PAMUK İPLİĞİ GİBİ

910 Words
Yağmur bu kez daha sakindi. Eskisi gibi gökyüzünü yırtarcasına değil, sanki yorulmuş gibi yağıyordu. Damlalar camdan aşağı ağır ağır süzülüyor, birbirine değiyor, bazen birleşiyor, bazen ayrılıyordu. Her biri kendi yolunu bulmaya çalışıyor gibiydi ama sonunda hepsi aynı yere varıyordu. İpek pencerenin önünde dururken bunu izliyordu. Bu görüntü ona tanıdık geliyordu artık. Eskiden bu damlalar ona kazayı hatırlatırdı. Şimdi ise sadece… geçip giden bir şeyi. Yurt binası ise hâlâ aynıydı.Duvarlar hâlâ solgundu. Boyası yer yer dökülmüş, köşelerde eski izler kalmıştı. Koridorlar uzun ve biraz karanlıktı. Ama İpek artık bu karanlıkta kaybolmuyordu. Hangi ışığın ne zaman yanacağını, hangi kapının gıcırdayacağını, hangi saatte sessizliğin daha yoğun olduğunu biliyordu. Bir yıl, ona bu binanın dilini öğretmişti. Ama en çok değişen şey… İpek’in kendisiydi. İlk geldiği günkü gibi odanın ortasında ne yapacağını bilmeden durmuyordu artık. Adımlarını nereye atacağını biliyordu. Hangi köşenin daha sakin, hangi yatağın daha sessiz olduğunu öğrenmişti. Yemek saatlerinde kalabalığın içinde kaybolmadan nasıl oturacağını, göz temasından kaçmadan nasıl var olacağını yavaş yavaş çözmüştü. Ama yine de… İçindeki boşluk tamamen dolmamıştı. Sadece artık o boşluğun içinde düşmüyordu. Eylül pencerenin önünde oturuyordu. Dizlerini kendine çekmiş, çenesini dizlerine yaslamıştı. Yağmur damlalarını izliyordu. Gözleri dikkatliydi, sanki her damlanın nereye gideceğini tahmin etmeye çalışıyordu. İpek kapının eşiğinde durdu.Bir an onu izledi.Eylül’ün varlığı artık tanıdık bir şeydi. Güvenli bir şey. Ama yine de her baktığında içinde küçük bir şey kıpırdıyordu. Sanki hâlâ buna alışamamıştı. “Yine mi yarış yapıyorsun?” dedi sonunda. Sesi sakindi. Ne çekingen ne de yüksek. Eylül başını çevirdi. Gülümsedi. “Bu sefer soldaki kazanacak.” İpek pencereye yaklaştı. Damlalara baktı. “Geçen sefer sağdakiydi.” Eylül omuz silkti. “Hayat değişir.” İpek istemsizce hafifçe gülümsedi. Bu küçük cümleler… Büyük anlamlar taşımıyordu belki ama içlerinde bir rahatlık vardı. Zorlamayan, beklenti yaratmayan bir rahatlık. İpek pencerenin yanına oturdu.Omuzları artık eskisi kadar gergin değildi.Bir süre konuşmadılar.Ama bu sessizlik artık ağır değildi. Eskiden sessizlik, İpek’in üzerine çöken bir yük gibiydi. Şimdi ise paylaşılmış bir alan gibiydi. İki kişi arasında duran ama ikisini de ezmeyen bir şey. “Bugün yine erken kalktın,” dedi Eylül. İpek başını hafifçe salladı. “Uyandım.” “Uyuyamadın mı?” İpek kısa bir an durdu. “Uyandım,” dedi tekrar. Eylül sormadı. Bu da onun en farklı yanlarından biriydi. Ne zaman susması gerektiğini biliyordu. Sabahlar yurtta hep aynı başlıyordu. Zil sesi.Koridorda koşuşturan ayaklar. Uykulu gözlerle açılan kapılar.Ve bir anlık karmaşa.İpek artık bu karmaşanın içinde kaybolmuyordu. Yatağını topluyor, yüzünü yıkıyor, aynaya kısa bir süre bakıyordu. Eskiden aynaya bakmazdı. Kendi yüzüne yabancı gelirdi. Şimdi ise bakıyordu ama uzun değil. Sadece… orada olduğunu görmek için. Yemekhanede yine aynı düzen vardı. Ama bu sefer İpek yalnız oturmuyordu. Eylül karşısındaydı. Mert yan masadaydı, yine bir şeylere gülüyordu. Elif köşede oturmuş defterine bir şeyler çiziyordu. İpek bu insanları artık tanıyordu.İsimlerini biliyordu alışkanlıklarını da. “Bugün ders var,” dedi Eylül. İpek başını kaldırdı. “Var.” “Hazır mısın?” İpek omuz silkti. “Olurum.” Eskiden “yapamam” derdi. Şimdi “olurum” diyordu. Bu küçük fark… çok büyüktü. Birlikte yürümeye başlamışlardı artık. Koridorda yan yana.Bahçede yan yana. Sessizce.Bazen konuşuyorlardı. Bazen hiç konuşmuyorlardı. Ama hiçbir zaman yalnız yürümüyorlardı. Bir gün yağmur başladı yine.Eylül dışarı çıktı.İpek bu sefer camda kalmadı direkt yanına gitti.Yağmur saçlarına değdi. Soğuktu. Ama artık ürkütmüyordu.Eylül elini uzattı. İpek de uzattı. “Bak,” dedi Eylül, “bu damla diğerlerinden hızlı.” İpek dikkatle baktı.Gerçekten öyleydi. Bu anlar…çok küçüktü. Ama İpek’in içinde bir şeyleri değiştiren şeyler hep bunlardı. Gece olduğunda yurt yine sessizleşti. Ama artık o sessizlik korkutucu değildi. İpek yatağına uzandı.Bir süre tavana baktı. Sonra başını çevirdi.Eylül yan yatakta uyuyordu.İpek gözlerini kapattı. Ama bu sefer… kabus gelmedi.Ya da geldi…ama daha zayıftı.Bir an uyandı.O karanlık an… eskisi kadar ağır değildi.Eylül’ün nefes alışını duydu. Düzenli. Sakin. İpek tekrar gözlerini kapattı ve ilk kez… kendi isteğiyle uykuya döndü. Ertesi gün hava açıktı.Bu nadir bir şeydi. Güneş, yurt binasının duvarlarına vuruyordu. Işık içeri tam giremese de varlığı hissediliyordu.Eylül yerde oturmuştu. Elinde ince ipler vardı. Farklı renklerde.Ama solgundu. İpek yanına çömeldi. “Ne yapıyorsun?” Eylül başını kaldırmadan cevap verdi: “Bağ kuruyorum.” İpek hafifçe kaşlarını çattı. “Nasıl yani?” Eylül ipleri gösterdi. “Bileklik. Ama sıradan değil.” İpek oturdu.Eylül’ün parmaklarını izledi. Yavaş hareket ediyordu.Her düğümü dikkatle atıyordu. “Bunu kim öğretti?” diye sordu İpek. Eylül bir an durdu. “Hatırlamıyorum,” dedi. “Belki biri… belki kendim.” İpek bir şey söylemedi. Ama o cümlenin içindeki boşluğu hissetti. Eylül bilekliği örmeye devam etti. İpler birbirine dolanıyor, çözülüyor, tekrar birleşiyordu. “Bak,” dedi, “yanlış bağlarsan hemen çözülür.” İpek dikkatle izledi. “Doğru bağlarsan?” diye sordu. Eylül başını kaldırdı. “Kolay kolay kopmaz.” İpek o an sustu.Eylül bilekliği bitirdi. İnceydi.Gerçekten çok ince. İpek istemsizce fısıldadı: “Pamuk ipliği gibi…” Eylül gülümsedi. “Evet.” Bir süre ikisi de bilekliğe baktı.Sonra Eylül, İpek’in elini aldı.Yavaşça.Sanki kırılacak bir şey tutuyormuş gibi.Bilekliği bağladı. Düğümü sıkı attı ama canını yakmadı. “Bu ne demek biliyor musun?” dedi. İpek başını salladı.Eylül gözlerinin içine baktı. “Bu… kalacağım demek.” İpek’in nefesi yavaşladı. “Ve sen de kalacaksın demek.” O an… İpek ilk kez korktu.Ama kaçmak istemedi. “Ya koparsa?” diye sordu. Eylül hiç düşünmeden cevap verdi: “O zaman yeniden bağlarız.” Bu cümle…her şeyden daha güçlüydü. O gece… İpek yatağına uzandı.Ama bu sefer boşluk yoktu.Elini kaldırdı.Bileğine baktı.İnce ip hâlâ oradaydı.Parmaklarıyla dokundu. Ve ilk kez…bir şeyi kaybetmekten korktu. Ama bu korku…onu geri çekmedi.Gözlerini kapattı.Ve karanlık geldiğinde…artık yalnız değildi. Çünkü bazı bağlar…çok ince olur. Ama doğru elde tutulursa… asla kopmaz. Pamuk ipliği gibi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD