Eski model telefonu bilindik melodiyle çalmaya başladığında, Mehpâre yerinden sıçradı. Asaf, Hilal'in sevgilisi, sonunda gelmişti.
Gecenin bir yarısı, kaldığı aparttan ayrılmış; bahçedeki tek kişiye, motorunun üzerinde oturan adama, yürümüştü. İnce vücudu hafifçe titredi fakat hava o kadar da soğuk değildi.
Asaf, genç kadının rüzgara karşı koyamayan turuncu saçlarındaydı. Gecenin karanlığında alev almış bir meşale gibiydi. Dikkatli gözleri, ağlamaktan kızarmış yanaklarına takıldı. Hilal Havva ise, bu kız ancak Lilith olabilirdi.
"Pâre?"
Adamın kalın sesi, kafasındaki siyah kask yüzünden boğuk çıkmıştı. Kucağındaki bebek mavisi kaskı kıza uzattı.
"Atla."
Pâre, bunun Hilal'e ait olduğunu bilerek taktı. Yutkunmakta zorluk çekiyordu, yemek yemekte ve konuşmakta bile. Adamın arkasında yerini almış, ince kollarını vücuduna sıkıca sarmıştı. Motora ilk defa biniyordu ve kendini sağlama almaya çalıştı. Asaf'ın üst bedeni, genç kızın dokunuşuyla ürperir gibi hafifçe kasıldı. Birkaç dakika içinde şehir merkezindeydiler. Adam motordan inmesine rağmen, o oturmaya devam etti.
"İyi misin?"
Motoru sabit tutarken, koyu kahve gözleri karşısındakinin üzerindeydi. Pare'nin ufak, soluk tenli elleri kaskı çıkarırken hafifçe titrediler. Ela bakışları, Asaf'ınkilerle buluştu. Bu kasvetli yüz, ona tamamen yabancıydı. En yakın arkadaşının sevgilisi olmasına rağmen ancak Hilal kaybolduktan sonra tanışabilmişlerdi.
"İyiyim. Nerede konuşacağız? Starbucks'ta mı?"
Pâre, önlerindeki kahve dükkanını çenesiyle işaret ederken konuştu. Adam, üç numaraya vurduğu kafasını kaşıdı ve onaylamaz bir cık sesi çıkardı.
"Bekle biraz, sessiz bir yere geçelim."
Adamın ardından dalgınca baktı. Hilal'in tercih ettiği erkekler gibi beyefendi bir tavrı yoktu. Küfür ediyor, emir kipleriyle konuşuyor ve herhangi bir duygu emaresi göstermiyordu. Yakışıklı değildi, hatta en az beş yaş büyük olduğuna da emindi.
Asaf, karton bardaklardan birini kıza uzatırken, koyu gözleri onu yargılıyor ve Hilal'e benzemeyen her bir tarafını karşılaştırıyordu. O kırılgan ve kabulleniciydi. Manipüleye açık, korunması gereken bir hazineydi. Bu kızın aurası ise tam tersi: saçları gibi yakıcı ve duygularının yoğunluğuyla kırmızı.
Birkaç dakika, şehrin gürültüsünde sessizce yürüdüler. Pâre'nin içi içine sığmıyor ve her şeyi anlatmak istiyordu. Hilal'in telefonun bomboş olduğunu, kaybının planlı olabileceğini, Asaf'ın yardımına ihtiyacı olduğunu tekrar tekrar söylemek istiyordu fakat beklemek zorundaydı. İnsan kalabalığı yavaşça kayboldu ve bilindik bir otelin sessiz otoparkına girdiler. Asaf, siyah bir Sedan'ın alarmının ötmesini sağladı.
"Nereye gideceğiz? Merkezden baya uzaklaştık zaten."
Pâre, içini saran korkuya rağmen sakince konuştu. Evet, Asaf en yakın arkadaşının sevgilisiydi ve ona güvenip yardımını istemişti fakat bir anlığına içgüdüleri kalbini sıkıştırmıştı. Dış görünüşüne göre yargılamak istememişti ancak bu adam güvenilir görünmüyordu.
"Sakin ol, yemeyeceğim seni. Arabada konuşacağız."
Kafasıyla yolcu kapısını işaret edip kendisi için sürücü kapısını açtı. Herhangi bir kafede veya caddede konuşamazlardı, hava soğuyordu ve bu kızın üşümeye başladığını, kızaran burnundan anlamıştı. Motoru çalıştırdıktan sonra klimaları açtı. Biraz sonra sıcak hava, Pâre'nin konuşmaya başlamadan önce rahat bir nefes almasını sağladı.
"Hilal hakkında..."
Asaf, konuşmasını sert bir sesle böldü. Bakışları kısık ve duygusuzdu.
"Sırf senin yüzünden... Annesini aradım. Sesi normaldi, Hilal'i sordum, endişelenmedi bile."
Pâre, adamın gözlerine baktı ve sevgisini sorguladı. Bu adam gerçekten onun sevgilisi miydi? İnce sesi normalden daha yüksek çıkmıştı.
"Annesinin tek umursadığı şey yeni kocası ve çocukları. Asaf, Hilal'in başına bir şey geldi, bundan eminim."
Asaf, alayla bir nefes verdi. Bu kedi fazla meraklıydı ve sinirlerini geriyordu. Gecenin bir yarısı işini bırakıp gelmişti ancak Hilal artık onun problemi bile değildi. Yüz kasları nefret dolu bir sırıtışla gerildi.
"Açık konuşalım. O o*ospunun hangi delikte olduğu s*kimde değil. En yakın gece kulübünde kafayı çekiyordur muhtemelen. Antidepresanları bırakabildiyse-"
Pâre'nin, kahve bardağını sertçe torpidonun üzerine koyması ve hızla konuşmaya başlaması, Asaf'ın sözlerini yarıda kesti. Bardaktan sıçrayan kaynar damlalar, kızın beyaz üst bacaklarına döküldü. Farkında değil gibiydi. Bağırmaya devam ederken Asaf'ın gözleri, anında kızaran teninden bir süre ayrılamamıştı.
"Sana inanamıyorum! Sevgilini hiç mi tanımadın? İyi ki senin gibi birinden hamile kalmamış, arkasından o*ospu diyen birinden!"
Lafının bitmesiyle Asaf'ın güçlü eli, kızın ufak suratını sıkıca kavradı. İşte şimdi acı çekiyor gibi görünüyordu. Ela gözleri irice açılmış, hassas teni adamın uyguladığı güçten dolayı kızarmaya başlamıştı. Asaf, alt bedenindeki karıncalanmadan nefret etti ve bu sebeple avcundaki suratı daha sert sıktı.
"Ne hamileliği?"
Asaf, tükürürcesine konuştu. Kızın suratını öyle yakına çekmişti ki, burunları birbirine değecekti. Kahverengiye çalan ufak çilleri özenle çizilmiş gibiydi. Üst dudağındaki ufak, soluk yara izi bile sanki özellikle yerleştirilmişti. Aralarındaki negatif enerji, içinde bir yerlerde ilkel dürtülerini uyandırıyordu.
"Bırak."
Pâre'nin gözlerinden belli belirsiz bir hüzün geçti ancak öfke tarafından hızla gölgelendi. Yüzünü hafifçe sağa, Asaf'ın kalın yüzüklü baş parmağına doğru çevirdi. Kırmızı dudakları, sıcak tenine dokunmak üzereydi. Adam bir anlığına gözlerini kapadı, bu esnada adem elması yavaşça hareket etti. Hemen ardından kemikli parmağı, kızın yumuşak dudakları yerine nemli ağzının içindeydi.
"Ah! Ağzını-!"
Öyle bir ısırmıştı ki, Asaf acıyla küfretmekten kendini alamadı. Teninin anında morardığına emindi. Kasıklarındaki yangın sönüverdi; neden başladığını anlayamamıştı zaten. Belki sebebi sıcak kahvenin döküldüğü dolgun üst bacaklarının görüntüsüydü, belki de çilekli şampuanının rahatsız edici kokusuydu.
"Kedi misin kızım sen?"
Parmağını ovuştururken, Pâre'nin ebesi hakkında hoş olmayan şeyler söylemişti. Kız, yalnızca suratını buruşturmakla yetindi ve kendini korumak amaçlı kollarını göğsünde çaprazladı. Adam'ın bakışları daha önce gördüğü hiçbir erkeğin bakışları gibi değildi ve bu kalbinin korkuyla atmasına sebep oluyordu.
"Bırakayım da çenemi kır, değil mi? Aptal."
Asaf, iç çektikten sonra bakışlarını kıza çevirdi; bu esnada kendini sakinleştirmeye çalışırken çene kaslarını sıkıyordu. Isırdığı yer hala acıyordu ve eğer bunu ona başka birisi yapmış olsa karşılık vereceğini biliyordu.
"Konuş şimdi. Seni arabadan atmadan önce."
Pare, yutkundu ve gergince kafasını salladı. Konuşmadan önce kahvesinden ufak bir yudum aldı. Tadı berbattı. Asaf'ın kahve seçimi de kendisi gibiydi belli ki. Nemli üst bacaklarına parmak uçlarıyla dokunuverdi, o anda teninin acısından yandığını fark etmişti.
"Hamile olabileceğinden şüpheleniyordu. Ayrıca depresyonda değildi, ilaç falan kullanmıyordu yani."
Adamın gözlerinden anlaşılmaz bir ifade geçti.
"Biliyor muydun?"
Asaf bir süre konuşmadı, belki bir dakikalığına. Gözlerini direksiyona dikmişti. İnip kalkan adem elmasını izledi Pare. Bu adam ona yardım edecek miydi bilmiyordu ama Hilal'i hala sevdiğini hissetmişti. Arkasından küfrediyor, sanki kötü birisiymiş gibi konuşuyordu çünkü bitmeyen bir şeyler vardı.
"Hayır. Ayrıldık biz. Aylar oldu."
Siyah kotunun arka cebinden, açılmamış paket Parliament çıkardı. Şeffaf pakedi soyarken, çelik yüzükler taktığı kemikli eli hafifçe titremişti.
"Benden olamaz."
Sigarayı nemli dudaklarının arasına sıkıştırıp, ucunu ateşe verdi. Pâre, adamın her bir hareketini dikkatle izliyordu. Dumanı üflerken öne doğru ittiği kemikli çenesini, düşünmekten kısılan gözlerini ve ne hissettiğini belli etmeyen yüzünün, düzgün sağ profilini. Sinirli miydi yoksa pişman mıydı?
"Bebek yani. En son ayrıldığımız gece seviştik, üç buçuk ay falan oldu. İkimiz de korunduk."
Pâre, başını olumlu anlamda sallarken kırmızı alt dudağını gergince ısırdı. Eğer Asaf değilse, o zaman başka bir adamla görüşüyor demekti ve bundan Pâre'ye bahsetmemişti. En yakın arkadaşı, belki de onu en yakını olarak görmüyordu. Kot şortunun arka cebinden, son model Apple marka telefonu çıkardı ve adamın kucağına bıraktı.
"Onun telefonu. Belki bir şeyler bulursun. Ben yalnızca w******p'a baktım. Sanki planlanmış gibi. Tüm mesajları silinmişti, seninle olanlar hariç."
Asaf, sigarayı astım ilacıymışçasına içine çektikten sonra kafasını salladı. Duman burnundan ve aralık dudaklarından döküldü. Pare duman yüzünden kesik nefesler alıyor, göğsü zorlukla inip kalkıyordu.
"Onu bulabiliriz. Yardım et bana."
Asaf, kızın söylediği şey komik bir espriymiş gibi güldü. Pare onun duygularını göstermediğini sanmıştı ama kahkahasının ardından dolan gözleri, kasılan çenesi ve titreyen ellerinden anlayabiliyordu. Bir tür kriz geçiriyor gibiydi, bir yerleri yumruklayabilse hafifleyecek bir kriz.
"Bulunmak isterse tabii."