Dört

1335 Words
Yakut, üzerindeki kısa elbiseye rağmen, bara doğru uzandı. Dirsekleri soğuk mermere temas ediyor, ama bir türlü onu üşütemiyordu çünkü çoktan iki şişe bira içmişti bile. Kafenin tasarımı karmaşıktı, göz yoruyordu ve tam Yakut'a göreydi. Kızın bakışları bir kedi gibi kısılmış, etrafı tarıyordu. Emir, tekrardan içki sipariş veriyordu ve Leyla sürekli Yakut'a mesaj atıyordu. Alkollü mekan olduğu için, henüz on sekizine basmasına iki ay kalan Leyla'yı yanlarına alamamışlardı ve kız sürekli neler yaptıklarını soruyordu. ''Kızım, giydiğin kıyafete göre hareket et biraz.'' Emir hafif sitemle Yakut'un arkasına geçti. Göktuğ'un deyimiyle, kıza lisenin ilk gününden beri yanıktı, bu sebeple kıskançlığına mani olamıyordu bir türlü. Kız kıkırdamakla yetindi sadece, o esnada barmenin uzattığı bira bardaklarını kulplarından kavradı. Gözleri, kendi yaşlarında görünen barmenin 'Asaf Yetkan' yazan yaka kartına değip geçti. ''Ee, dökül bakalım. Niye geldik buraya?'' Emir, kafenin kalabalıklaşmasını izlerken sıkıntıyla sordu. Yakut'un kısa eteğine ve ince, siyah çoraplarına bakmaktan yorulmuştu. Çorabı ile eteği arasından görünen buğday tenine ve yalnızca bir kez görme şerefine nail olduğu dövmenin ince çizgisinde o kadar oyalanmıştı ki, kendisi bile kendisinden rahatsız olmuştu Emir. Sapık falan değildi, aşıktı sadece. ''Canlı müzik için tabii ki. Başka ne için olabilir?'' Çocuk derin bir iç çekti, Yakut canlı müzik sevmezdi. İçinden bir ses bunun Bahadır Hoca ile ilgili olduğunu söylüyordu çünkü bugün Cenk ağabey ile Rüya abla sahne alacaktı. Emir, futbol takımı kaptanı olduğu için Bahadır Hoca ile yakındı. Sürekli olarak iletişim halindeydiler. Adam, bazı akşamlar takımı halı sahaya götürüyordu ve Emir'in üniversitede burs alabilmesi için elinden geleni yapacaktı. Eh, böyle olunca önce Cenk ağabey ile tanışmıştı. Bahadır Hoca'nın en yakın dostuydu, senelerdir müzisyendi ve kafa bir adamdı. Öğretmeni ne kadar alaycı ve soğuksa, Cenk ağabey o kadar anlayışlı ve sıcakkanlıydı. Rüya ablaya gelince... O durum biraz karışıktı, Emir de anlayamamıştı tam. Bir an sevgili gibilerdi, bir an düşman, bazen de çok yakın iki arkadaş. Birbirlerini anladıklarını biliyordu sadece Emir ve birbirlerine ne olursa olsun destek olduklarını. ''Yakut,'' dedi Emir, içinde büyüyen kıskançlığı bastırmaya uğraşırken. Neyi kıskandığını bile bilmiyordu ama bu kıza bakarken tek düşünebildiği, ne kadar güzel ve tehlikeli olduğuydu. ''Saçma sapan bir şey yapma.'' Tüm masalar dolmuşken, uzun saçlı bir adam ve beyaz elbise giymiş bir kadın sahneye çıktı. Yanlarında uzun, ince yapılı, elinde bateri çubukları tutan bir adam daha vardı. Yakut'un dikkatini önce kadın çekmişti, çünkü çok güzeldi. Kırmızı, dalgalı saçları, beyaz tenine iltifat ediyor gibiydi. İnce yapılı ve uzun boyluydu. Normalde kendisini başka kadınlarla kıyaslamazdı ama bu kadında bambaşka bir şey vardı. Kendisini yetersiz hissettiren bir şey. Gözlerini kaçırdı ve o an aradığı kişiyi buldu: Sahnenin sağında, neredeyse gölgelerin altındaki masaya kalçasını yaslamış, uzun saçlı adamla sohbet eden Bahadır Hoca. ''Gel benimle.'' Yakut, Emir'e seslendi ve elinde bardaklarla sahnenin sağına doğru yürürken, sırıtışını bastırmaya çalışıyordu. Emir, onu takip etti ama adımları geri geri gidiyordu sanki. ''Aaa hocam, siz de mi canlı müziğe geldiniz? İnanamıyorum, ben de bayılırım gerçekten.'' Yakut, izinsizce masaya bardakları bırakırken, Cenk'e yönelerek konuşmaya devam etti. ''Merhaba, tarzınıza bayıldım. Barış Akarsu'ya inanılmaz benziyorsunuz bu arada, daha önce söyleyen oldu mu? Yakut, ben.'' ''Cenk. Memnun oldum Yakut. Evet, söyleyen oldu. Ergenliğimde rol modelimdi kendisi.'' Adam gözlerinde şaşkınlık ve sempatiyle kıza elini uzatmış ve sıcak elini sıkmıştı. Bahadır, izinsizce kendini dahil eden Yakut'u oradan kovacaktı ki, Emir'i gördü. Çocuk sıkılgan görünüyordu ama bir yandan da büyülenmiş gibi bir hali vardı. 'Küçük cadı,' diye geçirdi içinden adam, Cenk ile sohbete girişmiş olan Yakut'un tatlı tavırlarını izlerken. Cenk, avuçlarını dizlerine yaslayarak öne doğru eğilmiş, Yakut ise parmak uçlarında yükselmiş, müzik zevkinden bahsediyordu. ''Hocam, kusura bakmayın. Pat diye geldik. Ama Yakut'u biliyorsunuz, tutamadım.'' Emir, Bahadır'ın yanında dikilmiş, mahcup bir şekilde ellerini önünde birleştirmişti. ''Sıkıntı değil, koçum.'' Bahadır, babacan tavırla Emir'in omzunu sıvazlarken, Yakut biraz daha sahneye doğru yükseldi ve eteği, ince dizüstü çorabının çizgisini gözler önüne serdi. ''Katil olacağım bir gün de, hangi gün...'' diye mırıldandı Emir, sesi sakin çıksa da içi öfkeyle kaynıyordu. Buraya niye geldiklerini anlamıştı, anlamıştı da bir türlü kabul edemiyordu. Yakut, onunla vakit geçirebilmek için buraya gelmeyi teklif etmemişti. Bahadır'a ulaşabilmek için kullanmıştı onu sadece. Allah biliyordu ya, kızın bir gülüşüne ya da sözüne kanardı tekrar. Tüm bu hissettiklerini unuturdu. ''İyi akşamlar! Hepiniz hoş geldiniz,'' Rüya'nın hoparlörden yayılan sesiyle Cenk ve Yakut'un konuşmaları bölündü. Adam, kızın saçlarını karıştırdıktan sonra gülerek doğruldu ve sandalyeye bırakmış olduğu elektro gitarı eline aldı. Bahadır, Emir'i masaya yönlendirdi. Yakut için bunu yapmaya gerek duymadı, kızın zaten ne izne ne de yönlendirilmeye ihtiyacı vardı. Rüya'nın kısa giriş konuşması esnasında, Cenk gitarını akor etmişti bile. Ramo, bateri taburesindeydi, her zamanki gibi sessiz ve uzaktı. Cenk, elektro gitar ile şarkıya girdiğinde Yakut, aynı sızıyı hissetti. Bahadır Hoca'nın arabasındayken, neredeyse ağlamaklı olduğu o anı hatırladı. Rüya'nın sesi yüzünden bu his daha da kuvvetlendi ve kıskançlığın o çirkin kıvılcımıyla karıştı. Hemen sağında oturan Bahadır, bir şeyler olduğunu fark etse de, herhangi bir tepki vermedi. Emir'in gözleri ise dört yıldır kimin üzerindeyse, yine ondaydı. Kız, dikkatini dağıtmak için birasından büyük bir yudum aldı. Sonunda Bahadır Hoca'nın yanındaydı, onunla konuşabilme fırsatı vardı, hatta arkadaşlarından biriyle bile tanışmıştı. Belki pes etmeliyim, diye geçirdi içinden. Hala annemin yanına dönebilirim, belki bir işe girip çalışmaya başlarım. İçindeki sesi susturabilmek için bir yudum daha aldı. Eve döndüğünde yiyeceği tokatları düşününce daha da çok. Korkmuyordu gerçi, alışmıştı çoktan. Onun canını sıkan asıl şey; yıllardır emek verdiği, üniversiteye giriş bileti olan jimnastik takımının kapanmak üzere olmasıydı ve tek suçlusu yanındaki adamdı. Ya da suçlayabileceği tek adamdı. Emir, onu durdurmak istese de, Yakut'un onun sözünü dinlemeyeceğinin farkındaydı. Kızın bünyesi alkole alışık değildi, bunu biliyordu. İlk kez birlikte içişleri değildi sonuçta. Ama sanki bu akşam ihtiyacı vardı ve Emir'in yapması gereken sadece yanında olmaktı. Kız, Bahadır'a döndüğünde, yanakları pembeleşmişti ve gözleri parlıyordu. Biraz çakır keyifti ve Emir biliyordu ki bu saatten sonra kızın ağzını kapatmak mümkün olmayacaktı. ''Arkadaşınız, haftaya perşembe de bizi dinlemeye gel, dedi.'' Tüm vücuduyla adama döndüğünde, masanın altında dizleri, onun kot pantolonuna sürtündü. Bu, ikisinin de vücudunu uyaran bir elektrik yaydı. Bahadır'ın kasıklarına değin ulaşan ve orada oyalanan bir elektrikken, Yakut için durum daha ruhani bir boyuttaydı. ''Ben de dedim ki: Bahadır Hoca'nın beni okulda bile görmeye tahammülü yok, gelemem.'' Bahadır, ifadesiz ela gözlerini kıza çevirdiğinde, Rüya şarkının en güzel kısmındaydı. Kendini geri çekmedi, zira Yakut'un ona temas ediyor olmasının ona hiçbir şey hissettirmemesi gerekiyordu. ''Evet, gelmemelisin.'' dedi sadece, kızın güzel yüzünü sakince izlerken. Gözleri kısılmıştı, dudakları kırmızıydı ve her an yanlış bir şey yapacakmış gibi muzip bir ifadesi vardı. Kız kıkırdayarak gülmeye başladı, kahkahaya dönüşmeye başlayacaktı ki, kendisini biraya boğarak bunu durdurdu. Ciddi manada boğarak, çünkü burnundan gelmişti. ''Ayy rezillik,'' Hem genzi yanmış, hem gözleri sulanmıştı. Çenesinden göğsüne doğru akan sıvıyı silmek için herhangi bir şey bulamadı. Bahadır'ın kolu hariç. Ağzını, adamın sert üst koluna yasladığında, Bahadır'ın vücudu fark edilir biçimde kasıldı. Emir, yerinden kalkmak için hamle yaptı ama Bahadır, çocuğu bir el hareketiyle durdurdu. Yakut, ileri gittiğinin farkındaydı, alkolün etkisi altında olsa bile. Yaptığı şeyler yüzünden ya başına bela alacaktı ya da bir şekilde amacına ulaşacaktı. İkisine de değerdi, ceza almaya alışkındı nasıl olsa. ''Özür dilerim,'' diye fısıldadı adamın koluna doğru. Kafasını kaldırıp da göz göze geldiğinde, Bahadır'ın da ona bakmasını beklemiyordu. Çenesinde kırlaşmaya başlamış sakallarını, gözlerinin etrafındaki ufak kırışıklıkları, şakaklarına düşen koyu kahve saçlarını birkaç saniye boyunca izledi kız. Sonrasında parmak uçlarıyla adamın beyaz gömleğini temizlemeye çalıştı ama gereksiz bir çaba olduğunu ikisi de biliyordu. Kalbi, o kadar hızlı atıyordu ki, damarlarında gezinen alkolden mi, yoksa Bahadır'ın yakınındaki varlığından mı çözemedi. ''Biz gidelim hocam, kusura bakmayın.'' Emir, bu kez ayaklandı. Kızın sırnaşık tavırlarına öyle sinirlenmişti ki, onu kolundan tutup sürüklememek için ayağa kalkmak zorunda kaldı. Rüya'nın şarkısı bitmişti, şimdi sahne Cenk'in gitar solosuydu. Yakut'un gözleri uyarır biçimde Emir'i buldu. Otur yerine diyordu ama çocuk sözsüz iletişimde berbattı. Zaten anlasa bile, onun sözünü asla dinlemezdi. ''Arabayla mı geldiniz?'' Bahadır da Emir ile birlikte ayaklandı, sanki Yakut orada yokmuş gibi davranıyordu. Diğer türlü, kızın onu tetikleyen ve rahatsız eden varlığını kabul etmek zorunda kalacaktı; ki bu durum, vücudunun işleyişiyle oynuyordu. ''Yok hocam. Babamdaydı kamyonet. Yürürüz biz, çok uzak değil zaten ev.'' Bahadır, gözleriyle sahneyi kontrol etti. Rüya yeni şarkıya geçmek üzereydi, yani çocukları eve bırakıp geri dönebilirdi. Ayrıca kız sarhoş sayılırdı, bu saatte ikisini yalnız bırakamazdı. ''Ben bırakacağım sizi.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD