[İftira]

974 Words
Marin.. İçinde bulunduğum büyük lüks aracın arka koltuğunda oturuyordum, karşımda bütün dikkatini bana vermiş çatık kaşlarının altından bakan adama bakmamaya dikkat ederek. Anlamıyordum neden böylesine dik dik baktığını. Kimdi neydi bilmiyordum ama içimden bir yerlerden kopan merak fazlaydı. Öyleki merakıma yenik düşüp bir anlık ona bakma hatası yapmıştım. Otuzlu yaşların başında olduğu belliydi, esmer yakışıklı, uzun boylu iri bir adamdı. Koyu zümrüt yeşili gözlerini üzerime sabitlemiş dik, dik bakıyordu, anlam veremedim hala neden böyle bakıyordu? Elimi kolumu nereye koyacağımı bilemeden oturduğum yerde kıpırdanmaya başladım aceleyle gözlerimi üzerinden çektim. Akşam yaklaşmış güneş batmaya yakındı. Hava kararmaya başlamıştı ve saatte baya geçmişti. İçimden Asil'e birşey yapmasınlar diye dualar ediyordum. Beni dövsünler kırılmadık kemiğimi koymasınlar gerekirse ama ona dokunmasınlar. Bizim eve yakın sakin bir sokağın adresini söylemiştim. Oraya bırakacaklardı beni umarım kimse yoktur, yoksa ağabeylerimin kulağına giderse olacakları düşünmek bile istemiyordum. Söylediğim sokağa geldiğimizde araç durunca hemen kapıya yöneldim "Teşekkür ederim bıraktığınız için" deyip araçtan hızlıca indim. Etrafımı gören biri varmı diye kolaçan ederken bahçe kapısının arkasından beni izleyen Bihar'ı gördüm. Gördüğüm gibi de korkmuştum tabiki. Yine o yılan gülümsemesini yüzüne takınmış ağabeyime beni ispiyonlayacak haberin büyüklüğü ile gülümsüyordu.. Gözlerimi kapatıp sakin olmaya çalıştım. Gördüğü şeylerin asılsız olduğunu doğrusunu anlatıp ikna etmek için uğraşacaktım, ama boşuna uğraşacağımı da biliyordum çünkü bir lafın yanına iki daha katar yalanları dizerdi bu kadın. Yanına yaklaştım "Benimi gözetliyorsun Bihar?" Sorduğum soruyla birlikte yüzündeki derin sahte gülümseme daha çok büyüdü. "Kimin arabasıydı o? Kimlerle kırıştırıyorsun kız sen, bayağı da zengin olduğu belli" dedi. "Biharr! Kes saçmalamayı! Asil ürktü düştüm o insanlarda bana yardım edip eve bıraktılar, ağabeyime saçma sapan bir şey söyleme" deyip yanından uzaklaşacağım anda kolumdan tutup kendine çevirdi. "Ne vereceksin peki karşılığında gördüklerimi söylememem için" Allahın cezası yılan kadın yalanları söyleyip ağabeyimi üzerime salacaktı. Benim ile ne derdi vardı hala anlamamıştım, küçüklükten beridir en yakın arkadaşımdı şimdi ise yıllardır düşman gibi davranıyordu. "Allahın cezası git söyle" dediğimde kolumu hızla çektim mengene gibi parmaklarının arasından. Koşarak ahıra girdim Asil yerinde önüne verilen otları yiyordu. İçimde büyük bir rahatlama olmuştu lakin Bihar'ın abime anlatacakları göğsümün sıkışmasına sebep oluyordu. Sessizce Eve girdim beni duymamaları için uğraşıyordum, odamın kapısına geldiğim anda uzun saçlarımdan tutularak geriye doğru çekilip yere savruldum. "Lann! Kaltak nerede sürtüyordun sen he?! Kimlerle sürtüyordun çabuk söyle" diye öfkeyle bağırıp rastgele üzerime tekmelerini savurmaya başlamıştı Aram. Saçımdan tutup yerden kaldırdı yüzüme yediğim ard, arda tokatlarla başım dönmeye başlamıştı. "Ben...Ben yemin ederim hiç bir şey yapmadım" dedim ağlayarak ama nafileydi kendi bağırmalarından öfkesinden beni duymuyordu bile. "Seni öldürürüm! Orospumu olacan başımıza lan hee bunudamı getireceksin başımıza" "Abii yemin ederim yalan söylüyor karın yok öyle birşey" Beni yere savurtup belinden kemerini çıkardı, karnıma bir tekme savurduğu esnada nefesim kesilmişti, nefes alamıyordum. "Biharrrr! Kimle gördün sen bu kaltağı nasıl ne şekilde gördün söyle, söyleki onuda geberteyim" diye bağırmaya devam ederken zar, zor açtığım gözlerimi Bihar'a çevirdim yüzündeki zafer gülümsemesiyle bana bakıyordu. "Arabadaki adamla sarmaş dolaştı, arabadan inerkende adamın ağzına düşecekti neredeyse" dediğinde o kadar dayağı yeyip ağlamayan ben, ağlamamak için zor tuttuğum göz yaşlarımı tutamadım bu defa. Bir insana bu kadar kötü iftira atılamazdı. Bir kadın bu kadar kötü olamazdı. "Yalan söylüyor, senin karın yalancı yılanın ta kendisi! Hepsi yalan!" diye boğazımı yırtarcasına çığlık çığlığa bağırdım. "Nee! Sen bir de benim karıma yalancımı diyorsun lann!Kopartırım senin o dilini!" Aram elindeki kemer ile gözü dönmüş bir şekilde üzerime gelerek kemeri her yerime denk gelecek şekilde vurmaya başladı, o kadar uyuşmuştum ki artık vurulan kemerlerin acısını hissetmiyordum bile. Annem evin köşesinde minderlerin üzerinde oturuyordu. Gözlerini dahi kırpmadan yediğim dayağı izliyordu. Bunca dayak yemiştim canım acımıyordu alışmıştım ,bir tek annemin ben dayak yerken beni izleyen bu soğuk bakışlarına alışamamıştım. Ağzım burnum kan revan olmuştu. Aram yeterince dövdüğüne kanaat getirmiş olsa gerek benden uzaklaşmış sedire oturmuş dinleniyordu gözleri hala üzerimdeydi. "Bihar. Kimdi o adam biliyormusun sen?" diye sordu yalancı karısına. "Cabbar ağanın oğluydu" dedi. "Nee! Dalgamı geçiyorsun benimle kadın" "Hayır dalga geçmiyorum, arabanın kapısı açıldığında gördüm Musab ağaydı" dedi. O kadar bitkin o kadar halsizdim ki yerimden kalkacak gücüm dahi yoktu, yavaşca uzandığım yerden kalmaya çalıştığımda karnıma yediğim yeni bir tekmeyle tekrar yere savruldum. • • Gözlerimi açamıyordum, bütün bedenim sızlıyor ağrıdan ölecekmişim gibi hissediyordum. Annem başıma gelmiş yaralarımı temizlemeye çalışıyordu. Yüzüme tekrar uzandığı sırada bileğinden tuttum "Yapma anne. Lütfen çık odadan yalnız bırak beni" dedim. Gözleri dolu doluydu ama benim için yeterli değildi. Savunmuyordu birşey yapmadığımı bildiği halde 'Benim kızım yapmaz' demiyordu. Öylece dayak yememi izliyordu. Annem odadan çıkınca kendimi banyoya atmıştım, sıcak suyun değdiği etlerim sanki lime, lime çekiliyor derimi yüzüyorlarmış gibi bir acı yüklenmişti bedenime. Saatlerce suyun altında bekledim. Saatlerce ağladım. Suyun altında buruşmuş bedenimle banyodan çıkıp kendimi resmen sürüyerek odama götürmüştüm. Zorlukla kendimi uyumak için yatağa bıraktım. Sabaha kadar ağrılarla kıvranmıştım. Annem sabah kahvaltısı için uyandırıp gitmişti. Üzerime birşeyler geçirip odadan çıktım yüzümü yıkamak için banyoya girdiğimde aynada yansıyan görüntüm içler acısıydı resmen. Yüzümün her yeri morluklarla kaplanmış, dudağım ve kaşım patlamıştı. Daha fazla kendime bakmaya dayanamadım, banyodan çıkıp sofrayı kurdukları yere, yer sofrasına oturdum. Abim Şiyar yoktu geri kalan herkes sofradaydı. Aram ve karısı hiç birşey olmamış gibi rahat bir şekilde kahvaltılarını zıkkımlanıyorlardı. "Hazırlanın bir kaç güne misafirlerimiz gelecek" dedi. Onu dinlemiyordum dinlemek bile istemiyordum. Abi bile demek gelmiyordu artık içimden. "Hayırdır oğul kimmiş misafirler" diye sordu annem. "Kızına görücü gelecek ana! Bunun namussuzlukları ile uğraşamam gitsin kocasının dizinin dibinde otursun" dedi sakince normal birşeyden bahsediyormuş gibi. Ben evlenmek istemiyordum, sırf bir iftira yüzünden hayatımı batağa sürüklüyorlardı. "Ben evlenmek istemiyorum" dedim gözlerimden süzülen yaşlar, acıyan yaralı yanaklarımı yakıyordu. Başını kaldırıp bana dik, dik bakmaya başladı "Öylede bir evleneceksinki, mecbursun. Üzerinde ki emeklerimize say sesini kes otur evlenmeyi bekle" dedi. "Hayır! Evlenmeyeceğim" "Evet evleneceksin lan! Başlık paranı bile aldım geri dönüşü yok bu işin" fırsatcı pislik para bile almış utanmadan. Sofranın başından kalkıp odama girdim, yatağa oturup dizlerimi kendime çekip içim çıkana kadar ağladım. Tanımadığım bilmediğim biriyle evlendireceklerdi, nasıl abiydi bu? İnsan kardeşine bu kötülüğü yaparmıydı. Ben onun canıydım nasıl kıyıyordu bana. İçi hiçmi sızlamıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD