Yavaşça aşağıya çöktüm. Fayanslara sürtünen sırtım sanki alevlerde yanmış gibi acısa da, bunu umursamayacak kadar acıyordu kalbim. O, her zaman haklıydı. Onun haklı olması neden canımı yakıyordu ki? Sanırım ben onunla sonsuz bir savaş içindeydim. Bu yüzden ona karşı içimde olan nefret bir türlü bitmek bilmiyordu. Bizimkisi aşk, sevgiden ziyade bir çatışmaydı. Akıl ve kalp çatışması... Bazen beni göklere çıkarıyordu. Sarf ettiği kelimeler, dokunuşları, öpücükleri, şefkati, ilgisi beni bulutların üzerine taşıyordu ama sonra bana güvenmediğini dile getirdiğinde, ben çıkardığı o yükseklerden yerin yedi kat altına çakılıyordum. Su yüzümden aşağıya kayarken, vücudum daha da gevşiyordu. Ellerimi vücudumda dolandırarak, yavaşça doğrulup tekrar duşun altına durarak, ellerimi saçlarımdan geçirdim.

