Yakut, havasızlıktan rutubet kokmaya başlayan eski antrenman odasına İrem'in arkasından girdiğinde, kalbi özlemle sızladı. Bahadır Hoca okula geldikten sonra, bu salona girmelerini yasaklamıştı. Eşyalarını depoya taşıtmış, kızları ortalıkta antrenman yapmak zorunda bırakmıştı.
Zaten en başından beri takımın kapanacağı kesindi. Yakut'un çabalarının boşuna, kızların inatla antrenmanlara devam etmelerinin ise gereksiz olduğunu, Bahadır hep biliyordu. Yine de kızın bu çaresizlikle aksiyon alması, adamın acımasız tarafını beslemişti.
Kız kollarını etrafına dolayarak salonun ortasına doğru yürüdü, bir yandan da karşı duvarı tamamen kaplayan, artık tozdan kirlenmiş olan aynaya eski anıları zihninde canlanır gibi baktı.
''Arkaya geç.'' diye hafifçe itekledi kızı İrem. ''Önde duracağını düşünmedin herhalde.'' Platine yakın sarı saçlarını arkaya doğru savurup, yalnızca Yakut'un görebildiği sinsi bir ifadeyle onu süzdü. Kız, itiraz etmedi. İçinden bir ses, bu takımın yürümeyeceğini söylüyordu. İçeriye, suratında utanmış gibi bir ifadeyle Kerem ve umursamaz görünen Rasim girdiğinde, Yakut çoktan en arkaya geçmiş, duvara yaslanmıştı. Çocuklar, belli ki burada olmak istemiyorlardı, zaten seçmelere de katılmamışlardı. Yakut, Leyla ve Melis'in heyecanını dudaklarında geniş bir gülümsemeyle izlerken, Rasim'in kendisine doğru yürüdüğünü aynadan görmüş ama fark ettiğine dair herhangi bir reaksiyon vermemişti. İrem, aynanın önüne bıraktığı poşetleri, üzerlerinde yazan bedenlere göre kızlara dağıtıyordu.
''N'aber sidikli?'' Rasim'in yaşıtlarına göre daha kalın olan sesini duyduğunda, sakince gözlerini ona çevirdi. ''Duyan da her gün altımıza işiyoruz sanacak. Tutamadım, ne yapabilirim?'' Omuz silkerek konuştu ve bu durum Rasim'i güldürdü. Emir'in neden böyle bir kıza baktığına hiçbir zaman anlam verememişti. Çocuk, istese İrem'le bile takılabilirdi ama bu yerden bitme, dilinin ayarı olmayan kızın peşinden koşup duruyordu. Siyaha yakın kahverengi gözleri, izinsizce Yakut'un vücudunda gezindi ve şortunun altından görünen dövmenin ucunda durdu. ''Nereye kadar uzanıyor bu?'' diye sordu, işaret parmağını esnek kumaşın ucundan içeriye sokarak. Yakut, çocuğun kürek kadar büyük olan eline sert bir tokat attı ve sağa doğru kayarak aralarına mesafe koydu. Ceren'in endişe dolu bakışlarını üzerinde hissetmişti o sıra, ama Ceren ne olursa olsun kendisine yardım etmezdi. ''Asla bilemeyeceksin.'' dedi ufak bir gülümsemeyle yalnızca. Çocuğa saldırmadı, onunla kavga etmedi, yalnızca ona sınırını gösterdi. Aşağılayıcı bir biçimde. İstesen de erişebileceğin biri değilim, demekti bu. Çocuk gülerek kafasını iki yana salladı ve boylarını eşitleyebilmek için avuçlarını dizlerine yaslayarak eğildi. Dağınık kahverengi saçlarından birkaç tutam, karanlık gözlerinin önüne düştü. ''Emir gördü mü?'' diye kısıkça sordu. ''Ama o kesmez seni. Bahadır Hoca gördü mü?'' Yakut, dişlerini sıkarak kafasını Rasim'e çevirdi bu kez. Eğer gücü yetseydi çenesine yumruğunu indirirdi.
''Rasim! Gel de formalarını dene. Uymazsa tekrar terziye gönderilecek.'' İrem, Kerem'in giydiği sarı tişörtün yakasını düzeltirken sinirli bir edayla konuştu. Forma, beden ölçüsü almalarına rağmen çocuğun vücuduna dar gelmişti zira. Rasim, Yakut'a imalı bir bakış attıktan sonra, İrem'in yanına yürüdü ve sweatshirtünü sırt kısmından çekerek çıkardı. Kasları belirgindi ve üst vücudu Kerem'inkine göre çok daha gelişmişti. Kızlar formaları denemek için soyunma odasına gideli birkaç dakika olmuştu.
''Sana forma dikilemedi canım. Okul bütçesi yetmedi.'' İrem, içtenlikle konuştu, sanki gerçekten bu duruma üzülmüştü. Yakut başını salladı sessizce. Bahadır Hoca yüzünden ne hallere düşmüştü. Aptal adam, diye düşündü, Nefret ediyorum senden. Aradan ne kadar süre geçmişti bilmiyordu ama sonunda kapı açıldığında, onu zehirleyen fikirlerinden kurtuldu.
Melis'in bal rengi saçları sarı, esnek kumaştan yapılmış formanın rengiyle karışıyordu ve tenini daha parlak göstermişti. Leyla çok mutlu görünüyordu, parmak uçları sürekli beyaz renkteki, tenis eteğini andıran formanın uçlarını yokluyordu. Yakut, hızla onlara doğru yürüdü ve Melis'in sol elini tutarak kendi etrafında dönmesini sağladı. ''Çok güzel olmuşsunuz.'' dedi heyecanla, gururlu bir anne gibi gözleri parlıyordu. ''Şunun kumaşına bak Yakut,'' dedi Leyla sırıtarak. ''Çok kaliteli. Hemen yırtılmaz da.''
''Sana niye forma vermedi şu...'' Melis, İrem'e küfür etmemek için kendini durdurdu ve yedeklerde olan Kübra'ya kısaca baktı. Ona da dikilmişti ama arkadaşını es geçmişlerdi. ''Bütçe yetmemiş. Ay boşver aşkım, zaten kaç kere maça çıkacağım ki?'' Yakut, omzunu silkerek konuşurken, Melis'le Leyla'nın moralini bozmamaya çalıştı. Umursamıyor gibi davranması gerekiyordu, yoksa ağlardı ve tekrar hocayla tartışırdı.
''Sıraya geçin şimdi. Rasim'le Kerem arkada duracak. Sağ ve sol köşede. Melis ve ben öndeyiz. Ben sağ taraftayım.'' İrem, direktif vermeye başladığında, Yakut tekrar eski yerine döndü. Kübra ile birlikte duvara yakındı ve İrem'in onları yönlendirmesini bekliyorlardı. Neslihan, antrenmana çağırılmamıştı bile.
''Ulan ben dans edemem ki,'' diye sızlanan Kerem'in sesini duydu, çocuk yine de itaat ederek sol tarafta yerini aldı.
''Ceren, sağda, Rasim'in önünde duracaksın. Leyla sen de sola geç, Kerem'in o tarafa. Serra'cım sen de bizim arkamızda, tam ortada dur, tamam mı?''
Takımdaki herkesin yeri belli olduktan sonra, İrem'in mavi gözleri Yakut'u buldu. ''Siz de dansın adımlarını ezberleyin. Olası durumlarda herhangi birimizin yerini alacaksınız. İyi öğrenin o yüzden.''
Yakut, kafasını eğerek anladığını belli etti. İrem, adım sayarak dansın ilk hareketlerini göstermeye başladığında, müzik henüz ortada yoktu. Yaptığı şey, ritim olmadan da hareketlere alışmalarını sağlamaktı ki, o an Yakut bu kızın lider konumunda başarılı olabileceğini anladı. Beyinleri, önce bunu bir ders olarak ezberleyecekti ve müzik kesilse veya değişse bile, bu durum hareketlerini aksatmayacaktı.
Kerem, gerçekten çok kötüydü ama Rasim, beklenmedik şekilde iyiydi. Çocuk, hareketleri kolayca ezberliyordu, üstüne üstlük kendi enerjisiyle uyumluyor ve olduğundan daha sert gösteriyordu. Yakut, çocuğun kendisine olan bakışlarını aynadan yakalıyor olsa da hiçbir tepki vermedi. Görmezden gelirse, sonunda pes ederdi zaten.
İrem'in şu ana değin herkesle ilgili az çok fikri oluşmuştu. Bunu kabul etmekten nefret etse de, beş gün bile dolmadan Ceren'in yerini Yakut'la değiştirmeye karar vermişti. Şu an yalnızca danstı, en basit kısmıydı. Yükselme ve sıçrama yapmaya başladıkları zaman, Ceren'in Rasim'e yetişebileceğini düşünmüyordu. Sadece antrenmandalardı, kimse onları izlemiyordu ama kız heyecandan ve hareketleri yaparken nasıl görüneceğinden çok endişe ediyordu. Bu tarz insan önünde olmayı gerektiren durumlarda, sosyal anksiyeteye yer yoktu.
Kapı, tıklandıktan bir saniye sonra açıldı ve Bahadır Hoca kapıda belirdi. Arkasında, içeriyi görmeye çalışan Göktuğ ve Yasin vardı. İkisinin de yüzü kıpkırmızıydı ve nefes nefeseydiler, belli ki antrenmanlarının kısa molasında yeni takımı görmeye gelmişlerdi. ''Nasıl gidiyor?'' dedi adam, arkasındaki çocuklara sert bir bakış atarak. İrem, ellerini beline koyarak gülümsedi. ''İyi gidiyor hocam, yeni başladık zaten. Bir sorun yok şimdilik.''
Bahadır, tek tek öğrencilere baktıktan sonra aradığı kişiyi buldu. En arkada, ellerini önünde birleştirmişti. Yanakları pembeleşmişti ve yeşil gözlerinde garip bir sakinlikle dikiliyordu. Oraya hiç yakışmıyordu, Bahadır'ın gözünde. Bu kızın önde olması gerekirdi, parlaması ve etrafındakilere ışık vermesi.
''Forman nerede?'' diye sertçe sordu. Herkesin bakışları aynı anda arka tarafa döndü ve Yakut'un vücudunda gezindi. ''Yedektesin diye kurallardan muaf mı oldun? Kafana göre davranacaksan takımdan çık. Uğraştırma insanları.'' Bahadır, öne doğru iki adım attığında, uzun boyu yüzünden Kerem geriledi. Şu adam ne zaman yakına gelse tehdit edilmiş gibi hissediyordu.
Yakut, kaşlarını çatarak adamın itiraz istemeyen ifadesine baktı ve ağzı refleksle açıldı. Kendini savunmak istedi, hemen sonra ise bu isteğini bastırdı. Şu an arsız ve gürültülü olmanın zamanı değildi, zira bu adamı etkilemenin yolu savunmasız görünmekti. Dudaklarını birbirine bastırdı, böylece çenesinin titremesi daha belirgindi. Yeşil gözleri, kısa sürede nemlendi, zaten gözyaşları her an akmaya hazır bekliyor gibiydi. Konuşurken sesi Bahadır'ın duymaya alışık olduğu tonda değildi.
''Formam yok. Okul bütçesi yetmemiş, ama sorun değil. Kübra'nın var, ben ikinci sıradayım zaten.''
Adamın ela gözleri, ürkütücü bir yavaşlıkla İrem'e döndü. İçini üşüten bir histi, bu sebepten kız, gözlerini kaçırmak zorunda kaldı. ''Hocam, Kerem'in forması küçük geldi. Yeniden diktirmek zorundayız. O kadar bütçemiz yok.''
Bahadır, hiçbir şey söylemedi, ancak o odadaki herkesin şahit olduğu sessiz bir iletişim geçti aralarında.
''Tamam,'' dedi kız. Sesini bulup da nasıl konuşabilmişti bilmiyordu. ''Ölçülerini alalım, Kerem'in formasıyla birlikte göndeririz bilgilerini.''
Bahadır, kafasını olumlu anlamda sallarken arkasını döndü. O esnada Göktuğ ile Yasin saygıyla adama yer açtı, Göktuğ reverans bile yaptı.
''Benimle gel, Yakut.'' dedi adam keskin bir şekilde. Kızın kalbi ağzında atarken, Rasim'in iğrenç şeyler ima eden bakışlarının hedefinde olduğunu biliyordu. Kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak, peşinden yürüdü. Bahadır Hoca'nın ofisine giden yoldayken, iki çocuk da kaybolmuştu. Yakut, antrenmana döndüklerini tahmin ediyordu.
''Nereye gidiyoruz?'' diye sordu adımlarını hızlandırırken, zira onun uzun adımlarına yetişmek kız için neredeyse imkansızdı.
''Ölçülerini almaya.'' Yakut, sırıtmamak için yanağının içini ısırmak zorunda kaldı. Senden nefret ediyorum ama bayılıyorum da aynı zamanda.
''Siz mi alacaksınız? Amme hizmeti gibi.'' Bahadır, gülüşünü saklamak için iki kez öksürdü. Bazen bu kızın etkisi altına girmemek imkansız oluyordu, özellikle de böyle zamanlarda bir yerleri yumruklamak istiyordu zaten.
''Geç içeri.'' Ofisinin kapısını iterken, önden girmesine izin verdi. Yakut, içeriye adımını attığı anda, adamı öptüğü o anı hatırladı. Arkasını dönüp de kapının yanındaki dolabın kapağını açmış olan Bahadır'a baktığında, kendisiyle aynı şeyi düşünüyor mu diye merak etmekten kendini alamadı. Ela gözler, onun yüzüne hiç dokunmadı ve elindeki sarılmış olan ufak mezurayla, aralarında iki adımlık mesafe kalana dek yaklaştı.
Kız kafasını kaldırarak, adamın yüzüne baktı. Utanmaz ama savunmasız, Bahadır'ın içinden geçenler tam olarak buydu. Suratıma bakacak kadar özgüveni var, ama tek lafımla kalbi kırılıyor. Mezurayı açarken, ikisi de göz temasını kesmedi.
''Çok mu sinirlisiniz bana?'' Yakut, bu fırsatı elbette kullanacaktı. Onunla yalnız kalabildiği anlar çok nadirdi ve adamın aklında yer edinebilmek için ona bir şeyler hissettirmesi gerekiyordu.
''Ağlamaya başlayacaksan konuşmayalım.'' Bahadır'ın sıcak elleri, önce kızın ince boynuna dokundu. Mezurayı etrafına sararken, aklında bambaşka sahneler canlandığı için derin bir nefes aldı ve akşamki maçı düşünmeye zorladı kendini. Yakut, sağ elini kaldırarak adamın bileğine temas ettiğinde, ''Çek elini.'' dedi sertçe. Aralarına tekrar sınır çekmek zorundaydı, yoksa kendini tamamen kaybederdi. Mezurayı bu kez omzunun birkaç santim altından sararak, kolunun ölçüsünü aldı. Rakamları yazmıyordu, zira hepsi aklındaydı.
''Bir şey sormuştum.'' dedi kız, aldırmadan. Cesaretinin kırılmasına izin veremezdi, şimdi değil.
''Evet.'' diye yanıtladı Bahadır, sesi sakin ve kontrollüydü. Asla Yakut'un yüzüne bakmıyordu ama kızın yeşil gözlerinin, suratının her bir santiminde gezindiğini çok iyi biliyordu. ''Kollarını kaldır.'' dedi göğüs ölçüsünü alabilmek adına. Çok küçükler, diye geçirdi içinden sonra. Hiç benlik değil.
''Bana söz vermiştiniz. Takıma gireceğim konusunda.'' sesi biraz cılızca çıktı, her an pes edecek gibi. ''Size güvenmiştim.'' Bahadır, belinin etrafına mezurayı sararken, adamın parmaklarının, tenine neredeyse hiç temas etmediğini fark etti. Ondan iğreniyor muydu? Mümkündü, ama öyle olsa, saçına da dokunmazdı.
''Ceren'in adımlarını ezberle.'' dedi adam yalnızca, kızın önünde diz çökerken. Boyu, bir buçuk metreden yalnızca birkaç santim uzun olduğu için, en iyi seçenek buydu. Yakut, mezurayı kalçasında hissetti. Kalbi hızlanmaya başladı, çünkü adam ona resmen Ceren'in yerine geçeceğini söylüyordu. Kafasını eğerek, önündeki adamın güçlü bedenine baktı. Sağ eli, bilinçsizce koyu kahverengi dalgaların arasına girdiğinde, artık Bahadır'ın tepkisinden korkmadığını fark etti.
Bahadır'ın vücudu elektrik şoku yemiş gibi kasıldı bir an, sonra ise kafasını kaldırarak Yakut'un kızarmış suratına baktı. Ela gözleri ateş saçıyordu ama her nasılsa, öfkenin rolü o kadar da büyük değildi bu kez. Saçlarındaki yumuşak el, yumruk haline gelerek adamın saç köklerini çekiştirdiğinde Bahadır, neredeyse inleyecekti. Acıdan değildi, kasıklarından dizlerine kadar inip de sinirlerini uyuşturan o his yüzündendi.
''Pişman değilim.'' dedi Yakut, sesi boğuk çıkmıştı. Bakışları arzudan nemlenmişti ve şu an okulda olmasalar, bu adama yapacaklarını hayal bile edemiyordu. ''Sizi öpmem yanlıştı ama hiç pişman değilim.''
''Yakut,'' diye uyardı adam, sesi derinden gelmişti. Ama kız onu duyuyor gibi değildi. ''Ne istiyorsanız yapın bana. İçiniz nasıl sönecekse, ben razıyım. Sonra, bitsin. Nefret etmeyin benden artık.''