Dört

1137 Words
Leyla'nın sesli biçimde küfrettiğini duyduğumda ne bağırabilmiş, ne de kendimi koruyabilmek için hamle yapabilmiştim. Tüm bunlar ne kadar sürdü, kaç saniyedir ya da dakikadır yerde bayılmış gibi yattım bilmiyorum ancak bir elin kolumdan, diğer ikisinin ise koltukaltlarımdan biraz sıkıca kavradığını hissetmiştim. Acının en büyüğü dizlerimdeydi. Avuç içlerimle elimden geldiğince suratımı, kirli fayansa çarpmaktan kurtarmıştım ancak çenem için aynı şey geçerli değildi. Sanki kemiklerim birkaç santim geriye oynadı, ağlamak istemedim fakat acıdan gözlerim nemlenmişti. "Dikkat et Caner. Ringde değilsin." Leyla'nın koruyucu tutuşunu sol kolumdakiydi fakat diğeri tamamen yabancıydı ve Bahadır'a aitti; Asaf'ın ağabeyi. Hitap ettiği kişiyi, suratını ikiye bölen çirkin yarasından tanımıştım. Az önce göz göze geldiğim sarışın çocuktu bu. "Niye yaptın ki?" Titreyen bir sesle sormuştum ve zayıf görünmek umurumda bile değildi. Zihnim pusluydu, midem fena halde çalkalanıyordu ve düşmek dengemi sarsmıştı. Sorduğum soru karşısında kahverengi, çekik gözlerini devirdi. Sanki onun önünde olmam benim suçumdu, itilmeyi hak etmiştim. Samimi bir şekilde gülerek Bahadır'ın sorusunu, yaptığı şey normalmişçesine yanıtladı: "Haklısın. Ringde olsak bayıltmıştım." Leyla'nın kolumdaki tutuşu sıkılaşırken Asaf'ın yumruğu, çocuğun yeni dikiş atılmış yüzüne indi. Yanımıza geldiğini görmemiştim, gerçi yaşlar yüzünden buzlu bir camın arkasından izliyor gibiydim. İki elimi de yüzüme kapatarak hıçkırığımı yumuşatmayı denerken Bahadır'ın göğsüne doğru dönmüştüm. Caner denilen çocuğa üzülmedim, zira Asaf suratını ikiye tekrar bölse onu durdurmazdım. "Yetkan!" Bahadır'ın kalın, sigaradan boğuklaşmış sesi kulağımda çınlamıştı. Az önce bedenimde olan elleri, Asaf'ı gri t-shirtünden kavradı ve güçlü vücudunu vahşi bir köpeği ehlileştiriyormuş gibi sarsarak kendisine çekti. Etraftakiler olanları izliyor, hiç kimse müdahale etmiyordu. Kahkahalarla gülenler, beni suçlayanlar, Caner'in neden daha sert itmediğini sorgulayanlar bile vardı. İrice açılmış gözlerim Asaf'ın çıldırmış gibi görünen suratındaydı. Biliyorum, bağırıyordu, abisini itmeye çalışıyordu fakat kulaklarım uğuldadığından kelimeleri seçemiyordum. Hakkımda edilen küfürler, fiziğim hakkındaki yorumlar bile sanki anlamsız harfler, kelimelerden ibaretti. Ağlamamak için kot şortumun açık bıraktığı bacaklarımı tırnaklamak zorunda kaldım. Bu insanlar normal değildi; öyle cani ve insanlıktan uzaklardı ki, Asaf dışında bir kişi bile tepki göstermemişti. O an fark ettim. Hilal böyle insanlarla takılıyordu ve sırf göz göze geldim diye neredeyse şiddet gördüğüm şu ortamda, başına her şey gelmiş olabilirdi. Hilal saf biriydi, insanlara güveni tamdı ve ben kendimi koruyamamışken o hiç yapamazdı. Leyla beni çekiştirerek yürütmeye çalıştığı sıra, yanımızdaki masada oturan adamlardan biri kalçama sert bir tokat attı. Düşerken bağıramamıştım fakat şimdi kulak tırmalayan bir çığlıkla öne doğru bir iki adım atmak zorunda kaldım. Gece kulüplerine damsız alınmamasının bir sebebi vardı ve bunu acı bir şekilde tecrübe ediyordum. Üvey babamdan kurtulunca şiddetin hayatımdan çıkacağını sanmıştım ancak yanılmıştım. "Yürü, Pare." Bahadır'ın sigara kokan nefesini kulağımda hissettiğimde, Leyla'nın tutuşu çoktan yok olmuştu. Uzun bedeni hemen arkamda, geniş avuçları omuzlarımdaydı. Bacaklarımı hareket ettirmek ya da vücudumun kontrolünü sağlamak iki katı zordu şimdi. "Kızları eve götür, haydi." Asaf hızlı hareketlerle, neredeyse sökercesine önlüğü çıkarıp barın arka tarafına fırlattı. Leyla muhtemelen bilgisayarını almaya gitmişti, ben ise titreyen dizlerimle öylece barın ön kısmında dikiliyordum. Şiddeti deneyimlemiştim, acının nasıl hissettirdiğini biliyordum ama üvey babama göre eğer yanlış bir şey yapmazsam cezalandırılmazdım; bana öğretilen buydu. Bunu birilerine söylemem gerekiyordu. "Bir şey yapmadım." Kafamı kaldırarak Bahadır'ın kahverengi gözlerine baktığımda, beni duyabilmek için hafifçe eğildi. Sağ eliyle sakalını sıvazlarken, diğer eli omzumdan saçlarımın üzerine kaydı. Sanki kafamı okşar gibiydi ya da öyle düşünmek istemiştim. "Ona hiçbir şey yapmadım. Yemin ederim." İfadesiz suratına rağmen yumuşayan bakışları, yüzümün her bir noktasını izliyordu. Beni önemsemiyordu, biliyordum ama bunu istedim. Umursamasını, Caner'in yaptığı şeyi hak etmediğimi söylemesini ve sırtımı sıvazlamasını. Aptalca bir istekti zira birbirimizin hiçbir şeyiydik. İçimdeki kız çocuğu onaylanmak için yalvarıyordu. Bahadır hiçbir şey söylemediğinden kendimi açıklamaya dair hevesim kırılmıştı ve Asaf kolumdan çekip götürene kadar onun gözlerine bakakaldım. *************************** Asaf ve Bahadır'ın stor perdelerin kapalı olduğu dağınık fakat temiz evleri, yeni doğan güneşe rağmen karanlıktı. Mutfakla salon iç içeydi, bütün mobilyalar birbiriyle uyumsuzdu ve öğrenci evinden farkı yoktu. Turuncu, üç kişilik koltukta Leyla ile oturuyorken, dizlerimde donmuş patates poşeti vardı. Siyah bir duvar saati, tıpkı televizyon gibi duvara monteliydi fakat 12:32'yi gösterir halde durmuş olduğundan staj başlamış mıydı hiçbir fikrim yoktu. Burada, yeni tanıştığım bir adamın evinde, yine yeni tanıştığım bir kızın omzuna yaslı şekilde oturuyordum. Zihnim bomboştu, düştüğümden kaynaklı dizlerim ile çenem fena halde sızlıyordu ve Hilal'i bile düşünecek halde değildim. Tekli, eskimiş krem renkteki koltukta Asaf vardı. İyice öne kayarak yatar pozisyonda oturmuş, kollarını göğsünde çaprazlamıştı. Uyuyor muydu bilmiyorum ancak gözleri kapalı, üst bedeni çıplaktı. Evlerine geleli belki iki saat oluyordu. Leyla, küçük, buzlu pet şişeyi çeneme bastırmam için vermişti. Açık bir yaram olmadığından yapılabilecek tek şey buz press yapmaktı ki bence buna da gerek yoktu. Birkaç morlukla baş edebilirdim. Asaf hafifçe kıpırdandıktan sonra telefonunu kontrol etti ve bir küfür mırıldandı. "Gel. Uyu biraz. Sonra bırakırım seni aparta. Leyla sen de geç." Leyla kafasını salladı. Kalkmama yardımcı olmak için, buzu çoktan çözülmüş patates poşeti ile nemlenmiş şişeyi aldı ve mutfağa geçti. Asaf, kolumu orantısız bir güçle kavradığında sessiz kaldım zira bunu bilerek yapmadığının bilincindeydim. Karanlık koridora adımladığımızda, giriş kapısının karşısındaki odaya yönlendirmişti beni. Evinde bir boş vermişlik vardı. Salondaki bitkiler solmuştu ki aralarında su istemeyen kaktüsler bile vardı. Ne Asaf ne de Bahadır, çiçekleri yaşatabilen insanlar değillerdi. Bu, can almak gibi acımasızca olmasa bile, ölüme göz yummaktan faklı değildi. Bir kediyi aç bırakmaktı, eşine sevgini hissettirmemekti, ambulans sireni duyduğunda kalbinin sızlamamasıydı. "Ben tamirhaneye gidiyorum. İşim ne zaman biter belli olmaz. Burada kalın, gelince bakacağız Hilal'in telefonuna." "Teşekkür ederim, Asaf." Neredeyse fısıldayarak konuştuğumda, sağ elini hafifçe çenemdeki morluğa dokunmak için kaldırdı ve gümüş renkteki zincir bilekliği koluna doğru kayıverdi. Bu hareketi geriye adımlamama sebep oldu zira aramızdaki çekime kapılmamam gerektiğinin farkındaydım. Bakışları eski, öfkeli haline geri döndüğünde başka bir şey söylemeden odadan çıktı. ****************** Gözlerimi zorlayarak aralayabildiğimde, ev bu kez zifiri karanlıktı. Asaf'ın yumuşak, çift kişilik yatağındaydık ve her yer onun deodorantı gibi kokuyordu. İnce yorganı üzerime tamamen çekmiş, Leyla'yı örtüsüz bırakmıştım ama oda o kadar sıcaktı ki üşümediğine emindim. O anda, saatten bihaber olmama rağmen en az on saattir uyuyor olduğumuz gerçeği tokat gibi çarpmıştı. Sabah gün ışırken gözlerimi kapatmıştım ve şu anda kim bilir saat gecenin kaçıydı. Hilal bir buçuk gündür yoktu. Panikle doğruldum ve yatağı el yordamı ile yoklayarak Leyla'nın sırtına dokundum. "Leyla, uyan. Akşam olmuş." Uyanmak istemediğine dair bir şeyler mırıldandığı sıra kapı ardına kadar, gürültüyle açıldı. Bahadır uzun figürüyle, neredeyse kapı ile aynı boydaydı, dikiliyordu. Suratında memnuniyetsiz ve alaycı bir gülüş vardı. Koridorun ışığını yakmıştı ve Asaf'ın odasının girişini aydınlatırken, onu tamamen görebiliyordum. Gri eşofmanı, kolsuz siyah t-shirt ve çıplak ayaklarıyla karşımızdaydı. Boğazımın kuruduğunu hissettim. Çok uyuduğumdan mı yoksa vücudumun ona verdiği bir tepki miydi bilmiyorum. "Açlıktan bayıldınız sandım." Leyla, kocaman açılmış gözler ve panik adımlarla beni odada yalnız bırakırken neredeyse bağırmıştı. "Altıma işeyeceğim ağabey, çekil!" Bahadır, onun haline güldükten ve geçmesi için alan açtıktan sonra, eş zamanlı olarak gülümsemesi soluverdi zira gözleri beni bulmuştu. İçeriye adım attı, bir eli kapının kolundaydı. Sanki kapatacaktı, yapar mıydı? İkimiz burada, karanlık odada, aramızda en az on adım mesafe varken bunu neden yapacaktı ki? Asaf'ın yüksek sesi, Bahadır'ın ikinci adımı atmasını engellemişti. "Sevgilisi, Hilal'i tehdit ediyormuş."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD