BİR DAMLA

867 Words
Bir Damla Kampüs, öğle saatlerinin o ağır ama huzurlu ritmine bürünmüştü. Baharın sonuna yaklaşan günlerdi; hava ne tam sıcak ne de serindi. Gökyüzü açık görünüyordu ama içinde bir şey saklıyormuş gibiydi—henüz düşmemiş bir yağmur, henüz söylenmemiş bir söz gibi. İpek çimlerin üzerine uzanmıştı. Sırtı toprağa değiyordu. Parmaklarının ucunda ince otlar vardı; koparmıyordu, sadece hissediyordu. Kulaklıkları kulağındaydı. Çalan müziğin sözleri net değildi, ama ritmi… içindeki düşünceleri bastırmaya yetiyordu. Gözleri kapalıydı.Nefesi yavaştı. Dışarıdan bakıldığında… huzurlu görünüyordu. Ama içinde, hiçbir şey tam olarak durgun değildi. Bir süre sonra gökyüzü karar vermiş gibi oldu. İlk damla düştü. Küçük. Hafif. Ama tam yüzüne.İpek’in yanağına değdi. Ve o an zaman kırıldı.Yine bir odadaydı. Dar, sıcak ve kalabalık bir oda. Yurt odası. Ranzalar, duvara asılmış fotoğraflar, yarım bırakılmış kahveler… her şey tanıdıktı. Eylül pencerenin kenarında oturuyordu. Saçlarını toplamıştı. Üzerinde bol bir sweatshirt vardı. Elinde kalem, önünde defter… ama yazmıyordu. İpek onu izliyordu. — Çalışmıyorsun, dedi. Eylül başını kaldırdı. Gülümsedi. — Seni izlemek daha ilginç. İpek gözlerini devirdi. — Çok komiksin. Eylül ayağa kalktı. Yanına geldi. Yatağın kenarına oturdu. — Yorgunsun, dedi. İpek omuz silkti. — Herkes yorgun. Eylül başını salladı. — Ama sen… biraz fazla. İpek cevap vermedi. Eylül elini uzattı. İpek’in bileğini tuttu. — Kendini unutma, dedi. İpek ona baktı. — Unutmuyorum. Eylül hafifçe gülümsedi. — Emin misin? Sessizlik.O an…çok gerçekti.Çok yakındı. — İPEK! Ses. Uzak. Ama keskin. — İpek! Görüntü dağıldı.Oda silindi.Eylül yok oldu. İpek gözlerini açtı.Nefesi hızlanmıştı. Kalbi göğsüne sığmıyordu sanki. Başını kaldırdı etrafına baktı. Çimler. Ağaçlar. Gökyüzü. Her şey… olması gerektiği gibiydi. — İpek! Bu kez ses yakındı.Selin koşarak geliyordu. Yüzünde endişe vardı. — İpek, iyi misin?! İpek birkaç saniye ona baktı.Sonra gülümsedi. — İyiyim. Selin nefes nefese kaldı. — Korkuttun beni. — Niye? — Seslendim… hiç tepki vermedin. İpek başını hafifçe eğdi. — Dalıp gitmişim. Selin kaşlarını çattı. — Emin misin? İpek kulaklıklarını çıkardı. — Eminim. Kısa bir duraksama oldu.Sonra İpek ayağa kalktı.Üzerindeki çimleri silkeledi. — Hadi, geç kalacağız. Selin hâlâ tam ikna olmamıştı.Ama üstelemedi. — Tamam… O günden sonra İpek hiçbir şey olmamış gibi davrandı.Ama o damla bir şeyi yerinden oynatmıştı. Tıp fakültesi, dışarıdan bakıldığında sadece zor görünürdü.Ama içine girince zor kelimesi yetersiz kalıyordu. Sabahın erken saatlerinde başlayan dersler, bitmek bilmeyen notlar, kalın kitaplar, terimler, ezberler, anlamaya çalışılan sistemler… İnsan bedeni, katman katman açılan bir sır gibiydi. Ve İpek o sırrın içine giriyordu.Amfiler kalabalıktı.Yüzlerce öğrenci, aynı anda aynı şeye odaklanmaya çalışıyordu. Hoca anlatıyordu. Hızlı. Kesintisiz. — Kalbin sol ventrikülü… — Aort… — Basınç dengesi… İpek not alıyordu.Hızlı.Dikkatli. Hiçbir şeyi kaçırmamaya çalışarak. Yanında Selin vardı.Selin de en az onun kadar sakindi.Panik yapmazdı.Ama bırakmazdı da.Ders bitiminde Selin kalemini bıraktı. — Yetişebildin mi? İpek başını salladı. — Yetiştim. Selin hafifçe gülümsedi. — Ben yarısını kaçırdım. İpek defterini ona doğru itti. — Akşam bakarsın. — Sen olmasan… İpek omuz silkti. — Olurdun. Ahmet onları kapıda bekliyordu. Her zamanki gibi.Üzerinde hemşirelik fakültesinin arması olan bir sweatshirt vardı.Gülümsemesi sakindi. — Bitti mi işkence? Selin gözlerini devirdi. — Sen çok rahat konuşuyorsun. Ahmet güldü. — Bizim de kolay değil. İpek hafifçe gülümsedi. — Ama siz daha sakinsiniz. Ahmet başını salladı. — Dışarıdan öyle. Selin kolunu Ahmet’in koluna doladı. — Hadi kantine. Üçlü birlikte yürüdüler.Kampüs kalabalıktı. Ama onların yürüyüşü sakindi.Uyumluydu. Kantin her zamanki gibi doluydu. Gürültü vardı.Ama alışılmış bir gürültü. İpek tepsisini aldı. Oturacak yer aradı. Bir masa buldular.Oturdular.Ahmet bir şey anlatıyordu.Selin onu dinliyordu.İpek de dinliyordu.Ama biraz uzaktan. Düşüncelerinin bir kısmı hâlâ başka yerdeydi. — İpek. Ses bu kez farklıydı.Tanıdık değildi.İpek başını kaldırdı.Karşısında bir çocuk duruyordu.Sınıftandı. Mehmet. Bir an hatırlamaya çalıştı.Sonra tanıdı. — Evet? Mehmet hafifçe gülümsedi.Ama biraz gergindi. — Seninle… konuşabilir miyim? Selin kaşlarını kaldırdı.Ahmet bakışlarını kaçırdı.İpek sakin kaldı. — Burada konuşabilirsin. Mehmet başını salladı. — Yok… yani… biraz özel. İpek birkaç saniye düşündü.Sonra ayağa kalktı. — Tamam. Biraz uzaklaştılar.Kalabalığın sesinden biraz daha uzak bir noktaya.Mehmet ellerini cebine koydu.Çıkardı tekrar koydu. — Şey… İpek bekledi. — Seni bir süredir fark ediyorum. İpek sessiz kaldı. — Yani… derslerde, kütüphanede… Derin bir nefes aldı. — Seninle tanışmak istiyorum. Kısa bir duraksama. Sonra… — Ve eğer istersen… birlikte vakit geçirmek. İpek onun gözlerine baktı. Nazikti. Samimiydi. Ama… İçinde hiçbir şey kıpırdamadı.İpek yumuşak bir sesle konuştu. — Çok naziksin. Mehmet’in yüzü biraz gevşedi.Ama İpek devam etti. — Ama şu an… hayatımda böyle bir şey için yer yok.Mehmet durdu. — Anladım… İpek başını hafifçe eğdi. — Derslerim çok yoğun. — Ve ben… odağımı kaybetmek istemiyorum. Mehmet kısa bir an sustu.Sonra başını salladı. — Saygı duyarım. İpek gülümsedi. — Teşekkür ederim. Geri döndüğünde Selin gözleriyle sordu. İpek hafifçe başını salladı. Selin anladı. Ahmet de. Hiçbir şey söylemediler.Ama ortam aynı kalmadı.Akşam kütüphanede buluştular. Üçü birlikte.Kitaplar açıldı. Notlar yayıldı. — Bu vaka çok karışık, dedi Selin. İpek dosyaya baktı. — Hastanın semptomları tutarsız. Ahmet eğildi. — Ama ortak bir nokta var. İpek gözlerini daralttı. — Nefes darlığı. Selin başını salladı. — Evet. İpek kalemini aldı. — O zaman buradan ilerlemeliyiz. Saatler geçti.Hiç fark etmeden. Gece yurda döndüğünde İpek yorgundu. Ama tatlı bir yorgunluktu.Odasına girdi. Çantasını bıraktı.Yatağa oturdu. Ve çekmeceye baktı.Bileklik hâlâ oradaydı. Parmaklarıyla dokundu. Gözlerini kapattı. Bir an… Eylül’ün sesi gelecek gibi oldu. Ama gelmedi. İpek gözlerini açtı.Derin bir nefes aldı. Artık geçmiş onunla birlikteydi.Ama onu durdurmuyordu.Yatağa uzandı. Tavana baktı. Hayat devam ediyordu. Yoğun. Zor. Ama anlamlı. Ve İpek ilk kez gerçekten kendi yolunda yürüdüğünü hissediyordu. Sessiz. Kararlı. Ve yalnız değil.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD