Şirketin devasa cam kapılarından süzülen akşam güneşi, yerini yavaş yavaş tekinsiz bir griye bırakıyordu. Leyla, masasının başında otururken parmakları klavyenin üzerinde asılı kalmıştı. Zihni hala sabahki o araba sahnesindeydi. Emre’nin o şehvet dolu, "Gitme bugün, benimle kal" deyişi kulaklarında yankılanıyordu. O an Emre’nin kucağında hissettiği o yakıcı sıcaklık, şimdi yerini buz gibi bir korkuya bırakmıştı. Çünkü Mümtaz Bey’in camın arkasından süzülen o sinsi, röntgenci bakışlarını bir türlü zihninden atamıyordu. Saatler ilerledikçe ofistekiler birer birer eşyalarını toplayıp gitmişti. Her "iyi akşamlar" sesi, Leyla’nın yalnızlığa bir adım daha yaklaştığının habercisiydi. Mümtaz Bey, odasından çıkıp Leyla’nın masasına doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Elindeki kahve bardağını ma

