Helikopterin pervaneleri Vaşington’un üstünde devasa bir gürültüyle dönerken, aşağıda sireni yanan onlarca polis arabası ve CIA konvoyu karıncalar gibi küçülmeye başladı. Yanımızda içi gıcır gıcır Amerikan dolarıyla dolu iki büyük diplomatik çanta, Hüseyin Enişte’nin kucağında yarısı kırık fırın küreği ve benim elimde sapı yamulmuş ama şanı büyük Alman döküm tava duruyordu. "Kâzım!" diye bağırdım pervanenin gürültüsünü bastırmak için. "Bu uçan tenekeyi nereye sürüyorsun? Atlantik Okyanusu’nu bu helikopterle geçemeyiz herhalde!" Kâzım ön paneldeki düğmelere seri bir şekilde basarken dikiz aynasından bana baktı. Yüzündeki kan kurumuş, o soğuk Bulgarian komando tebessümü yine dudaklarına yerleşmişti. "Merak etme Kumru. Virginia kıyısında CIA’in gizli bir deniz üssü var. Orada bir tane hızlı

