16

687 Words
Hastanenin koridorunda Ateş, Simay ve Mert bekliyordu. Asel yanlarına geldiğinde yüzü yorgundu ama gözlerindeki korku biraz olsun azalmıştı. "Elvan iyi," dedi. Ateş başını salladı. "Güzel." Asel kardeşinin karşısında durdu. "Mert'in gönderdiği mesajı gördüm." Ateş'in yüzü sertleşti. "Belgelerde senin adın var." "Öyle görünüyor." "Ne biliyorsun?" Asel gözlerini bir an kapattı. "Babamın ölümünden birkaç hafta önce, şirket üzerinden bazı ödemeler yapıldığını hatırlıyorum. O zamanlar çok gençtim. Finansal işlerin çoğuyla babam ilgileniyordu. Ben yalnızca imza atmam gereken belgeleri inceliyordum." "Bu ödemeleri biliyor muydun?" "Hayır. Ama bazı evraklarda benim imzam vardı." Ateş'in bakışları karardı. "İmzanı kullanmış olabilirler." "Olabilir. Ya da ben farkında olmadan bir şeylere onay vermiş olabilirim." Asel'in sesinde utanç vardı. "Yıllarca babamın işlerini sorgulamadım. Onun her şeyi kontrol ettiğine inanıyordum. Belki de bu yüzden ne olduğunu hiç öğrenemedim." Ateş kardeşinin yüzüne baktı. İlk kez Asel'in de kendisi kadar karanlıkta kaldığını düşünüyordu. Belki de aralarındaki ayrılık, birinin diğerine ihanet etmesinden değil, ikisinin de aynı acıyla baş edememesinden kaynaklanmıştı. Ama bunu söylemek kolay değildi. Ateş elini kardeşinin omzuna koydu. Kısa, sert ama gerçek bir dokunuştu. "Bu işi birlikte çözeceğiz." Asel'in gözleri doldu. "Birlikte mi?" Ateş başını salladı. "Birlikte." Asel gülümsedi. Yıllar sonra, iki kardeş ilk kez aynı tarafta duruyordu. Ama tam o anda Ateş'in telefonu yeniden çaldı. Bilinmeyen bir numara. Ateş çağrıyı açtı. Önce birkaç saniye boyunca yalnızca cızırtı duyuldu. Ardından yaşlı bir adamın sesi işitildi. Boğuk, yorgun ama tuhaf bir şekilde tanıdıktı. "Ateş." Ateş'in yüzündeki bütün ifade silindi. Bu sesi tanıyordu. Yıllar önce, çocukken aile evinin koridorlarında duyduğu; babasının yanında yürüyen, onunla saatlerce konuşan ve bir zamanlar kendisine at binmeyi öğreten adamın sesiydi. Nihat Karaca. Ateş'in parmakları telefonun kenarında sıkılaştı. "Öldüğünü sanıyordum." Karşı taraftan kısa, kuru bir kahkaha geldi. "Öyle sanman gerekiyordu." Ateş'in gözleri daraldı. "Elvan'ı neden kaçırdın?" "Ben mi kaçırdım?" "Nihat." "Öfken hâlâ aynı. Baban da bunu söylerdi." Ateş'in yüzü sertleşti. "Babamın adını ağzına alma." "Onun adını anmaya hakkım yoksa, senin de gerçeği öğrenmeye hakkın yok." Ateş bir an sustu. Ardından sesini alçalttı. "O gece ne oldu?" Telefonun diğer ucunda sessizlik oluştu. Sonra Nihat konuştu. "Bunu öğrenmek istiyorsan eski eve gel." Ateş'in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. "Ne zaman?" "Bu gece." "Yalnız mı?" "Hayır. Yanında kardeşini de getir." Ateş'in bakışları Asel'e kaydı. Nihat'ın sesi yeniden duyuldu. "Ama dikkatli ol, Ateş. Çünkü babanın ölüm gecesinde seni bekleyen yalnızca bir sır yoktu." Telefon kapandı. Ateş bir süre ekranına baktı. Simay yanına yaklaştı. "Ne dedi?" Ateş başını kaldırdı. "Nihat yaşıyor." Asel'in yüzü bembeyaz oldu. "Ne istiyor?" Ateş telefonu cebine koydu. "Bizi eski eve çağırıyor." Simay'ın yüzündeki ifade değişti. "Bu bir tuzak olabilir." Ateş ona baktı. "Muhtemelen." "Peki, yine de gidecek misin?" Ateş'in gözleri karardı. "Elbette." Simay derin bir nefes aldı. "O zaman ben de geliyorum." Ateş itiraz edecek gibi oldu. Sonra durdu. Simay'ın gözlerinde korku vardı ama kararlılığı daha güçlüydü. Onu durdurmaya çalışmanın yalnızca aralarındaki mesafeyi büyüteceğini biliyordu. "Bu kez ne olursa olsun yanımdan ayrılmayacaksın," dedi. Simay başını hafifçe eğdi. "Bu kez ne olursa olsun bana güveneceksin." Ateş bir süre ona baktı. Sonra elini uzatıp Simay'ın parmaklarını tuttu. Dokunuşu kısa sürdü ama ikisi de geri çekilmedi. "Anlaştık," dedi Ateş. Simay'ın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. "Bak, sevgili olmak konusunda ilerleme kaydediyoruz." Ateş'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "Henüz sevgilim değilsin." Simay elini onun elinden çekti. "Öyleyse teklifini geliştirmeye devam et." Ateş, onun uzaklaşan adımlarını izledi. İçinde, uzun zamandır hissetmediği bir sıcaklık vardı. Fakat bu sıcaklığın ne kadar süreceğini bilmiyordu. Çünkü gecenin sonunda eski eve dönecekti. Ve orada, yıllardır kendisinden saklanan gerçeği öğrenecekti. Belki Asel'e yeniden güvenebilecekti. Belki de hayatında ilk kez, kendisini en çok korumaya çalıştığı insanlardan birinin düşmanı olduğunu görecekti. Ama Ateş'in bilmediği bir şey daha vardı. Nihat Karaca, telefonu kapattıktan sonra karanlık bir odada tek başına oturmuyordu. Karşısında, yüzü gölgelerin içinde kalan biri vardı. Nihat başını eğdi. "Gelecek." Karanlıktaki adam cevap vermedi. Yalnızca masanın üzerindeki eski fotoğrafı kendine doğru çekti. Fotoğrafta iki kardeş, babalarının yanında duruyordu. Adam, parmağını Ateş'in yüzünün üzerinde gezdirdi. Sonra fotoğrafı ters çevirdi. Arkasında, yıllar önce yazılmış tek bir cümle vardı: Bir gün geri dönecek. O gün geldiğinde, hangimizin gerçekten aileden olduğunu öğrenecek. Adam fotoğrafı masaya bıraktı. "Bu gece," dedi, "her şey bitecek." Ve odanın karanlığında, uzun yıllardır saklanan bir sır yeniden nefes almaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD