İki

1334 Words
Birlikte şehir merkezine dönene kadar hiç konuşmadık, tamamen yabancıydık birbirimize. Ders sonraları Hilal'i almaya geldiği zamanlar hariç görmemiştim onu. Neden bizi tanıştırmadığını anlayabiliyordum. Asaf, herhangi biriyle tanıştırabileceğiniz bir adam değildi. Hilal başka birisiyle görüşüyordu, onunla bebek sahibi olma planları yapıyordu ve o kadar kendi dertlerime gömülmüştüm ki hiçbir şeyi fark edememiştim. "Aparta bırakayım seni." Mavi kaskı uzatan Asaf'a bakabilmek için kafamı kaldırdım. Gözleri hala kırmızıydı, dudakları hafifçe şişmişti. Karakterini beğenmemiştim, tutuşundan dolayı yüzüm hala biraz ağrıyordu fakat hamilelik olayının onu ne kadar yıktığının farkındaydım. "Yanlış anlamazsan yakınlarda bir bar var. Bizim okulun öğrencileri gidiyor sadece. Bu saatte boştur. Oturalım mı?" Yumuşak bakışlarım, kemikli yüz hatlarında gezindi. Şefkatli bir insan olduğumu söyleyemezdim aslında ama Hilal söz konusuysa kendimi öyle olmaya zorlayabilirdim. "Olmaz. İçesim yok." *********************** "Çorba mı içesin vardı?" Suratımı buruşturarak fısıldadım Asaf'a doğru, zira çalışanları ya da sarhoş müşterileri rahatsız etmek istemiyordum. Saat gecenin iki buçuğuydu, bu sebepten açık olan yerler ya bar ya çorbacıydı. Asaf'ın koyu bakışları, telefonda biriyle konuşurken bana kaydı ve susmam için olduğunu biliyordum. Etraftaki işkembe kokusu mercimeğinkini bastırıyordu ve her an öğürebilirdim. Garsonlardan biri yanımıza gelip Asaf'a selam vermiş, sonrasında bana kaymıştı gözleri. "Aa, ben seni tanıyorum. Bizden kopya istemiştin." Kendimi tutamadan konuştuğumda esmer, uzun boylu çocuk mahçup bir şekilde gülümsedi. Hemşirelik birinci sınıftı ve üst sınıfların yardımıyla vizeleri geçebilmişti. Boyuna göre zayıf ve formasının altında iyi giyinimliydi. Asaf, telefonu kapattıktan sonra beni masalardan birine yönlendirdi. "Bize iki işkembe getir koçum." Bu adamın davranışlarına suratımı ekşitmek dışında tepki veremiyordum tanıştığımızdan beri. Kabaydı ve çok fazla küfrediyordu. "Ben işkembe yemem." Sızlanır gibi konuştum. Mızmızlanmak istemiyordum ama o çorbanın düşüncesi bile midemi bulandırmaya yetiyordu. "Ne inatçısın be kızım. Biri mercimek olsun." Asaf'ın yüzünü aydınlık ortamda inceleme fırsatım yeni olmuştu. Parmak uçlarının arasındaki siyah zippoyu belirli aralıklarla temiz masaya vururken derin nefesler alıyordu. Kendini ikna etmeye çalışıyor olabilirdi. Eski sevgilisi ortada yoktu, son zamanlarında başka bir adamla birlikteydi; öyle ki çocuk sahibi olmayı göze almıştı. Belki de bir gün tekrar barışacaklarını düşünüyordu. Tabakları dikkatle bırakan çocuğa içten bir şekilde gülümsedim. Gitmeden önce derin tabaktaki yeşillikleri önüme koyduktan sonra konuştu. "Salata ikramımız. Afiyet olsun." Asaf alayla, boğuk bir şekilde güldü. Sorarcasına baktığımda tek kaşını, bitiş kısmına jiletle çizik atılmıştı, kaldırdı. "Çocukluğumdan beri gelirim, bir kere salata ikram edilmedi." Gözlerimi kısarak çorbayı içişini izledim. Nedenini bilmediğim bir şekilde, bu adamın davranışları içimde bir yerlere dokunuyor ve karıncalanma hissi yaratıyordu. İyi mi kötü mü olduğuna karar verememekle birlikte, dikkatli olmam gerektiğini hissediyordum. Asaf, bir anda ayaklandığında gelen kişiyi görmek adına kafamı kaldırdım. Kıvırcık, uzun siyah saçlar ilk dikkatimi çeken şeydi bu kızda. Kahverengi gözleri gençliğin verdiği heyecanla ve zeka belirtileriyle parlıyordu. "Selam. N'aber ağabey?" Asaf'a kısaca sarıldığında boy farklarının fazla olmadığını fark ettim. Bedeninin kaslı olduğu bacaklarından belli oluyordu. Bana döndüğünde ince dudaklarında bir gülümsemeyle konuştu: "Hilal sen misin? Çok güzelmişsin. Leyla ben." Ben daha cevap veremeden Asaf'ın sert sesi duyuldu. Sıkılmış gibi bir tınısı vardı. "Değil. Otur şimdi." Kız şaşkınlıkla güldü. Bu sırada görünen dişlerinin uzunluğu bir vampiri andırdı. Büyük sırt çantasını sandalyenin arkasına astı ve karşıma oturdu. Göz teması kurduğumuzda Asaf'a yönelerek sormuştu: "Hilal mi değil, güzel mi değil?" Asaf, suratını buruşturarak kıza baktı. Cevabı umursamazca ve gelişigüzeldi. "İkisi de." Ona sadece bakmak bile gözlerimi devirmeme yetti. 'Aptal' diye mırıldandım ve iç çektim. "Pare ben de, memnun oldum." Asaf önümdeki salatayı kendi önüne çekerken iğneleyici bir ses tonuyla konuşmuştu: "Hilal'le tanışmak istiyorsan önce onu bulmamız lazım. Bilgisayarın yanında mı?" Leyla kafasını olumlu anlamda salladı. Büyük sırt çantasını önüne çekti ve kullanılmaktan eskimiş, pahalı marka bilgisayarını çıkardı. Önünü boşaltmak amaçla salata kâsesini önünden çektim. Ufak, kibar bir gülümsemeyle bana baktı ve ekranı kaldırarak başlatma düğmesine bastı. "Bulmamız lazım derken? Nerede ki?" Asaf sesli bir şekilde çorbasını içiyordu, nedense beni rahatsız etmemişti bu ama Leyla'nın çıkan seslere katlanamadığını fark etmiştim. Ağzı doluyken konuşmak için kafasını kaldırdı, bu sırada yağlı işkembe ağzından çenesine doğru aktı. "İğrençsin." Dudaklarımın arasından mırıldandıktan sonra masanın üzerinden uzanıp, avuç içimle çenesini sildim. Düşünmeden yaptığım bir hareketti, hiçbirimiz umursamamıştık da. Sanki kaybolmasının suçlusu Leyla'ymışçasına sinirle konuştu. "Nereden bileyim kızım? Kayıp işte. O yüzden bulmamız lazım dedim ya." Elinin tersini, çenesi boyunca gezdirirken koyu kahve gözleri ufak bir anlığına elime takıldı, sonrasında ise Hilal'in son model telefonunu masaya koydu. Leyla, telefonu eline alırken sorar gözlerle önce bana, sonra Asaf'a baktı. "Mesaj, not, fotoğraf, mail... Ne varsa geri getir." Doğru düzgün iletişim kuramıyor oluşu mağarasından yeni çıkmış ilk insanları andırıyordu ve bu, sinirlerime dokunuyordu. "Yani getirebilir misin? Aparta gelmedi, aradığımda telefonun odada olduğunu fark ettim. Şifresini kaldırmıştı ve sadece Asaf'la olan mesajlaşmaları duruyordu. Başına bir şey geldi bence. Kimse telefonu olmadan dışarı çıkmaz." Kısaca açıkladığımda kız kafasını olumlu anlamda salladı. Asaf, kesilmiş ekmeklerden birini ikiye bölerken sakince konuştu. "Hanımefendi polise gitmek yerine bana geldi. Ne s*kindirik işlerle uğraşıyorum." Polis kelimesini duymak kalbimde anlamsız bir ağrıya sebep oluyordu. Üvey babamdan kurtulalı en az üç sene geçmişti ama travmalarımı kabullenemediğimden vücudum onu hatırlatan en ufak şeye hâlâ tepki veriyordu. Alt dudağımı dişlerken herhangi bir cevap vermedim Asaf'a. 'Polisler bir şey yapmaz, umursamazlar bile.' demek istesem de sessiz kalmalıydım. Mercimek çorbam soğumaya başlamıştı bile, ilk kaşığı aldığımda fark etmiştim. "Polislerin çok da umurundaydı." Leyla düşüncelerimi birebir dile getirdiğinde rahatlamış hissettiğimde minnettar bir şekilde gülümsedim. Mavi ekran koruyucu gözlüklerini taktı, dizüstü bilgisayarının parlak ışığının yansıdığı yüzü ciddiydi. "Burada internet çok kötü." Asaf'ın telefonu masada titremeye başladığında, Leyla'ya kısa bir bakış atıp cevapla tuşuna bastı. "Efendim ağabey? Çorbacıda. Gelemem şimdi. Arkadaşlarlayız. Gelemem dediys- iyi a*ına koyayım. Tamam." Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldı. Alt dudağımı çiğnerken onu izliyordum; gergin olduğumda fark etmeden yaptığım bir hareketti bu. "Papaz'a gidiyoruz. Hadi." Şaşkınlıkla ona baktım, saat gece üçü geçiyordu ve Papaz da neresiydi? Bir an itiraz edecektim, sabah erkenden staja gitmem gerekiyordu, finaller yaklaşmıştı, bu adama pek de güvenmiyordum fakat Hilal için her şeyi yapmaya hazırdım. ********* Papaz dedikleri yer bir gece kulübüydü. Şehrin pahalı otellerinden birine çok yakındı ve oldukça işlek bir caddedeydi. İçimi rahatlattı bu, zira Asaf'la ıssız bir yerde olma fikri ürpermeme sebep oluyordu. Leyla'nın ara ara bakışlarını üzerimde hissediyordum, kim olduğumu, Asaf'la ne zaman tanıştığımızı merak ediyor olmalıydı. Bu geç saate rağmen, insan kalabalığının fazla olduğu caddede yürüyorduk. Yüksek bel kot şortum yüzünden bacaklarım soğuktan titriyordu ve midem endişeden bulanıyordu. Hilal'i bulmak ne kadar sürecekti bilmiyordum fakat bir senemi ve hatta stajımı onun için yakmaya hazırdım. Kulübe kimliklerimizi göstermeden girdiğimizde içerisinin asker koğuşundan hallice olduğunu fark etmiştim. Normalde olsa damsız girilemeyecek gece kulübünde neredeyse herkes erkekti. Alt dudağımın kenarını dişlerken Leyla'nın elini elimin üzerinde hissettim, hafif bir dokunuştu. Güven vermek ister gibi ancak burada güvenebileceğim tek kişi bendim. "Yetkan! Çabuk." Barmenin seslendiğini duydum. Garip olansa hemen arkasından Asaf'ın koşar adımlarla ona gitmesi ve fırlattığı önlüğü yakalamasıydı. Leyla dirseğimden tutup hafifçe barmene doğru yönlendirdi. Yakınlaştıkça, adamın yüzünü daha iyi seçebilir hale gelmiştim. Kırklarının sonlarında görünüyordu zira saç ve sakalında beyazlar vardı. Karizmatik yüzünde kırışıklık bile olsa yakışırdı. "Bahadır ağabey, internet nerede iyi çekiyor?" Bahadır'ın, Asaf'ınkileri andıran koyu kahve gözleri üzerimde oyalanırken selam verircesine gülümsemişti. "Tuvalete yakın olan masalarda. Bahadır ben. Asaf'ın ağabeyiyim." Gümüş yüzüklü elini bana uzattığında hızlı bir hareketle sıktım. Gülümsemeden edemedim, hatta biraz fazla sırıtmış olabilirim çünkü Asaf'ın sinirime dokunan homurdanmasını işitmiştim. "Pâre ben de, memnun oldum." Leyla önden ilerlerken ben de peşinden adımladım. Tuvaletin hemen dibindeki masa boştu yalnızca. Leyla U şeklindeki koltuğun ortasına geçtiğinde, ona yakın olabilmek için hemen soluna oturdum. "Hilal'in olayı ne? Sık sık böyle şeyler yapar mı?" Odaklandığından ötürü mırıldanır gibi konuşmuştu. Müzik sesi buradan az duyuluyordu ve ne bar kısmı ne de geniş alan görünmüyordu. "Hayır. Yani, normalde eve geç geldiği olurdu. Bazen günlerce gelmezdi ama hep haber verirdi. Bu kez farklı, eminim." Kafasını bilgisayar ekranından kaldırıp gözlerime baktı. Yüzündeki ifadeyi çözmeye çalıştığım sıra dizlerimiz hafifçe birbirine sürtündü. "Arkadaş seçiminde iyiymiş." Minnettar bir gülümseme belirdi dudaklarımda ancak Asaf'ın masaya bira bardaklarını sertçe çarpmasıyla ikimiz de şok içinde ona döndük. "Boşuna kürek çekiyorsun." Asaf, Leyla'ya doğru eğilirken yüksek sesle konuştu. Koyu kahve gözleri muzipçe parlıyordu. "En azından otuz bir çekmiyorum." Leyla suratını buruşturarak, Asaf'ınkinden daha saçma bir cümleyle cevapladı onu. "O da olur gibi. İkramımız, afiyet olsun." Bana hiç bakmadan arkasını döndü ve diğer masalara servis yapmak için hızlı adımlarla uzaklaştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD