Bir Harf Bin Enkaz

1416 Words
Leyla o sabah, odasına sızan ilk gün ışığıyla birlikte içinde tarif edilemez bir hafiflikle uyandı. Yatağın içinde gerinirken, masanın üzerindeki o bir bardak suyun içinde duran zakkum çiçeğine baktı. Çiçek biraz boynunu bükmüş olsa da hala oradaydı, tıpkı Emre gibi; biraz hırpalayıcı ama vazgeçilmez. Hemen banyoya koştu, sıcak suyun omuzlarındaki tüm kasveti eritmesine izin verdi. Duşta en sevdiği şarkıları mırıldanırken, zihninde sadece o rüyadaki papatya tacı ve dudaklarına dokunan o hayali öpücük vardı. Kurulanıp üzerine en sevdiği kıyafetlerini geçirirken telefonun titremesiyle kalbi ağzına geldi. Arayan Emre'ydi. "Efendim Emre?" dedi, sesindeki heyecanı bastırmaya çalışarak. "Alo, kıvırcığım? Nasılsın bakalım, nasıl gidiyor?" Emre’nin sesindeki o her zamanki sahiplenici ton, Leyla'nın tüm savunma mekanizmalarını bir anda çökertti. Aralarında resmî bir bağ, bir "sevgili" etiketi yoktu ama Emre ona öyle bir "kıvırcığım" diyordu ki, Leyla kendini dünyanın en özel kadını sanıyordu. "İyiyim Emre," dedi Leyla neşeyle. "Hazırlanıyorum, Suna geliyor bugün. Onu karşılamaya otogara gideceğim ama önce atölyeye uğramam lazım, biraz geç kaldım bile." "Harika," dedi Emre, sesi biraz mesafeli ama sıcaktı. "Senin için çok iyi olur, Suna’yla gezer kafa dağıtırsınız. Seni iyi hissettirir o." Leyla, telefonu kapattıktan sonra aynadaki aksine bakıp gülümsedi. Emre onu düşünüyordu, onun iyi olmasını istiyordu işte! Ama bir yanı fısıldıyordu: "Nasıl gezeceksiniz Leyla? Babanın o sert yüzünü, akşamları sokağa çıkma yasaklarını unuttun mu?" Yine de içindeki umudu susturmadı; bugün Suna gelecekti ve Suna, bu evin içinde babasının bile hayır diyemediği tek güneşti. Suna'nın otobüsten inişi, iki dostun o hıçkırıklı, özlem dolu sarılışı otogarın tüm gürültüsünü Leyla için susturdu. Suna onun sadece arkadaşı değil, çocukluğunun ve yaralı gençliğinin en sadık şahidiydi. Eve geldiklerinde beklenen o gergin atmosfer, Suna’nın neşesiyle bir anda dağıldı. Leyla’nın babası Ahmet Bey, kapıda beliren Suna’yı görünce yüzündeki o asık maskeyi bir kenara bıraktı. "Oooo Suna kızım, hoş geldin!" diyerek elini uzattı. Suna, Ahmet Amca'nın elini hürmetle öpüp halini hatırını sordu. Leyla, babasını ilk kez bu kadar konuşkan, bu kadar "insan" görürken içi burkuldu. Kendi evlatlarına sevgisini bir sadaka gibi bile vermeyen bu adam, başkalarına karşı nasıl da nazik olabiliyordu? O akşam sofrada uzun zamandır ilk kez kahkahalar atıldı, yemekler iştahla yendi. Leyla, babasının bu anlık yumuşamasını hayatının en büyük fırsatı olarak not etti zihnine. Gece olduğunda, iki arkadaş battaniyelerini omuzlarına atıp, ellerinde dumanı tüten kahveleriyle terasa çıktılar. İzmir’in o keskin gece soğuğu yüzlerine vururken, Suna kahvesinden derin bir yudum aldı ve ciddileşti: "Leyla... Cidden nasılsın? Emre ile olanları toparlayabildin mi? Bitti sanıyordum ben." Leyla, bakışlarını karanlık sokağa dikti. "Suna... Biz Emre ile konuşuyoruz. Askerliği buraya çıktı, hatta gittim yanına." "Ne!" Suna şokla yerinden doğruldu. "Ne yaptın sen? Leyla, o adamın sana çektirdiklerini ne çabuk unuttun? Yapma, ziyan olacaksın. Benim hatam aslında... Seni o cafeye zorla götüren bendim. Keşke o gün o ruh hastasıyla hiç tanışmasaydın." Leyla, arkadaşının elini tuttu. "Deme öyle... Ben biliyorum Suna, o beni seviyor. Bak, her şeyi düzelteceğiz biz." Suna sadece iç çekti; Leyla'nın gözlerindeki o kör inancı tanıyordu ve bu inanç onu korkutuyordu. O gece Suna uyuduğunda, Leyla karanlıkta telefonuna bakarak sabahın gelmesini bekledi. Emre o aramadan sonra bir daha yazmamıştı. "Balım" ismi zihninin bir köşesinde sinsi bir yılan gibi çöreklenmişti ama Leyla onu görmezden gelmeyi seçti. Ertesi sabah, iki arkadaş erkenden yola koyuldular. Atölyeye gitmeden önce, denize nazır o eşsiz sahilde güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdiler. Dalga sesleri eşliğinde çaylarını yudumlarken, Leyla’nın parmakları sürekli telefonun kilit tuşuna gidip geliyordu. Bir bildirim, bir mesaj, bir "günaydın" bekliyordu. Ama telefon inatla susuyordu. Suna, arkadaşının bu halini görünce acıyla homurdandı: "Yazmıyor değil mi? Huylu huyundan vazgeçmez Leyla. Yine aynı oyunlar..." Atölyeye geçtiklerinde Leyla, çocukların arasına karışıp resimlerin dünyasında kaybolmaya çalıştı. Suna da yanına oturmuş, Leyla’nın ona verdiği boyalarla kendi çapında portreler çizerek günün tadını çıkarıyordu. Saatler geçmek bilmedi. Nihayet öğleden sonra tam 13:00’te telefon masanın üzerinde titredi: "Günaydın." Leyla, mesaja baktığında içindeki o balonun söndüğünü hissetti. Saat kaçtı ve gelen sadece kuru bir "günaydın"dı. Telefonu hırsla masanın uzak bir köşesine fırlattı. Cevap vermeyecekti, gururu bunu emrediyordu. Ama saatler ilerledikçe, o gurur yerini korkunç bir meraka ve özleme bıraktı. Akşama doğru dayanamadı, titreyen parmaklarıyla yazdı: "Nasılsın Emre? Ne yapıyorsun?" Cevap gelmedi. Dakikalar saatleri, saatler akşamı kovaladı; mesaj "iletildi" olarak kaldı ama "okundu" bile olmadı. O akşam, Suna'nın varlığından güç alarak babasından zar zor izin aldılar ve sahilde yürüyüşe çıktılar. Hava buz gibiydi, rüzgar Leyla’nın yüzünü tokatlıyordu ama o hiçbir şey hissetmiyordu. Tek düşündüğü telefonunun cebindeki sessizliğiydi. Ertesi sabah Suna’nın dönüş vakti gelmişti. Birlikte Ahmet Bey’in kırtasiye dükkanına uğradılar, vedalaştılar ve Suna İstanbul’a giden otobüse bindi. Suna’nın gidişiyle Leyla’nın dünyasındaki o geçici ışık da sönmüştü. Eve döndüğünde odasının kapısını kapattı ve yatağına uzandı. Emre’den hala haber yoktu. Tüm gün boyunca tek bir kelime etmemiş, aramamıştı. Gecenin en kör vaktinde, içindeki o kemirgen şüpheye yenik düştü. Emre'nin sosyal medya hesabına girdi. Belki bir fotoğraf paylaşmıştır, belki bir yerden bir iz bulurum diye düşündü. Ama gördüğü şey, bir fotoğraftan çok daha ağır bir darbeydi. Emre, profil açıklamasının tam ortasına tek bir harf koymuştu: "B". Leyla’nın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Nefesi göğsünde tıkandı, elleri buz kesti. B... O nizamiyede, o ekranın köşesinde yanan "Balım"ın B'siydi bu. Herkesi karşısına aldığı, "Siz onu tanımıyorsunuz, o aslında melek gibidir" diyerek savunduğu adam; onu İzmir’e kadar ayağına çağırmış, bir çiçekle uyutmuş, rüyalarına girmesine izin vermiş ama aynı anda hayatının baş köşesine bir başkasını, o "B" harfini oturtmuştu. Leyla, o an sadece ihanete uğramış hissetmedi; aynı zamanda korkunç bir şekilde aşağılanmış hissetti. Emre onu bir kukla gibi oynatmış, Suna'nın tüm uyarılarına rağmen onu yine o uçurumun kenarına getirmiş ve bu kez hiç acımadan sırtından itmişti. Leyla, elinde parlayan telefon ekranına bakarken, odadaki solmuş zakkumun kokusunu ilk kez bu kadar net duydu. O koku artık aşkın değil, saf bir zehrin ve yenilginin kokusuydu.Leyla’nın göğüs kafesi, içine sığmayan hırçın bir denize dönüşmüştü. Kalbi, kaburgalarını zorlayan düzensiz bir ritimle çarpıyor; boğazına düğümlenen o amansız hıçkırık nefes almasını imkansız kılıyordu. Parmakları ekrandaki o "B" harfine bakarken uyuşmuştu. Ne yapmalıydı? Küfürler yağdırıp her şeyi bir kerede yakmalı mıydı, yoksa sessizce bu acıda boğulmalı mıydı? "Yo, hayır..." diye fısıldadı karanlığa. "Bu defa olmaz. Bu defa susmayacağım." Görmezden gelmek, mesaj atmak, beklemek... Bunlar artık Leyla’nın kitabında yoktu. Titreyen elleriyle rehbere girdi ve "Emre" isminin üzerine bastı. Telefon çalarken kulağındaki zonklama, kalbinin atışıyla yarışıyordu. Birinci çalış, ikinci çalış... Ve açıldı. "Alo?" dedi Emre, her zamanki o umursamaz, dünyayı o yaratmışçasına rahat sesiyle. Leyla, sesindeki titremeyi saklamak için dişlerini sıktı. "Nasılsın Emre?""İyiyim," dedi Emre soğukça. Arka plandan gelen televizyon sesi veya koğuş gürültüsü bile Leyla’yı irit etmeye yetmişti. "Ne yapıyorsun?" "İyiyim işte, aynı... Sen?" Leyla, bile bile ateşe yürüdü; sanki o son darbeyi kendi elleriyle indirtmek istiyordu. "İyiyim ben de... Şey, yarın seni görmeye geliyorum. Hani gel demiştin ya, planlamıştık..."Leyla'nın asıl amacı, o nizamiyeye bir kez daha gitmek ve her şeyi Emre'nin o yalan dolu yüzüne haykırmaktı.Emre’den gelen o kısa sessizlik, yaklaşan felaketin habercisiydi. Ardından o buz gibi cümle döküldü: "Gelme Leyla ya, boşver." "Ama Emre, sen kendin demiştin, bekliyorum demiştin?" "Boşver Leyla, gerek yok ya. Gelme, yorma kendini." Emre bir an duraksadı, sanki karşı tarafta başka birinin varlığından çekiniyor ya da sadece sıkılmış gibi bir nefes verdi. "Ya Leyla, sen bana artık yazmasan, beni aramasan mı acaba?""Aramamak mı? Neden?" "Nedeni yok. Aramama işte. Biz cidden konuşmamalıyız artık." Leyla o an, Emre’nin profilindeki o "B" harfini, telefondaki "Balım" ismini ve nizamiyedeki o sahte gülüşleri birleştirdi. Onu sormadı; o kadının kim olduğunu sormak, Emre’ye kendini savunma fırsatı vermek olurdu. Bu kez o fırsatı ona tanımadı. Hayatında ilk kez bu kadar net, bu kadar keskin bir sesle haykırdı:Tamam Emre! Tamam... Bir daha seni asla aramayacağım. Asla! Ama sen de bir daha sakın beni arama. Sakın sorma, sakın bahaneler üretip karşıma çıkma! Al işte, çıkıyorum tamamen hayatından!" Tam telefonu kapatacakken, Emre o sinsi ve narsist kapanışını yaptı. Sanki Leyla'yı mahveden o değilmiş gibi: "Leyla... Umarım mutlu olursun. Sen çok iyisin, cidden çok iyisin ve umarım hak ettiğin mutluluğu bulursun." Leyla, bu sahte nezaketin iğrençliğine daha fazla dayanamadı ve telefonu yüzüne kapattı. "Sen çok iyisin" cümlesi, aslında "Seni çok güzel kullandım" demekti.Odanın içinde ağır bir sessizlik hakim oldu. Leyla yatağın kenarına çöktü. Aynadaki aksine baktı; yüzünde artık o aşık, çaresiz kız yoktu. Acı vardı, evet... Ama o acının üzerinde filizlenen, her şeyi yakıp yıkmaya hazır bir nefret duruyordu. Zakkum çiçeği masanın üzerinde iyice kararmıştı. Leyla ayağa kalktı, o bardağı aldığı gibi içindeki zehirli suyla birlikte çöpe fırlattı. Aptal Leyla bu zamana kadar hiç akıllanmamıştı ama bu gece, o narsistin attığı son hançer Leyla’nın içindeki saflığı öldürmüştü.Ve Emre'ye o "B" harfini bile sormak gelmemişti içinden o telefon görüşmesinde duyduklarindan sonra... Yüzünde artık açıdan çok nefret vardı. Bu, bir devrin kapanışıydı; kurban olan Leyla gitmiş, kendi küllerinden başka bir devir başlatmaya yeminli o kadın gelmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD