" Kıyamet "

1858 Words
Yatakta dizlerimi karnıma çekmiş yatıyordum. Gizli gizli ağlıyordum. Kimse göz yaşlarımı fark etsin istemiyordum. Herşey zaten kötü gidiyordu hayatımda, şimdi de bu bebek... Buna hazır değildim. Bu bebeği öğrenirlerse beni evlatlıktan reddederlerdi. Babam hep "itibar, haysiyet" diye geçinir... Her ne kadar kendi öyle olmasa da. Ve eğer hamile olduğumu duyarsa beni evlatlıktan reddetmekten hiç çekinmezdi. Bunu iyi biliyordum. Bir an karnımda acı hissettim. Sanki içerideki bebek karnımı tekmeliyor gibiydi ama bunun için çok erkendi. Bebek üç haftalık bile değildi henüz. Tekmelemek için biraz erkendi. Öte yandan içerideki, karnımın duvarlarına karete yapmakla meşguldü. Birden içimi çok tuhaf bir his kapladı. Sanki Sebastian bir yerlerde tehlike altındaymış gibi bir his. Daha sonra onu gördüm, klinikteki odasındaydı. Yanında da daha önce hiç görmediğim biri vardı. Turuncu saçları, havada uçuşurken alev alev parlıyordu. Haşin ama yakışıklı biriydi. Bir o kadar da tehlikeli görünüyordu ki, tek eliyle Sebastian'ı havaya kaldırmıştı. Hem de aralarında hiç fiziki temas yokken. Bir tür öngörü olmalıydı bu. ~~Ares, Savaş Tanrısı ~~ Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde kendimi orada buldum. Sanki zaman durmuştu benim için. Tek önemli olan şey doktorun yanında olmaktı. Bir anda evden çıkıp doktorun kliniğine geliverdim ve tüm bunlar saniyeler içinde oldu. Nasıl oraya geldiğimi bile anlamamıştım. Hemen atıldım ve ikisinin arasına girdim. Ama az önce evimdeyken, gördüğüm kişi kızıl saçlı başka bir adamdı. Karşımda duran kişiyi ise daha önce görmüştüm. Hatta burada, bu klinikte tanışmıştık. Bu, Ateşti. Daha dikkatli baktım. Hem Ateş'i, hem diğer adamı görüyordum. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Az önce gördüğüm bir tür öngörü olmalıydı ki, şu anda gördüğüm şeyler gerçek oluyordu. Hissediyordum. Dahası biliyordum. Karşımdaki bu adam Ateş değildi. Sebastian'a fısıldadım. " O Ateş değil. Biri onun bedenini ele geçirmiş. Görebiliyorum." Bunları söylerken duvardaki saate baktım. Zaman durmuştu. Bunları ben mi yapıyordum? Zamanı ben mi durdurmuştım? Karşımdaki kızıl saçlı, yakışıklı adam kahkaha atmaya başladı. "Tabi ya. Sen, osun. Beni hatırladın mı? Seni Olimpos'a götürmüştüm. Orada Hades'le buluştun. Korkma, sana zarar vermeyeceğim. Sadece seni korumak için geldim." "Hayır. Bu gerçek olamaz. O sadece bir rüyaydı." diye atıldım. Sadece bir rüya olmalıydı. O gün klinikten eve geçtiğimde kendimi yatağa atıp derin bir uykuya dalmıştım. Tüm hatırladığım buydu. Bazı şeyler de hatırlıyordum. Ateş ile sigara içtiğimi, bir şeyler konuştuğumuzu. Hepsi hayal meyal kafamdaydı. Net hatırladığım bir şey yoktu. Ama nihayetinde o adamla hiç karşılaşmadığımı düşündüm. Aslında Ateş diye biri yoktu. Hepsi rüyaydı. "Öyle hatırlıyorsun çünkü bunu biz sağladık." dedi Ares olduğunu iddia eden tuhaf yabancı adam. Bunları söyledikten sonra bir anda doktora döndü ve, " Ve sana gelince doktor. Bedenine hükmettiğim bu adamı deli sandın sen. Ona deli muamelesi yaptın. Sana ne kadar kızgın, tahmin bile edemezsin. Ne var ki yanıldın ve artık sonun geldi." Bir anda ileri atıldım. Doktorun önüne geçip kendimi ona siper ettim. Nedenini anlayamıyordum ama içimden bir parçam doktoru savunmam için beni itip duruyordu sürekli. "Çekil oradan." dedi karşımdaki yabancı. "Hayır. Olmaz!" diye bağırdım. Sanki içimdeki küçük parçası, babası olacak o adamdan vazgeçmek istemiyor, hatta aksi şekilde, onu canla başla savunuyordu. "Sende bir gariplik var ama ne?" dedi, bu yabancı. Gözleri yüzümden aşağı kaydı ve karın bölgeme bakarken bakışlarını bir anda sabitledi. "Dur bir dakika. Sen hamilesin." dedi. Gülümserken de ekledi, "İşte buna şaşırdım. Küçük bebeğinle yolculuğa çıkmaya hazır ol o zaman." Kafasını havaya kaldırıp, gökyüzüne doğru seslendi. " Ey savaşların kraliçesi. Tanrıçam. Artemis. Gel." diye. Bu sözleri haykırmasıyla bir anda gökyüzünde şimşekler çaktı. Şimşeklerden biri içinde bulunduğumuz odanın içine düştü ve odanın ortasında, ışıklar arasından, bir kadın belirdi. Dumanlar arasından sıyrılıp bana yaklaştı. Kollarımı sıkıca kavrayıp arkada birleştirdi ve bir anda parmağını şıklatıp bizi farklı bir mekana getirdi. Sebastian'ı görmeye çalışırcasına etrafıma bakındım. Yoktu. Kırmızı saçlı adam bana doğru yaklaştı. Alaycı bir tonla, "Ne o? Yoksa bebeciğinin babacığını mı arıyorsun? Yanılmıyorum değil mi? Karnındaki o pis yaratığın babası doktor, değil mi? Ha şöyle!" Bunları söylerken yüzümü avuçları arasına almıştı ve kafamı iki yana sallayarak beni hırpalıyordu. "Beni bırakın. Bırakın dedim! Yoksa yemin ederim ki, o aptal palyaço turuncusu saçlarını tek tek yolarım. İkinizi de öldürürüm!" diye haykırdım. Sinirliydim ama korkmuştum da. Çaresizce korkumu bastırmaya çalışıyordum. Gördüğüm sıradışı şeylerin etkisiyle hayrete düşmüştüm, ağlıyordum. "Turuncu saç mı? Sen bizim tanrısal formlarımızı görebiliyor musun?" dedi şaşırmış bir ses tonuyla adam. "Gerçekten sıra dışı biriysin sen. Madem bizi görüyorsun, kim olduğumuzu da merak etmişsindir. Ben savaş tanrısı, Ares." Samimiyetsiz bir şekilde elini bana doğru uzattı. Bense o eli tutmaktansa ölmeyi yeğlerdim. "Sana yazık oldu. İçinde bir tanrıça var ve sen farkında bile değilsin. Üstelik o fani doktorla eseriniz olan, karnındaki o küçük günah yüzünden Hades seni affetmeyecektir. Seni öldürüp tanrıçayı uyandıracak başka bir beden arar artık." O kadar soğuk ve duygusuzdu ki, o an onu oracıkta öldürmek istedim. Ama elim kolum bağlıyken yapabileceğim pek bir şey yoktu. Cam kenarında oturup sokağı seyretmekte olan kadın yanımıza geldi. Güzel bir kadındı ama içindeki o varlık kötü ve zalimdi. Bakışlarından bunu hissedebiliyordum. ~~ Artemis ~~ "Sizi bölmek istemezdim ama sormak istediğim bir soru var. Biz bile bunu yapamazken, fani bir böcek olan sen, nasıl zamanı durdurabildin. Nasıl bir anda oraya gelebildin? Sende tuhaf bir şeyler var." dedi, kadın. " Sen de kim oluyorsun be kadın?!" dedim sinirle. " Ben Artemis. Savaşçı tanrıça olarak bilinirim. Siz insanlar beni başka şeylerle de ilişkilendirirsiniz ama bu sadece sizin hayal gücünüz." "Ne yani?" Dediklerine anlam veremiyordum. "Mesela sarışın betimlenirim ve bakire olarak nitelendirilirim." "Değil misin?" dedim. Yollu olduğu yüzünden belliydi. " Yani... Sarışın olmadığım ortada. Diğer ine gelince, özel hayatımla gündem olmayı pek sevmem." dedi monoton bir sesle. "Mitoloji okumayı severim ben. Eğer bahsini geçirdiğin Artemis sen isen, hakkında bildiklerimi söyleyeyim. Sevgilini öldürmüşsün. Üstüne bir de savaş tanrıçasıyım diye övün dur." "Senin dilin fazla uzadı." dedi kadın ve parmağını şıklattı. Daha sonra, konuşmaya çalışsam da konuşamadım. Beni kaçıran bu varlıklar her ne ise, söylediklerinde gerçeklik payı vardı. Bu bir çeşit büyü müydü, neydi bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı; olmakta olan şeyler gerçekten de oluyordu. Ve en kötü kısmı da, bunlar benim başıma geliyordu. İçinde bulunduğumuz evin salonundaydık. Klasik salonlara benzemiyordu. Son derece gösterişli, modern ve şatafatlıydı. Büyük bir malikaneyi andırmaktaydı. "Bu evi nasıl aldınız? Banka mı soydunuz? Mafyalık mı yaptınız? Seri katil misiniz?" sesim çıkmıştı ve buna şaşırmıştım. Galiba büyü etkisini kaybediyordu. "İkinci şık. Ayrıca biz değiliz, bu bedenlerin asıl sahipleri Ateş ve Almira mafyaya çalışıyor. Bence güzel bir yaşam tarzı. Bununla bir sorunun mu var?" dedi Ares. Korkuyordum. "Sorunum yok. Ne derseniz tamam." anlamında başımı salladım. Sebastian neredeydi? Tüm bu çoraplar başıma onun yüzünden örülmüştü. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Sebastian Sinirden saçımı başımı yoluyordum. Eski eşime benzeyen, hatta benzemekten öteye geçen bir kadınla tanışmıştım. Üstüne onunla bir şeyler yaşamıştık. Bunun da üstüne çocuğuma hamileydi. En beterini de sona sakladım; Kaçırılmıştı. Onu bulmam lazımdı. Ne yaparsam yapayım, onu bulmalıydım. Gerekirse her yeri karış karış arardım. Taş üstünde taş bırakmazdım. Onun için. Nereye gittiklerine dair en ufak ip ucu yoktu. Nereye gitmem gerektiğini de bilmiyordum. Ne yapacaktım ben? O an hastalarımdan biri aklıma geldi. Adı neydi? Pinhan... Güzel, alımlı bir kadındı. Ne var ki biraz kafadan çatlaktı. Bana dediklerini anımsamaya çalıştım. "Veniam c*m pluvia. Veniam in occulto." Sonra şöyle derdi. Bir gün beni çağırmak isteyeceksin. O zaman rüzgara şöyle fısılda. "Filia venti. Veni." Benden aldığı terapi esnasında bunları söylemişti. O zamanlar konuştuğumuz şeyleri ses kaydına alma gibi bir alışkanlığım vardı. Sesi dinleyip daha kişiyi iyi anlamlandırmama yardımcı olurdu bu yöntem. Ses kayıtları içinden Pinhan'ı buldum. Sesi açtım ve dinledim. "Yağmurla geleceğim. Gizlice geleceğim." İlk söylediği Latince cümlenin çevirisi buydu. Rüzgara fısıldamam gereken sözcüğün anlamı da, "Rüzgarın kızı. Gel." di. Bunu sesli bir şekilde birkaç defa tekrar ettim. Hiçbir şey olmadı. Belki de rüzgarlı bir yere gitmem gerekiyordu. Binanın terasına çıktım. Burası baya rüzgarlıydı. "Filia venti. Veni. Filia venti. Veni! Filia venti. Veni." diye bağırdım " Kes yırtınmayı. Seni duydum." dedi biri ileriden. Bu oydu. Pinhan... ~~ Pinhan ~~ " Bana inanmadığını düşünüyordum. Ne değiştirdi fikrini?" dedi Pinhan. Onu görmeyeli nereden bakılırsa üç yıl olmuştu ama bu süre zarfında güzelliğinden bir şey kaybetmemişti. " O zaman seni deli sanmıştım. Şimdi anladım ki sen deli değilmişsin. Ben senin hakkında pek bir şey bilmiyormuşum sadece. Dediklerin gerçek miydi yani? Sana inanmamakla aptallık etmişim." dedim. " Beni deli hastanesine kapatacağını söylemiştin. Ne o? Yoksa hatırlamıyor musun?" diye söylendi. Sanki bulut gibi saydam bir şeyin üzerinde duruyordu. Yavaşça aşağı doğru süzüldü. Normalde inanacağım şeyler değildi bunlar. Neticede bir doktordum. Sadece bilime inanırdım. Ama yaşadığım şeyler inancımın yönünü değiştirdi. " Hepsini hatırlıyorum. Özür dilerim, sana öyle davranmamalıydım. Ama şimdi hata yaptığımı anladım. Kendimi nasıl affettirebilirim?" " Affettiremezsin. Senin yüzünden herkes beni deli sanıyor. Bana ileri düzeyde şizofreni tanısı koydun. O akıl hastanesinden nasıl kaçtım tahmin bile edemezsin." dedi. Sesi kızgın ve sitemkârdı. "Bekle. O gün hastanedeki olay... O olay elektrik kaçağı değildi değil mi? O sendin." Onaylarcasına başını salladı. "Evet. Bendim." dedi. "Sen nesin O zaman? Kimsin?" dedim merakla. "Ben Zeus'un kızıyım. Varisiyim. Gücümü ondan ve kutsal şimşekten alıyorum." " Ya..." diyebildim. "Peki ya sen kimsin? Bu denklemde bir yerin olmalı." dedi bana yaklaşırken. "Sende tuhaf bir şey var. Sende çok tuhaf bir şey var." diye sürdürdü. "Nasıl keşfettin peki?" "Neyi?" dedi anlamazcasına. "Zeus'un Varisi olduğunu." Gülümsedi... "Ben küçükken hep özel biri olduğumu söylerlerdi. Ben ağladığımda yağmur yağar, güldüğümde ise güneş açardı." dedi. "Böyle mi keşfettin varisliğini?" "Hayır." dedi. " Neticede yarı insan yarı tanrı olan bir melezim. İnsan kimliğim tanrı kimliğimi gizliyordu. Ben de bilmiyordum. Sonra bir şey oldu. Benim bir şeyler yapmamı gerektirecek bir şey. Beni harekete geçirecek..." Anlam veremediğim bir şekilde hüzünlenmişti. "İşte o zaman anladım. Keşke o şekilde öğrenmeseydim..." dedi cılız bir sesle. " Tatsız bir olaydı galiba." dedim. Ama anlamadığım bir şey vardı ki, o da bunların benimle ilgisi neydi? "Bunların benimle ilgisi ne peki?" dedim. Bazı şeylere açıklık getirmek gerekiyordu artık. "Sen de özelsin. Benim gibi... Yaydığın enerjiyi hissedebiliyorum. Aslında içindeki güç çok iyi bir şekilde gizlenmiş. Belki bir tanrı bile kolayca göremez. Ama gizli olan bu güç çok muazzam. Bunu hissediyorum." dedi, Pinhan. Ellerimi birbirine kenetledim ve, "Hissedebiliyorsun çünkü sen Zeus'un kızısın. Değil mi?" dedim. "Yani. Şimşek tanrısının kızı olarak enerjiyi okumakta iyi olduğum söylenebilir." "Peki o zaman. Bende ne görüyorsun? Ben kimim. Sebastian Jensen kim?" "Anlamam için soyunman lazım."dedi. "Ne?!" Kiminle konuşuyordum ki? Bir deliyle. "Hayır. Öyle değil. Tanrının çocuğunu bir insanın doğurması kolay mı sandın. Bizim hayata tutunma gücümüz bu yüzden normal insanlardan fazladır." "Yani?" dedim sabırsızca. " Yani... Göbek bağımız o kadar güçlüdür ki, bu bağ koparken göbek çevresinde iz bırakır." Onun sözünü kestim. "Göbek deliğinden çevresine yayılan kalın damarlar gibi.." "Aynen öyle." dedi. O esnada gömleğimi yukarı doğru kaldırdım. Bunu nasıl bilebilmişti? Göbek kısmımda aynı tarif ettiği gibi izler vardı. İzlere dokundu ve "Muazzam." dedi. "Senin de özel biri olduğunu biliyordum doktor." dedi. Sonra kendi göbeğini açıp gösterdi. Aynı izler onda da vardı. "Peki kim olduğumu nasıl keşfedeceğim ?" diye sordum. " Çok zor bir durumda kalman lazım. Bir ölüm kalım meselesi olmalı... Böyle bir durumda, köşeye sıkıştığında gücün kendini serbest bırakacaktır. En azından bana böyle olmuştu." dedi. Renkli gözleri, şüpheci bakışlarla bana bakmayı sürdürdü. "Ama sen bunları merak etmiyorsun değil mi? Başka bir şey var ve beni o yüzden çağırdın." dedi, Pinhan. " Çocuğumun annesi, bu dünyadan olduğunu düşünmediğim ya da büyücü olduğunu düşündüğüm varlıklar tarafından kaçırıldı. Ben de yapabileceğim en mantıksız şeyi yaparak seni çağırdım. İyi ki yapmışım. Galiba bu dünyada mantık işe yaramıyor." dedim esefle. "Ha şunu bileydin. Bana tutun. Seni onlara götüreceğim." dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD