Trident

1748 Words
Bunları yapmamızın temel nedeni yaptıklarımızla yüzleşmek istemememiz. "Başkaları ne düşünür?" diye kendi kendimizi yiyip bitirmememiz için. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil derler ya. O kadar önemlidir ki bu oysa. İnsan sosyal bir varlıktır sonuçta. Başkasının fikrini kale almamak, bir nevi oyunun dışına itilmektir. Ben de başkalarının fikirlerini önemsedim herkes gibi. İnsan olmanın gerektiği gibi. Onlardan empati bekledim. Benim için diğergam olmalarını istedim. Ama beni bilmesinlerdi. Beni bilmek yüzümü bilmek değildi. Adımı bilmek değildi. Dertleşmek istedim. Çünkü çok derdim vardı. Dünya bana iyi davranmamıştı çünkü. Aşağılanmış, hırpalanmış ve hor görüşmüştüm. Kullanılmış ve daha sonra sümüklü bir mendil gibi bir kenara fırlatılıvermiştim. Hatta hatta, belki de sümük bile benden daha değerliydi. Benim de bir gururum vardı tabi. Gururumun geri kalan parçalarını korumak için, o kitap karakterinin gerçek kimliğini bir sır olarak saklıyordum. Okuyanlar o kişinin ben olduğumu bilmeseler de, bir şekilde yaşadığım şeyleri bilecekler ve hissettiğim acıları içselleştireceklerdi. Hani, dertler paylaşa paylaşa azalır derler ya. Benim de amacım derdimi azaltmaktadı, hafifleştirmekti. Benim popüler olmak, bilinmek gibi amaçlarım yoktu ki. Kitabı yazmam dertlerimin bitmesine ve rahatlamama da sebep olmamıştı zaten. Sadece oradan kazandığım parayla üniversite harcımı ödeyebilmiştim. Hepsi bu. " Bunu nasıl öğrendiniz bilmiyorum ama söyleyeyim, evet! Kitaptaki kız, yani Doğa benim ve tekrar evet! Gerçekten yaşadığım şeyleri yazdım. Bununla ne yapmayı planlıyorsunuz? Beni TV'ye çıkartıp insanlar tarafından teşhir edilmemi mi sağlayacaksınız? Yaşadığım ağır şeylerle dalga mı geçiyorsunuz? Beni parayla satın alınabilecek biri mi sandınız? Amacınız ne?" diye haykırdım. Kimse kimseye, hele böyle koftiden sebepten, böylesine yüklü bir miktarda para vermezdi. Beni düşmüş, gurursuz, âdi, hatta hatta ahlaksız biri olarak görüyordu. Belki de öyleydim. Yaptıklarımdan dolayı kimseye açıklama yapmayacaktım ben. Ben buydum işte. Cezalandırılmam, aşağılanmam gerekiyordu ama bunun yerine ödüllendiriliyordum. Parayla. Rana bana dik dik bakıyordu. " Neden söyledin kitaptaki kızın sen olduğunu?! Hani bu sırrımızdı? Keşke söylemeseydin. Hata yaptın." der gibi. Çoktan söylemiştim işte. " Güzel. O zaman sen planım için biçilmiş kaftansın. Oğlumun aksine aşırı sosyalsin ama elinde olmayan sebeplerden dolayı bir yerden sonra insanlara mesafe koyuyorsun. Yaşadığın dram, seni daha çok sinirleri güçlü biri yapmış. Acı insanı güçlendirir derler. İşte sen tam olarak bu tanıma uygunsun." " Ne? Biçilmiş kaftan mı?" diyebildim. Bir şey keşfetmiş gibi işaret parmağını havada sallayıp durdu ve daha sonra, "İşte bu da onunla benzer olduğun nokta. O da insanlara karşı hep mesafeli ve soğuk ama senin aksine nasıl sosyalleşilir bilmiyor o. Sen de işte ona bunu öğreteceksin. İki dertli insan. Birbirinize dertlerinizi açarak rahatlayacak ve güçleneceksiniz." dedi. "Pekala. Bunu hemen söylemeliyim. Bu çok aptalca." dedim. "Neden aptalca olsun. Bu böyledir. Seni öldürmeyen şey güçlendirir." dedi yine o bilmiş tavırlarıyla. "Hayır. O lafın anlamı o de-" dememle sözümü kesmesi bir oldu. "Şişşt. Sus da biraz büyüğün konuşsun. Evet öyle. Anlamı öyle." dedi inatla. " Peki o neden böyle? Oğlunuz?" dedim o çocuğa üzülerek. Adamın da yüzü düştü. Gözleri daldı bir an. Hafızasında bir şeyler canlanıyor olmalıydı şu an. " Çocukken bir tramva geçirdi. On yaşlarında falandı. En yakın arkadaşı da onunla yaşıt bir çocuktu. Sadece bir çocuk... Bir canavara dönüşebileceğini öngörememiştim. Bilseydim buna asla müsaade etmezdim." dedi pişmanlıkla. "Hep beraber gezer dolaşırlardı. Bir gün, o çocuk oğlumu boğarak öldürmeye kalkmış. Oğlum bu olayı bize anlatmadı bile. Gizlemeyi seçti. Öte yandan yıllar boyu evden dışarı çıkmayı redetti ve kimseyle arkadaşlık kurmadı. İnsanlardan hâlâ korkuyor. Kimseye güvenmiyor. Bu olay onda büyük bir tramva oluşturdu." " Çok üzüldüm." diyebildim sadece. Sözün bittiği yerdeydik . " O çocuk, oğlumun çocukluğunu çaldı elinden. Bu olaydan sonra, uzun bir süre biz de dahil kimseyle konuşmadı oğlum. Hep mutsuz, hep depresifti. Oğlumun kaybolan çocukluğunu geri alabilmemin hiçbir yolu yok. Var mı?" dedi üzüntüyle. " Üzgünüm. Ben ne yapabilirim ki? Eğer kitabı okuduysanız, benim de ondan aşağı kalır bir yanım olmadığını göreceksiniz. " dedim. " İşte zaten tam olarak bu yüzden bu işe uygunsun sen. İkiniz de benzer korkuları yaşamışsınız. İkinizde de bağlanma korkusu var. İkiniz de insanlara en ufak bir güven duymuyorsunuz. Bu yüzden birbirinizi daha iyi anlayabileceksiniz. Buna eminim." dedi. " Ne yani. Benim gibi bitik birini bulmak için mi taşındınız buraya?" dedim duyduklarım karşısında. Bu gerçek olamazdı. Adil bey ise, " Kitaptaki şu lafın beni çok etkiledi. ' Hormonlarım ve bedenim bana ihanet ediyordu. İçinde bulunduğum bu beden kafesi yüzünden belki de hiçbir zaman bebek hasretimi gideremeyecektim. Beni dokunmadan sevecek birini bulamayacaktım. Hiçbir erkeğin beklentisini karşılayamayacaktım. Benim kendime budist bir rahip ya da dünyayla alakalı hiçbir arzusu kalmamış bir derviş bulmam gerekiyordu. Ben çölde kaybolmuş bir Leyla idim ve Mecnunumu bulmam gerekiyordu.' İşte bu söz beni çok etkiledi. Belki yaşın itibariyle küçük bir kızsın ama yaşadıklarınla düzinelerce kitap yazılır." dedi. Şaşırtıcı. Sözlerin hepsini harfi harfine ezberlemişti. Demek o kadar etkilemişti onu bu sözler. Demek ki, insanlar umutsuzluğa düştüklerinde en ufak umut kırıntısı onlar için değerli oluyordu. Gülerek, " Yoksa oğlunuz kısır falan mı? O yüzden mi bana reva görüyorsunuz?" dedim. Tanımdığım birine böyle bir yakıştırma yapmazdım ama benim için olabilecek en ideal erkek tipi buydu galiba. Adil bey güldü. " Hayır. Öyle bir şey yok bildiğim kadarıyla." dedi. Daha sonra da, " Daha önce bahsettim sanırsam. Agorafobisi var onun. İnsan içine giremez. Etrafında bulunmasını isteği iki insan vardır sadece. Onlar da ben ve annesi. Ama..." dedi. " Ama?" diye sordum. " Ama bu seninle değişecek. Çünkü birbirinizi herhangi bir beklentiniz olmaksızın seveceksiniz. Kusurlarınızla ." dedi. " Bu mudur yani? Onu kendime aşık etmemi mi istiyorsunuz?" dedim. Hemen atıldı. " Hayır. Tam olarak böyle değil. Sevgi ve aşk farklı şeyler. Sen ona bazı şeylerin zor olsa da imkansız olmadığını göstermiş olacaksın. Onun yanında durarak. Onunla arkadaş olarak. Senin biyolojik bir hastalığın var. Yaşamak istiyorsan ona aşık olmadan, ona yardım etmek zorundasın. Bağlanmadan. Sadece sevgiyle. Aşkla değil." " Bu dediğinizi yapmanın gerçekten imkanı var mı?" dedim. Benden çok imkansız bir şeyi istiyordu çünkü. " Bana söylemediğiniz başka bir şey var değil mi?" dedim. " Hayır. Neden öyle düşündün ki?" dedi aldırmayarak. " Çünkü deli saçması şeyler söylüyorsunuz. Bunların hiçbiri mantıklı değil." dedim. Bunların hiçbiri mantıklı değildi. " Ama bu çok saçma. İkimiz de belki de bu konuda dünyada en beceriksiz olan insanlardanız. Bunu nasıl yaparız? Bir yıldır çevreme yeni bir insan almadım. Ne kız ne erkek. Tek arkadaşım da sen varsın Rana. Ben o eski savruk ben değilim." dedim. " Tam da bu sebepten yapabileceksiniz ya. Kitabın sonunda olduğu gibi. Dora kendisi gibi insanlarla temas kuramayan birini, Mete'yi, bulur ve birbirlerine aşık olup sonsuza kadar mutlu olurlar. Uzaktan da olsa birbirlerini sevebilmeyi öğrenmişlerdir çünkü." " Sakın bunlara inandım demeyin bana. Evet, hikaye gerçek ama hikayenin sonunu güzel bağlayabilmek için son yirmi sayfayı uydurdum. Benim karşıma hikayedeki Mete gibi beni uzaktan da sevebilecek biri hiç çıkmadı. İşte zaten o yüzden bu kadar çok sevildi bu kitap. Çünkü çağımızda herkesin çok fazla inandığı bir şey var ki o da ' Mesafeler aşkı öldürür.' kuralı. İnsanlara umut vermek istedim. Bunun aksinin de olabileceğini göstermek istedim onlara." dedim. Belki bu itirafım üçyüz bin euro'ya mâl olmuştu ama para için olsa bile, kimseyi böyle kandıramazdım. " Ne yani. Senin hikayen mutlu sonla bitmedi mi?" dedi şaşkınlıkla. " Üzgünüm bayım. Keşke size aksini söyleyebilsem ama bir çevrenize bakın. Vıcık vıcık ilişkilerin yaşandığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar gerçek heyecanın peşinde ve bunun da kan, ter ve yakın temas ile olacağını sanıyorlar. Peki haklı mı onlar? Bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da mesafenin aşkı öldürdüğü." Adam hâlâ şaşkınlık ile bana bakıyordu. Biliyordum belki de son umuduydum ama böyle hassas bir konuda yalan söyleyemezdim. "Sorununuzu tekrar dile getirebilir misiniz Ateş bey?" Sesime ciddi bir hava vermeye çalıştım ama zaten kalın sesli olduğum için bu pek de anlaşılmadı. " Bir rüya gördüm doktor bey. Rüyamda ben kutsal bir varlıktım. Benim dünyamda ölümcül suçlar vardı. Güçlü titanlar... Ve baş titanın koyduğu kurallar... Bu suçlar hırsızlık, sapkınlık ve canlılara zarar vermekti." Yeşil gözlerinin içinde bir telaş vardı. "Evet. Seni dinliyorum." dedim arkama yaslanırken. " Bu dünyada benim kardeşlerim var. Bir ırk yaratılıyor. İnsan ırkı. Ben onlardan iğreniyorum aslında. Küçük ve önemsiz varlıklar. Ama onlara, insanlara, önem veren hatta seven tanrılar var." Takım elbiseli, iyi görünümlü ve insanlarda güzel bir intiba uyandıran bir adamdı ama ağzından çıkanlar sadece deli saçmasıydı... "Yani tanrılar aramızda diyorsun? Bizim gibi insan formundalar ve dünya üzerinde gezinip yaşıyorlar?" Ağzımdan çıkanlara ben de inanamıyordum. "Onlardan çocuk bile yapıyorlar ve yarı tanrı yarı insan varlıklar türüyor. Sonra bu melez cüceler, tanrılara karşı koymaya çalışıyor. Özellikle de Hades ve onun gibi diğer kötü tanrılara." dedi. Pekâlâ, artık bu kadarı da fazlaydı. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Sanki dedikleri çok mantıklıymış gibi, "Neden Hades? Neden Prometheus değil? Neden Herakles değil?" dedim ben de. O ise hararetle, kaldığı yerden devam etti. " Çünkü o insanlardan nefret ediyor. İnsanlar onun oyuncağı. Onlara önce dünyada işkence ediyor ama bu yetmiyor onlar öldükten sonra da onlara yaptığı işkenceye devam ediyor. Hades, şüphesiz yer altındaki en amansız zebani. Güçlü yarı tanrılar tek tek ona karşı gelemezdi. Bu yüzden hepsi birleşip ona karşı koydular." Yüzünde çok çarpıcı ve çok gerçekçi bir ifade vardı. " Onu öldürebildiler mi bari?" dedim. Bu bir çocuk masalından öte olmasa da merakım depreşmişti. " Hayır. Hades onları alev zincirleriyle zincirledi ve tıpkı birer hayvanlarmış gibi sürükleyerek yeraltı hapishanesine götürdü. Onlar da orada, ondan sonsuz işkence görmeye mahkum edildiler." " Bu korkunç bir şey. Eminim onun, o insanlar ile ilgili planları vardır." dedim kaç haftalardır dalga geçip reddettiğim bu hikayelerine tepki olarak. Yine de içimde bastıramadığım bir gülme hissi vardı. Bunu belli etmemek için dişlerimle yanaklarımı ısırıyorum içeriden. "Emin ol onunla tanışmak istemezsin. O kelimenin tam anlamıyla şeytandır." diye yanıtladı bu sözlerimi. Onaylarcasına kafamı salladım. Bu genç adama neredeyse üzülecektim ama küstah tavırları buna engel oluyordu. İçinde yaşadığı hayal alemi onu ele geçirmiş gibiydi. Bu kadar ne yaşamıştı ki?! " Demek ki bazı kurallar çiğnendi? Yanlış mıyım?" dedim belli belirsiz bir sesle. Bu konuşma nereye gidiyordu acaba?! " Ah! Sadece üç kural vardı. İnsanlarla hiçbir bağ kurmamak, insanları öldürmemek, ve Olimpos'tan hiçbir şeyi dünyaya götürmemek. Ama bu yasakların hepsi çiğnendi. Öncelikle gelip de, bu aciz insanlar gibi fanilerin arasında yaşadılar." "Ama bununla kalmadılar değil mi?" dedim. Her zaman daha fazlası olurdu çünkü. "Evet. Sonra bu dünyadaki fani kadınlarla bağ kurdular. Hatta o bahsettiğim iğrenç melez varlıklar ortaya çıktı. Onlar kendilerine yarı tanrı dediler ama onlar tanrı olmaktan çok uzaktı." Kendisini tanrı zanneden bir mazoşist ve narsist kişilikle yine karşı karşıyaydım. Bu kaçıncıydı ki?! Artık saymıyordum. Tek yapmam gereken bu ahmak adamı dinleyip, biraz içini yatıştırıp evine yollamaktı. Bu çok zor olmamalıydı. " Tanrılar melezleri öldürülmesi, yok edilmesi gereken mutantlar olarak gördü ve ortadan kaldırmak istediler." Bunları anlatırken kendini o kadar kaptırmıştı ki, sanki o anın içinde yaşıyordu. Devam etti. " Ama tanrılar doğrudan olarak insan öldüremezdi. Bu titanların temel kuralları arasındaydı. "Can alamazsın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD