Beş

1222 Words
Turuncu koltukta Asaf'ın yanındayken, gözlerim hafifçe kısılmış halde Hilal'in bilgisayara bağlanmış w******p'ını inceliyordum. Yüzden fazla kişiyle mesajlaşmıştı fakat son bir ay içindekileri incelememiz daha mantıklıydı. Dikkatim görüş açımda rahatsızca kıpırdanan, sol bacağını durmazcasına sallayan Asaf yüzünden dağılıyordu. Motor yağıyla karışık sigara gibi kokuyordu ve üzerini bile değiştirmeden temiz koltuğa oturmuştu. "Ne oluyor Yetkan? Anlatsanıza." Bahadır'ın sesi mutfaktan duyulduğunda, kafamı bilgisayardan kaldırıp ona baktım. Bahadır ne zaman Asaf'a o şekilde seslense, içimde tuhaf bir kıvılcım çakıyordu sanki. Elindeki tahta kaşığı lavabonun içine attıktan sonra, mutfakla salonu ayıran bar bölümüne avuçlarını yaslayarak, sorgularcasına bakmaya başladı. Sinirle bir nefes verirken elimi Asaf'ın sürekli salladığı üst bacağına biraz sertçe koydum, tokat atmışım gibi bir ses çıkmıştı. Avcumun altında gevşeyen bedeni geriye doğru yaslandı ve bacağını sallamayı biraz da olsa yavaşlattı. Kot pantolonunun sert kumaşı, ateşten yapılmışçasına parmak uçlarımı ısıtıyordu. "Hilal ortada yok ağabey. Mesajlarına bakıyoruz şimdi nerede diye." Bahadır ince çerçeveli gözlüklerini çıkardı ve merakla sordu: "Hilal? Havva'dan mı bahsediyorsunuz?" Asaf'ın sessiz çıkan sesi, sanki ağabeyini yargılıyor gibiydi. Bu adam nedense, vahşi olan her şeyi hatırlatıyordu bana. "Evet de... Sevgilime diğer adıyla hitap etmendeki sebep? Sanki yakınmışsınız gibi." Kafamı hızla ona çevirirken, elimi bacağından çekmiştim ve aramızdaki görünmez aura dağılmıştı. Şu an kıskançlığın sırası mıydı gerçekten? Bahadır, kardeşinin tavrına gülerken kafasını inanamıyormuş gibi salladı. "Hilal'in ikinci ismi sır mıydı? Yirmi yedi oldun ama hala ergensin be oğlum." Alt dudağımı ısırarak okunmamış mesajlarına baktım. Beş adet kaydedilmemiş numaradan mesaj vardı ve bana attığı son mesaj iletilmemişti. Ailesinden hiç mesaj olmaması içimi burksa da şu anda önemli olan bir ipucu bulmaktı. Bana gönderemediği mesajı okuyabilmek için üzerine tıkladım. O sırada Leyla, banyonun kapısını kapatıp yanımıza doğru ilerlerken, mentollü sigara paketinin kapağını açıyordu. "Eski sevgilin değil miydi Asaf ağabey?" Hafif bir gülümsemeyle sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırmadan önce mırıldanmıştı. Eliyle çakmak işareti yaptığında Bahadır sigarasının ucunu tutuşturdu. Asaf, sinirle homurdandıktan sonra sol kolunu koltuğun arkasına yasladı ve bana doğru eğildi. Motor yağı ve sigara kokusuna yüzümü buruşturmamak için zor duruyordum. "Pâre, sana söylemem gereken şeyler var ama nasıl anlatırım bilmiyorum. Kendine çok dikkat et. Benim yüzü-" Leyla mırıldanarak mesajı okuduğunda sigarasının naneli, ağır kokusu salonu doldurdu. Gözlerimin nemlendiğini hissettiğimde burnumu çektim. Mesajın devamını yazamamış ve bana hiç gönderememiş olması kalbimi acıtmıştı. Başka bir mesaja görüldü yaptığımda bir PDF dosyası olduğunu görmüştüm. Fransızca dilinde bir ders notu olmasına rağmen yine de üzerine tıkladım. Bahadır, bilgisayarı koyduğumuz beyaz, dikdörtgen masaya makarna tabaklarını yerleştirirken gözleri üzerimde ve özellikle çenemdeydi. "Bir şeyler yiyin önce." Asaf, bir şey söylemeden kalktığında rahatsız edici koku da onunla beraber yok olmuştu ancak geri geleceğini biliyordum. PDF dosyasının son sayfasına kadar hızlıca inerken, Leyla da Hilal'in telefonunu inceliyordu. Ağzındaki sigaranın külü bacağına dökülmek üzereydi ama umrundaymış gibi görünmüyordu. Son anda sigarayı kendinden uzaklaştırdı ve konuştu: "iCloud'u geri yüklenmemiş. Notlar, mailler... Hiçbir şey yok. Birkaç dosya ve konum sadece. İşe yaramaz." Asaf, sormak istediğim soruyu buzdolabını karıştırırken dile getirmişti: "Nasıl yani? Reset mi atılmış telefona?" Alt dudağım ısırmaktan yara olmuştu artık ama her şey o kadar stresliydi ki bununla başa çıkmak için dudağıma işkence etmek harici ne yapabileceğimi bilmiyordum. Gergin bir ses tonuyla sordum: "Ne olacak şimdi?" O sırada Bahadır içi jel dolu bir buz pakedini bana doğru uzattı. Yumuşak bakışlarım ona döndüğünde dudağında belli belirsiz bir gülümseme gördüğümü sandım. "Çenen için. Çok kötü morarmış." Ufak bir teşekkür mırıldanırken elindeki pakedi almıştım. Anında parmak uçlarım buz tutmasına rağmen yine de çeneme dokundurdum. "Dün yüklendiğini sanmıştım, yani öyle hatırlıyorum. Keşke kontrol etseydim. Üzgünüm, Pâre." İç çektim ve kafamı olumlu anlamda salladım. Sonuçta elinden geleni yapmıştı, üstelik yardım etmek zorunda bile değildi. Omzuma hafifçe dokunurken gülümsemeye çalıştı. "Tekrar deneyeceğim. Söz veriyorum." "Şu sonu otuz dörtle biten mesaja tıklasana. Bir hafta önce konuşmuşlar en son. Yeni sevgilisi. Ful tehdit etmiş kızı. Hepsini okuyamadım, direk sana söylemeye geldim." Asaf, ifadesiz bir suratla konuşurken masaya dört şişe bira bıraktı; sonra yanıma tekrar oturdu. Koltuk ağırlığıyla çökerken hafifçe ona doğru kaymak zorunda kalmıştım. Leyla da ikinci sigarasını yakarken, dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru kaydı. İlk mesajlaşmaları altı ay öncesine dayanıyordu. Asaf'ın nasıl hissettiğini merak ettim zira onlar, söylediğine göre, yaklaşık üç ay öncesinde ayrılmışlardı. Hilal'in sevgilisini aldatacak birisi olduğunu düşünmüyordum. Mutlaka başka bir şeyler dönüyor olmalıydı. 05*******34: Akşam yedide güzelim. Taksiyle gel. 15.33 05*******34: Bugün iptal. 12.45 Mesajlar bu şekilde uzayıp gidiyordu. Neredeyse haftanın üç-dört günü Hilal'i attığı konuma çağırıyor, bazı günler iptal ediyor, bazılarında ise onun vücudunu ya da o geceki performansını övüyordu. Birinci ay konuşmalarını henüz bitiriyorduk ki Asaf'ın okkalı küfrü kulağımı tırmalamıştı. 05*******34: Mükemmeldin. Hediyeni takmayı unutma. Bir sonrakinde göreceğim. 03.58 Hilal: Teşekkürler. 04.36 Hilal: Ama takmasam olur mu? 04.36 Hilal: Hiç denemedim daha önce. 04.36 05*******34: Göreceğim dedim Havva. 04.38 05*******34: O s*k kafalı sevgilinle denediğini biliyorum. 04.39 05*******34: Video ▶️ 04.41 Video, PDF'ler ve bazı konum bilgileri hariç hiçbir belge geri yüklenemediği için açılmıyordu ancak arka plandaki buğulu fotoğraftan çıplak bir kadın vücudu seçiliyordu. Bu yüksek ihtimalle Hilal'di ve video birisi tarafından çekilmişti. Şaşkınlıkla yutkunurken Leyla'nın da benden farksız olduğunun bilincindeydim. Bahadır daha ne olduğunu soramadan Asaf bağırır gibi konuşmuştu: "O*ospu evladına bak. Kızı nelere zorlamış a*ına koyayım." Hızlı nefesler alırken birasının sert kapağını dişleriyle açıp, masaya doğru tükürdü metali. Bahadır koltuğun arkasına avuçlarını yaslayıp eğildiğinde, çenesi kafamın tam üzerindeydi fakat temas etmiyordu. Leyla da ben de Asaf'ın tepkilerini şaşkınlıkla izlerken o, birasından uzun bir yudum aldı. Bakışlarımızdan rahatsızlık duymuş olacak ki kendini açıklamaya girişti. "Biz iki kere yaptık. Hilal kendisi istedi. Zorlamadım onu. Ben hak yolunu tercih ederim." Leyla yeniden bir sigara yakarken, ben de yutkunarak bilgisayara odaklandım. "Videoya mı aldın?" Bahadır'ın kalın sesini duyduğumda refleks olarak kafamı kaldırmıştım, bu esnada kırlaşmaya başlamış sakalları görüş açıma girdi. Tekrar Asaf'a döndüğümde kararsız bakışları üçümüzün de üzerinde geziniyordu. "Yani... Evet." Bahadır iç geçirdikten sonra bezginlikle konuştu: "Eh, aferin. Artık y**ağındaki benden bile tanırlar seni, s*k kafalı." Suratımı buruşturarak Leyla'ya baktım. Sigara dudaklarının arasında yanmaya devam ediyorken kulaklarını iki avcuyla kapatmıştı. Göz temasımızdan sonra dudaklarını 'bitti mi' dercesine oynatmıştı. Kafamı olumlu anlamda salladım. "Asaf ağabey, senin telefonuna koruma programı falan yükleyelim. Kim, nasıl ulaştı bilmiyorum ama teknoloji çağındayız." Salonu mentol kokusuyla doldurduktan sonra devam etti: "Karbon ayak izi denen bir şey var. Neye güvenip de böyle bir şeye giriştiniz anlamadım." Asaf hiçbir şey söylemedi, Leyla da cevap beklemiyordu zaten. Bir sonraki mesajında attığı konumun ekran görüntüsünü aldıktan sonra devam ettim. "Konumlar dikkatini çekti mi, Yetkan?" Bahadır, bilgisayara daha yakından bakmak için sağıma doğru eğildi. Bu esnada kaliteli parfümü ve alkol kokusu, naneyle karıştı. "Dağıstanlıların şu otel." Elimi hafifçe iterek mouse'u kavradı ve yukarı doğru kaydırıp eski konumlardan birini gösterdi. Dövmeli, ince kaslara sahip kolu omzuma dokunduğunda sola kayarak ona alan açtım. "Burası Derbentlinin. Krasnodarlı, Nazranlı..." Söylediği şeyleri kafamda oturtamıyordum. Asaf, anlamış olacak ki daha dikkatli bir şekilde adresleri inceledi. "Onlar ne demek yani?" Yüzümü Bahadır'ın sol profiline çevirerek merakla sordum. Bakışlarını bana çevirdiğinde, suratlarımız olması gerekenden yakındı fakat şu anda hiçbir şey dikkatimi dağıtamazdı. "Yeni sevgilisini muhtemelen tanıyoruz demek. Kafkasya'dan." Kaşlarımı çatarak onu izlemeye devam ettim, onun kahve bakışları ise önce çeneme, ardından dudaklarıma, en son gözlerime kaydı. "Bizim," Duraksadı ama sonrasında pes etmişçesine omuz silkerek devam etti. Bu kadar yakın mesafede konuşuyorken gözlerine uzun süre bakamayacağımı biliyordum. "Çalıştığımız örgütün yarısından çoğu bizim ülkeden, Kafkasya'dan yani. Dün kulüpte gördüklerin de onlardı, en azından ufak bir kısmı. Hilal, Yetkan'la sevgili olarak zaten kendisini tehlikeye atmıştı, belli ki bizim arkadaşlarla da tanışmış." "Örgüt mü? Ne örgütü?" Titreyen bir sesle sorduğumda hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Bahadır sakince devam etti: "Senin anlayacağın şekliyle Gürcistan mafyası, Pâre."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD