" Hain Plan "
Afrodit yine her zamanki gibi fazla dekolte giymişti. Kısa eteğinin açılmaması için özen gösterirken, hızla ayağa kalktı. Diğer tanrılar onun sütun gibi olan bacaklarına bakıyordu.
Masanın bir diğer ucundan tıslama sesleri geliyordu. Loki "Bu kadar homurdanma Medusa. Sen ne zaman homurdanmaya başlasan yılanların susmak bilmiyor."
Medusa cevap verdi. "Tıssss"
Masanın üzerinde kıvılcımlar oluşmaya başladı. Bu Zeus'un eseriydi.
"Çocuklarla oyun oynamak hiç eğlenceli değil. Büyük abiniz olarak artık buna son vermenizi istiyorum. Lütfen."
Başka bir yerden Eros seslendi. " Abi. Şimşeklerini aşk oku olarak kullanabilir miyim? Duyduğuma göre eğer şimşeğini ok olarak kullanırsam dünyadaki savaşları bitirebilirmişim."
"Bu saçmalığı nereden duydun. Bu doğru değil. Bu sadece tanrıların birbirine aşık olmasını sağlar."
dedi Zeus.
"Bu da güzel bir fikir." dedi Eros, masanın dört yanında birbirine düşmanca bakan tanrı ve tanrıçalara baktı.
İri yarı bir adam ayağa kalktı. "Tartışmanız devam edecek gibi. Ben de bir ihtiyaç molasına gideyim." O masadan kalkınca Ares söze girdi.
"Deniz ve okyanuslara hükmeden birinin içindeki suyu kontrol edememesi peki." dedi alayla.
"Sanki sen savaşlara hükmedebiliyorsun. Evrende sadece küçük bir savaşı manuel olarak sen başlattın ve sonra hiç karışman gerekmedi. Aşağıdaki o küçük varlıklar çok kavgacı zaten." dedi Artemis. Her zamanki gibi çekici ve güzeldi.
"Bunu bir savaş tanrıçası Artemis mi söylüyor?" dedi Ares alayla.
"Sen benden farklı mısın ki?" dedi Artemis.
"Yeter artık. Kavga etmeyin." diye gürledi biri. Bütün gözler o tarafa çevrildi. Bu da Athenaydı.
"Yoksa siz de mi babamız tarafından cezalandırılarak dünyaya yollanmak istiyorsunuz." diye sürdürdü. Ses tonunda bilgin bir hava vardı.
" O haklı küçük kardeşlerim. Babamızın uyarısı yeterince açıktı." dedi Zeus.
"Hepinizden bıktım. Babamdan da nefret ediyorum." dedi bir diğeri.
Geniş kanatlarını açtı ve uçup gitti.
"İkarus..." diyebildi arkasından Artemis
Ares elini havada savurdu ve, " O zaten her zaman böyle hırçındı. Onu boş ver. Sence de Üçüncü Dünya Savaşı'nın zamanı gelmedi mi?"
Bunları söylerken Artemis'e bakıyordu.
Öte yandan Artemis onunla göz teması kurmaktan kaçınıyordu. O ikisinin belalı bir geçmişi vardı. Yani gerçekten de Ares, Artemis'in belalı aşığıydı.
Yüzyıllar boyu onun ekseninde döndü, tanrıça Artemis'de ona karşı bir şey hissetsin diye. Ama Artemis ona karşı bir şey hiç hissetmedi. Savaşçı tanrıça'nın kalbi de savaşçı elleri kadar soğuk ve hissizdi. Yine de birbirlerinden güç aldılar ve beraber savaştılar.
Böyle olunca Ares Olimpos'u terketti ve dünyaya gitti. Orada uzun süre kaldı. Kaldığı süre boyunca savaşlar dur durak bilmedi.
Bu sebepten Artemis dünyaya yollandı çünkü Ares'in tek dinleyeceği kişi oydu. Artemis dünyaya karşı kendini sundu ona. Ares'in ise gözü dönmüştü. Belki de hiçbir zaman onu sevmeyecek bu kadının teklifini seve seve kabul etti.
Artemis istemediği bir fedakarlık yapmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden hem tanrılara hem de Ares'e kızgındı.
Athena tekrar söze girdi. "Bana bakın burası kutsal masa. Bu masada bunları tartışamazsınız.
Kronos... Yani yüce babamız Kronos bizi hep izliyor. Ona karşı yanlış yapmak istemezsiniz. Geçen sefer bizi cezalandırcağını açık bir şekilde söylemişti. Yoksa hatırlamıyor musunuz?"
Masadaki en güzel, en naif ve en sevimli tanrıça da söze karıştı.
" Son seferde, sevimli görünmeye çalışarak babamızı sakinleştirebildim ama bu sefer bu işe yaramaz. Hades gibi yer altına tıkılı kalmak mı istiyorsunuz?
Yoksa Apollon gibi dünyaya sürülüp kendi varlığının bile farkında olmadan yaşamak mı? Biraz kendinize gelin."
Kızgınken bile sevimli görünen tek tanrıydı Afrodit.
Kutsal masadan tüm evren görülebiliyordu. İsteyen tanrı elini evrenin bir köşesine buradan uzatıp savaşlar başlatabilir, devirler kapatabilirdi. Burası onların çalışma masasıydı.
Çoğu tanrı ve tanrıça gelmişti bu toplantıya. Çünkü konu dünyaydı. Diğer adıyla tanrıların kirli sepeti.
Poseidon çok geçmeden geri döndü. Athena sordu. " Nereye gittin Poseidon. Herkesin bildiği gibi tanrılar ihtiyaç molasına ihtiyaç duymazlar. Yemeyiz, içmeyiz ve uyumayız biz."
"Apollon için böyle söylenmiyor ama..." dedi Poseidon.
"O bir istisna." dedi Athena. " Hem konuyu değiştirmeye çalışma. Kronos bulmadan önce, Apollon'u bulmaya çalışıyorsun. Bu bariz. İnkar etme."
Oradaki herkes neden Poseidon'un Apollon'u aradığını biliyordu. Onu bulmak için evrenin her yerini karış karış aramıştı, bulduğu her boşluğu değerlendirmekten de geri kalmıyordu.
Kimse bir şey diyemedi.
"Size bir teklifim olacak." dedi. Hepsi onu dinliyordu. Bir su büyüsü var. Çok güçlü bir büyü. Gücünü evren ve zaman denizinden alıyor.
Bu büyü bizim dünyada tanrı ruhumuzu doldurabileceğimiz kabukları, yani bedenleri bulabilmemizi sağlıyor. Bunun için gidip evren denizine fısıldamam yeterli."
"Bu saçmalık. Fani bedenlerde çok zayıf oluruz. Asla güçlerimizi tam anlamıyla kullanamayız." dedi Loki.
"Sen Loki'sin. Eminim onun da bir yolunu bulursun." dedi Afrodit.
Medusa, "Ah.. Sizinle zaman kaybettiğimi biliyordum." dedi. O, masadan kalkarken saçındaki yılanları daha sesli tıslamaya başladı.
Loki Afrodit'e döndü. " Gerçekten bunu burada mı tartışmak istiyorsun?!"
"Hayır. Seninle konuşacak bir şeyim yok. " dedi Afrodit.
"Bunu neden yapalım ki?" dedi Medusa. Gözlüğünün arkasından yılan gözleri sinsi sinsi bakıyordu.
"Kardeşim Medusa. Eskiden hep gözlük kullanırdın çünkü bakışlarının birilerine zarar verecrğinden korkardın.
Peki şimdi neden gözlük kullanıyorsun. Yoksa bakışlarından daha korkunç olan bir şey yüzünden mi? Göz bebeklerindeki boşluktan dolayı mı!" dedi Poseidon alayla.
"Bunu kendi mızrağıyla kızının ölümcül bir şekilde yaralanmasına sebep olan biri mi söylüyor. " dedi Medusa. Gözünden gözlüğü çıkardı ve, "Evet, yılan gözlerim artık yok" dedi esefle.
"Pek çok şey kayboldu. Bunlardan başlıcaları Poseidon'un Mızrağı, Ares'in Kılıcı, Pandora Pandora'nın kutusu, Artemis'in aynası, Medusa'nın gözleri, Eros ve Artemis'in oku ve yayı...."
Medusa boş göz bebekleriyle olduğundan da korkunç görünüyordu. Acıyla bağırdı. "Bunu kim yaptıysa onu bulup, yılanlara canlı canlı yutturacağım onu. Yılanın mide sıvısı onu eritirken hâlâ canlı olacak ve tüm o acıyı hissedecek."
"Bağırmanın ve sızlanmanın faydası yok Medusa. Söylenenlere göre bu kutsal nesneler buradaymış." dedi
Poseidon, bir yandan eliyle masadaki sanki projeksiyonla yansıtılmış bir uzay tablosuna benzeyen görüntüde tüm galaksiler arasından samanyolunu ve dünyayı bulurken.
Eliyle işaret ederken, "İşte rotasyon burası." dedi "Dünya."
"Lanet olsun. Bir de o adama baba diyorsunuz. Elleriyle gözlerimi çıkardı o adam. Siz de bir grup işe yaramazsınız. İnsanlara da lanet olsun. Hiçbir yere gitmiyorum." dedi inleyerek, Medusa.
"Mızrağımın ucuyla öz kızım yaralandı. Elim kolum bağlı oturmamı mı bekliyorsunuz?
Bunu kimin yaptığını bulmak için gerekirse evrenleri yok ederim!"
Sesindeki gazaptan diğer tanrılar ve tanrıçalar da korkmuştu.
Bu olaya kimin sebep olduğu bilinmiyordu ama o kişi yüzünden Poseidon'un kızı Ariel her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşmaktaydı.
"Bu nesnelere değer verdiğinizi biliyorum. Bu nesneler Kronos'un... Yani yüce babamız Kronos'un emriyle toplatılmıştı. Biz de onun bu nesneleri muhafaza ettiğini düşündük. Ama o ne yaptı?
Bunları çaldırdı ve bunları çalan kişi gitti ve kızımı öldürmeye çalıştı. Kızım onun yüzünden ölüyor. O kişi aramızda bir hain. Ve on iki titana yemin olsun ki , onu bulup ellerimde can vermesini sağlayacağım."
Poseidon çok kederliydi.
Gözlerini buğulayan keder dumanı millerce öteden görülebilirdi.
"Ama... Ama artık bunları düşünmemeliyim. Tek yapmam gereken kızımı kurtarmak için mızrağımı bulmak. Bunun için de dünyaya gitmem gerekiyor. Bunu tek başıma yapamam. Kardeşlerim, yardımınıza ihtiyacım var. Lütfen bana yardım edin."
Hiç bir Titan, onu bu kadar mutsuz ve çaresiz görmemişti....
Belki de olumsuz şeyler yaşaya yaşaya benim de duygularım aşınmıştı.
Üzülmek nedir unutmuştum.
Yine de o kadın ben değildim ki. Beni istemiyordu. O kadını istiyordu. Hızla yerimden kalkıp kapıya yöneldim.
Tekrar bileğimden tuttu. Neden bu kadar ısrarcıydı ki.
" Bana sonra pişman olacağın şeyler söyleme. " dedim.
Söylediğim şeylere aldırmıyor gibiydi.
" Ben o kadın değilim. Emin ol ben de duygusal bir boşluktayım ama yarın pişman olacağın şeyler isteme."
" Olmayacağım." dedi.
Beni yavaşça içeri doğru çekti....
Sebastian
Ben ne yapmıştım.... Dün gece keşke hiç yaşanmamış olsaydı. Keşke düne geri dönebilseydim. Bu konu hakkında yapabileceğim bir şey yoktu. Vera hâlâ uyuyordu. Buradan acilen sıvışmam lazımdı. Ses çıkarmamaya özen göstererek parmak uçlarımda yürüdüm.
O esnada da, şanssızlık bu ya, kenarda, vitrinde duran tabaklara çarptım. Bazen omuz genişliğimi hesaplayamıyordum ve omuzlarımın geniş olması bu sefer benim için iyi olmamıştı. Tabak yere düşüp güçlü bir ses çıkardı. Kadın bu sesin etkisiyle yattığı yerden kalktı, meraklı gözlerle çevresine bakındı.
Uykulu gözlerine baktım. Gözleri şişmişti, yine de güzeldi. Dün geceden dolayı pişman değildim. Eski karımı özlüyordum. Ama bu kadının o olmadığını bile bile, içimdeki bastırmaya çalıştığım hislere karşı gelememiştim.
Gözlerindeki pişmanlık ve hayal kırıklığı ifadesini seçebiliyordum.
"Bir yere mi gidiyorsun?" diye sordu.
"Düşündüğün gibi değil." diyerek kendimi savunmaya çalıştım. Ama tam olarak düşündüğü gibiydi. Ondan kaçmaya çalışıyordum ve bunu yapmaya çalışırken yakalanmıştım.
"Pekala. Düşündüğün gibi. Sana yalan söylemeyeceğim. Nasıl hissettiğini biliyorum. Seni kullanmaya çalıştığımı düşünüyorsun, değil mi?" dedim. Çok basit şeyler gibi, bunları bir çırpıda söyleyivermiştim işte.
"Öyle düşünmüyorum. Öyle zaten." dedi. Sesindeki hayal kırıklığı kolaylıkla anlaşılabiliyordu.
"Beni kullandın. Sırf kendini tatmin etmek için. Ve şimdi sanki bir kağıt parçası gibi buruşturup atıyorsun. Bir müsvedde kağıdı gibi, öylece bırakıp gidiyorsun." Sesi ağlamaklıydı.
"Üzgünüm." dedim. "Böyle olsun istemezdim."
Gerçekten de böyle olsun istememiştim.
Bir an sanki karşımda Daphne duruyor gibi hissetmiştim. Sabah uyandığımda ise o olmadığını anlamıştım ve büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım.
İşte o an kendimi çok zayıf hissettim, çok yalnız, savunmasız. Kaç yıl olmuştu beni bırakıp gideli o? Bu sadece bir yıldı. Ama benim için bir asır gibiydi.
Onsuz zaman geçmek bilmiyordu. Bu kadın o değildi ki. Aptal kafam. Bundan dolayı suçluluk hissediyordum.
Ölen karımı aldatmış gibi hissediyordum. Yine de aklım almıyordu hâlâ bazı şeyleri. İnsanlar çift yaratılsa bile, Daphne ile yaratılan ve hemen hemen aynı olan bu kişi ile karşılaşmam için tesadüften fazlası gerekirdi. Vera ile hemen hemen aynı yaşlardaydık.
Burası büyük şehirdi. Gidebileceği onca yer, onca klinik varken o benim yanıma gelmeyi tercih etmişti. Bir şekilde beni bulmuştu. Bunu kendi planlamış olamazdı. Bunu tanrı benim için ayarlamıştı.
O an bunun böyle olabileceğini düşündüm. O kadar dua etmiştim ki, tanrı benim Daphne'mi başka bir şekilde bana yollamıştı.
Hemen hemen aynı görünümde başka biri olarak....
Bunları düşünürken Vera yataktan hızla kalktı. Çıplak vücuduna bakmamla utandı ve yerdeki çamaşırlarını hızla üzerine geçirmeye çalıştı. Hızlıca üzerini giyindikten sonra çantasını da aldı ve kapıya yöneldi. Benimle tek kelime daha etmek istemiyordu, biliyordum.
Arkasından koşmak istedim ama bu durumda ne söylenir bilmiyordum. En iyisi gitmesine izin vermekti.
Haklıydı. Onu kullanmıştım. Önce bununla yüzleşmeliydim. Yine de içime sığmayan bir şeyler vardı.