3. Bölüm : Korkusuz Gözler
Rafların arasında dolaşıp kendime bir kaç atıştırmalık alıp kasaya gideceğim sırada aniden önüme çıkan siyahlar içerisindeki adam korkuyla geri doğru bir kaç adım atmama sebep olmuştu. Elimdeki çikolata paketi yere düşerken gözlerimi bana tanıdık hissi veren bu adamdan çekemiyordum. Başına taktığı kepi yüzünü kapıyordu. Eğilip düşürdüğüm çikolata paketini aldı ve tekrar kucağıma koydu. Yüzünü görmeye çalışıyordum ancak kendini benden profesyonelce saklamayı başarmıştı. Tek görebildiğim soluk renkli dudaklarıydı. Yanımdan öylece giderken ona döndüm.
"Teşekkürler!" Beni duysa da dönüp bakmamış ve büyük adımlarla yürümeye devam etmişti. Oldukça uzun boyu, dudakları ve hırkasının örtmediği ellerinden başka hiçbir şey görememiştim. Rafların arasından öylece kaybolup giderken görebildiğim tek şey elindeki beyaz sargı olmuştu.Derin bir nefes aldım ve kasaya yürüdüm.
Hala marketteydi. Onu durdurmalı ve kim olduğunu sormalıydım. Daha önce karşılaşıp karşılaşmadığımızı sormalıydım ancak tüm bu olup bitenler benim hasta beynimde aşırı büyüyorda olabilirdi. Bu yüzden yapmadım. Market sahibi aldıklarımı siyah bir poşete koyduğunda poşeti alıp dışarı çıktım. Sahile vardığımda ayakkabımın içine giren kumları umursamadan denize doğru ilerledim. Henüz aydınlıktı ancak kasvetli bir hava vardı. Sanki biraz sonra güneş yok olacak ve karanlık her yeri kaplayacak gibi duruyordu. Deniz bugün hırçınlaşmıştı. Sert dalgalar kıyıya vurup geri çekiliyordu. Neredeyse suyun ulaşabileceği kadar bir yakınlıkta yere oturdum. Dalga sesleri beni biraz olsun rahatlatırken elimdeki poşeti önüme koymuş ve içinden bir şişe bira alıp kapağını açmıştım. Şişeyi dudaklarıma götürürken boş midem isyan edermişçesine gurulduyordu ancak onu önemseyecek durumda değildim. Biranın yanına aldığım çikolatayı yiyip açlığımı bastırmaya çalışırken aklıma markette karşılaştığım o adam gelmişti. Aniden elindeki sargı bezini hatırlamış ve şaşkınlıkla gördüğüm kişinin dün gece beni kurtaran kişi olup olmadığını düşünmeye başlamıştım. Bu mümkün olabilir miydi ? Beni kurtarırken elini incitmişti. Ayrıca yüzünde maske olduğundan onu görememiştim. Bugün gördüğüm kişi ise kasıtlı olarak yüzünü benden saklamıştı sanki. Gerçekten olabilir miydi ? Beni mi takip ediyordu ? Bu mümkün müydü ?
Düşüncelerimi kendi kendime gülerek başımdan savmaya çalıştım. Dünya küçüktü ancak bu kadar değil. Bu saçmaydı. Neden beni takip edecekti ki ? Ben bu aralar saçma bir şekilde paranoyak olmuştum sadece.
"Tabi ya!" dedim kendi kendime üçüncü şişenin son yudumlarını alırken.
"Psikolojim bozuk ya benim. Cinayet büroda çalışmayacak kadar." Güldüm. "Böyle saçma sapan düşünceler bende olamayacakta kimde olacak?" Şişedeki son yudumu da alıp boş şişeleri poşete koydum. Derin bir nefes alıp kendimi kumların üzerine bıraktım.
Gökyüzü kararmak üzereydi ve çok güzel gözüküyordu. Böyle güzel bir gökyüzü altında neden bu denli çirkin ve acımasız hayatlar yaşıyorduk ki? Ya da sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzeldi gökyüzü? Babamı da almıştı benden. Şimdi de kardeşim oradaydı. Bu yüzden böyle güzel olmalıydı.
Babam öldükten sonra annem ne zaman onu özlesem gökyüzüne bakabileceğimi söylerdi. Babamın beni gördüğünü ve eğer üzülürsem onun da çok üzüleceğini anlatırdı. Bu yüzden ne zaman ağlamak istesem gökyüzüne bakar ve o üzülmesin diye gülümsemeye çalışırdım. Ancak günün birinde kardeşimi özleyip gökyüzüne bakacağım aklımın ucundan geçmezdi. Bu düşünce ister istemez gözlerimde biriken yaşların firar etmesine sebep olmuştu. Gözyaşlarımı silip ayağı kalktım. Saatlerdir öylece oturuyordum. Biraz yürüyüp bacaklarımı açmaya ihtiyacım vardı. Boş midemin yanı sıra, içtiğim üç şişe biranın yüksek alkol oranı beni sersemletmişti. Dengemi kaybedip düşeceğim sırada bir el belimi kavramış ve düşmeme engel olmuştu. Kim olduğunu bakmadan teşekkür ettim. Gözlerimi beni kurtaran kişiye çevirdiğimde dudaklarım şaşkınlıkla aralandı.
"Sen." dedim parmağımı ona doğrultarak. Şapkası, hırkası, pantolonu, botları, elindeki sargı bezi..evet bu oydu. Az önce markette karşılaştığım adamdı bu. Mavi gözlerini kısıp suratımı inceledi.
"Evet bugün markette karşılaştık." dedi ne demek istediğimi anlamış gibi. Bedenimi kollarından kurtarıp karşısına geçtim. Şapkasından firar eden siyah saçları, soluk dudakları ve buna bir o kadar tezat canlı mavi gözleri vardı. Bu mavi gözleri daha önce de görmüştüm. Ya da görmemiş miydim ? Kanımdaki alkol bütün vücuduma yayılmıştı ve ne düşündüğünü bilmiyordum bile.
"Neden benden kaçıyordun ?" diye sordum kaşlarımı çatarak. Dudaklarının yukarı kıvrıldığını gördüğümde şaşkınca suratına bakmaya devam ettim.
"Senden kaçmıyordum, sana yardım ediyordum." dedi sakin bir ses tonuyla.
"Sana teşekkür ettim ve sen öylece çekip gittin." dedim cümlelerimi doğru kurmaya çalışırken. Elini kulağına götürüp kablosuz kulaklıklarını çıkardığında yutkundum.
"Seni gerçekten duymadım." Başımı yere eğdim. Evet, beynim gerçekten hastalıklı bir şekilde çalışıyordu. Tamamen tesadüf eseri yaşanmış bir olayı nereye bağlamıştım ? Benden saklanmak istese neden şimdi yanıma gelsin ki ? Evet kesinlikle artık doğru düşünme yetimi kaybetmiştim.
"Herneyse. Yine teşekkür ederim." dedim az önce beni kurtardığını ima ederek. Gülümseyip başını salladı.
"Rica ederim." Öylece ona bakmaya devam ettiğimi çok geç fark etmiştim. Bir kaç dakikalık sessizliği o bozdu.
"Sen iyi misin ?" Gözleri yerde duran siyah poşete kaymıştı. Poşetin içinden çıkan boş bira şişeleri neden bu soruyu sorduğunu açıklıyordu.
"Tabiki." diye cevapladım onu. Az önce beni düşmekten son anda kurtarmıştı ancak ben kesinlikle iyi olmadığımı kabul etmeyecektim. Alayla bakan mavi gözlerini gözlerime çevirdi.
"İstersen arabana kadar sana eşlik edebilirim. Buraları kış ayında pek tekin değildir." Dudaklarımı yukarı kıvırdım.
"Ben polisim." dedim gururla. Ancak cinayet bürodan sürgün edildiğim aklıma son anda gelmiş ve bütün havamı söndürüp gitmişti. Adam başını salladı.
"Pekala. O zaman sana iyi günler." Gülümseyip yanımdan çekip giderken arkasından öylece bakakalmıştım.
"Dur bir dakika." dedim kendi kendime. "Arabamla geldiğimi nerden biliyor ?" Tam dudaklarımı aralayıp ona sesleneceğim sırada sinirle başıma vurdum.
"Düşünmeyi kes artık !" Gereksiz düşüncelerimden kurtulmaya çalışıp yerdeki çöplerimi aldım ve onun gittiği yönün tersine doğru yürümeye başladım. Büyük ihtimalle ya beni arabamdan inerken görmüştü ya da sadece tahmin etmişti. Artık tesadüflere inanmayı öğrenmem gerekiyordu.