Altı

1127 Words
Sabahın erken saatleriydi, hava henüz aydınlanmamış olsa da gökyüzünü bir grilik kaplamıştı. Rüya, Cenk ve Bahadır, Cenk'in küçük balkonunda oturuyorlardı. Ramo çoktan uyumuştu bile. Balkonun kenarlarında küçük saksılar içinde kurumuş birkaç bitki bulunuyordu. Ortalarında yuvarlak bir masa, masanın üzerinde ağzına kadar dolu bir kültablası. Karşı apartmanda birkaç lamba yanmaya başlamıştı, insanlar ya bu saatte namaza kalkıyorlardı ya da uyuyamamışlardı. ''O çocukların olayı neydi?'' Cenk sıcak, şekersiz çayından rahatlatıcı bir yudum aldıktan sonra sordu. Saçlarını ensesinde topuz yapmıştı, bu sayede kulaklarındaki halka küpeler açığa çıkmıştı. Otuzlu yaşların getirdiği bir olgunluk sinmişti yüzüne, buna rağmen hala yakışıklıydı. Sohbete ilgisiz görünen Rüya ise, menekşe gözlerini Bahadır'ın üzerine sabitlemiş, vereceği tepkiyi bekliyordu. Zarif parmaklarının arasında ince bir sigara vardı, uç kısmı kırmızı rujundan dolayı iz olmuştu. ''Bi olayları yok. Çocuklar işte.'' Bahadır arkasına yaslanırken cevapladı Cenk'in sorusunu. İçinde hafiflemesi imkansız hissettiren bir sıkıntı vardı. Yakut'u arabadan kovduktan sonra kıza ne olmuştu bilmiyordu. Eve girmiş miydi, girdiyse babasıyla arasında ne geçmişti? ''Emin misin? O kızda tuhaf bir şeyler vardı.'' Rüya, sözlerini dikkatle seçerek konuştu, zira Bahadır, onları eve bırakıp geldiğinden beri gergindi. Her an birine çatabilecek gibi. O kız yüzünden olduğuna yüzde yüz emindi ama herhangi bir kanıtı olmadığından bir şey söyleyemiyordu adama. ''Ne demek bu?'' Adam, gözlerinde tehlikeli bir parlamayla sordu. Kadın biraz daha sorgularsa kalbinin kırılacağını biliyordu, yine de devam etti: ''Giydiği kıyafeti görmedin mi Bahadır? Öğretmenine bakar gibi değil de... Böyle gözleriyle yiyecekti resmen.'' ''Bir kere daha öğrencilerim hakkında bir yorum duyarsam senden, bu kadar sakin kalmam. Anladın mı?'' Rüya, hızla sigarasını tablaya bastırdı ve ayağa kalktı. Zaten üşümüştü, bir de Bahadır'ın gereksiz öfkesini kaldıracak durumda değildi. ''İyi. Ne bok yersen ye. Sonunda işinden olursan yanında beni bulamazsın ama.'' Adam iki eliyle yüzünü sıvazlarken, dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi. Cenk'in çay bardağı tutmaktan sıcaklamış elini omzunda hissettiğinde bile kafasını kaldırıp bakmadı. Kapının biraz sertçe çarpılma sesini duydu yalnızca. ''Gitti, uyur birazdan. Anlat şimdi. Neler oluyor?'' Bahadır, sonunda kafasını kaldırıp arkadaşının yüzüne baktı. Onu yargılamayacağını biliyordu, sonsuz güveniyordu ve birine anlatması gerekiyordu artık. Kasıklarındaki karıncalanmadan, zihninde sürekli kızın adının dönüp durmasından, nereye baksa onu görmekten bıkmıştı. ''O kız,'' dedi kısa bir duraklamayla. ''Yakut. Eve bıraktığımda gitmek istemedi. Babası dövüyor galiba, bilmiyorum. Ben de sinirlendim, kovdum arabadan. Bir dakika geciksem Rüya'nın dırdırından kurtulamazdım.'' Arkasına yaslanırken yüzü hala sıkıntılıydı. ''Bi' de küfür ettim kıza, amına koyayım.'' ''Seni ilgilendirmez oğlum.'' dedi Cenk. ''Hepimiz dayak yedik anne babamızdan. Ama başka bir şey var sanki. Bakışları bakış değil.'' Bahadır, alaycı bir ses çıkardı. ''Bir de bana sor.'' Soğumaya başlamış çaydanlıktan kendine demli bir çay doldurdu. ''Jimnastik takımında bu kız, bayağı da yetenekli. Müdür bir süredir takımı kapatmayı düşünüyormuş zaten, buraya atanınca da görevi bana verdi. O günden beridir peşimde dolanıp duruyor 'takımı kapatmayın' diye. Zaten ne dilinin ayarı var ne kıyafetinin.'' Cenk, son söylediğine kahkaha attı. Tam da duymak istediği şeylerdi bunlar, zira Bahadır hislerini, düşüncelerini direkt olarak asla söylemezdi. Cümlelerin arasına sıkıştırırdı, en iyi de Cenk yakalardı zaten. ''Seksi bir kız yalan yok. Dikkat et ama, mesleğinden etmesin seni. Gerçi öğretmenliğe de hiç yakışmıyorsun be kardeşim.'' ''Onu doğru dedin. Benden adam da olmaz öğretmen de.'' Adam sırıtarak, ama derinden hissettiği bir acıyla konuşmuştu. Cenk, eski günlere atıfta bulunduğunu fark ettiğinde sessizleşti, zira bu konuda Bahadır'ın içini rahatlatamazdı. ''Ağabey, ben çıkıyorum. Babam tamirhaneye çağırdı.'' Asaf, balkon kapısını hafifçe aralamıştı. Üstünde şişme mont, siyah bol pantolonu vardı. Gözleri ne denli yorgun olduğunu belli edercesine kırmızıydı. Konuşmaların bir kısmına kulak misafiri olsa da, pek merak uyandırmamıştı kendisinde. Bahadır ne yapıyorsa bir bildiği vardı. Bahadır, kardeşini gördüğünde ayaklandı ve cebinden cüzdanını çıkarttı. Dudaklarının arasında henüz yakmadığı bir sigarayla konuştu: ''Selam söyle annemlere.'' Çocuğun eline birkaç iki yüzlük sıkıştırdıktan sonra omzuna vurdu. Konuşmaları böylece yarıda kaldı. Ama Bahadır'ın aklında, o akşam görmemesi gereken şey canlanıp duruyordu. Bir de, kızı nasıl kırdığı. ***************************************** Yakut, sabah erkenden spor salonundaydı. Bazı derslere girmekten muaftı, zira turnuvalara hazırlanıldığından vaktinin çoğu burada geçiyordu. Ne zamana kadar? diye düşündü sıkıntıyla. Yakında her şey bitecekti. Üzerinde siyah, esnek şortu ve sırt kısmında okulun isminin yazdığı beyaz, kısa kollu bir bluz vardı. Ayakkabılarını çıkarmış, dizlerinin üzerinde oturuyordu. Sol kolunda dün akşamdan kalma morluklar, dudağının kenarında ise ufak bir yara vardı. Korktuğu kadar bir şey olmamıştı aslında, bir iki tokat yemişti sadece, bir de birkaç küfür. Sonrasında odasına yollanmıştı. Derin bir nefes alarak vücudunu öne doğru esnetti. Kollarını yapabildiği kadar öne uzatırken, kalçasını topukları üzerinde tutmaya çalışıyordu. Siyah saçları sırtından omuzlarına doğru aktı ve spor salonunun pek de temiz olmayan zeminiyle buluştu. Alnı, altındaki eski mata temas ediyor, her nefes alışında kalitesiz plastik kokusu ciğerlerini dolduruyordu. Birkaç adım sesi duymasına rağmen, esnemesine devam etti. Avuçlarından destek alarak kalçasını havaya kaldırdığında, bir süre bacaklarının arkasını esnetmek için bu pozisyonda bekledi. Gözleri kapalıydı, bir yandan dünü zihninde döndürüp duruyordu. Bahadır Hoca'ya ulaşması imkansızdı, hem fiziksel hem duygusal olarak. Adam o kadar uzak ve mesafeliydi ki, Yakut ne yaparsa yapsın onu görmeyecek gibiydi. Görünce de sinirleniyordu zaten. Elleri üzerinde durmaya devam ederken, sağ bacağını öne doğru kaldırdı ve takla atmadan önceki denge pozisyonuna geldi. İki bacağı da yukarıdaydı, saçları aşağıya sarkıyordu ve sonunda gözlerini açtığında bir çift spor ayakkabı gördü. Daha doğrusu krampon. Kim olduğunu, bileğindeki dikenli tel dövmesinden tanımıştı. ''Göktuğ, çekil dibimden yoksa tekmeleyeceğim seni.'' Çocuğu tehdit ederken, umursamayacağını biliyordu. Yılışık salağın tekiydi ve ne zaman ciddi pozisyonlarda olsa gelip bozmayı kendine görev edinmişti. ''Haydi vur, yapabilirsen tabii!'' Göktuğ, kızın arkasına geçtikten sonra, belinden biraz sıkıca kavradı ve ettiği küfürlere aldırmadan yerle ilişiğini kesti. Yakut, yukarı doğru çıkan bluzunu çekiştirirken bağırdı bu kez: ''Bıraksana gerizekalı!'' Yakut, sağ ayağıyla Göktuğ'un suratına vurmaya çalışsa da, başarılı olamadı. Elleri hala bluzunun uçlarındaydı. ''Ne antrenmanı ya? Senin takım kapanacak zaten. Git matematik falan çalışsana. Belki barajı bile geçersin.'' ''Sana ne? İndir beni yoksa hocaya söylerim.'' Göktuğ, spor salonunu inletecek bir kahkaha attı. Basketbol takımından birkaç kişinin kafaları onlara dönse de, Göktuğ'un salaklıklarına alışık olduklarından, umursamadan işlerine dönmüşlerdi. ''Bahadır Hoca seni disipline sokuyorum diye teşekkür eder lan bana. O değil de Yakut, dün altına nasıl işedin öyle kızım? Karizman çok fena çizildi haberin olsun.'' Yakut, tam cevap verecekti ki, elinde dosyayla onlara doğru yürüyen Bahadır Hoca'yı görünce laflarını yuttu. Öyle tersten bakınca çok daha uzun görünmüştü adam. Kızın yüzü kızarmaya başladı çünkü hem kan yüzünde toplanmıştı, hem de saçma sapan bir halde yakalanmıştı. Göktuğ, bir koluyla belini sarmaya devam ederken, diğeriyle Yakut'un elini yakaladı ve yukarıya çekerek onu yere indirdi. Bıraktığında bile kolu hala kızın etrafındaydı. ''Belini esnetmesine yardım ediyordum hocam. Çok yalvardı bana, 'Göktuğ, sensiz yapamıyorum' dedi, ondan yani.'' Yakut kaşlarını çatarken sertçe çocuğun omzuna vurdu ama konuşmadı. Kendisini savunsa da, adam zaten Göktuğ'a inanırdı. ''İki yüz şınav çekeceksin.'' Bahadır'ın sesi itiraz istemeyen tonda olmasına rağmen, Göktuğ kendini acındırmaya başlamıştı bile. ''Hocam vallaha dün halı sahada çok yorulduk. Çapraz bağlarımın kopmasına ramak kaldı. Bu seferlik affetseniz ol-'' ''Sen değil.'' dedi adam sertçe çocuğun lafını keserken. Ela gözleri, Yakut'a döndü. ''Başla. Bitiremezsen derse dönersin.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD