RÜYA
AHSEN
Barış ile birlikte kafeden ayrıldığımızda birlikte yürüyerek eve gelmiştik. Ama kapıda beni Sancar abim bekliyordu. O da nöbetten gelmiş olmalıydı ama şimdiye uyumuş olurdu, neden kapıda bekliyordu ki? Anlamamıştım. Eve yaklaşınca tam Barış ile vedalaşacaktık ki Barış da Sancar abimi fark etti. Ve o da gitmek yerine kapıya kadar benimle gelip Sancar abim ile selamlaştılar. Barış, sanki gözüne sokmak istercesine Sancar abimin, beni tutup sarıldı ve elleri ile yüzümü tutup alnımdan öptü. "Canımın içi yarın görüşürüz inşallah tamam mı? Diğer şeyleri takma kafana sen" dedi. Sancar abim ellerini yumruk yapmış sıkıyordu. Sanırım yanında böyle davranmamıza kızmıştı. Sancar abim, "Ahsen geç artık içeri. Sokak ortasında ne bu laubali hareketler" dediğinde Barış altta kalmadı. "Niye laubali olsun ki, sonuçta nişanlım Ahsen ve yakında evleneceğim kadın" dedi. Sancar abim Barış'ın üstüne yürüdüğünde aralarına girmeye çabaladım. "Nişanlın demek, hani ben yüzük göremiyorum bu kızın parmağında? İstemeye bile yeni geldiniz. Ama bir yüzük takmadınız. Benim böyle bir aileye vereceğim kız mız yok" dediğinde anladım ki ortalık bayağı karışacak. "Abi ne olur dur. Amcam verdi beni, lütfen öyle şeyler söyleme. Barış'ı seviyorum. Sen bari yapma. Barış lütfen sen de evine git. Yarın beraberiz hastanede nasıl olsa" dedim ve Barış'ı razı edip göndermeyi başardım. "Tamam Ahsen, sadece senin hatrın için. Zaten şurada sayılı günün kaldı bu evde. Artık kimseye müdanat etmeyeceksin" dedi giderayak.
Sancar abime döndüğümde bana hayal kırıklığıyla bakıyordu. "Demek amcan verdi öyle mi Ahsen? Benim hiç hatrım yok. Peki öyle olsun Ahsen. Ama bil ki sevgi yeterli gelmiyor. Sadece aşk ile olsaydı ben aşk acısı çekmezdim. Sen bu Barış'ına çok güvenme" dediğinde şaşırmıştım. "Abi sen aşk acısı mı çekiyorsun? Kim bu şanslı kız?" dediğimde bana sadece baktı. Sonra da "Asla sevgime karşılık alamayacağım biri. Adı bende kalsın" dedi. Dedikleri karşısında gerçekten çok şaşırmıştım. Demek o dalgın halleri hep bu yüzdendi. Bunu yengeme mutlaka söylemeliydim. Kız arayıp durmasına gerek yoktu. Sancar abimin peşinden ben de eve girdiğimde o odasına girdi ama ben soluğu, yorgun olmamama rağmen, yengemin yanında aldım. "Yenge sana haberlerim var. Duyduklarına inanamayacaksın" dediğimde yengem dalgın bir şekilde koltukta oturmuş televizyona bakıyordu. Doğrusu yengemlik bir hareket değildi bu. Yanına oturup "Yenge sen iyi misin? Hepinizde bir haller var bu ara" dedim. O da geldiğimi yeni fark ettiğinde bana döndü ve "Ne oldu Ahsen? Yeni mi geldin? Hayret, yatıp uyumamışsın. Kızım dünden beri ayaktasın, yıkılıp kalacaksın bir gün. Kendini bu kadar heder etme, hele de birileri için" dedi.
Doğrusu bugün çok değişik şeyler oluyordu. Herkes çok farklı davranıyordu. Yengemin bu derece bana yumuşak davrandığı bir zaman olmamıştı. Neden böyle davranıyordu ki? "Yenge sende bir haller var. Normalde sana anlatmam gereken şeyler var dediğimde hemen anlat derdin. Ama şimdi duymuyorsun bile" dedim. O da derin nefes alıp "Bu aralar yorgunum Ahsen, bir şeyim yok. Sema'ya kafamı taktım. Sınavı yaklaştı malum. Sen ne diyecektin söyle bakalım" dedi. "Yenge, Sancar abim bir kıza aşıkmış ama imkansızım gibi bir şeyler dedi. Sen bence başka kıza bakma bundan sonra. Sevdiği kıza odaklan" dedim. O da "Bakmıyorum zaten artık başka kıza Ahsen. Ama dediği kız da olmaz. Olamaz. Bu yüzden ben de bıraktım artık oluruna. Sen merak etme" dedi. Sonra da yanımdan kalktı ve mutfağa gitti. Anlam veremiyordum; kimdi bu kız, imkansız olacak kadar? Padişahın kızı mıydı sanki, anlamamıştım. Ama daha fazla kafa yoramadım. Akşam yemeğine kadar bir duş alıp uyusam iyi olurdu. Zaten başka da yapacak işim yokty. Ayağa kalkınca birden başım döndü ve göğsüm sıkıştı. Sanırım hızlı kalkmıştım. Aniden kalktım diye böyle olmuş olmalıydım. Çünkü az soluklanınca düzelmişti.
Odama gidip duş aldıktan sonra yatağıma eşofmanlarımı da giyinip yattığımda, elimde telefon, Barış ile mesajlaşmaya başlamıştım. Hangi ara daldım bilmiyorum ama uyandığımda baş ucumda Barış vardı. Saçlarımı okşuyordu ve bana "gonca gülüm" diyordu. "Barış, daha nikahımız yok, sözlensek de beni böyle görmemelisin. Hala namahrem sayılırsın" dediğimde, "Nikahımız Allah katında kıyıldı gülüm" dedi ama sonrasında Barış birden Sancar abim oldu ve aynı şekilde "Gonca gülüm, nikahımız kıyıldı" dedi. Ben ne oluyor demeye kalmadan sıçrayarak uyandım. Meğer rüya görüyormuşum. Ne absürt bir rüyaydı. Pencereden baktığımda hava kararmıştı. Kalkıp üstümü değiştirdiğimde bayağı terlemiştim.
Akşam yemeği saati geldiğinde hazırlanıp odamdan çıktım ve salona geçtiğimde sofra kuruluydu. Herkes oturmuş yemeğini yiyordu. Sema "Ah Ahsen, seslendim ama cevap vermedin. Uyuyordun sanırım" dediğinde, "Evet canım uyumuşum. Nöbetten geldim ya ondan" dedim. Gerçi gece uykuyu aldım sayıldığından nöbet tutmuş gibi de değildim ama yarın 24 nöbetine gidecektim. Ne kadar uyusam kardı. Yemeğimi yerken ister istemez gözüm Sancar abime kaymıştı. Tabi doğal olarak rüyamdaki hali de gözümün önündeydi ama kafamı sallayıp anında görüntüyü, düşünceyi aklımdan sildim. Saçmaydı. Sırtım açık kalmıştı galiba, yoksa ne alakaydı o rüya? Ama sanırım bilinçaltı da olabilir. Son günlerde bu isimler ile çok anılmıştım ve doğal olarak da bir şekilde aklıma girmişti ki rüyamda da görmüştüm. En iyisi unutmaktı ve yarınki nöbete, yani Barış ile geçireceğim vakite odaklanmaktı. Yoksa konu bambaşka yerlere gidiyordu ve ben oralara girmeyi hiç istemiyordum...