Arada Kalan Zaman
Zaman, bazı dönemlerde fark edilmeden akardı. Ne bir kırılma anı olurdu ne de belirgin bir başlangıç. Sadece… günler birbirine eklenir, haftalar ayları kovalar ve insan bir sabah uyandığında artık aynı yerde olmadığını anlardı.
İpek için o dönem böyle başladı.
Aras’la konuştuğu o günün ardından hiçbir şey keskin bir şekilde değişmedi. Büyük kavgalar olmadı. Yüksek sesli yüzleşmeler yaşanmadı. Ama aralarına giren o görünmez mesafe, gün geçtikçe daha belirgin bir hâl aldı.
Ve hayat… devam etti.
Sonbahar, kışa doğru ağır ağır yürürken okulun havası da değişmişti. Koridorlarda artık daha az kahkaha, daha çok fısıltı vardı. Sınıfların içinde kalem sesleri çoğalmış, teneffüsler kısalmış gibiydi.
Üniversite sınavı yaklaşırken herkes aynı telaşın içindeydi.
İpek ve Lina ise bu telaşın içinde birbirlerine daha da sıkı tutunmuşlardı.
Sabahları birlikte okula geliyor, ders aralarında aynı sıraya oturuyor, akşamları telefonda saatlerce soru çözüyorlardı. Aralarındaki bağ, Lina’nın itirafından sonra kırılmamıştı.
Ama değişmişti.Daha dikkatliydi artık.
Daha hassastı.Ve belki de… daha derindi.
Bir gün, okul çıkışında kütüphaneye gitmeye karar verdiler..
— Bugün evde çalışmayalım, dedi Lina.
— Kafam almıyor.
İpek başını salladı.
— Tamam.
Kütüphane sessizdi. Her zamanki gibi. İçeri girdiklerinde eski kitap kokusu onları karşıladı. Masalar doluydu ama arka tarafta, cam kenarında iki kişilik boş bir yer buldular.
Çantalarını bıraktılar. Kitaplarını açtılar.
Ve çalışmaya başladılar.
Zaman orada daha farklı akıyordu. Dakikalar uzuyor, saatler sessizce eriyordu.
İpek bir soruya takıldığında kalemini dudaklarına götürdü. Kaşları hafifçe çatıldı. Lina yan gözle baktı.
— Yardım edeyim mi? diye fısıldadı.
İpek başını salladı.
— Yok, bulacağım.
Ama bulamadı.
Bir süre sonra derin bir nefes verdi.
Tam o sırada… karşı masaya biri oturdu.
İpek fark etmedi önce.
Ama Lina’nın bakışı değişti.Başını hafifçe kaldırdı.Sonra tekrar önüne döndü.
Hiçbir şey söylemedi.İpek de birkaç saniye sonra başını kaldırdı.
Ve gördü.
Aras.
Sessizce oturmuş, önüne kitaplarını açmıştı. Sanki orada olması çok normalmiş gibi. Sanki aralarındaki mesafe hiç yokmuş gibi.
Ama vardı.
İpek hemen gözlerini kaçırdı.Kalbi hızlandı.
Lina hiçbir şey söylemedi. Sadece kalemini biraz daha sıkı tuttu.
Kütüphanenin sessizliği o an ağırlaştı.
Dakikalar geçti.
Kimse konuşmadı.
Ama her şey… konuşuyordu.
İpek bir soruya bakıyor, ama okumuyordu. Dikkati sürekli karşı masadaydı. Aras’ın sayfa çevirişini, kalemini oynatışını, arada bir başını kaldırıp etrafa bakışını fark ediyordu.
Bir an…
Göz göze geldiler.
Çok kısa sürdü.
Ama yetti.
Aras bakışını kaçırmadı bu kez.
İpek kaçırdı.
Ve o an… aralarındaki tüm cümleler sessizliğe gömüldü.
Bir süre sonra Lina eğildi.
— Ben su almaya gidiyorum, dedi.
İpek başını kaldırdı.
— Tamam.
Lina kalktı.
Ve gitti.
İpek yalnız kaldı.
Ama aslında… kalmadı.
Aras birkaç saniye bekledi.Sonra yavaşça ayağa kalktı.Ve İpek’in karşısındaki sandalyeye oturdu.Hiçbir şey söylemedi.
İpek de.
Sadece birbirlerine baktılar.
Sessiz.
Uzun.
Ve dolu bir bakıştı bu.İpek kalemini bıraktı.
Parmaklarını birbirine kenetledi.Aras hafifçe başını eğdi.Sanki bir şey söylemek istiyordu.
Ama söylemedi.İpek dudaklarını araladı sonra kapattı.Söyleyecek çok şey vardı.
Ama hiçbir kelime yeterli değildi.
Aras defterini İpek’e doğru çevirdi.
Küçük bir not yazmıştı..
"İyi misin?"
İpek baktı.
Kalbi sıkıştı ama cevap vermedi.Kalemi aldı.
Altına yazdı.
"İyiyim."
Aras okudu.Kaşları hafifçe çatıldı.
Tekrar yazdı..
"Emin misin?"
İpek durdu.
Uzun süre baktı o kelimelere.
Sonra…
"Evet."
Aras bu kez yazmadı.
Sadece baktı.
Ve o bakış her şeyi söylüyordu.İpek dayanamadı.Gözlerini kaçırdı.
Kalbinde bir ağırlık vardı.Ama geri adım atmadı.Lina geri geldiğinde hiçbir şey sormadı.
Ama her şeyi anladı.
Masaya oturdu.
Ve üçü de hiç konuşmadan çalışmaya devam etti.
Aylar böyle geçti.
Kış bitti.
İlkbahar geldi.
Ve sınav günü kapıya dayandı.O sabah İpek çok erken uyandı alarm çalmadan.
Gözlerini açtığında odanın içi henüz aydınlanmamıştı.Kalbi hızlı atıyordu.
Bugün her şeyin değişebileceği gündü.
Yataktan kalktı.Dolabını açtı.Kıyafetlerini seçti.
Sonra çekmeceyi açtı.Bileklik hâlâ oradaydı.
Eylül’ün bilekliği.
Parmaklarının arasına aldı ve bir an durdu.
Sonra bileğine taktı
Gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
— Yanımdasın, diye fısıldadı.
Aşağı indiğinde annesi ve babası hazırdı.
Annesi onu görünce gülümsedi.
— Hazır mısın?
İpek başını salladı.
— Hazırım.
Babası anahtarları aldı.
— Hadi, geç kalmayalım.
Araba yol boyunca sessizdi.
Ama bu sessizlik… rahatsız edici değildi.
Annesi arada bir dönüp ona baktı.
Babası yola odaklanmıştı.İpek camdan dışarı baktı.Şehir uyanıyordu.Ama onun içi zaten uyanıktı.
Fazlasıyla.
Sınav binasının önüne geldiklerinde kalabalık vardı.Herkes aynı heyecan, aynı korku içindeydi.İpek arabadan indi.
Annesi elini tuttu.
— Her şey yolunda gidecek, dedi.
Babası omzuna dokundu.
— Biz buradayız.
İpek başını salladı.
— Biliyorum.
Gülümsedi.
Ama o gülümsemenin içinde biraz titreme vardı.Sınava girdi.Kapı kapandı ve dünya dışarıda kaldı.
Saatler sonra çıktığında yüzünde farklı bir ifade vardı.Rahatlamıştı.
Gerçekten.
Lina onu kapıda bekliyordu.
— Nasıldı?!
İpek derin bir nefes aldı.
Sonra gülümsedi.
— İyiydi.Ya senin ki ?
Lina gözlerini kocaman açtı.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
Lina onu sarıldı.
— Benim de , harikaydı..
İkisi birlikte güldü.
Aylarca süren o yük… bir anda hafiflemişti.
Sonuçlar açıklanana kadar geçen süre…
en zoruydu.
Beklemek.
Bilmemek.
Tahmin etmek.
Ve her ihtimali düşünmek.Sonuç günü…
İpek bilgisayarın başındaydı.
Lina telefondaydı.
— Açtın mı?!
— Açıyorum!
Ekran yüklendi.
Ve…
İpek’in gözleri sabitlendi.
Bir an nefes almadı.
Sonra…
— Lina…
— Ne oldu?!
İpek’in sesi titredi.
— Kazandım.
— NE?!
— İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesi
Sessizlik.
Sonra…
çığlık.
— İPEK!!!
İkisi de aynı anda ağlamaya başladı.
Gülerek.
- Dur bende Ankara Üniversitesi Halka ilişkiler..
- Ayrılıyoruz yani
-Biz ayrılamayız, sadece kısa bir süre dedi Lina.
Mezuniyet günü geldiğinde her şey farklı görünüyordu.Okulun bahçesi süslenmişti.Herkes şık giyinmişti.
Ama İpek için o günün ağırlığı başkaydı.
Bir dönem bitiyordu.
Ve bazı şeyler yerinde kalıyordu.Tören bittikten sonra kalabalık yavaş yavaş dağıldı.
Lina yanına geldi.
— Seni annemler bekliyor, dedi.
— Geliyor musun?
İpek başını salladı.
— Sen git… ben birazdan gelirim.
Lina ona baktı.Bir şey söylemek istedi.
Ama söylemedi.
— Tamam.
Gitti.
İpek yalnız kaldı.Ve o an…onu gördü.
Aras.
Biraz uzakta duruyordu.Sanki hep oradaymış gibi.İpek derin bir nefes aldı.
Ve yürüdü.Karşı karşıya geldiklerinde
zaman bir an durdu.
— Tebrik ederim, dedi Aras.
Sesi sakindi.Ama gözleri değildi.
— Bende seni
Kısa bir sessizlik oldu.
— Konuşabilir miyiz? dedi Aras.
İpek başını salladı.
— Evet.
Okulun arka tarafına yürüdüler.Eskiden gittikleri o köşeye.Her şey aynıydı.
Ama onlar değildi.
Aras ona döndü.
— Neden?
İpek sustu.
— O gün… dedi Aras.
— Hiçbir şey söylemedin.
İpek gözlerini kaçırdı.
— Söyleyemezdim.
— Neden?
İpek başını kaldırdı.Bu kez gözlerinin içine baktı.
— Çünkü bazı şeyler… söylenmez.
Aras kaşlarını çattı.
— Ama hissedilir, değil mi?
İpek cevap vermedi.Ama gözleri cevaptı.
Aras derin bir nefes aldı.
— Ben… dedi.
— Bekledim.
İpek’in kalbi sıkıştı.
— Ama sen…
— Ben karar verdim, dedi İpek.
Sessiz ama net.
— Ve değiştirmedim.
Aras başını salladı.
— Anladım.
Bir an sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
— Sen hep böyleydin zaten.
İpek de gülümsedi.
Hafif.
Eksik.
Aras bir adım yaklaştı.
— Şimdi gidiyorsun, dedi.
— Evet.
— Ben de.
Bir an durdu.
Sonra…
— Belki bir gün…
İpek başını hafifçe eğdi.
— Belki.
Aras ona baktı.
Uzun uzun.
Sonra yavaşça konuştu.
— Gözlerini kapat.
İpek şaşırdı.
— Ne?
— Kapat.
Bir an tereddüt etti.Ama kapattı.
Kalbi hızlandı.Aras’ın sesi yaklaştı.
— Açtığında… ben burada olmayacağım.
İpek’in nefesi kesildi.Bir şey söylemek istedi.
Ama…
Aras çoktan yaklaşmıştı.Dudağının kenarına hafif bir öpücük bıraktı.
Kısa.
Nazik.
Ve veda gibi.
— Hoşça kal, dedi.
İpek gözlerini açtı.Aras gitmişti gerçekten.
İpek olduğu yerde kaldı.Elini dudağının kenarına götürdü.Kalbi çok ok doluydu.
Ama ağlamadı.
Sadece derin bir nefes aldı.Bazı hikâyeler bitmezdi.
Sadece farklı bir zamana bırakılırdı.
Ve bazı bağlar kopmazdı.
Sadece sessizleşirdi.