18

1779 Words
Ambulans ve polis geldiğinde gece yarısını geçmişti. Nihat hayattaydı ancak durumu ağırdı. Sağlık görevlileri onu sedyeye alırken Ateş, adamın kendine gelmesini bekleyecek kadar sabırlı olamayacağını biliyordu. Polisler evin çevresini inceliyor, kırık pencerenin önünde delil topluyor, saldırganın kaçtığı yönü belirlemeye çalışıyordu. Simay, giriş holündeki merdivenlerin yanında duruyordu. Omzundaki kesik temizlenmiş, üzerine küçük bir bandaj yapıştırılmıştı. Elinde telefonuyla Asel'i arıyordu. Asel telefonu ilk çalışta açtı. “Simay? Ne oldu?” Simay, Ateş'e baktı. “Bir saldırı oldu. Nihat Karaca'yı bulduk. Ağır yaralı.” Telefonun diğer ucunda sessizlik oluştu. “Nihat mı?” “Evet.” “Nasıl...” Asel'in sesi kesildi. Söyleyecek bir şey bulamıyor gibiydi. Simay onun nefesini duyabiliyordu. “Ateş nerede?” “Yanımda.” “Onu ver.” Simay telefonu Ateş'e uzattı. Ateş konuşmadan önce bir süre bekledi. Kardeşinin sesini duymak, bu gecenin başından beri zihnini meşgul eden soruları yeniden canlandırıyordu. “Asel.” “İyi misin?” Ateş'in yüzünde şaşkınlığa benzeyen bir ifade belirdi. Kardeşi, Nihat'ın söylediklerini ya da kaydı sormamıştı. İlk sorusu yine onun iyi olup olmadığıydı. “İyiyim.” “Simay?” “O da iyi.” Asel'in sesi biraz rahatladı. “Ne oldu orada?” Ateş, bir an için bütün bildiklerini anlatmayı düşündü. Nihat'ın söylediklerini, kayıt cihazını ve saldırıyı. Ancak bunu telefon üzerinden yapmanın doğru olmadığını biliyordu. “Birileri bizimle aynı şeyin peşinde. Nihat'ın elinde babamın ölümünden önce yapılmış bir kayıt vardı.” Asel'in nefesi kesildi. “Ne kaydı?” “Babanın adının geçtiği bir konuşma. Senin adın da geçiyor.” Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Ateş, kardeşinin konuşmasını bekledi. Sonunda Asel'in sesi duyuldu. “Ne söylediler?” “Henüz yeterince değil.” “Beni orada olmamakla suçlayacaklarını mı düşünüyorsun?” Ateş'in yüzü sertleşti. “Ben kimseyi suçlamadım.” “Biliyorum. Ama yıllardır kendine sorduğun soruları da biliyorum, Ateş. Babanın ölümünden sonra her şeyi geride bıraktığını sandın. Oysa yalnızca benimle konuşmayı bıraktın.” Ateş'in boğazı düğümlendi. Asel'in sesi öfkeli değildi. Bu, Ateş'in işini daha da zorlaştırıyordu. “Şimdi geçmişi konuşmanın zamanı değil.” “Ne zaman olacak? Birimiz daha vurulduktan sonra mı?” Ateş gözlerini kapattı. Asel haklıydı. Yıllar boyunca doğru zamanı beklemişlerdi. Önce babalarının ölümünün yarattığı acının geçmesini, sonra öfkelerinin dinmesini, ardından hayatlarının düzene girmesini. Fakat zaman hiçbir şeyi kendiliğinden düzeltmemişti. Yalnızca konuşmadıkları şeylerin etrafına yeni duvarlar örmüştü. “Yarın konuşacağız,” dedi Ateş. “Her şeyi.” Asel'in sesi bu kez daha yumuşaktı. “Bunu gerçekten istiyor musun?” Ateş, salonun ortasında duran eski aile portresine baktı. Babasının yüzü karanlığın içinde seçiliyordu. “İstiyorum.” “Öyleyse bu kez gitme.” Ateş'in parmakları telefonun üzerinde sıkılaştı. “Gitmeyeceğim.” Konuşma sona erdiğinde bir süre telefonu elinde tuttu. Asel'in son cümlesi zihninde yankılanıyordu. Bu kez gitme. Yıllar önce o evden ayrılırken bir daha dönmeyeceğini düşünmüştü. Şimdi ise kardeşinin kendisinden istediği tek şey, yanında kalmasıydı. Bunun ne kadar zor olduğunu yalnızca Ateş biliyordu. Çünkü kalmak, bazen savaşmaktan daha fazla cesaret gerektiriyordu. Eve döndüklerinde saat sabaha karşı üçü geçmişti. Ateş, Simay'ı kendi evine bırakmayı teklif etmişti. Simay ise teklifin daha ilk cümlesinde reddetmişti. Nihat'ın saldırıya uğraması, onların da hedef hâline geldiğini açıkça gösteriyordu. Üstelik o gece ortaya çıkan kayıt, Ateş'in yıllardır kaçtığı geçmişi yeniden hayatının merkezine yerleştirmişti. Simay, böyle bir zamanda onu yalnız bırakmayacaktı. Villaya girdiklerinde Mert onları kapıda karşıladı. Ateş'in yüzünü görür görmez bir şeylerin ters gittiğini anladı. Herhangi bir soru sormadan kapıyı kapattı ve ikisini çalışma odasına yönlendirdi. “Bir gelişme var mı?” diye sordu Ateş. Mert elindeki dosyayı masaya bıraktı. “Eski evin çevresindeki güvenlik kameralarının bir kısmı saldırıdan yaklaşık on dakika önce devre dışı bırakılmış. Sistem dışarıdan müdahaleye uğramamış. Kameraları kapatan kişi, evin eski güvenlik kodunu kullanmış.” Ateş'in bakışları keskinleşti. “Eski kod kimlerde vardı?” “Sen, Asel Bey ve Nihat Karaca'nın eski kayıtlarında görünüyor. Ancak kod yıllar önce değiştirilmiş olması gereken bir kod.” Simay dosyayı kendine çekti. “Yani saldırganlar yalnızca bu gece orada olacağımızı bilmiyordu. Evin güvenlik sistemine de erişebiliyorlardı.” Mert başını salladı. “Evet.” “Peki eski kodu kim değiştirdi?” Mert'in yüzü ciddileşti. “Bu bilgiyi henüz doğrulayamadık.” Ateş masanın kenarına yaslandı. “Doğrulayın. Ayrıca Nihat'ın hastaneye götürüldüğünü bilen herkesin kim olduğunu öğrenmek istiyorum. Polis, ambulans ekibi, evin çevresindeki görevliler... Hiçbir ayrıntıyı atlamayın.” “Anlaşıldı.” Mert odadan çıktığında Simay dosyaları incelemeye devam etti. Güvenlik sistemine ilişkin notları okurken kaşları çatıldı. Sonra telefonunu çıkararak daha önce flash bellekte gördükleri kayıtlarla karşılaştırma yapmak üzere notlarını açtı. “Bir şey fark ettim,” dedi. Ateş ona döndü. “Ne?” “Babanın ölümünden önceki şirket kayıtlarında bazı ödemeler belirli aralıklarla yapılmış. Hatırlıyor musun? Asel'in imzasının bulunduğu belgelerden söz etmiştik.” “Evet.” “Ödemeler, şirketin eski güvenlik birimine yapılmış. Ancak birimin o tarihlerde aktif olduğuna dair bir kayıt yok.” Ateş masaya yaklaştı. “Ne kadar para?” Simay miktarı gösterdi. Ateş'in yüzündeki ifade değişmedi ama gözleri daraldı. Tutar, sıradan bir güvenlik hizmetinin karşılığı olamayacak kadar yüksekti. “Bu paranın nereye gittiğini bulabilir misin?” “İzini sürmeye çalışabilirim. Fakat şirketin kayıtlarına erişmem gerekiyor. Elvan'ın yardımına ihtiyacım olabilir.” Ateş telefonunu çıkardı. “Elvan'la ben konuşurum.” Simay başını kaldırdı. “Onu bu işe karıştırırken dikkatli olmalısın. Zaten saldırıya uğradı. Üstelik kayıtları çözmeye çalışırken hedef hâline gelmiş olabilir.” “Onu korumak için elimden geleni yapacağım.” “Bazen insanları korumak, onlar adına karar vermemek demektir.” Ateş bir süre ona baktı. Simay'ın sözleri, kendi davranışlarını düşündürdü. İnsanları tehlikeden uzak tutmanın en kolay yolunun onları kendisinden uzaklaştırmak olduğuna inanmıştı. Asel'i hayatından çıkarmış, yıllarca hiçbir açıklama yapmadan kendi yolunda yürümüştü. Şimdi aynı hatayı tekrarlamak istemiyordu. “Elvan'a gerçeği anlatacağım,” dedi. “Kararını kendisi verecek.” Simay başını salladı. “Güzel.” Ateş telefonunu masaya bıraktıktan sonra ona yaklaştı. “Sen de bir karar vereceksin.” Simay kaşlarını kaldırdı. “Yine mi?” “Bu gece olanlardan sonra işin içinden çıkıp gidebilirsin. Seni zorlamayacağım.” Simay'ın yüzündeki ifade ciddileşti. “Bunu gerçekten yapabileceğimi düşünüyor musun?” “Yapabileceğini biliyorum.” “Öyleyse neden soruyorsun?” Ateş bir an duraksadı. “Çünkü kalmanı istiyorum.” Simay, onun gözlerine baktı. Ateş'in sesi her zamanki gibi sakindi ama bu kez sözlerinin arkasına saklanmamıştı. Kendisinden bir şey istiyordu. Bir emir vermiyor, bir karar dayatmıyordu. Yalnızca dürüst olmaya çalışıyordu. Simay'ın kalbi, bu basit gerçeğin karşısında beklenmedik bir hızla çarptı. “Kalacağım,” dedi. “Ama senin için değil, Ateş. Gerçeği öğrenmek için.” Ateş'in dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. “Elbette.” “Bir de,beni korumak bahanesiyle benden bir şey saklamayacaksın.” “Tamam.” “Bana emir vermeyeceksin.” Ateş kaşlarını kaldırdı. “Bunu kabul edemem.” “Öyleyse anlaşma bozuldu.” Simay kapıya doğru bir adım attı. Ateş onun kolunu tutmadı. Önünü kesmedi. Yalnızca arkasından konuştu. “Peki. Emir vermeye çalıştığımda yüzüme söylersin.” Simay durdu. “Zaten söylüyorum.” “Fark ettim.” Simay bu kez gerçekten güldü. Kısa, yorgun ama içten bir gülüştü. Ateş, onun yüzündeki ifadeyi bir an daha izledi. Bu kadının yanında, yıllardır unuttuğu bir şeyi yeniden hatırlıyordu. Kendisi olmaya çalışmayı. Bu tehlikeli bir şeydi. Çünkü Ateş, bir insanın yanında kendisi olabildiğinde onu kaybetmekten daha fazla korkabileceğini yeni yeni anlıyordu. Simay odadan çıkmadan önce ona döndü. “Bir şey daha var.” Ateş başını kaldırdı. “Nedir?” “Sevgili rolümüz konusunda bazı kurallar koymamız gerekiyor.” Ateş'in kaşları yavaşça yükseldi. “Şimdi mi?” “Evet, şimdi. Çünkü senin insanlara nasıl davrandığını gördüm. Yarın birinin karşısına çıkıp beni kolumdan çekiştirirsen, bu ilişki başlamadan biter.” Ateş kollarını göğsünde birleştirdi. “Başka?” “Bana dokunmadan önce düşün.” Ateş'in bakışları bir anlığına Simay'ın yüzünde durdu. “Bu kadar mı?” “Şimdilik.” “Peki, sevgilim.” Simay gözlerini devirdi. “Bunu yalnızca başkalarının yanında söyle.” Ateş'in gülümsemesi genişledi. “Anlaşıldı, sevgilim.” Simay başını iki yana sallayarak odadan çıktı. Fakat kapı kapandığında yüzündeki gülümseme hâlâ kaybolmamıştı. Ateş ise bir süre daha yerinden kıpırdamadı. Gece boyunca pek çok şey değişmişti. Nihat'ın ortaya çıkışı, babasının ölümünden önce kaydedilmiş konuşma, saldırı ve kaybolan kutu... Bütün bunların ortasında Simay'ın varlığı, Ateş'in beklemediği bir yere yerleşmişti. Onu korumak istiyordu. Ama ilk kez, yalnızca korumakla yetinmek istemediğini de fark ediyordu. Sabaha karşı, villanın diğer tarafında bulunan misafir odasının ışığı hâlâ yanıyordu. Simay yatağın kenarında oturmuş, omzundaki bandajı kontrol ediyordu. Camın dışında gökyüzü yavaş yavaş aydınlanıyordu. Uykusu gelmiyordu. Gözlerini her kapattığında eski evin karanlık koridoru, Nihat'ın yere yığılışı ve silah sesleri zihninde yeniden canlanıyordu. Ancak onu asıl düşündüren bunlar değildi. Ateş'in söyledikleri aklından çıkmıyordu. Çünkü sana güveniyorum. Bir insanın güvenini kazanmanın ne kadar zor olduğunu biliyordu. Özellikle de Ateş gibi geçmişiyle arasına duvarlar örmüş birinin güvenini. Kendisine bu kadar kısa sürede güvenmesinin bir anlamı olmalıydı. Belki de onu düşündüğünden daha fazla tanıyordu. Belki de ikisi, birbirlerinin yaralarını fark ettikleri için birbirlerine yaklaşıyorlardı. Simay bu düşünceyi bir kenara bıraktı. Birine yakınlaşmak, onun yaralarını iyileştirmek zorunda olmak demek değildi. Kendi yaralarını da unutmayacaktı. Telefonu titrediğinde düşüncelerinden sıyrıldı. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görünüyordu. Mesajı açtı. Ateş Arslan'a yakın durduğun sürece geçmişin seni bırakmayacak. Simay'ın yüzündeki bütün yumuşaklık kayboldu. Mesajın altında bir fotoğraf vardı. Fotoğraf eskiydi. Görüntü biraz bulanıktı ama seçilebiliyordu. Bir otoparkın girişinde, siyah bir aracın yanında duran genç bir kadın vardı. Kadının yüzü kameraya dönük değildi. Saçları omuzlarına dökülüyor, elindeki çantayı göğsüne bastırıyordu. Simay fotoğrafı tanıdı. Kendisiydi. Yıllar önce çekilmişti. Henüz Kemal'in hayatına girmediği, kendisini korumak için her şeyi tek başına yapmak zorunda olduğunu öğrenmediği zamanlardan kalmaydı. Fotoğrafın çekildiği yeri hatırlıyordu. Babasıyla son kez görüştüğü otopark. Simay'ın parmakları telefonun etrafında sıkılaştı. Babası yıllar önce ortadan kaybolmuştu. Kendisine anlatılanlara göre borçları yüzünden şehirden ayrılmış, bir daha da geri dönmemişti. Simay uzun süre bunun doğru olduğuna inanmıştı. Sonra bazı ayrıntılar birbirini tutmamaya başlamış, sorularının karşılığında yalnızca sessizlik bulmuştu. Bu yüzden araştırmayı bırakmıştı. En azından bırakmış gibi yapmıştı. Şimdi ise birisi, yıllardır sakladığı o dosyayı yeniden açmıştı. Telefonuna ikinci bir mesaj geldi. Nihat Karaca'yı kimin susturmak istediğini öğrenmek istiyorsan, babanın dosyasını bul. Korhan Arslan'ın ölüm gecesinde kaybolan tek kişi o değildi. Simay'ın nefesi kesildi. Ekrana uzun süre baktı. Mesajın kimden geldiğini bilmiyordu. Gönderen numara gizlenmişti. Geri aramayı denediğinde çağrı başarısız oldu. Yavaşça ayağa kalktı. Odanın içinde birkaç adım attıktan sonra pencerenin önünde durdu. Dışarıda sabahın ilk ışıkları villanın bahçesini aydınlatıyordu. Her şey sakin görünüyordu. Oysa Simay, hayatının yeniden karanlık bir yola girdiğini hissediyordu. Ateş'e anlatmalı mıydı? Mesajın içeriğini saklamak, aralarındaki güveni daha başlamadan zedeleyebilirdi. Ama babasının geçmişini araştırmak için yıllardır kimseye güvenmemişti. Bu kez de aynı şekilde hareket etmek istiyordu. Telefonunu elinde çevirdi. Sonra kapıya baktı. Ateş'in odası koridorun diğer ucundaydı. Bir süre düşündükten sonra kararını verdi. Mesajı ekran görüntüsü olarak kaydetti, ardından telefonu cebine koydu. Ateş'e gerçeği anlatacaktı. Fakat önce, kendisinin bile bilmediği bir gerçeği anlaması gerekiyordu. Çünkü birileri yalnızca Arslan ailesinin geçmişini kurcalamıyordu. Simay'ın geçmişi de aynı karanlığın içindeydi. Ve o karanlığın ortasında, yıllar önce kaybolan bir adamın adı yeniden ortaya çıkmıştı. Babası.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD