalan son ışığın da söndüğünü hissetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD