irade

1846 Words
Önümde büyük boy bir pizza varken hanım efendi kişiliğimi bir kenara bırakır ve medeniyetin ortasına bırakılmış Tarzan gibi ilkelleşirdim. Ama şimdi karşımda pizza dilimlerini peçete ile tutup ufak ısırıklarla yiyen Metehan bey sayesinde resmen işkence çekiyordum. Patates kızartmasını bile çatalla yiyor bu adam düşünün. Oysa ben, pizza diliminin arasına patates kızartması dürüp yemeyi gurmeliğin şanından sayardım. Yedim yemesine ama asla doymadım. Bedenim doydu belki ancak; ruhum hala aç. Kendimi hamur işlerine ihanet etmiş gibi hissediyordum. Pizzalar bittikten sonra elini ağzını yavaşça silmiş, sehpadaki dağınıklığı toplamış ve karşımdaki yerini tekrar almıştı. Şimdi asıl mevzuya gireceğimizi belli eden ciddi ifadesini takınmaya başladığında ben de oturduğum yerde dikleştim. " Beğendin mi* " " Evet, gayet lezzetliydi. Teşekkür ederim. " " Rica ederim, afiyet olsun. " " Metehan bey, saat epey ilerledi. Benim buradan eve gitmem neredeyse bir saatimi alacak. Artık benimle konuşmak istediğiniz konuyu konuşup bir nihayete bağlasak olmaz mı? Benden tam olarak ne yapmamı istiyorsunuz? " " Peki açık konuşacağım. Korkut Gönenli ile samimiyetinizin boyutu nedir? " " Okulda dersini aldığım bir doçent sadece. Siz ne ima etmeye çalışıyorsunuz? " " Bir şey ima etmiyorum. Kendisinin hareketlerinde son zamanlarda bir gariplik hissettin mi? " " Ne gibi gariplikler? Yani sene başında nasıl tanıdıysam öyle. Dikkatimi çeken bir şey olmadı. " " Emin misin? sana olan tavırlarında aşırı bulduğun, rahatsız edici bir şeyler yok mu? " " Bu konu hiç hoşlanmayacağım yerlere doğru gidiyor. Ben hocalarıyla arasında saygı duvarı ören bir öğrenciyim. Bunun haricinde bir yaklaşımı ne kabul ederim ne de sergilerim. Korkut hoca öğrencilerini geri çevirmeyen, onları dinleyen ve sorunlarını çözmekte girişken davranan birisi. Sizin onunla tam olarak sorununuz ne? Neden bana bu soruları soruyorsunuz? " " Bizim eskiye dayanan bir hukukumuz var. Araya başka şeyler girdi ve bir daha eskisi gibi olamadık. Anlayacağın Azra, her ihtimali değerlendirmem gerekiyor. " " Siz beni, onun için sizin aleyhinizde bilgi topladığımı ya da onun sözde intikamına alet olduğumu falan mı düşünüyorsunuz? Bu çok saçma bir düşünce. Kusura bakmayın ama burada durup bu saçmalıkları daha fazla dinleyemeyeceğim. Hafta başında istifam masanızda olur." " Azra beni çok yanlış anladın. Asla öyle bir şey ima etmedim. Benim söylemek istediğim Korkut'tan bir hamle beklediğim. Yani açıkçası ona güvenmiyorum. O kendi çıkarları uğruna herkesi harcayabilecek bir insan. Bunu yakinen tecrübe etmiş birisi olarak söylüyorum sana. Zarar görmeni istemiyorum. " " Tamam, beni düşündüğünüz, uyardığınız için teşekkür ederim. Ama bu şartlar altında benden nasıl verim bekliyorsunuz? Çalışırken ya da okulda sürekli tetikte olmak zorunda olmak ne kadar yorucu olur düşünebiliyor musunuz? Ben daha çalışma hayatımın başında böylesine bir yükün altına girmek istemiyorum. " " Azra ben iş hayatına atıldığım günden beri diken üstünde bir hayat yaşıyorum. Senin hayalini kurduğun yerler böyle işte. Zorlu, stresli, etrafında çakalların at koşturduğu bir hayat. Sen sadece emeklerini değil, senin için emek verenleri de düşünmek zorundasın. Eğer istediğin buysa, her nereye gidersen git bu tehlikeler seninle birlikte gelecek. Ama sen şu durumda seninle aynı kulvarda koşturan insanların bir boy kadar önündesin. Bu çok avantajlı bir durum. Yerinde olsam bu şansı tepmem. " Sustu ve benden bir cevap beklemeye başladı. Ama değil ne söyleyeceğimi, ne düşüneceğimi bile bilmiyordum şu vaziyette. Açıkça gözüm korkmuştu. Korkut adının hakkını vermiş ve beni diken üstünde bir duruma getirmişti. Evet, ikisi de birbirinden pek hazzetmediklerini açıkça söylemiş ve sebebini gizli tutmayı tercih etmişlerdi. Bu öyle bir durumdu ki; ikisine de aynı mesafedeydim. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu ayırt edecek bir bilgim yoktu. Metehan beyin bende olan gözleri sabırsızca bir cevap beklediği için, dudaklarımı dişlerimin esaretinden kurtarıp yüzüne baktım. İşte o an derin bir şekilde yutkunduğuna şahit oldum. Gözleri dudaklarımdaydı ve ben deminden beri onlara işkence ederek kızartmış ve bir miktar şişmesine sebep olmuştum. Elif bu konuda beni sürekli uyarırdı. Aşırı stres altındayken farkında olmadan yaptığım bu hareketin, erkeklerin ikinci beyinlerine farklı sinyaller yolladığını ve konunun aslından tamamen uzaklaştığını söylerdi. "Sen nereden biliyorsun kız Rahibe Teresa? " diye sorduğumda ise bilmiş bilmiş "çok okuyorum çünkü" derdi. Cahilliğimin yüzüme vurulmasına ifrit olsam da yine de okumak konusunda herhangi bir girişimde bulunmazdım. Neyse konumuza geri dönelim. Adamın ikinci beynine bakmamak için büyük savaş veriyorum şu an. O beynin nasıl çalıştığını az çok bildiğimden aklıma çok farklı sahneler geliyor. Oturduğum koltukta, toplantı masasının cilalı yüzeyinde, makam koltuğunda geçen bir çok sahne montajsız haliyle gözümün önünden geçiyor. Ergenliğine yeni girmiş Alican'ın kamışına su yürümesi gibi benim de bi yerlerime bir şeyler olmaya başlayınca en iyisi topuklamak diye düşünüp ayaklanıyorum haliyle. Beni otoparka kadar geçirmek istiyor ama reddediyorum. Asansör kabinindeki sahne için henüz yaşım uygun değil. ........ Metehan Kurt'un Anlatımından.... Adımın geçtiği ortamlarda başarılarım ön planda oluyorsa bunu biraz da şüpheci kişiliğime borçluydum. Korkut'un Amerika'dan dönüp, ülkenin sayılı üniversitelerinden birinde eğitmen olarak çalıştığını duyunca ister istemez onu göz hapsine almıştım. Kimlerle sık vakit geçirdiğini, okulda ve dışında neler yaptığını bana an be an haber veren adamlarımla etrafını sarmıştım. Sene başında staj başvurusu yapanların listesi elime ulaştığında bir isim özellikle ilgimi çekmişti. Azra Ardıç. Çünkü bana ulaşan fotoğraflarda Korkut'un bakışları sürekli bu kızın üzerindeydi. Aldığım bilgilere göre ise açıkça ilgi duyuyordu. Her ihtimali düşünmem gerekirdi. Staja başladıkları ilk hafta bütün her şeyi ayarlayıp holdingin bu binasına gelmiş ve işlerimi bir süre buradan yönetme kararı almıştım. Azra Ardıç'ı daha yakından gözlemlemek, ama bunu yaparken de dikkat çekmemek için, o ve aynı bölümdeki üç başka öğrenciyi daha yönetim katına almış ve bu vesileyle de gözlerimin önünde olmasını sağlamıştım. İlk haftalarda oldukça tutuktu. Kendine verilen işleri titizlikle yapıyor, her gün staj defterine özenli notlar alıyor ve diğerlerinin aksine buraya geliş amacının dışına asla çıkmıyordu. Eğer şüphelerim yersizse bu kızın ileride çok başarılı bir iş insanı olacağı şimdiden belliydi. Sonraki zamanlarda ortama alışmasıyla birlikte daha fazla çalışanla samimiyet kurmuş ve gerçek kişiliğini ortaya çıkarmıştı. Oldukça zeki bir kızdı. Zeka yüklü esprileri ve nüktedan dokundurmalarıyla yönetim katındaki neredeyse herkesi kendine hayran bırakmıştı. İşten asla kaçmıyor ve çözüm üretmekten asla geri durmuyordu. Birkaç kez çalışanlarla ve birim müdürleriyle yaptığı konuşmalara denk gelmiştim. Her ortama kusursuz bir şekilde uyan farklı bir kişiliğe sahipti. Sanırım dikkatimi çeken en önemli özelliği ise işini yaparken ya da insan ilişkileri kurarken asla doğallığından ödün vermeyişi idi. Onun ve Korkut'un arasında herhangi bir bağlantı olduğuna dair elimde hiçbir veri olmayışı ve buna rağmen Korkut'un ona karşı olan hayran bakışları son zamanlarda canımı oldukça sıkıyordu. İçten içe kendilerini çok ustaca gizlediklerini düşünüyor, bu düşünce zihnimi ele geçirince de bütün kontrolümü kaybediyordum. Daimi pozisyonu almaya hak kazananları açıklayacağımız toplantıya katılmaya son anda karar vermiştim. Akaryakıt şirketinin yönetimi kardeşime aitken ben, bütün şirketlerin denetiminden sorumluydum. Açıkçası bu toplantıda bulunmam diğer yetkililer tarafından ön görülen bir şey değildi ve ben de orada olacağım için diken üstünde bir halleri vardı. Toplantı masasının etrafını saran birim müdürleri ve heyecanla haklarındaki kararın açıklanmasını bekleyen stajyerler üzerinde resmi bir şekilde bakışlarımı gezdirdim. Diğerlerinde olan tedirginlik garip bir şekilde Azra Ardıç ve yakın arkadaşı Elif'in üzerinde yoktu. Belki de hayatlarını bu pozisyona bağlamıyor ve sonuç her ne olursa olsun amaçlarına odaklanıyorlardı. O an garip bir şekilde onun da bana bakmasını istedim. Bu kızda, bütün açıklığına rağmen hala çözemediğim bir şeyler vardı. Dikkatini çekmek için izleyici pozisyonunda kalmaktan vazgeçtim ve söze ilk başlayan ben oldum. "Nasılsınız? " sorusuna verdiği cevap ben dahil odadaki herkesi önce şaşkına çevirmiş, ardından da güldürmüştü. Utanıp, yerinde küçülmesi, yanaklarının kızarması ve bakışlarını bir daha asla kimsenin gözüne dikmeyişi çok seyredilesiydi. İşte kararımı o an verdim. Onu şirketimde istiyordum. Eğer mutlu olacaksa arkadaşı için de bir pozisyon açacaktım. Adının yanında yakın dostunun da isminin söylenmesi onda görülmeye değer bir mutluluğa sebep olmuştu. O toplantıyı takip eden hafta sonu Demir ile kahve içmek için uğradığımız mekanda bir gurubun gürültülü sohbeti beni rahatsız edince başımı çevirmiş ve olduğu ortamdan sıkıldığı oldukça belli eden Azra'ya denk gelmiştim. Kısa bir süre sonra gözlerinde bir endişe peydah oldu ve saniyeler içinde Elif'in yere düşmesi ile ortamdaki uğultu daha da arttı. Gözlerindeki korku içimi üşütmüştü. Benden daha çabuk kendisine gelen Demir, vakit kaybetmeden Elif'i kucaklayıp arabasına götürmüş, bana da Azra'ya sahip çıkmak düşmüştü. Yol boyunca tepkisiz ve donuk bir şekilde tek noktaya bakması onun için endişelenmeme sebep olurken, bir yandan da gencecik bir insanın sağlığının bozulmuş olmasından endişeleniyordum. Elif müdahale için odaya alındığında dahi tepkisizliğinden sıyrılamamıştı. Ta ki cemiyetten tanıdığım ve başarılı bir iş adamı olan Ali bey ve eşinin endişe ile harmanlanmış seslerini duyana kadar. O iri yeşil gözlerinden damlayan berrak damlalar açık yaralarıma damlayan tuzlu su gibi hissettirmişti. Daha sonra aralarına katılan kendi anne ve babası ile Ali beylerin arasındaki dostluğun ne kadar da samimi olduğunu fark ettim. Farklı ekonomik çevrelerden olmalarına rağmen, çocuklarının sarsılmaz dostluğu aralarında sağlam bir köprü kurmuştu. Ona kesin kararını vermesi için süre tanıdığım zamandan beri garip bir şekilde diken üstündeydim. Onun verebileceği olası olumsuz bir karar şimdiden beni germiş ve etrafıma da bu gerginliğim yansımıştı. Kararının müsbet olması için elimdeki her kozu oynamaya hazırdım. Öyle ki; Elif ile arasındaki bağı bile kullanmış ve onu bir yerde bu kararı alması için bir yerde mecbur kılmıştım. Dün, yani haftanın son gününde Korkut ile geçirdiği fazladan vakit, kuşkularımı körüklemiş ve kimseye güvenmeme gerektiğini kendime bir kez daha hatırlatmıştım. Onu arayıp bir bahaneyle ofise çağıracak ve kartlarımı açık oynayarak bir falso yakalamaya çalışacaktım. Niyetim tamamen bu yöndeyken, konuşmanın sonunda bambaşka yerlere evrilmişti. Pizzasını yerken kendini kaptırması, dudaklarını silerken hoyrat davranması, bana attığı kaçamak bakışlar, iç sesi ile münakaşa ederken yüzünün aldığı şekil, her şey onunla ilgili daha da meraklı bir hale gelmemi sağlamıştı. Hele ki söylediğim sözlerin sonunda kararını bildirmek için girdiği iç hesaplaşma sırasında dudaklarına yaptığı o akıl almaz işkence bütün duvarlarımı çatırdatmaya yetmişti... ..... Eğer şimdi bir kocam olsaydı; "bu saatte elin adamıyla ne toplantısıymış bu?" der ve kavga çıkarırdı. Ben de tırnaklarımı çıkarır ve söve söve rahatlardım. Kafamdaki koca modeli bile ne kadar maço görüyorsunuz değil mi? Elin adamı tarafından eşine edilen iltifatları göğsü kabararak dinleyen gavatlar yerine, yumruğunu iltifat edenin yüzüne gömçüren hanzoları savunduğum için beni sakın yargılamayın. Bizim millet genişlemeyi sadece topraklarına toprak karacağı sırada sindirir. Adamın genişinden koca olmaz. Olsa olsa konken arkadaşı olur. Her neyse... Eve döndüğümde yüzüm artık ne haldeyse annem ve babam "hadi anlat" bakışı atmış ve gözlerinden çıkan gizli güçlerle beni televizyonun karşısındaki sorgu koltuğuna oturtmuşlardı. Ben de konuştuğumuz ne varsa, ( iç sesimin söylediklerini elbette es geçerek ) anlatmış ve onlara akıl danışmıştım. İkisi de bir müddet düşüncelere daldıktan sonra patronumun dürüst bir adam olduğunu ve işe aldığı kişiyi elbette sıkı bir araştırmadan geçirme hakkının olduğunu savunmuştu. Onlara göre ülkenin devi olmak elbette şüpheci olmayı, her yerde gözü kulağı olmayı gerektirirdi. Böyle bir ortamda kendimi güvende hissetmem gerektiğinin üzerinde babam özellikle durmuştu. Bu tür bir düşünce yapısına sahip bir yöneticinin gözünden hiçbir şey kaçmayacağı için; olası mobing ve iftiralara karşı da kendimi güvende hissetmem gerekiyormuş. Onlarla konuştukça daha çok aydınlanmış ve eve girerken kapı girişinde bıraktığım çantamı alarak odama geçmiştim. Eğer şanslıysam Figen teyzeyi müsait bir anında yakalayıp Elif hakkında konuşmaktı niyetim. Aradaki saat farkını göze alınca orada henüz gün ortasıydı ve herhangi bir meşguliyetlerinin olması da olasıydı. Üzerimi değiştirip yatağa uzandığım sırada telefonumdan bir bildirim sesi yükseldi. Bu saatte bana trendyoldan başka kimse mesaj atmazdı ama yine de bakmak istedim. Henüz kaydetme fırsatı bulamadığım ama ne hikmetse aklımda tuttuğum numaradan geldiğini görünce ister istemez saate baktım. 22.34'ü gösteriyordu. Bir patronun, işe yeni başlayan alelade bir çalışana mesaj atması için oldukça geç bir saatti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD