13

722 Words
"Annen nasıl oldu?" Antrenman arasında Hazel'in son zamanlarda çalışmaya başladığı kafeye onu ziyarete gitmiştim. Tüm ısrarlarına rağmen beni bir masaya oturtmuş, patronundan birkaç dakikalık izin alarak benimle oturmuştu. Sıkıntıyla iç çekti. "Değişen bir durum yok. Hâlâ aynı. İlaç tedavisine devam ediyor." Anlayışla başımı salladım. "Para sıkıntınız devam ediyor mu hâlâ?" Hafifçe gülümseyerek devam etti. "Çok şükür ki eskisi kadar değil. Burada oldukça iyi bir ücret veriyorlar. Yükümüz biraz daha hafifledi." Ben de gülümsedim fakat bu buruk bir gülümsemeydi. "Derslerini sormuyorum bile. Sen her zaman iyi yaparsın zaten. Onun dışında..." Konuşmakta zorlandım. "Voleybolu özlüyor musun?" Gözlerinde yarım kalan hayallerin anısı canlandı. Orada henüz bitmeyen umutların ve aynı zamanda kırıkların hüznü gizliydi. "Özlüyorum tabii, hiç özlemez olur muyum? Orası benim için her zaman güzel anılarla dolan bir yerdi." Gözlerini hafif bir tebessümle daldığı yerden çekti. "Ama artık yapabileceğim bir şey yok." Omuzlarım hüzünle çöktü. "Neden öyle diyorsun ki?" Dilimde biriktirdiğim umut kırıntılarını onunla paylaştım. "Belki annen hızlıca iyileşir. Böylelikle sen de yeniden sahalara dönebilirsin." O da hüzünle çökerken kırıntılarımı, yerlerde uçuşarak umursamaz tabanların altında silikçe eziliyor gibi hissettim. "Sen de biliyorsun Nil. Bu saatten sonra ne annem grip olmuş gibi hızlıca iyileşebilir, ne de ben hiçbir şey olmamış gibi takıma geri dönebilirim. Turnuvalar yaklaşıyor ve ben orada boy gösteremediğim müddetçe kariyerim için bir sonraki seneyi öldürmüş olacağım." Bildiğim gerçekler hiç bu kadar acı gelmemişti. "Yani anlayacağın, bu saatten sonra umut beslemiyorum. Bu durumu kabullendim ben çoktan." Ardından elimi sıkarak konuştu. "Hep benden konuştuk. Sen neler yapıyorsun görüşmeyeli?" Konuyu değiştirme çabalarını anlayarak sustum. Aslında aklımda bir fikir vardı fakat ona bundan bahsedip yeni bir umut aşılamadan önce babamla konuşmalıydım. Bu yüzden üstelemedim. Birkaç dakika sonra konu çoktan değişmişti bile. "Cenk'i de lise sınavı heyecanı sardı. Evde deli koyunlar gibi koşturup duruyor." Kardeşini anlatırken bir yandan da gülüşüyorduk. "Bebeğim elimde büyüdü." İlgiyle onu dinlerken Yasemin'le Ufuk'un birlikte buraya doğru geldiğini gördüm. Kafeye geleceğimi Yasemin'e daha önceden haber verdiğim için burada olduğumu bildiğini biliyordum fakat Ufuk'u burada görmek beklemediğim bir olaydı. Yasemin'in Ufuk'la yakınlığından dolayı son birkaç günde Ufuk ile iyi bir arkadaşlık kurmuştuk. Son zamanlarda yapışık ikizler gibi birbirlerinden ayrılmayan bu garip çiftin bize doğru gelişini izlerken Ufuk'un da burada olmasını buna yormuştum. "Selam." Hazel de arkasına dönerken Yasemin'le önceden tanıştıkları için samimi bir şekilde kucaklaştıklar. Ben de gülümseyerek onları karşıladım ve hep beraber oturduk. Aramızda birbirine tek yabancı olan Hazel'le Ufuk olduğu için onları tanıştırma gereği duydum. "Ufuk bizim okuldan arkadaşımız." Hazel'in ardından Ufuk'a döndüm. "Hazel de benim takım arkadaşım." Yan yana oturan ikili birbirlerine bakınıp memnun olduklarını dile getirirken yeni gelen ikiliye de bizimle aynı içeceklerden sipariş verdik. "Aslında 'eski takım arkadaşım' demeliydi Nil." Soru dolu bakışlar kendisine yöneldikten sonra yanıtladı. "Voleybolu bıraktım." Yasemin üzüntüyle iç çekti. "Ya..." Hazel'in ailevi durumunu biliyordu. Bu yüzden nedenini anlamıştı. Ufuk ise her şeyden habersiz, ilgiyle Hazel'i dinliyordu. "Neden ki?" Hazel'le birbirimize bakındık. "Böyle gerekti." Anlaşılan söylemek istemiyordu. Onun bu isteğine saygı duydum. Tanışma ve kaynaşma faslından sonra Hazel izin isteyerek işine dönmek zorunda olduğunu belirtti. O kalkarken Yasemin ile Ufuk'un içecekleri bitmediğinden, benim de prova aramın bitmesine daha vakit olduğundan oturmayı tercih ettik. Ufuk, Hazel'in karşımdaki boşalan sandalyesinin yerine oturarak bize dogru eğildi ve kısık sesle konuştu. "Burada çalıştığına göre paraya mı ihtiyacı var? Neden voleybolu bırakmış ki?" Ona kızgın bir bakış attım. "Kız açıklamadığına göre öğrenmeni istemiyordur demek ki Ufuk. Arkasından dedikodusunu mu yapalım?" O da bana sinirli bir bakış attı. "Aman ne iyi! Seninle de hiç kız muhabbeti yapılmıyor ki!" Garip isyanına karşı gözlerimi devirirken gülmemek için kendimi tuttum. Sonra, aklıma gelen diğer bir düşünceyle gözlerimi kısarak ona baktım. "Hem sen niye bu kadar merak ediyorsun ki?" Burada oturduğu süre boyunca Ufuk'un bakışlarını ve ilgisini her zaman Hazel'in üzerinde hissetmiştim. Başlarda yeni bir arkadaşı tanımanın merakı ve ilgisiyle ona yöneldiğini düşünmüştüm. Fakat dakikalar geçtikçe bir türlü azalmayan tek taraflı ilgiyi ve zamanla Yasemin'in omuzlarının çöküşünü izlerken durumun sandığımdan daha karışık olduğunu fark etmiştim. Ufuk da verdiği yanıtla benim bu düşüncemi doğrulamıştı. "Bilmiyorum. Onu tanıdıkça daha çok tanıma isteğimi fark ettim ve yanımızdan ayrıldığında üzerime çöken bir ağırlık hissettim." Bakışları müşterilerin siparişlerini alan Hazel'in üzerindeyken Yasemin'in hızla dolan gözlerini üzüntüyle karşıladım. Gözlerini Hazel'den alıp bana dikerken Ufuk'un parlayan bakışlarının hedefinde ben vardım. "Nil! Ben ona, şimdiye kadar hiçbir kıza karşı hissetmediğim şeyleri hissediyorum. Ben galiba aşık oldum!" Ufuk'a içimde belli etmediğim bir acıyla bakakalırken Yasemin'in gözlerinden kalbine usul usul ve gizliden gizliye akan hayali gözyaşlarını hissedebiliyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD