3 gün sonra!
Kaderin önüne kimse geçemez! Alnında ne yazılıyorsa vakti geldiginde bir bir yaşıyorsun. Ölüm gibi...
Ölüm çok ani gelmisti Hozan konağına. Hala olanlara kimse inanamıyordu. Oğullarının acısıyla geçen üç gün hiç bir şeyi değiştirmemiş hala ilk günkü acı yerli yerinde duruyordu. Sultan daye başındaki kara yazmayla gözlerinde dinmeyen yaşlarıyla misafirlerle oturuyordu. Elleri sıkı sıkıya oğlunun emaneti gelinin elini kavrarken ağzından dökülen ağıtları herkesi perişan ediyordu.
Baweşin ise gelinligi içinde dizlerinde son nefesini veren kocasının ardından fenalaşmış hastaneye kaldırılmıştı. Uyandığında vicdan azabı nefesini keserken olanlar için kendini suçlamaya devam etmişti. Hastaneden dönünce kaynanasının kendisine sarılmasıyla o dakikadan sonra dizinin dibinden ayrılmamış elleri birbirinden güç alırcasına ayrılmamıştı.
Ardıl abisinin son nefesini sevdiğinin kucağında çenesine şahitlik ederken gözlerinin gördüğünü yüreği bir türlü kabul etmemişti. Abisinin gözlerini kapatması ile çöktüğü yerde küçük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Zordu genç adam için birlikte büyüdüğü sırdaşı,yoldaşı olan abisinin ruhsuz bedeniyle canından can gitmişti. Cenazeden sonra üç gün geçmesine rağmen kabulenemiyordu ölümü...
Miran avluda oturmuş taziye için gelenleri Ardıl'la karşılarken yanında dalgın duran adamım elini sırtına destek verircesine yerleştirdi.
"Ardıl,kardeşim güçlü olmak zorundasın. Dön bak bir etrafına herkes yıkılmış durumda birinin ayakta kalması gerek. Bende kardeşimi kaybettim benimde canım yanıyor ama hepimizin bir gün gideceği yer toprak değil mi zaten? Olmuşla ölmüşe çare yok."Diyerek yıkılmak üzere olan adamın biraz toparlanmasını umut etti.
Dostu Miran'ın sözleriyle "Miran bilmiyorsun" elini gögsüne yerleştirip devam etti. "Burası nasıl yanıyor. Ben öleydim onun yerine keşke. Onun yüregi öyle güzeldi ki... ölüm ona yakışmadı..." dedikten sonra gözleri dolan adam konuşamadı daha fazla.
"Bremin koskoca Mardin şahit onun yüreğinin güzelliğine. Bir gün hatırlıyorum yoldan geçerken beş-altı yaşlarında bir kız çocuğu sokağın ortasında ağlıyordu. Bizimkide pek vicdanlı arabayı durdurup yanına gitti. Ne oldu sana diye sorup kızı kucağına aldı. Çocuk hala ağlamaya devam ediyor dizini tutuyordu. . Bizimkide üzerini kontrol edince dizinin düşmesinden dolayı hafif kanadığını gördü. Kız kanayan dizini görünce ağladı artarken "Kan... ölcek..miyim?" diye sordu abine. Abin o haline gülüp "Ufacık şeyemi ağlıyorsun hem neden ölceksin ki sadece hafif kanadı" diye yanıtladı kızı. Ufak kız hala ağlıyor bir türlü inanmıyordu abine. Abinde kızı inandırmak için yerdeki cam parçasını alıp parmagını kesti. "Bak benimde parmağım kanadı dimi ama ölmedim sende ölmüyeceksin prenses!" Dedi. Kız o an ağlamayı bırakarak gözlerinin yaşını silip gülümsemişti abine." Miran o günü hatırlayınca hüzünle gülümsedi.
Duyduklarıyla genç adamın dudakları kıvrıldı. Biliyordu tabiki abisinin ne kadar vicdanlı olduğunu elinden gelse herkese yardım ederdi. Köşede sandalyede elleri dizinde babasının yanında oturan kardeşi Azad'a bakıp elleriyle yüzünü sıvadı. Artık kendine gelmesi gerekti bu üç günde ailedeki herkes çökmüştü.... birinin güçlü olması gerekti buda kendisine düşüyordu.
Havanın kararmasıyla Hozan konağında herkes evlerine dağılmış yanlarında bir kaç tanıdık dost kalmıştı. Odasına çıkan Ardıl kendini odanın balkonuna atıp cebinden hiç eksilmeyen paketinden bir dal alıp yaktı. Mardin'ini aydınlatan ay ışığı eşliğinde dudaklarına götürdü sigarasını....
Ciğerlerine aldığı dumanla "Ey! Mardin... seni sevmemem için elinden geleni yapıyorsun. Abimi elimden aldın... ama sana boyun eğdirtmeyeceksin. Bir gün elinden herşeyi ben alacağım.." diye kendine kendine mırıldandı.
&&&&&&&&&&&&
Güneş Adar ağadan sonra her sabah Mardin'de doğmaya devam etmişti ama Hozan konağına aydınlığını ve sıcaklığını yansıtamamıştı. Çalışanlar konakta süren yasa rağmen her sabah erkenden kalkarak yine üstüne düşen görevlerini peşlerine düşmüşlerdi.
Ev ahalisi için hazırlanan kahvaltı sofrasında Hozan ailesinin üyeleri yerlerini alarak boğazlarına dizilen lokmalarla kahvaltılarını ediyorlardı. Agit ağa tabağındakilere dokunmadan bakışlarını sofradakilere çevirdi. Sofradaki eksik kişiyle gözleri kan çanağına döndü yine. Sofradakileri inceleyen adam bu eksikle nasıl yaşayacaklarını karar kara düşünmeye başladı.
Yapılan kahvaltı ile aile üyeleri taziye için gelecek insanları karşılamak için salona geçip hep beraber oturuyorlardı.
Baweşin başının ağrısıyla ellerini şakağına götürüp ovaladı. Kaç gündür uyku girmeyen gözlerinin cezasını çekiyordu şimdi. Ardıl yengesinin halini görünce "Yenge iyi misin? Hastaneye gidelim mi?" Diye endişeyle sordu.
Genç kız kendisiyle ilk kez konuşan kayınına bakıp "Yok sadece biraz başım ağrıyor ilaç içince geçer." Dedikten sonra yanındaki kaynanasının içi rahat etmeyince " Buke hadi kalk Ardıl seni hastaneye götürsün. Kaç gündür halsizsin zaten git içim rahat etmez yoksa." Diyerek şefkatle gelinine baktı.
Kaynanasının sözlerine itiraz etmek istesede Baweşin tekrar sancıyan başıyla ağzından bir inilti çıktı. Ardıl hemen ayağa kalkıp "İnat etme kalk gidelim?" diye söyleyen adamla daha fazla konuşmaya mecali olmayan genç kız söylenene uymak için ayağa kalktı.
&&&&&&&&&
Ardıl yengesiyle hastaneye gelince kaç gündür halsiz bedene doktor serum takıp serum bitene kadar hastanede kalmalarını istemişti. Serumun bitmesini bir süre bekleyen Ardıl bir süre sonra hastane bahçesinde sigarısını içmek için odadan ayrılmıştı. Tekrar odaya dönünce serumun bittiğini fark edip genç kızında hazırlanması ile hastaneden eve dönmek için ayrılmışlardı.
Ardıl eve dönerken solgun olan kıza bakıp
"Aç mısın?" Diye sordu.
Genç kız kaynının sorusuyla, kendisine dönerek
"Değilim." Cevabını verdi.
Genç adam göz ucuyla kızın çekingen haline bakıp başını sallarken aracını sürmeye devam etti.
Yaklaşık yirmi dakika içinde gelmiş oldukları yerde Ardıl aracını durdurup inmesi için genç kıza baktı.
Baweşin geldikleri yere bir bakış atıp hızla adama dönüp "Aç değilim dedim." Dedi.
"O yüzden yüzün sapsarı kesilmiş değil mi? Kaç gündür yemek yemediğin Allah bilir." Dedikten sonra arabasının kapısını açıp dışarı attı kendini.
Genç kız giden adamın arkasından bakarken başka çare görmediğinden oda araçtan inerek adamı takip edip restoranta geçtiler. Ardıl'ı gören çalışanlar etrafına doluşup yer gösterirken, oturdukları masada Ardıl genç kız için yemek siparişi verirken kendine bir acı kahve söyledi.
Baweşin hiç ses çıkarmadan robot gibi masada oturuyor bomboş gözlerle önüne bakıyordu. Olaydan bu yana kendisini o kadar boş hissediyorduki eski benliğini tamamen kaybetmişti sanki.
Gelen yemekler masaya yerleştirilirken genç kız ağzına zar zor iki parça alıp miğde bulantısı yüzünden çatalını tekrar kasta bırakmıştı.
Ardıl karşısındaki genç kızı izlerken yememesi üzerine "Sen niye yemiyorsun?" Diye sordu.
Genç adamın yönelttiği soruyla Baweşin "canım istemiyor daha fazla." Dedi.
Adam kızın cevabıyla ilk defa genç kızın gözlerine dikkatlice bakıp düşündü... abisinin sevdiği kız şuan karşısında yemek yiyiyor abisinin yerinede kendisi oturmuş kızı izliyordu. Hayat ne tuhaftı.
&&&&&&&
"Ardıl evladım,bugün aşiret toplanacak." Diyen Ağit ağa avluda tüm ailesinin bulunduğu ortamı fırsat bilerek bugün verilecek karar için toplanacak aşiretin bilgisini paylaştı.
"Hayırdır bav?"diyen genç adam endişeyle babasına çevirdi bakışlarını. Önemli bir şey olmasa toplanmazdı çünkü aşiret.
"Hayırdır inşallah. Diyen yaşlı adam yanındaki hanımına çevirdi bakışlarını.
Sultan daye kocasıyla dün gece konuşarak beraber bir karara varmışlardı. Verdikleri kararın herkes için en iyisi olduğunu düşünüyorlardı. Zaten aşirette bunu istiyordu. Sultan daye kocasının kendisine çevrili bakışlarından ne demek istediğini anlayıp yukarda odasında olan gelininin yanına çıktı. Münasip bir dille konuşmasının vakti gelmişti artık.
Baweşin gelin odasında Avzem dayesinin dizlerine uzanarak gözlerini kapatmış bundan sonra neler olacağını düşünüyordu. Kapısının tıklanmasıyla içeri giren kaynanasını görmesiyle yattığı yerden kalkıp oturdu. düzeltti.
"Buke iyi misin?" Dedikten sonra gelininin yanında gelen Sultan hanım genç kızın saçlarını okşadı.
"Ez başım jimom (iyiyim kaynana)." Dedikten sonra kaynanasının oturması için yatakta yer açtı.
"Seninle bir şey konuşacam keçamın." Dedikten sonra kendisi için gösterilen yere oturdu. Nerden başlayacağını bilmiyordu yaşlı kadın.Karşısında kendisine ürkekçe bakan geliniyle daha fazla uzatmadan konuya girdi.
"Biliyorsun kızım oğlumu kör bir kazada kaybettim. Hala acısını yaşıyorum ve yaşıyacağımda. Ama ben anayım ben düştüm mü bütün evlatlarım yıkılır. Yüce rabbimin bana bahşettiği üç evladım daha var. Birini aldı ama üç evlat bıraktı. Keşke evladımın yerine benim canımı alsaydı ben yaşayacağımı yaşadım ama taktiri ilahi işte her şey bizim istediğimiz gibi olmuyor. Onun hayatta en çok istediği sendin. Hep senden bahsederdi. Sana öyle bir gelin getireceğim bütün Mardin'in dilinde olacak derdi. Öylede oldu güzel gelinim." Söyledikler karşısında gözleri dolu dolu olan gelininin yanaklarını avuçladı yaşlı kadın.
"Sen benim kıymetlimin kıymetlisisin kızım. Sen bize emanetsin. Töreleri bilirsin kızım bugün aşiret toplanacak ve bir karar verilecek." Dedikten sonra bakışları Awzem xanıma döndü. Hanımağasının ne demek istediğini anlayan kadınında gözleri doldu.
"İsterdim burda sadece Adar oğlumun karısı olarak kal ama ben istesemde aşiret kabul etmez. Yıllarca kabul görmüş, boyun eğdiğimiz törelere kimse karşı çıkamıyor. Demem o ki zor olacak biliyorum ama en iyiside bu olacak keçamin. Verilecek karara göre Ardıl oğlumla nikahlanman gerek." Diyen sultan daye sözlerini bitirirken bakışlarını gelininden ayırmıyordu.
Baweşin kaynanasının konuşmalarından pek bir şey anlamasada sabırla sözünü bitirmesini bekledi. Son sözleri duyar duymaz ise yüreği korkudan kaskatı kesildi.
&&&&&&&&&&&
"Agit ağa bilirsin büyük oğlunu bir hafta önce toprağa verdik. Geride dul karısı kaldı. Şimdi töreyi bilirsin sen sen ama adettendir sormak. Ne yapacaksın?"
Avluda toplanmış olan aşiret ağalarından en yaşlısının konuşmasıyla tüm ağalar dinledikten sonra cevap için Agit ağaya baktılar.
Agit ağa duyduğu soruyla başını önüne eğip düşündü. Töreleri bilirdi tabi kendiside bir ağaydı ne uygunsa o yapılmalıydı. Nede olsa tüm aşiretler örnek alıyorlardı kendisini. Yanındaki oğullarına bakarken kafasında verdiği kararı tarttı. Şimdi Azad daha küçüktü. Ardıl'a bakıp başını salladı. Oğlunun emanetine en iyi bakacak olan Ardıldı.
"Evet ağalar bilirim töreleri ama daha kırkı çıkmamış oğlumun üstüne ne kadar uygun olur bu?" Diye sordu. Bu ne aceleydi?
"Gelininin nikahı düşmüştür Ağit ağa evde iki bekar oğlun varken bu uygun değildir." Bu sözler dile getirende başka bir ağaydı.
Herkesin işi gücü yok sanki oturmuş Baweşin gelinin hayatı için plan yapıyorlardı. Sipan ağa da ağalara hak verirken "Evet Agit ağa kızımın dul bir durumda evinde bulunması uygun değildir kararı verdiysen beklemenin anlamı yok." Dedikten sonra bir taraftan yolda olan oğlu Hazar'ı düşünüyordu. Hazar Mardin'den biri tarafından durumdan haberdar edilmişti. Bundan sonra ise oğlu Ciwan'la ciddi bir kavga etmişlerdi telefonda. Sipan ağa bundan dolayı olayların daha fazla büyümemesi için bu olayın tez zamanda hal olmasını istiyordu.
Ardıl söylenenleri dinleyerek şuana kadar konuşmadan bekliyordu. Taa ki aklına gelen düşünceyle babasına baktı. Düşündüğü şey olamazdı inşallah.
"Hüküm bellidir o vakit. Ölen oğlumun emaneti Baweşin bundan sonra aşiretin başınada geçeçek olan oğlum Ardıl ağayla nikahlanacak. Emanetine o sahip çıkacak!" Dedikten sonra oğluna baktı.
Ardıl duyduklarıyla dumura uğramış bir şekilde avlunun ortasında hızla geçti. Bakışları babasında sabitlendi hırsla konuşmaya başladı.
"Ne? Bu mümkün değil baba. Sen nasıl böyle birşey istersin benden?" Diye sorarken sinirinden iki elini yumruk yapıp tüm hırsını almak ister gibi sıkıyordu. Abisinin o çok sevdiği kızla nasıl evlenmesini isterlerdi? Hangi akla mantığa sığardı bu?
"Aşiretin başına geçtin artık Ardıl. Ağasın artık abinin emanetiyle de sen evleneceksin töreleri bilmezmiş gibi konuşma."
"Töreymiş"
"Yemişim töresini ulan. Yengem! Yengem! Nasıl onla evlenmemi istiyorsunuz? Bu nasıl bir insafsızlıktır."
"Kendine gel Ardıl!"Diyen babasının sözlerini umursamadan elleriyle başını tutup kabul etmediğini belli etmek için sallıyordu Ardıl."
"Ben ne için buralardan gittim bav? Ne için ilk ağalığı abimle benim aramızda tartışırken hiç düşünmeden abime bırakmıştım? Ben bu zihniyetten kaçmıştım. Ben bu acımasız kurallarınızla insanların hayatlarını mahvettiğinizi görmemek için memleketime aylarca ayak basmadım." Diyerek sonuçsuz kalacak olan isyanını belli etti genç adam.
"Ağalar biz kalkalım onlar kendi aralarında konuşsunlar." Diyen yaşlı aşiret ağasıyla herkes ayaklanarak kapıya yönelip tek tek ayrılmaya başladılar.
Aşiret ağalarını yolcu eden Ağit ağa hala deli gibi avluda bir o yana bir bu yana dolanan oğlunun yanında gitti.
"Sakin ol Ardıl. Bundan sonra burda aşiretin başında olacaksın ve gerekmedikçe İstanbul'a gitmeyeceksinde. Gerekirse kardeşin Azad geçer ordaki işlerin başına." Dedikten sonra kendilerini izleyen oğlu Azad'a çevirdi bakışlarını.
Azad abisinin üstüne yüklenen yükle gözleri dolu dolu abisinin çaresizliğini izliyordu. Hangi insan yengesiyle evlenmek isterdiki? Abisinin çaresizliğini gördükçe "Lanet olsun törenize." Diye geçirdi içinden.
"Bunu kabul etmiyorum bav. Ben burada kalmam kalamam. Hele abimi elimden alan bu topraklarda nefes alamam. Birde yetmezmiş gibi yengenle evlen diyorsunuz." Dedikten sonra gözleri dolu dolu umutla babasına baktı.
"Edeceksin birazdan imam gelir nikahınız kıyılacak. Sözümün üstüne söz istemem." Dedikten sonra eli göğsüne attı yaşlı adam. Onun içinde zordu. Bir oğlunu toprak almışken bir oğlunuda töre kurban etmişti bu topraklara. Hüküm belliydi yapılacak başka bir şey yoktu. Gittikçe fena olana adam eli kalbinde geçip sandalyeye oturdu.
Ardıl babasının haline baktı, zaten kalp hastasıydı yaşlı adam. Babasına şurda bir şey olsa tüm ailesi tarumar olurdu. Üstelik boynuna binen vicdanla nasıl ömrünü geçirirdi? Bütün bunları aklına bir anda üşüşürken elinin kolunun bağlı olduğunu kararı değiştiremeyeceğini kabullendi.
"Benide abimle o mezara gömdünüz bav. Bu kadar kararlısın madem peki dediğin olsun. Ama siz bugün bir oğlunuzu daha kaybettiniz haberiniz olsun. Artık eski Ardıl yok." diyerek artık hiç bir şeyin aynı olmayacağını anlamasını bekledi.
Artık o merhametli herkesi düşünen Ardıl yoktu. Artık Ardıl değil Ardıl Ağaydı. Oda Ağalığın hakkını verecekti. Bu acımasız topraklar onuda acımasız yapmıştı bu saatten sonra hiç kimse umrunda değildi.
&&&&&&&&&&
Hazar olanları Baran'dan duymuş çılgına dönmüştü. Nasıl babası ve abisi böyle bir hata yapmış ve kendisine haber vermemişlerdi? Düşündükce deliriyordu. Halbuki burda yeni ev tutmuş kardeşini yanına alıp okula başlatacaktı. Ama babası olacak adam kardeşinin hayatını mahvetmiş, evlendirmişti. Nasıl en son kendisi duyardı? Baran bunu ilk duyduğunda nasıl kendisine söylemezdi?
Öfkesi dinmiyordu Mardin'e gidip yıkıp dökmek istiyordu herseyi. Bacısı şimdi kim bilir ne haldeydi? Haberi duydugundan ilk uçakla Türkiye'ye dönmüştü, yaklaşık iki saat içinde mardinde olurdu. İnşallah geç olmadan kurtarabilirdi bacısını.
&&&&&&&&&&&&&
Baweşin gelin duyduklarıyla donup kalmıştı. Bunu nasıl kendisinden isterdi aşiret?Kocasının kırkı çıkmamıştı daha bu ne saçmalıktı. Akıl alır gibi değildi gözünden akan yaşıyla kaynanasına şok içinde bakarken dudaklarından yalvarmaları dökülmeye başladı.
"Jimom kurbanın olayım bunu benden istemeyin yapamam. Tamam bu evde kalmayacağım. Beni babamın evine yollayın. Yemin ederim yine oğlunun karısı olarak kalırım kimseyle evlenmem. Bana bunu yapmayın dayanamam."
Yaşlı kadın gelininin sözleriyle içi yandı ama bu dediği mümkün değildi. Gelin olarak geldiği evden ancak kefeniyle çıkardı. Buralarda boşanmak yoktu. Hem baba evine yolladı diyelim babası kızını o şekilde evde bulundurur muydu hiç?
"Buke buraları bilmezmiş gibi konuşma baban seni böyle kabul eder mi sanıyorsun? Başkasına verir hemen. Hem sen bize oğlumun emanetisin izin veremem gitmene." Ah körolası töreler.
"Abim izin vermez buna. Daye hemen ara Hazar abimi gelsin artık ben dayanamıyorum bu olanlara." Dedikten sonra genç kız Awzem dayesine baktı umutla.
Avzem Daye ise genç kızın yanağını okşarken "Abin yolda kızım gelmek üzere."diye yanıtladı genç kızı.
"Abinin elinden ne gelir artık bu evin gelini oldun keçamın bu evden çıkamazsın." Diyen Sultan xanım sanki son sözü söylemişti.
Bu kızı kızından ayrı koymayacağına yemin etmişti genç kadın. Biliyordu zor bir şey istiyorlardı genç kızdan ama ilerde oda anlıyacaktı en iyisinin bu olduğunu.
Ne yapacağını bilmeyen Baweşin kaynanasının son sözleriyle hıçkırıklara boğuldu. Haklıydı kaynanası, gelin olarak girdiğin bir evden anca kefeninle çıkardın. Aklına kocasının son sözleri geldi."Senden tek isteğim annemin gelini olarak kal." Vicdan azabı bir yandan boğazını sıkarken bu durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu genç kız.
Avludan gelen yüksek bağıntılarla odadaki kadınlar birbirlerine bakıp ne olduğuna bakmak için koşarak odadan çıktılar.
Şimdi her şey sarpa saracaktı işte..