Deponun önündeki demir kapı aralıktı.
Bu, Ateş'in hoşuna gitmedi.
Yıllardır kullanılmayan bir yapının kapısının rüzgârla açılmış olması mümkündü. Ancak kapının altındaki zeminde görünen taze lastik izleri, bu ihtimali ortadan kaldırıyordu. Paslı demirin üzerinde yeni çizikler vardı. Kapının yanındaki kilit de kesilmemişti; anahtarla açılmış, ardından aceleyle bırakılmış gibi görünüyordu.
Ateş çömelerek zemini inceledi.
Simay birkaç adım gerisinde durdu.
"Birileri bizden önce gelmiş."
Ateş ayağa kalktı.
"Ya da hâlâ burada."
Simay çevresine baktı. Deponun iki yanındaki dar geçitler karanlıktı. Sol taraftaki duvarın önünde eski paletler üst üste yığılmış, sağ tarafta paslı variller birikmişti. Binanın çatısından sarkan bir zincir, rüzgârla birlikte hafifçe sallanıyordu.
Ateş kapıyı iterek açtı.
İçeriden ağır bir koku yayıldı.
Nem, pas, eski tahta ve uzun süredir kapalı kalmış bir mekânın kendine özgü boğucu havası...
Fakat bunların arasında başka bir koku daha vardı.
Tütün.
Ateş'in bakışları karanlıkta daraldı.
İçeride birileri bulunmuştu.
Belki de hâlâ bulunuyordu.
Telefonuna uzanıp Mert'e kısa bir mesaj gönderdi. Ardından silahını kontrol etti ve içeri girdi.
Simay onu takip etti.
Deponun içi dışarıdan göründüğünden daha büyüktü. Yüksek tavanın altından geçen kalın metal kirişler, duvarlara asılmış eski zincirler ve bir zamanlar yük taşımak için kullanılan raylar loş ışığın içinde seçiliyordu. Tavandaki birkaç lambadan yalnızca biri yanıyordu. Sarı ışık, zemindeki su birikintilerine vuruyor, duvarların üzerinde uzun ve biçimsiz gölgeler oluşturuyordu.
Binanın uzak köşesinden damlayan suyun sesi, aralarındaki sessizliği düzenli aralıklarla bölüyordu.
Simay bir an durdu.
"Ateş."
Adam arkasına döndü.
"Ne var?"
Simay yere işaret etti.
Tozlu zeminin üzerinde ayak izleri vardı. Birkaç tanesi kapıya doğru ilerliyor, diğerleri deponun arka bölümüne uzanıyordu. İzlerin arasında, sürüklenmiş ağır bir nesnenin bıraktığı çizgiler seçiliyordu.
Ateş eğilip izleri inceledi.
"Birden fazla kişi."
"Elvan'ı buraya getirmiş olabilirler."
Ateş cevap vermedi.
Çünkü zemindeki izlerin bir kısmı yeniydi, bir kısmıysa günler öncesine ait olabilecek kadar tozla kaplanmıştı. Birileri burayı yalnızca o gece kullanmamıştı.
Burası, uzun zamandır birilerinin uğradığı bir yerdi.
Deponun arka bölümüne ilerlediler. Yol boyunca üzerleri beyaz örtülerle kapatılmış makineler, devrilmiş sandalyeler ve eski tahta kasalar vardı. Duvarlardan birine dayalı büyük bir metal dolabın kapağı açıktı. İçindeki dosyalar yere saçılmıştı.
Ateş durdu.
Dosyalardan birinin üzerinde babasının adı yazıyordu.
KORHAN ARSLAN — ÖZEL KAYITLAR
Ateş'in göğsünde bir şey sıkıştı.
Babası, hayattayken bazı belgelerini şirket arşivlerinde tutmazdı. Önemli evrakları evdeki çalışma odasında saklar, bazılarınıysa kimsenin bilmediği yerlere götürürdü. Ateş bu alışkanlığı çocukluğundan beri biliyordu.
Ama babasının özel kayıtlarının burada ne işi vardı?
Dosyayı eline aldı.
İlk sayfada tarih vardı.
Babalarının ölümünden üç ay önce.
İkinci sayfada birkaç isim, banka hesap numaraları ve alt alta sıralanmış tarihler bulunuyordu. Bazı isimlerin yanına kırmızı kalemle işaret konmuştu. Sayfanın alt kısmında ise el yazısıyla yazılmış kısa bir not vardı.
Ateş geri dönmeden önce her şey tamamlanmalı.
Ateş'in yüzü gerildi.
Simay notu okuduğunda gözlerini ona çevirdi.
"Bu, senin dönüşünle ilgili kayıtların ilk kez tutulmadığını gösteriyor."
Ateş kâğıdı katlayıp cebine koydu.
"Birileri yıllardır beni bekliyormuş."
"Belki de yalnızca senin dönmeni değil, geri döndüğünde ne yapacağını da planlamışlardır."
Ateş'in bakışları Simay'a kaydı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Babalarının ölümünden sonra iki kardeş birbirinden uzaklaşmış. Sen kendi dünyana gitmişsin, Asel şirketi büyütmüş. Aranızdaki mesafe, birilerinin işine yaramış olabilir."
Ateş'in yüzünde sert bir ifade belirdi.
"Yani bütün bunları bizim birbirimizden uzaklaşmamıza bağlıyorsun."
"Hayır. Sadece bunun tesadüf olmayabileceğini söylüyorum."
Ateş bir süre onu inceledi.
Simay'ın gözlerinde korkudan çok dikkat vardı. Olaylara yalnızca görünen yüzlerinden yaklaşmıyor, ayrıntıların birbirine nasıl bağlandığını anlamaya çalışıyordu.
Ateş, onun zekâsını ilk fark ettiği günü hatırladı. Simay'ın Asel'in ofisinde kendisine meydan okuduğu, söylediklerini sorguladığı ve karşısında durmaktan çekinmediği günü...
O zamanlar bunu yalnızca inatçılık olarak görmüştü.
Şimdi ise onun en değerli özelliklerinden biri olduğunu düşünmeye başlamıştı.
"Arkamda kal," dedi.
Simay gözlerini devirdi.
"Yine başladık."
Ateş cevap vermeden ilerledi.
Simay bu kez tartışmadı.
Çünkü deponun arka tarafından bir ses gelmişti.
Metal bir şeyin yere düşme sesi.
Ardından kısa, boğuk bir öksürük.
İkisi de aynı anda o yöne döndü.
Ateş silahını kaldırdı.
"Elvan?" diye seslendi.
Cevap gelmedi.
Yalnızca uzaktaki kapının gıcırdayan sesi duyuldu.
Sonra karanlığın içinden bir fısıltı yükseldi.
"Ateş..."
Simay'ın kalbi hızlandı.
Ses bir kadına aitti.
Ateş hiç düşünmeden ileri atıldı.