On bir

1314 Words
Bahadır, kollarını göğsünde çaprazlarken, İrem'in hiç de mahcup görünmeyen duruşunu inceledi. Kızın sarı saçları özenle toplanmıştı ve üzerinde spor kıyafetleri vardı. Mavi-menekşe rengindeki gözleri, Bahadır'ın masasında duran listeye hiç dokunmadı bile. Yalnızca birkaç dakika önce bu liste koridorda asılıydı. Okul bitmişti, öğrenciler çoktan dağılmıştı ancak İrem hala buradaydı. Ofis, spor salonunun girişindeydi ve çıkış saati geldiğinden içerisi loştu, masa lambasının sarı ışığı hariç. ''En iyisini yapacağına inanmıştım ama adaletli davranmamışsın.'' dedi adam sakince. Tepkilerini minimumda tutmaya çalışıyordu ama İrem, onun seğiren çenesinden anlamıştı ki, adam Yakut'un yedeklere alınmasından memnun değildi. Hem de hiç. Kızsal bir histi bu, kanıtlayamazdı. Adamın davranışlarına bakılırsa en az umursadığı öğrenci Yakut'tu ama içten içe öyle değildi işte. ''Hocam ama-'' ''Ceren'i asil listeye yazmışsın.'' dedi adam, kızın lafını bitirmesine izin bile vermemişti. ''Turnuvaya on sekiz gün kaldı. Ceren bu kadar kısa sürede adapte olabilir mi sence? Hadi oldu diyelim, dansı da ezberledi... Heyecanını kontrol edemezse batırırsınız her şeyi.'' İrem, gözlerini devirmek istedi ancak onun yerine gülümsedi. ''Hocam, o halledilir. Ama Yakut'u takıma alsaydım anlaşmazlık çıkarırdı. Ceren'le Serra'ya nasıl davrandığını gördünüz. Sürekli önde olmaya çalışıyor, dikkat çekme peşinde. Bizim ihtiyacımız olan şey takım ruhu. Tek kişilik bir gösteri değil bu.'' Bahadır, başta bir şey söylemedi. Yakut'un bu güne kadarki tavırlarını düşündü ama İrem'in söylediği gibi öne çıkmaya çalıştığını görmemişti. Aksine diğer kızları yüreklendiriyordu, antrenmanlarda uyumluydu, bazen Serra'nın parlaması için bilerek geride duruyordu. Takım lideri Melis'ti ve Yakut hakkında tek bir şikayet duymamıştı. Kızın uyumsuz olduğu tek konu, kendisiyle zıtlaşıyor olmasıydı. Takımın kapanacağını duyduğundan beri peşinde dolanmasıydı ve bulduğu her fırsatta Bahadır ile tartışıyor olmasıydı. Adam, kızın inatçı bakışları aklına düştüğü an karnının altında, kasıklarına çok yakın bir sızı hissetti ama şu an ne sırası ne de yeriydi. Önce eve gitmesi gerekiyordu, ya da dayanamayacak gibi olursa... ''Beş gün veriyorum sana.'' dedi sakalını sıvazlarken. Bel kısmı dar gelmeye başlayan pantolonu yüzünden hafifçe öne kayarak oturdu ve ela gözleri listenin üzerinde gezindi. Eşofmanını değiştirmemiş olmayı diledi o an. ''Ceren'i izleyeceksin. Baktın olmuyor, Yakut'u al takıma.'' İrem, yanağının içini ısırırken kafa sallamakla yetindi. Yakut'u dışarıda bırakabilmek için elinden geleni yapmıştı ama lanet kız yine bir şekilde takıma girecekti. ''Çıkabilirsin. Al şunu da.'' Bahadır, listeyi kıza doğru uzatırken, yüzüne bakmadı. İrem, kapıyı arkasından kapattığında, adam koltuğa biraz daha yaslandı. Masa lambasının da fişini çektikten sonra, oda artık loştan çok karanlıktı. Tembelce kapıya bir bakış attı ama zaten okulda kimse kalmamıştı. Bahadır, kafasını geriye doğru atarken adem elması her zamankinden fazla belirgindi. Yumru, önce yukarı sonra aşağıya hareket etti. Deneyimli elleri hızla kemerini çözerken, gümüşi renkteki toka masanın alt kısmına çarptı ve odayı dolduracak bir gürültü çıkardı. Kendini bir an önce kotun kalın kumaşından kurtarması gerekiyordu ve acele ettiği için fermuarı, iç çamaşırına takıldı. ''Siktir,'' diye mırıldanırken tekrar fermuarı tekrar yukarı çekip, boxerın gri kumaşını aradan çekti, sonra ise tamamen indirdi. Burnundan sinirle nefes verirken sonunda istediği şeye kavuşmuştu. Gözleri kendiliğinden kapandı ve zihninde, önce nispeten masum şeyler canlandı. Mesela Yakut'un, o akşam sahneye uzanırken yukarı çıkan eteği gibi. Hızla zihnindeki imge yerini, bacaklarının birbirine değdiği o ana bıraktı. O esnada sol eli koltuğun kenarına sıkıca tutunmuştu, sağ eli ise kendi üzerindeydi. Öyle sert hareket ediyordu ki, teni şimdiden kızarmıştı. Pembe, dantelli kumaşı gördüğü o anı hatırladığında ise nefesi kesilir gibi oldu. Sızlanır gibi bir ses çıkardı, zira onu sona yaklaştıran sahne buydu. O an nasıl kornaya basıp da kızı uyandırabilmişti bilmiyordu. Bahadır, dişlerini sıkarak yavaştan almaya çalıştı ama sona o kadar yakındı ki, vücudunun kontrolünü bıraksa çoktan bitmişti. Yakut'un onu öptüğü anı aklında kaç kez canlandırmıştı hatırlamıyordu bile. Belini sıkıca kavramıştı, biraz daha devam etseler onu arkasındaki masaya yaslayıp istediğini alırdı. Uyguladığı güç öyle orantısız olurdu ki, kız ofisten çıktığında iç çamaşırı giyiyor olmazdı, zira adamın avcunda parçalanmış olurdu. Kalçası refleksle öne doğru hareket etti, dizleri titrerken kasıklarındaki yük onu sonunda terk ettiğinde, geriye pişmanlık ve tiksinti bıraktı. Bahadır, derin bir nefes aldı ve sol eliyle alnını ovuşturdu. Kendisinden iğreniyordu. Sikik herifin tekiydi, önündeki masayı dezenfektanla silmesi gerekiyordu, üstüne üstlük arka cebindeki telefonu inatla çalmaya başlamıştı. ************************************** Emir, Yakut'un yanına uzanırken ağzına bir kraker attı. Normalde bugün çocuklarla halı saha yapacaklardı, iki saatlik parasını da ödemişlerdi ama Emir çocuklara gruptan iptal ettiklerine dair bir mesaj yazmıştı. Şimdi ise halı sahanın ortasında, geceyi aydınlık kılan spot ışıklarının altında ve hafif nemli çimlerin üzerinde uzanıyorlardı. Kızın yan profili o kadar güzeldi ki, Emir işaret parmağını burnunun üzerinde kaydırdı hafifçe. Kız burnunu kırıştırarak güldü, Emir bunu ne zaman yapsa hep gülesi geliyordu. Çocuğun kahverengi gözleri açılan bluzunun yakasında da dolaştı, ufak dövmesinin üzerinde duraksadı. ''Anlamı ne?'' diye sordu sol kolunun üzerinde yan dönerken. Yanağını avcuna yasladı ve Yakut'a yukardan bakmaya devam etti. Kız çilekli bisküviyi çiğnerken parmak uçlarıyla göğsünün ortasına dokundu. ''Akrep burcuyum ya,'' dedi ağzı dolu bir şekilde. ''Sembolü bu.'' ''Oğlağım ben de.'' dedi çocuk, hayali boynuzlarını kızın sağ omzuna geçirirken. Emir'in kısa saçları, Yakut'un omzuna değdiğinde kız gıdıklandı ve kahkaha atarak sol yanına döndü. ''Oğlakları sevmem, uzak dur benden.'' dedi nefes nefese, ama Emir'den kurtuluş yoktu. Yakut hızla ayağa kalktı ve karşıdaki kaleye doğru koşmaya başladı. Emir, gülerek onu takip etti. İkisi de çoraplarıylaydı ve kumaşlar nemli çim yüzünden ıslanmıştı. İstese onu hemen yakalardı ama Yakut'un koşmasına izin verdi. Elinden geldiğince kafasını dağıtmasını istiyordu zira Yakut, bazen düşünmekten uyumuyordu ve yemek bile yemiyordu. Böyle zamanlarda Emir, onun sevdiği şeyleri alırdı: Çilekli bisküvi, kakaolu kek ve peynirli kraker. Yakut, kalenin kenarına tutunarak kendini düşmekten son anda kurtardı; Emir ise Yakut'a çarpmamak için kalçasının üzerine sertçe oturmak zorunda kaldı. Düşmeye çok alışkındı zaten. Avuçlarından destek alarak kalkmaya çalışırken, Yakut tüm ağırlığını vererek Emir'in sırtına bindi. Çocuk sırıtarak, kızın dizlerinin altından bileklerini geçirdi ve üst bacaklarını sıkıca tuttu. ''Ağır mıyım?'' diye mırıldandı Yakut, nefesi çocuğun sol kulağına değdiğinde, Emir hissettiği yakınlıktan kafasını o tarafa doğru eğdi. Yine de sahanın ortasına doğru yürümeye devam etti. ''Yapma şunu ya,'' dedi yalvarır gibi. ''Tikim var diyorum.'' Tiki falan yoktu, sadece bedeni Yakut'un yakınlığı karşısında ne tepki vereceğini bilmiyordu. Kız kıkırdadı ve sağ elini çocuğun ince tişörtünün içine kaydırdı. Koltuk altından gıdıklandığını bildiği için yapmıştı bunu. Emir, önce kahkaha attı, sonra ise Yakut'un elini itmeye çalıştı. Yakut, en son kendini yerde sırt üstü yatarken buldu. Emir, dayanamayıp onu düşürmüştü ama canı acımıyordu. Suratında sarhoş bir gülümseme vardı, öyle ki, üzerine eğilen Emir'i itmedi bile. Çocuk dizleri ve avuçları üzerinde, sanki Yakut'u kapana kıstırmış gibi hissediyordu ama biliyordu ki, bunu yalnızca kız izin verdiği için yapabiliyordu. ''Seni seviyorum.'' dedi bir anda, sesi rüzgara karıştı ve Yakut'un kaşlarını hafifçe çatmasına neden oldu. Sağ elini kaldırarak kızın alnına baş parmağıyla bastırdı. ''Bilmiyormuşsun gibi yapma.'' dedi gülümsemeye çalışırken. Kahverengi gözlerinden yılların birikmiş hüznü geçti sanki. ''Hep biliyordun.'' Aralarındaki mesafe giderek azalırken, Yakut kafasını hafifçe sağa doğru çevirdi. Emir, reddedildiğini anladı ama bu, dudaklarını kızın yanağına bastırmasını engellemedi. ''Seni seviyorum.'' diye fısıldadı bu kez. ''Ve o adamdan uzak durmanı istiyorum.'' Yakut, hızla kafasını ona döndürdü ve bu sırada burunları çarptı. Yeşil gözleri panikle irileşmişti, Emir neden böyle davranıyordu ki? Emir, sağ eliyle kızın dudaklarını kapattı zira itiraz etmeye başlayacağını çok iyi biliyordu. ''Lütfen Yakut. Bırak şu intikam oyunlarını. Yakma kendini, n'olursun.'' Yakut, Emir elini dudaklarından çektiği an ne yapacağını biliyordu. Aralarındaki mesafeyi kapatmadan önce burnunu onun burnuna sürttü. Emir'in irisleri titreyerek irileşti ve kendisini kıza teslim etmeden önce gözlerini kapattı. Yakut, onu ıslakça öptü, daha önce kimseyle deneyimlemediği şekilde. Emir'i etkilemek gibi bir niyeti yoktu ve içinden nasıl geliyorsa öyle davrandı. Öpüşmeleri sesliydi, ikisi de sıcaklığı hissediyordu ve ıslaklık Yakut'un çenesine kadar nemli bir yol oluşturmuştu. Emir, dizlerinin üzerinde duruyordu ancak bacakları öyle titremişti ki, Yakut'un üzerine kapanmak zorunda kalmıştı. Kızın üst bacağı, kasıklarındaki o sürekli zonklayan bölgeye baskı yapıyordu ve Emir'in, Yakut'un bunu bilinçli yaptığına dair şüpheleri vardı. Kız, kafasını yukarı doğru kaldırarak, Emir'in dudaklarından kurtuldu ama çocuğun çenesinden boynuna doğru ineceğini tahmin etmemişti. ''Ne olursa olsun,'' diye fısıldadı nefeslerinin arasından. ''Bu adam yüzünden aklımı kaçırsam bile, beni sevmeye devam edecek misin?'' Emir, bir an duraksadı. Keşke hayır diyebilseydi. Neden seveyim ki? Siktir git ve onunla ol, derim. diyebilseydi. Sonrasında ise kızı tekrar öptü. Yakut, cevabını almıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD