Yedi

1866 Words
Yakut'un yüzündeki o kısa donma anını yalnızca Bahadır fark etti; kızın gözbebekleri bir anlığına büyüdü, sonra hızla küçüldü. Kız, gergince alt dudağını ısırırken önce Göktuğ'un suratına baktı. Hepsi senin yüzünden, demeye çalışıyordu. Söylenen şınav sayısı şakanın bile ötesindeydi ama Yakut hiçbir şey demedi. Dizlerinin üstüne çöktü, saçlarını hızlı bir hareketle geriye attı ve avuçlarını mata yerleştirdi. Göktuğ gevşekçe, biraz da endişe barındıran bir tavırla sırıttı. "Hocam ciddi misiniz ya? İki yüz mü? Kız ölür." Bahadır, sakince Göktuğ'a döndü, tüm bedeniyle yapmıştı bunu. Boyu, çocuktan ve aslında diğer herkesten uzun olduğu için kafasını hafifçe eğmişti. Göktuğ hemen sustu, basketbolcular bile kısaca antrenmana ara verip durumu anlamaya çalıştılar. Spor salonunda az önceki uğultu kayboldu, yerine gerilimli bir sessizlik çöktü. Yakut on beşe geldiğinde dirsekleri titremeye başlamıştı. Yirmi sekizde nefesi hızlanmıştı. Bedeni spora alışık olsa da, şınav o kadar da kolay değildi. Kırka yaklaşırken yavaşlamıştı artık. Ama durmadı. Ne kadar acıtıyor olursa olsun durmazdı, sırf Bahadır'a kaybetmeyeceğini kanıtlamak için. Bahadır, elindeki dosyayı kapattı ve sessizce kızın etrafında bir tur döndü. Ayakkabısının sert tabanı mat üzerinde hafif bir gıcırtı çıkardı. Her adımı, Yakut'un ritmini bozacak kadar yakındı; sanki avının ölümünü bekleyen yırtıcı bir hayvan gibiydi. Göktuğ dayanamadı artık: "Yakut, gerçekten bitirmeyi mi düşünüyorsun? Delisin sen." Yakut cevap vermedi. Kırk üç, kırk sekiz... Nefesi çatallaştı, her iç çekişinde soluk borusunu yakıp geçiyordu. Kollarının titremesi öyle belirgindi ki, Göktuğ kızın yere kapaklanacağını sandı. Buna rağmen tekrar yükseldi. O anda Bahadır'ın ağzından çıkan sözler bir ders gibiydi: "Formun bozulursa saymam. Madem yapmakta ısrarcısın, o zaman düzgün yap." Yakut dişlerini sıktı. Kollarındaki kaslar yanacak kadar zorlanmıştı ama ilk kez adamın ciddiyetinde başka bir şey sezdi. Dün arabadaki davranışını hatırladı ve kendisinden gerçekten nefret ettiğini fark etti. Sadece öğrencisi olarak değil, insan olarak da hazzetmiyordu kızdan. Şimdi burada, bu pis matın üzerinde bir şey kanıtlamaya çalıştığını ve neyi kanıtladığını bir tek kendisinin bildiğini fark etti: Adamın ilgisini, takdirini istiyordu yalnızca. Ben de iyiyim, demeye çalışıyordu. Futbol takımındaki beyinsizlere değer verdiğiniz kadar bana da verin. Altmışa geldiğinde nefesi hırıltıya dönüşmüştü. Göktuğ hafifçe çömeldi, sesini kısıp sırıtarak konuştu: "Eğer burada bayılırsan yeminle basketçiler videonu çeker, tüm okula yayar. Yapma bak manyak kız—" "Kes sesini." Bahadır'ın sesi salonun içine çarparak yankılandı. "Bir adım daha yaklaşırsan ceza vermem, kolunu kırarım." Adam, çocuğu tehdit ederken aklında yalnızca Göktuğ'un Yakut'u kucakladığı sahne vardı. Kızın, T-shirtünün eteklerini çekiştirişi ve çaresizlikten kızarmış yanakları. Öyle öfkelenmişti ki, Göktuğ'a ceza vermesi gerekirken Yakut'u seçmişti. Göktuğ geriye çekilirken, suratındaki sırıtış siliniverdi. Basketçiler antrenman yapıyormuş gibi göründüler. Erkeklerin bir kısmının gözleri Yakut'un inatçı bedenindeydi, diğerleri Bahadır Hoca ile Göktuğ'un konuşmalarını dinlemeye çalışıyordu. Yakut yetmiş yediye geldiğinde kollarında güç kalmamıştı. Sanki her nefesinde göğsü bıçak gibi açılıyordu. Ayağının altı kaydı, avuçları da terden kayganlaşmıştı. Dirsekleri üzerine düştü önce ama onlar bile artık kızı destekleyemedi. En sonunda Yakut yüzüstü, kolları önüne uzanmış şekilde matın üzerine yığıldı. Bahadır bir adım öne çıktı ama neden yaklaştığını bilmiyordu. Yakut tekrar yükselecekmiş gibi kafasını kaldırdı, ama yapamadı bu kez. Pes etmesine rağmen adam, onu gözlerinde hayranlıkla izledi. Vücudunun son hücresine kadar kendini zorluyor, hareketlerini diğer herkesten daha büyük bir özenle yapıyordu. Tek istediği, iyi olduğu bir şeyde kazanmaktı; Bahadır bunu biliyordu. Ama çok çalışsanız da, bazen bir şeyler olmazdı. Yakut'un pes etmeyi öğrenmesi gerekecekti. Öğrenemezse, Bahadır ona zor yoldan öğretecekti. Yakut'un yeşil gözleri adamınkilerle buluştuğunda, Bahadır, inadın içinde kırılmışlığı da gördü, öfkesini de... belki biraz gurur. Avuç içlerinden destek alarak hafifçe doğrulduğunda, kolları öyle titriyordu ki sanki kramp girmiş gibiydi. Bahadır'ın sesi bu kez daha alçak geldi, neredeyse yumuşak. "Başaramadın." "Yapabilirim, biraz mola verebilirsem eğer," Bahadır yanına çömeldi. Sesi öğrencisiyle değil de, sanki dün gece arabanın arka koltuğunda korkuyla titreyen kızla konuşur gibiydi. "Kolların seni taşımıyor artık, Yakut. Bu inat sana bir şey kazandırmaz." Yakut başını kaldırmadan fısıldadı: "İnat değil." "Öyle." "Hayır." Kızın sesi çatladı. "Kanıt." Kelime o kadar beklenmedikti ki Bahadır bir an durdu. Yakut, ondan uzaklaştığını düşündüğü şeyleri şimdi nefes nefese yüzüne vurmuş gibiydi. Kız adamla inatlaşmıyordu; değersiz olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. Başka kimseye değil, yalnızca ona. Bahadır'ın göğsünde bir anlık sıkışma oldu. "Yakut. Yeter." Kız tekrar avuçlarını mata yerleştirdi. Acı çektiğini on metre uzaktaki basketbol takımı bile görebiliyordu. Birkaçı aralarında fısıldaşmaya başlamıştı bile. Hocanın amacı ne? Neden bu kızla uğraşıp duruyor? Kız da kuyruk sallıyor ama, sürekli adamın peşinde. "Yakut." Daha sert bir tonla, Göktuğ bile bir adım geri çekilmişti. "Dur dediğim yerde duracaksın. Ayağa kalk." "Kalkmam." O anda adam kızın bileğinden kavradı, hafif ama kararlı bir güçle onu şınav pozisyonundan yukarı çekti. Yakut tamamen bitmişti; dizlerinin üzerine yığılırken nefesi kesik kesikti. Saçları yüzünü kapatmıştı, kafasını geri yatırıp Bahadır'a baktığında siyah teller geriye doğru kayıp güzel suratını adamın seyrine açtı. Göktuğ sessizdi. Basketbolcular bakmıyordu bile. Bahadır, Yakut'un önünde diz çöktü ve düşük bir tonda konuştu, neredeyse fısıldamıştı: "Hiçbir zaman kendine zarar verecek kadar inatçı olma. Bu bir cezaydı. Cezan da burada bitti." Yakut, nefeslerinin arasından konuştu: "Dün... küfür ettiniz bana." Yüzleri o kadar yakındı ki, öğrencilerin cesaretleri olsa onlar hakkında dedikodu bile çıkarırlardı. "Ettim." "Arabanızdan kovdunuz." "Evet." "Onu hak etmemiştim." Bahadır gözlerini kıza dikti. Tek yaptığı kızın sözlerini onaylamaktı, onu geçiştiren bir yerden yapmıyordu bunu. Gerçekten Yakut'u dinliyor ve onu anlıyordu. Sadece, öğrencisini kendisinden uzak tutmaya çalışan bir öğretmenin tavırlarıydı bunlar. "Biliyorum." Yakut başını kaldırınca gözleri yaşlarla dolmuş ama öfke dolu görünüyordu. "Özür dileyecek misiniz benden?" Bahadır bir süre ona baktı. Adamın yüzü ciddi, durgun, ama içten içe fırtınalıydı. Göktuğ, tek elini ağzına kapatmış, gözlerinde hayretle onları izliyordu. Abartılı ve saçma tepkiler vermekte bir numara olsa da, şu an gerçek manada hayret içindeydi. Tüm bunlar ne ara yaşanmıştı ve Yakut bu adamın üzerinde nasıl böyle bir etkiye sahipti? Adama diz çöktürmüştü, tüm basketbol takımının önünde. Yani teknik olarak olay tam olarak böyle olmamıştı ama Göktuğ, arkadaşlarına bu şekilde anlatacaktı. Sefa ve Emir'le bunları konuşabilmek için can atıyordu. "Hayır." dedi Bahadır. "Özür dilemek için dürüst olmak gerekir. Ben dün dürüst değildim." Yakut şaşkınlıkla gözlerini kırparken, Bahadır'ın onu kendine çekmesiyle sonunda ayağa kalktı. O sırada Göktuğ'un sesi uzaktan geldi: "Hocam ben gidiyorum o zaman, şey, matematik var falan..." Bahadır onu duymadı bile. Sağ eli, Yakut'un kızarmış yanağını teğet geçerek, karanlık saçlarına hafifçe dokundu. Onu kendinden uzak tutmak istese de, bir şekilde hep kıza temas eden kendisi oluyordu. "Bugün dersten sonra konuşacağız." dedi. "Sana dünün hesabını vereceğim. Sen de bana kolundaki morluktan bahsedeceksin." ***************************************** Emir'in eski kamyoneti her virajda içindekileri hafifçe zıplatıyordu. Teypte boğuk bir rock şarkısı çalıyorken; hoparlörler yıllardır dayandıkları için ses her yükseldiğinde çatlak bir ses çıkarıyordu. Yakut ön koltukta oturuyordu; dizlerini göğsüne çekmiş, yanağını dizlerine yaslamıştı. Arka koltukta Göktuğ, Semih ve Leyla sıkışmıştı. Melis ise en arkaya, eşyaların yanına oturmuştu; bacaklarını uzatmış, saçlarını geriye savurup, konuşmalarının arasına küçük kahkahalar sıkıştırıyordu. Göktuğ'un yüzünde sabırsız, muzip bir ifade vardı. Konu açılsa da bugün olanlardan bahsetse diye heyecandan gözünü bile kırpmıyordu. Emir ise soğuğa rağmen camı açmış, sigarasının külünü dışarıya silkiyordu. Hava kararmak üzereydi. Gözlerinde bir yorgunluk vardı. Yakut, çıplak bacağında Emir'in sıcak dokunuşunu hissettiğinde gülümseyerek kafasını kaldırdı. ''Neyin var?'' dedi çocuk biraz sessizce. Sefa ve Göktuğ'un, özellikle Göktuğ'un, konuşmalarına dahil olmalarını istemiyordu. ''Bir şeyim yok. Yorgunum sadece.'' Kız tekrar yanağını dizlerine yasladı. Bugün dersten sonra Bahadır Hoca'nın ofisine gitmemişti, hatta adamdan köşe bucak kaçmıştı. Biliyordu ki eğer onu görürse konuşmak zorunda kalacaklardı. Ama adama babasından bahsedecek hali yoktu, ya da dün neden ona küfür ettiğinin mantıklı bir açıklamasını duymak falan istemiyordu. Sadece ona sinirli kalmak istiyordu, elinde sadece öfkesi vardı zira. ''Ben biliyorum neyi var.'' dedi Göktuğ heyecanla. ''Bugün Bahadır Hoca'ya diz çöktürdü bu kız. Kadın. Kraliçem. Ondan yorgun yani.'' ''Nasıl? O ne demek be?'' Leyla şaşkınca sordu, bir yandan da Göktuğ'un omzuna vurmaktan geri durmamıştı. Emir, çatılmış kaşları ve ince dudakları arasına sıkıştırdığı sigarayla yola odaklıydı, yine de tüm ilgisi Göktuğ'un anlattığı şeylerdeydi. ''Kes sesini ya. Saçma sapan konuşuyorsun.'' Yakut sızlanırken arkasına doğru dönüp bakışlarıyla çocuğu uyardı. ''Dedikodu çıkarırsan, sadece beni yakarsın. O piçe hiçbir şey olmaz.'' ''Bir dursana Yakut ya, anlatsın çocuk. Merak ettim.'' Melis kollarını Sefa'nın oturduğu koltuğun arkasına yaslamış, ciddiyetle dinliyordu., ''Spor salonuna girdim sabah, bir baktım Yakut esneme hareketleri falan yapıyor. Sonra miyavladı bana, dedi ki 'Lütfen bana yardım eder misin? Güçlü bir erkeğe ihtiyacım var.''' ''Tam gerizekalısın oğlum ya...'' Sefa sesinde alayla konuşurken, kaçamak gözlerle Leyla'yı kontrol etmişti. Kızın yüzünde inanmaz bir ifade vardı, zira Yakut'un böyle bir şey demeyeceğini bu kamyonetteki herkesten daha iyi biliyordu. ''Neyse ben de kabul ettim. Böyle kucağıma almıştım ama tersti yani. Altmış dokuz pozisyonu gibi hayal edin-'' ''Ne anlatıyorsun şerefsiz herif?'' Emir'in yüksek çıkan sesi, Göktuğ'un kekelemesine sebep oldu. Çocuk her an direksiyonu bırakıp, arkadaşını yumruklayabilirdi. ''Siktirme belanı, doğru düzgün konuş.'' ''Tamam kardeşim, özür dilerim. Bir daha söylemeyeceğim öyle şeyler.'' Yakut, gözlerinde yoğun bir ilgiyle Emir'e bakarken, kasıklarında bir yoğunluk hissetti. Normalde Emir'e karşı böyle şeyler hissetmezdi, yalnızca bir defa olmuştu bugüne kadar. İç çekerek arkasını dönüp, Leyla'ya baktı. Kız dudaklarında muzip bir ifadeyle Emir'i işaret etti Yakut'a. Aralarında sessiz bir iletişim gerçekleşti, Melis'in dahil olamadığı için kıskandığı tarzdan bir şeydi. ''Sonra Bahadır Hoca geldi. Zaten sinirliydi baya. Bir anda dedi ki iki yüz şınav çekeceksin. Dedim ki çekmem. O da dedi ki, sen değil. Yakut yapacak. O an rahatladım Allah şahit, ama arkadaşım için de kalbim kırıktı yani. Sonra şu kız, şu kraliçe, en az seksene kadar şınav çekti. Ara bile vermedi. Tabi kız olduğu için, yanlış anlama canım, gücü yetmedi. Yere düştü. Allah'tan altına işemedi bu sefer.'' Leyla, gerizekalı ya diye mırıldanırken, Emir uyarırcasına nefes verdi. ''Bi sıçmadığın kaldı kızım, o da bi sonraki cezana artık. Basket takımı ellerinde telefonla bekliyorlar vallahi benden söylemesi.'' ''Ya aptal, sus artık yeter.'' Bu kez Melis uyarmıştı Göktuğ'u. O bile bıkmıştı cıvıklıklarından. ''Hayır, en güzel kısmındayım. Sonra Bahadır Hoca dizlerinin üzerine çöktü böyle. Dedi ki 'Başaramadın, inat etme kalk artık.' Sonra baya yalvardı böyle bizim kıza, kalksın diye. Bi de küfür, arabadan kovma gibi bir şeyler döndü de anlayamadım. Onu sen anlatsana Yakut ya? Bahadır Hoca küfür mü etti sana?'' Kız, tüm bakışlar kendisine dönünce zorlukla yutkundu. Tam cevap verecekti ki, Emir arabayı gölün yakınına park ettiğinde, geldiklerini anladılar ve konu dağılıp gitti. Birkaç dakika sonra Sefa ve Leyla ile sohbet ederek ateş yakmaya uğraşıyorlardı. Göktuğ, Melis'in kolundan tutmuş göle atmakla tehdit ediyordu ve Emir kamyonetin arkasından yiyecek sepetini alıyordu. Yakut ise kollarında bir buçuk litrelik kola, meyve suyu şişeleriyle onu bekliyordu. ''Ne oldu dün akşam?'' dedi çocuk sakin tutmaya çabaladığı sesiyle. ''Bahadır Hoca bir şey mi yaptı sana Yakut? Doğruyu söyle.'' ''Yapsa ne olacak?'' Kız, yeşil gözlerinde hırçınlıkla sordu, aslında kırgın hissediyordu sadece. ''Adama ayar mı vereceksin? Sen o kadar cesur biri değilsin, ne yazık ki.'' Arkasını dönüp Leyla ve Sefa'nın yanına yürüyecekti ki, Emir tarafından sertçe çekildi. Bu esnada kolları arasındaki içecek şişeleri toprak zemine düştü. Şaşkınlıktan ağzını henüz açmıştı ki, dudaklarında Emir'in sigarasının berbat tadını hissetti. Refleksle gözlerini kapadı, bu Emir'in onu ilk öpüşü değildi ve belli ki son da olmayacaktı. Tüm vücudu uyandı, kasıklarında bir kıvılcım çaktı. Bahadır'a baktığında bile bundan çok daha fazlasını hissediyordu gerçi. Çocuk, sıcak elleriyle kızın açıkta kalan belini okşadı önce. Sonra sol eli bel kıvrımında durdu. Henüz o kadar ileri gidemezdi. Yakut'un dediği gibi; o kadar cesur biri değildi. Yılışık Göktuğ, alkışlamaya başladığında, Emir kızı son kez öpüp geri çekildi. ''Tam bir piç ya. Gruptan atalım bunu.'' dedi Yakut'un karanlık saçlarını okşadıktan sonra. ''E zaten. Size kaç seferdir diyorum.'' Yakut gülerek konuştu ve eğilip yerdeki şişeleri tekrar kucakladı. ''Ayrıca Emir, bir daha asla izin almadan beni öpme. Yoksa gerçekten kalbini kıracağım.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD