Yağmurun Hatırlattığı
Sabah hava kapalıydı.Güneş doğmuştu ama kendini göstermiyordu. Gökyüzü griydi; sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyormuş gibi. Camdan dışarı bakarken içimde tanıdık bir his vardı. Tam olarak kötü değil… ama huzurlu da değil.
Arada kalan bir şey.
Üzerimi giyinip çıktım. Annem mutfaktaydı. Kahvaltı hazırdı. Masaya oturdum, çaydan yükselen buhar yüzüme çarptı.
“Bugün hava bozacak gibi,” dedi annem.
Başımı salladım. “Evet.”
Babam gazeteye bakıyordu. “Yağmur lazım aslında,” dedi. “Hava uzun süredir kuruydu.”
Yağmur.
Kelime içimde bir yere dokundu.Ama belli etmedim.Okula vardığımda bahçe her zamanki gibiydi. Ama hava değişmişti. Rüzgâr biraz daha sertti. İnsanlar daha hızlı yürüyordu.Lina kapının yanında duruyordu yine. Elinde bu sefer çikolata yoktu. Ama yüzünde aynı ifade vardı.
“Bugün kötü hissediyorum,” dedi beni görür görmez.
“Niye?”
“Bilmem. Hava yüzünden olabilir.”
Yanına geçtim. “Olabilir.”
“Sen?”
“Ben… normalim.”
Lina gözlerini kıstı. “Senin normalin de biraz şüpheli.”
Gülümsedim. “Haklı olabilirsin.”
Aras biraz sonra geldi. Saçları rüzgârla dağılmıştı. Üstündeki montun fermuarı yarıya kadar açıktı.
“Günaydın,” dedi.
“Günaydın,” dedik aynı anda.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra Lina konuştu. “Bugün kantin planı yok.”
Aras kaşlarını kaldırdı. “Bu ciddi bir açıklama.”
“Evet,” dedi Lina. “Bugün daha sakin takılıyoruz.”
Aras bana baktı. “Bu yeni.”
“Değişim iyidir,” dedim.
Gözleri bir an üzerimde kaldı. “Bazen.”
İlk ders başladı. Sınıfın içi sessizdi. Öğretmenin sesi fonda kalıyordu. Kalemimi defterin üzerinde gezdiriyordum ama ne yazdığımı tam bilmiyordum.
Sonra uzaktan bir ses geldi.Önce fark etmedim sonra tekrar.Bir siren ve ambulans sesi duyuldu.Kalemim durdu.Ses giderek yaklaştı. Camdan geçen kırmızı ışık bir an sınıfın içine vurdu.
Kalbim hızlandı , boğazım kurudu.Bir an her şey bulanıklaştı.Yağmur sesi yoktu ama ben duydum.Farlar yoktu ama gördüm.
“İpek.”
Ses yakından geldi.Başımı kaldırdım.
Lina bana bakıyordu.
“ İyi misin ? ”
Gözlerimi kırptım. “Evet ”
“Rengin değişti.”
“Bir şey yok.”.
Ama vardı.
Ve ben bunu biliyordum.Ders bitince hemen çıkmadım. Herkes kalktı, gürültü arttı. Ben oturmaya devam ettim.Sonra yavaşça kalktım ve koridora çıktım. Kalabalığın içine karışmadım.Daha boş bir yere yürüdüm.
Pencerenin kenarına.Dışarı baktım.
Yağmur başlamıştı ince ince.
Sessiz
Ayak sesleri duydum.
Yanımda biri durdu.
Aras..
Bir şey söylemedi.Ben de söylemedim.
Bir süre birlikte dışarı baktık.Yağmur camda iz bırakıyordu.Sonra o konuştu.
“Yağmur sana iyi gelmiyor.”
Bu bir soru değildi bir tespitti.
Başımı hafifçe eğdim.
“Bilmiyorum,” dedim.
Yalan değildi ama tam doğru da değildi.
Bir süre daha sustuk.Aras duvara yaslandı. Elleri cebindeydi.
“Bazen bazı sesler…” dedim sonra.
Duraksadım.
Devam etmek zor geldi.Ama bu sefer kaçmadım.
“…insanı başka bir yere götürüyor.”
Sesim çok hafifti ama çıktı.Aras bana bakmadı.Bu iyi bir şeydi.Çünkü anlatmayı kolaylaştırıyordu.
“İstemeden,” dedim.
O başını salladı.
“Evet.”
Sadece bunu söyledi.
Ve bu … yeterliydi.
“Her şey… bir anda değişebilir,” dedim.
Kelimeyi seçerek.
Yavaşça.
“Bir saniye önce başka bir hayatın olur… sonra…”
Cümle yarım kaldı.Ama devamını söylememe gerek yoktu.
Aras anladı.
Belli oluyordu.
“Sonra hiçbir şey aynı olmaz,” dedi.
Gözlerimi kapatmadım.Ama içimden bir şey gevşedi.
“Ben kimseye anlatmam bunu,” dedim.
Neden dediğimi bilmiyordum.Ama söyledim.
Aras bana baktı.
“Anlatmak zorunda değilsin,” dedi.
Sesinde zorlayıcı hiçbir şey yoktu.
“Zaten anlatmak istemiyorum,” dedim.
“Tamam.”
Bu kadardı.Ne ısrar etti ne de sorguladı.
Bu…
garip bir şekilde güven vericiydi.Lina’nın sesi koridordan geldi.
“İPEK!”
Sonra bize yaklaştı..
“Buradasınız!”
Bize baktı önce bana sonra Aras’a.
Kısa bir an durdu.
“Ne yapıyorsunuz?” dedi.
“Sadece duruyoruz,” dedim.
“Yağmur izlemek mi?” dedi Lina.
“Evet.”
Lina camdan baktı.
“Ben yağmuru sevmiyorum.”
“Niye?” dedim.
“İnsanı garip yapıyor.”
Bir an sustum.
“Evet,” dedim.
“Garip yapıyor.”
Lina bize baktı.
“Bir şey mi oldu?” dedi.
Başımı salladım. “Yok.”
Aras da bir şey demedi.Ama Lina tam ikna olmadı.Gözlerinde küçük bir soru vardı.
Ama üstelemedi.
“Geliyor musunuz?” dedi.
“Geliyoruz,” dedim.
Aras başını salladı.Birlikte yürümeye başladık.Ama bu sefer bir şey değişmişti.
Akşam eve döndüğümde odama geçtim.
Kapıyı kapattım ve cekmeceye baktım.
Açmadım.
Bir süre öyle durdum.Sonra yavaşça açtım.
İp oradaydı.Aynı yerde.Aynı şekilde.
Elimi uzattım ve aldım.Parmaklarımın arasında tuttum..
İnceydi..
Hafifti.
Ama…kopmamıştı.
Bu sefer geri koymadım.
Yatağın üzerine oturdum.
İpi avucumda tuttum.
Ve düşündüm.Bugünü , yağmuru , Aras’ı.
Söylediğim cümleleri.
Ben kaçmamıştım ve ilk kez bu beni korkutmamıştı.Sadece yeni hissettirmişti.