Bahadır, gece boyu farklı tatlardaki kokteylleri denememiz için masamıza gönderdi. Leyla ile barın en ıssız köşesinde oturuyorken birkaç dakikalığına masaya uğramış, bizimle kısaca sohbet etmişti. Bahadır ve Asaf'ın aralarında en az on beş yaş vardı. Etkileyici bir auraya sahip, etrafında olması eğlenceli birine benziyordu fakat oldukça yüzeyseldi. İşinden gereği herkesle kısaca konuşuyor ve en fazla iki dakikasını ayırıyordu. Bunu fark etmemin sebebi onu biraz fazla izlememdi zira bakması zevkli biriydi.
Gönderdiği kokteyllerden bazısı şekerliydi, bazısında limon tadı baskındı ve içemiyordum. Sarhoş olmamamız için porsiyonları küçük tutuyordu ama bünyem alkole hiç alışık olmadığından zihnimin puslanmaya başladığını hissedebiliyordum. Leyla'nın bilgisayarda yaptığı şeyleri takip etmeye çalışıyordum elbette, ancak gözlerimin odağı kayıyor gibiydi. Leyla derin bir nefes verdi ve Hilal'in telefonunu biraz sertçe masaya bıraktı. Siyah kıvırcık saçları, badem şeklindeki gözlerinin önüne dökülüverdi. Kalın kapüşonlusunun yaka kısmını çekiştirdiğinde terlemiş olduğunu fark ettim çünkü tuvalet kapısının hemen yanındaki masadaydık ve bu kısımda oturmayı kimse tercih etmediğinden klimalar kapalıydı.
"Yüklenir birazdan ama ne kadar kısmını geri getirebilirim bilmiyorum. Google hesaplarının ve iCloud'un senkronizasyonları kapalı. Android kullanıyor olsa daha kolay olurdu da..."
Söylediklerini duyabiliyordum fakat olumlu bir şeyden mi bahsediyordu anlayamamıştım.
"Yani?" Dedim yutkunduktan sonra. Asaf, pembe renkli iki küçük bardak bıraktı cam masaya. Kristal bardakların ağız kısmını çevreleyen toz şekerlere bakarken midemin hafiften çalkalandığını hissettim. Üzerimdeki gözleri keskindi ve ne yaparsam yapayım onun tarafından yargılanacak gibiydim.
"Bitti mi?"
Bana doğru yürüdükten sonra üzerimden Leyla'nın bilgisayarına doğru eğildi. Elindeki altın rengi tepsiyi benden uzaklaştırırken, ağır deodorantıyla karışık ter kokusu gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. Aslında rahatsız olmazdım ama midem o kadar doluydu ki şu anda en ufak şey bile beni rahatsız ederdi. Leyla olumsuz anlamda bir ses çıkardı.
Müziğin sesi daha yüksekti artık. İnsanların dans ettiğine emindim. Leyla içkilerden birini yudumlarken ayağa kalkar gibi olduğunda, Asaf bezginlikle bir nefes verdi. Siyah pantolonu belinden düşecek gibiydi ve gri t-shirtünün kollarını yukarıya doğru kıvırıp, sağ kolundaki farklı şekillerdeki dövmelerini ortaya çıkarmıştı. Sanki yeteneksiz bir ressamın eskiz defterini geçirmişti koluna. Bacakları olan bir balık vardı mesela. Ben de kıkırdarken parmak uçlarımla dokunuverdim. Nedense birbirimize dokunmak normal hissettiriyordu. Ondan hoşlanmamıştım, onun da benden hazzetmediğini hissediyordum ancak konu temas olunca bunun bir önemi kalmıyordu. Kulübün loş ışığından ve siyah duvarlarından bayılacak gibi oluyordum; bir de üstüne Asaf'ın ağır erkeksi koku ekleniyordu ki, bu asla iyi bir şey değildi. Çirkin dövmesinin üzerindeki parmak uçlarımla onu hafifçe ittirdim.
"Uzaklaş yoksa kusacağım."
Kafasını bana doğru çevirdi ve sonunda bilgisayar ekranından uzaklaştı. Yüzü memnuniyetsiz, sesi sertti.
"İçmeyi kes o zaman."
Kafamı kaldırıp ona baktım. Gözlerimiz birleştiğinde alt dudağımı dişlerimin arasına almıştım bile. Önümde iri sayılabilecek vücuduyla dikilirken gerilmemeliydim, bakışlarıyla beni yargılamasına izin vermemeliydim ama tuhaf bir enerji vardı aramızda.
"Dövmen çok çirkin. Yürüyen balık."
Hıçkırdıktan sonra zorlukla konuştum. Onu sinirlendirmek gibi bir dürtü vardı içimde. Belki sarhoşluktan kaynaklanıyordu ya da boktan kişiliğimden. Gözleriyle sağ kolunu kontrol ettikten sonra alayla bir ses çıkardı.
"Hilal'in çizimiydi."
Hafifçe gülümsedim. O zaman güzeldi. Hilal'in dokunduğu her şey benim için güzeldi, bu sebepten mi Asaf'a çekiliyordum?
Leyla, dirseğimden nazikçe tutup ona dönmemi sağladı. Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Kare şeklindeki yüzü düşünceliydi fakat nazikti. Sadece bir iki saattir tanışıyor da olsak kız arkadaşlık böyleydi benim için; nezaket dolu ve güven verici.
"Uzun sürebilir yüklenmesi. Gel, hava alalım biraz."
"Gitmesek mi? En azından yüklenene kadar beklesek?"
Yumuşakça sordum. Tamamlanmadan gidersek içim rahat etmezdi çünkü.
"Ben buralardayım. Çıkın siz."
Asaf, güven verircesine konuştu. Gerçekten de buralarda olup kontrol edeceğini hissettim, ne de olsa Hilal'e aşıktı.
******************
Leyla, sakız kutusuna benzeyen paketten ince bir sigara çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Suratına yakışan, Yunanları andıran burnunun üzerindeki çillere takıldı gözlerim. Maskülen bir güzelliği vardı.
"İster misin?"
Yeşil-beyaz renkteki sigara pakedini uzattı. Kafamı olumlu anlamda sallarken bir tanesini çekip çıkardım. Normalde sigara içmezdim ama şu anda ihtiyacım vardı. İnce dalı dişlerimin arasına sıkıştırırken, kafamı hafifçe Leyla'nın elindeki turuncu çakmağa doğru eğmiştim.
Hilal neredeydi bilmiyordum, hiçbir fikrim de yoktu. İki senedir ev arkadaşıydık, birbirimize her şeyi anlatırdık ancak arkadaş ortamlarımız tamamen farklıydı. O, üniversite hayatını her şeyi deneyimleyerek yaşamak istemişti ve bu sebepten çevresinde her türlü insan bulunuyordu. Benim çevrem ise tam tersiydi. Hemşirelik stajında edindiğim arkadaşlıklar ve ders çalışma grubundan öğrenciler ve sınıftan birkaç kişi.
"Yanlış anlamazsan bir şey sormak istiyorum."
Leyla'nın sözlerine başımı salladım ve sigaranın mentollü dumanını içime çekerek bir süre ağzımda beklettim.
"Asaf ağabeyle aranda ne var?"
Sorusuna boğulur gibi gülmüştüm, boğazıma kaçan duman yüzündendi.
"Hiçbir şey. Tanışalı üç saat falan oluyor."
"Öyle görünmüyorsunuz. Seni sevgilisi sandım görünce."
Kafamı hayır anlamında sallarken suratımı buruşturdum. Vücutlarımızın birbirine aşina olduğu açıktı fakat bunun tamamen ten uyumu denen kimyasal bir şeyden ötürü olduğunu biliyordum. İleriki zamanlarda aramızdaki negatif enerji nefrete dönüşse dahi, aramızdaki tensel çekim varlığını sürdürecekti.
"Senin neyin oluyor? Mağara adamı gibi konuştuğunda kötü tepki vermiyorsun, şaşırdım."
Leyla kıkırdarken, bitmek üzere olan sigarasının külünü yere doğru silkti. Şu anda boş olan ama gündüzleri en işlek olan caddelerden birindeydik. Sokak lambalarının aydınlattığı barın girişinde öylece dikiliyorduk. Açık olan birkaç bar daha vardı ancak burası kadar yoğun olduğunu zannetmiyordum.
"Aynı binada oturuyoruz. Küçüklüğümden beri tanırım onları. Alıştım artık emirlerine falan, o varken feminist tarafımı bir tarafa bırakıyorum."
"Mantıklı. Ben iki dakika zor dayandım."
Üç kişi gürültülü bir şekilde kapıdan çıktığında gözlerim ister istemez onlara kaymıştı. Tekin tiplere pek benzemiyorlardı, eskimiş motorcu ceketi giyiyorlar ve küfür ediyorlardı. İçerideki adamların birçoğu için aynı şeyi söyleyebilirdim. Aralarında yalnızca birkaç dakika durmamıza, ardından onlardan uzak bir köşeye çekilmemize rağmen anlamıştım. Yaşları genç görünüyordu, nispeten kısa olanı arkadaşlarına bizi gösterince, Leyla bir adımda önüme geçerek görüş alanımı kapatıverdi.
"Pek göz göze gelmemeye çalış. İçeri girelim."
"Neden? Kim ki onlar?"
Fısıldayarak sorarken peşine takılmıştım bile. Uzun boylu, sarışın çocukla istemeden göz göze geldiğimde hafifçe ürperdim zira suratını boydan boya kaplayan çirkin yara izini görmüştüm. Yeni dikiş atılmış olmalıydı, etrafı buruşuk ve kırmızıydı. Midem bulanmaya devam etti, hemşirelik stajında daha beterlerini görmüş olsam da henüz alışamamıştım.
"Aaa... Sen ne iş yaptıklarını bilmiyorsun."
Önümden yürüyorken kafasını bana doğru çevirdiğinde, başımı kaldırıp merakla ona baktım. Düz, kahverengi kaşları hafifçe havalanmış; dudakları aralıktı.
"Sır değil tabii ama Asaf ağabey söylese daha iyi olur."
"Böyle konuştuğuna göre garsonluk değil."
Alaylı şekilde konuşmuştum fakat merak beni ele geçirmişti bile. İçeri girdiğimizde birçok kafanın bize döndüğünün farkındaydım, yine de dikkatim bize bakmayan Asaf'taydı. Onlarca farklı içki çeşidinin raflarda dizili olduğu bar kısmındaydı. Kısık sarı ışık, daha iyi görebilmem için yorgun bedenini aydınlatıyordu. Taşıdığı ağır tepsi yüzünden kol kaslarının nasıl şişip indiğini, terden parlayan alnını ve yüzündeki hoşnutsuz ifadeyi dalgınca izlemiştim. Çok sık kaşlarını çatıyor, sizden nefret ediyormuşçasına bakıyor, en kaba biçimde konuşuyordu. Ona bakakaldığımı hissetmiş gibi kafasını bana çevirdi.
Göz göze geldiğimiz an, arkamdan birisini çarpmasıyla öne doğru savruldum. Alkolün verdiği mide bulandırıcı sarhoşluktan ötürü hiçbir yere tutunamadım ve yüz üstü kirli zemine kapaklanıverdim.