☁️
Gözleri gözlerimden bir an bile ayrılmazken, parmakları sabahlığımın kemerine gitti. Sarf ettiği kelimelerin şaşkınlığıyla yüzüne baktığım sırada, yüzümdeki şaşkınlık onun hoşuna gidiyormuş gibi gülümsüyordu.
"Korkma,"dedi, tuttuğum nefesimi azar azar dışa verdim. "Ben bugün seninle hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi yapmak istiyorum."diye fısıldadı, dudaklarını dudaklarıma sürterek.
Sabahlığım omuzlarımdan sıyrılıp saniyeler içinde yeri boylarken, kokusuyla dönen başım, kapanan gözlerime eşlik ediyordu.
"Ben şimdiye kadar hiçbir kadının bedenini öpmedim." Dediğinde, gözlerim şaşkınlıkla aralandı.
Dudakları yana kaydı ve ellerini yanaklarımın üzerine koyarak, dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı. Olabilecek en yavaş ve naif şekilde dudaklarımız buluştuğunda, birkaç saniye gözlerimi kapayarak beni öpüşünü hissetmeye çalıştım.
Elleri enseme ulaştığında, dudakları çeneme indi. Buz gibi dolgun dudakları boynuma doğru yol aldığında, başımı geriye yatırarak ona yer açtım. Yani, o sakince sevişmeyi başarabilecek miydi? Bunu benim için yapabilir miydi?
Dudakları boynumun her karışını özenle dolanarak köprücük kemiklerime indi ve dudaklarını köprücük kemiklerime sürterek, küçük öpücükler kondurdu. Böyle yapınca beni bulutların üzerine çıkardığının acaba farkında mıydı?
İşaret parmakları askıların altına geçerek kanca gibi takıldı ve geri çekilip gözlerime bakarak, geceliğin askılarını omuzlarımdan aşağıya sıyırdı. Dudakları tekrar dudaklarıma kapandığında, sağ elini geceliğin içine sokarak sol göğsümü kavradı ve yoğurmaya başladı.
İçimdeki tutkuyu uyandırması onun için pek zor değildi. Bunun için gözlerime bakması bile yeterli oluyordu.
Ani bir hareketle ellerini kalçalarımın üzerine götürüp beni havaya kaldırdığında, bacaklarımı beline, kollarımı boynuna doladım. Dudaklarını dudaklarımdan bir an olsun ayırmadan, arkasını döndü ve birkaç saniye sonra yatağa oturdu.
Geceliğin etekleri yukarıya doğru sıyrılırken, soğuk elleri bedenimi karış karış dolanmaya başladı. Dudaklarımı dudaklarından ayırıp başımı geriye attığımda, dudakları ve dili boynuma dokundu. Yolcularının kondurduğu öpücükler olduğu yolculukta, çenemden başlayarak göğüs oluğuma doğru indi.
Sol göğsümü çıkarıp avuçladığında, başımı dikleştirerek onu izledim. Gözlerimin içine bakarak dilini göğsümün ucunda delirtici bir yavaşlıkla gezdirmeye başladığında, alt dudağımı ısırarak, siyah saçlarını avuçladım. Az sonra göğsümü dudaklarının arasına alıp emmeye başladığında, bu sefer zevkten gözlerim kapandı ve başımı tekrar geriye yatırıp, onun hareketlerini hissetmeye çalıştım.
Elleri kalçalarımın üzerinde yavaşça dolanırken, iç çamaşırımı kavrayıp sabırsızca yırttı. Kalçalarımı avuçlayarak beni kendine bastırdığında, kasıklarıma dokunan sertlik başımı döndürdü. Dili göğüslerimde sırasıyla dolanırken, parmaklarım saçlarını ara ara çekiştirip bırakıyordu.
Sırtım bir anda yatakla buluştuğunda, sabırsızca üzerimdeki yerini aldı ve geceliği üzerimden sıyırarak çıkardı. Geceliği yere fırlattıktan sonra bakışlarını vücuduma çevirdi ve dudaklarını yalayarak, bacaklarımı ikiye ayırdı. Bunu gerçekten yapacak mıydı? Hastalığı sebebiyle iğrenen biri olduğunu biliyordum, benimle birlikte bunu aşabilir miydi?
"Emin misin?"diye sordum, nefes nefese.
Aşağıya kaydı ve bacaklarımı yukarıya kaldırıp ayaklarımı omuzlarının üzerine yasladı.
"Hiç olmadığım kadar..."dedi ve bakışlarını gözlerimden ayırmadan, dudaklarını kadınlığımın üzerine bastırdı. "Zevkten delirmeni istiyorum..."
Dudakları ve dili maharetlerini gösterirken, elimi saçlarının arasına daldırdım ama onu kendime bastıracak kadar cesaretli değildim. Zevkten gözlerim kapanmış, tüm duygularım resmen şaha kalkmıştı. Sanki tüm dünya, şimdi bizim etrafımızda dönüyordu.
Dili ve dudaklarına parmakları da eşlik ederken, az sonra tüm bedenim sarsıldı ve nefes nefese gözlerimi araladım. Bu sefer benim duygularımı önemsiyordu. Bu sefer benim de zevk almamı istiyordu.
Üzerindeki eşofman altından kurtulup üzerime uzandı ve bacaklarımı kavrayarak beline doladı. Bu sefer yavaş davranıyordu. Canımı acıtmaktan korkar gibi ve itiraf etmeliyim ki, başarıyordu da.
Erkekliği içimdeki boş kalan yerini usulca doldururken, gözlerim hazla kapandı ve bu an dudaklarını dudaklarıma sürterek, beni uyandırdı. Gözlerimi güçlükle aralayıp gözlerine bakarak, gülümsedim.
"Canın yanıyor mu?"diye sordu.
Başımı iki yana salladım ve dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum. Ellerimi yukarıya kaldırıp sırtına sardım ve parmaklarımı sırtında şefkatle dolandırmaya başladım. Ben de az alçak değildim. Bunu hiç yapmamıştım ki.
Gerçi o hak etmemişti.
İçimde yavaşça hareket etmeye başladığında, gözlerime bakarak duygularımı ölçüyordu. Git gide hızlanmaya başladığında, ona canımı yaktığını değil de, zevk aldırdığını hissettirerek gülümsedim. Onun buna ihtiyacı vardı. O, artık karşı tarafın duygularını önemseyerek sevişmeyi öğrenmeliydi.
Hareketleri hızlandığında, artık inlemelerimiz birbirine karışmıştı. Onun zevkle inlemeleri artık kulağıma hoş gelmeye başlamıştı. Yine kendini kaybederek içime sertçe çarpmaya başladığında, bu sefer kendini kaybettiğini net şekilde anlayabiliyordum.
Çığlıklarımı dudaklarıyla boğarak, ellerini iki yanımdan yatağa yasladı ve üzerimdeki hâkimiyetini bir kez daha vurguladı. Bu hareketi biliyordum. Bundan sonrasını da. Artık ikimizi de bitirene kadar durmayacaktı.
Gözlerime bakarak sert bir ifadeyle içime sertçe çarparken, acıyla bacağımı belinden indirdim. Bu an kısa bir duraksama yaşayarak bacağımı tekrar beline doladı ve ben defalarca indirsem de, bıkmadan tekrar bacağımı beline doladı.
Her çarpışmada yataktan gelen gıcırtılar gözümü korkutsa da, asıl korku tekrar kanamamın olmasındaydı. Vücudum yukarıya doğru kayarken, o da benimle birlikle yatak başlığına kadar tırmandı. Omuzlarımı yatak başlığına yaslayıp nefes nefese ona baktığımda, durdu ve zümrüt gözleri gözlerime odaklandı.
İçimdeki erkekliği seğirirken, devam etmesi için kıvranıyor ama aynı anda da korkuyordum. Gözlerime bakarak dudaklarını göğüs oluğuma bastırdı ve sol göğsümün ucunu ağzına alarak, çekiştirip bıraktı. Dudaklarının bir sonraki adresi dudaklarım oldu. Şimdi o buz gibi adam, lavların içindeki bir kaya parçasıymış gibi yanıp tutuşuyordu.
Elini belime sararak beni tekrar aşağıya çektiğinde, neye uğradığımı şaşırdım. Bedenim bir anda ters döndü ve yardımıyla kalçalarım havalandı. Parmakları sırtımda ve bel oyuntumda gezerek kalçalarıma ulaştı. Az sonra dudaklarını sırtımda hissettiğimde, gözlerimi kapadım ve gülümsedim.
Aniden içimi doldurduğunda, dudaklarımdan inlemeye karışık bir çığlık firar etti. Bu acıdan doğan bir hazdı. Beni de kendine benzetmeye başlıyordu.
Elleri bel oyuntumdan iyice kavradı ve içime sertçe çarpmaya başladı. İnlemeleri o kadar güzeldi ki, saatlerle sadece onun zevk dolu hırıltılarını dinleme razıydım. Kasıkları kalçalarıma her çarptığında, hazzın doruklarına bir adım daha yaklaşıyordum.
Dakikalardır süren git gellerinin ardından sıcaklığını içime bıraktığında, rahatlayacak derin bir soluk verdim. Sırtımı tekrar yatağa serdiğinde, üzerimdeki yerini aldı ve mayışmış zümrütlerini gözlerime dikti. Parmakları saçlarımın arasında dolanırken, kadınlığım sıcaklığı ve boşluğuyla zonkluyordu.
Dudakları yüzümde ve dudağımda, dolanırken, gözlerimi kapatmış, sadece onu hissetmeye çalışıyordum.
"Demek ki, istediğinde yapabiliyorsun."diye fısıldadım, nefes nefese.
Güldüğünü duydum ve bu görüntüden mahrum kalmamak adına, hızla gözlerimi açıp yüzüne baktım. Kısa bir gülüş peyda olup kayboldu yüzünde. Az olan her şey gibi değerliydi gülüşü.
"Sadece sana..."diye fısıldadı, dudaklarımın üzerine.
Bacaklarımı tekrar beline dolandığında, ona şaşkın şekilde baktım.
"Doyamıyorum Deniz Kızı'm..." Diye mırıldandı.
Kızı'm.
Erkekliği tekrar içimi doldurduğunda, dudaklarım büyük bir hazla aralandı. Bu sefer beklemeden hareketlendi ve git geller yapmaya başladı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan içime her çarpışında, gözlerimdeki ifadeyi, aldığım hazzı görmek istiyordu.
Gözlerim kısılsa da bakışlarımı gözlerinden ayıramıyor, utanç içinde altında inliyordum. Bu onun daha da hazz almasına ve hızlanmasına yol açıyordu. Dakikalar sonra sıcaklığını tekrar içime bırakıp geri çekildiğinde, gözlerimi kapattım ve dudaklarımdan bir, "Ohh.." firar etti.
"Seni parçalamak istiyorum!" dediğinde gözlerimi açıp, şaşkın şekilde gözlerine baktım.
"Yani yatakta..." Diyerek göz kırptığında, kalbim tekledi.
☁️
18 Kasım.
17:30
Güzel bir duşun ardından üzerimi giyinip odaya geçtim. Çalışma masama yaklaşarak sandalyeye oturdum. Defterimin arasından bir sayfa yırtıp, üzerine koyarak kalemi elime aldım ve yazmaya başladım. Daha önce yapmadığım ve ölmeden önce yapmak istediğim her şeyi, istek miktarım doğrultusunda sıralamaya başladım.
Daha sonra kâğıdı elime alarak odadan çıkıp aşağıya indim. Renat'la sevişiyorduk ama aynı odada kalmıyor, daha evlenmedik düşüncesine kapılıyorduk. Bu kadar da manyağız işte. En azından eve biri geldiğinde, düğüne kadar beklemediğimizi bilsinler istemiyorduk. Renat bu konuda fazla katıydı.
Renat sabah her zamanki gibi 7'de kalkmıştı ama artık beni erken saatte kaldırmayacağını söylemişti ve bu sabah beni uyandırmamıştı. Bu yüzden kendimi bayağı iyi ve zinde hissediyordum.
5'de eve geldiğini düşündüğüm için odasına indim, ancak odasını boş görünce, ensemi ovarak odadan ayrıldım. Elimdeki kâğıdı katlayarak, elbisemin cebine sıkıştırıp, ön kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açıp bahçeye baktığımda Davut'u göremedim ancak Mert bahçedeydi.
"Mert!"diye seslendiğimde, hızla başını bana çevirdi ve bu an elimle yanıma gelmesi için işaret ettim. Yanındaki arkadaşını göndererek, hızlı adımlarla yanıma doğru ilerledi. En az Davut kadar uzun boylu, yapılı bir adamdı. Siyah saçlarını hep yana doğru tarıyordu. Beyaz tenine, siyah sakalları ve kara gözleri çok yakışıyordu.
Davut da iyi bir korumaydı. Zamanında o da benim hayatımı kurtarmıştı, ama mahzendeki eziyete onun da şahit olmuş olması, üstelik beni sürüklemesi bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Üstelik bu emri veren kişinin de Renat olduğunu bilmek, işte bu daha da berbat bir duyguydu.
"Hayırdır yenge?"diye sordu Mert kaşlarını çatarak.
"Renat ve Davut neredeler, sen biliyor musun? Yani Renat işten döndü de bir işi çıktığı için mi gitti, yoksa hiç dönmedi mi?"
"Ben yaklaşık üç saattir buradayım ama ikisini de görmedim. Davut'u arayayım istersen?"diyerek elini cebine atıp, telefonu çıkardığında onu başımla onayladım.
Telefonu tuşlayıp kulağına götürürken, bakışları bahçede dolandı.
"Ha, Davut. Lan nerdesin sen?" Karşı tarafı dinledi. "Anladım." Dinledi. "Anladım kardeşim." Uzun bir süre daha dinledi. "Tamam, sen merak etme."dedi ve sonra telefonu kapatarak cebine attı.
"Ne olmuş? Neredeler?"diye sordum merakla.
"Abinin işi uzamış biraz, şirketteymiş. Davut da Selin hanımla birlikteymiş."
"Tamam, teşekkür ederim."
"Rica ederim."
İçeriye girip kapıyı kapatarak düşünceli bakışlarımı koridorda gezdirdim. Acaba doğru mu söylüyordu? O zaman Davut neden o kadar uzun uzun bir şeyler anlattı ki? Belki de güvenlik zımbırtıları hakkında uyarmıştır. Ya da şüphelenmekte haklıyımdır ve gerçekten yalan söylüyordur.
Bunu anlamanın bir tek yolu var.
Harekete geçip salona doğru ilerledim ve sol taraftaki masanın yanından geçerek, dolabın yanında durup telefonu elime aldım. Gül hanımın numarasını çevirdikten sonra telefonu kulağıma götürdüm. Defalarca çalmasına rağmen, telefon açılmıyordu. Vardı bir şey, ama her zaman olduğu gibi benden saklıyorlardı.
"Alo?" Nihayet telefonu açan kişi Gül'dü.
"Ben Cennet, Renat'ın odasını bağlar mısınız?"
"Renat bey bugün işe hiç gelmedi, Cennet hanım..."