GERÇEKLER ACIDIR 💔

1479 Words
Cyrus un sözleri beni bile etkilemişti. Babası ise donakaldı. Sürüden koptuğu an ile eş zamanlı olarak iki büklüm oldu. Böyle olması normal miydi? Hızlıca koluna girdim. Pek bana yüklenmese bile yardımcı oldum. Babası harry bize doğru hızlanırken, bir siluet araya girdi, Marcus. Uzaklaşmamıza yeterdi. Onu aracın arka tarafına bindirip sürücü koltuğuna geçtim. Kael bir kaç kez göstermişti ama umarım başarabilirdim. “sürebilecek misin?” hala kendin de değilmiş gibi konuşuyordu. “Sanırım...” dedim dikiz aynasından gülümseyerek. “kael bisiklet sürmek gibi demişti.” Diyerek kontağı çevirdim. “o halde umarım iyi bisiklet kullanıyorsundur...”diye mırıldandı. Motor gürültü ile çalışırken, ekledim “daha önce bisiklet de kullanmadım.” şok içinde açılan gözlerine bakmadan devam ettim. Kabul yalpalıyorduk, ama sonuçta araç çalışıyor ve gidiyordu. “neden canın yanıyor?” dedim fiziki hiç bir durum olmamıştı. Gerçekten bağ koptuğunda bu kadar acı hissediyorlar mıydı? “çünkü sürüden ayrıldım. Rütben ne kadar büyükse bağ o kadar güçlü olur koparmak da o kadar zor..” Benim için yapmıştı tüm aksi hallerime rağmen yapmıştı. “teşekkürler cyrus” dedim gülümseyerek, dikiz aynasından ona bakarken bir an yola dikkatimi veremedim. Cyrus, “ember dikkat et!” diye bağırmasa gerçekten duramazdım. Marcus yolun ortasında dağılmış haldeydi. Ama ayaktaydı. “lanet olsun öyle pat diye çıkılır mı marcus seni ezebilirdim.” Diye söylendim hızla benim oturduğum koltuğa yanaştı, “üzgünüm ama yetişmeliydim. Ben sürerim!” dedi aceleci bir şekilde. Yan koltuğa kaydım. Marcus direksiyonu devralırken, gözlerim cyrus a kaydı. Durumu beni ilk defa endişelendirmişti. “sen de mi sürüyü reddettin marcus? Dağılmış görünüyorsun?” Bir an üzerine baktı sonra gözleri benimkilerle buluştu, “hayır, ben sadece takviye kuvvetleri hallettim o kadar. Benim tek bağlılığım luna’ya dır. Bende sürüye aitim ama bağlılığım yalnız size...” “O iyi olacak mı?” dedim cyrusu kastederek. “merak etme kısa sürede toparlanır. Ama daha çabuk toparlansın istersen. Onun yanında ol ve elini tut. Kurdu seninle daha güçlü olur.” bir an çöpçatanlık mı yapıyor yoksa ciddi mi söylüyor anlamadım. Ama benim için ailesini sürüsünü terk eden acı içinde duran adama kıyamadım. Arka tarafa geçtim hemen. Yarı uyanıktı, elini tuttum sıkıca. “Çabuk uyansan iyi edersin cyrus” diye mırıldandım. Başımı omzuna yasladığımda ağzından belirsiz ama keyifli bir mırıltı çıktı. Yazar’dan; Kael yeniden uyandığında sandalyede bağlıydı bu kez. Suzy’nin arkadaşı olacak genç hanım gelmişti. Eve girdiğinde dikkatlice kaeli süzdü. Henüz uyanmamıştı. O uyanmadan bir kaç ot ve meyan kökünü karıştırdı. Kabın içerisinde iğrenç görünüyor olabilirdi ama işe yarayacaktı. Kael de tam bu esnada uyanmıştı. Daha ne olduğunu kavrayamadan, genç kadın sierra karışıma parmağını daldırıp bir kaç mezmun okudu. Kaelin alnına sürdü. Görünürde bir şey olmayacaktı tabi ama artık onlara yalan söyleyemeyecekti. Kael’in gözleri yavaşça odaklandığında ilk fark ettiği şey bileklerindeki bağlardı. Kaba ipler sandalyenin arkalığına dolanmış, omuzlarını geriye zorlamıştı. Başını oynatmaya çalıştığında ense kökü sızladı. “Uyanmış,” dedi sakin bir ses. Başını kaldırdığında Suzy’yi gördü. Yanında ise az önce karışımı hazırlayan genç kadın duruyordu. Bakışları soğuk, ölçüp biçen cinstendi. “Beni burada tutarak ne elde edeceğinizi sanıyorsunuz?” dedi Kael, sesi kısık ama netti. Genç kadın cevap vermedi. Sadece bir adım yaklaştı. Gözleri Kael’in yüzünde gezindi. Alnındaki sürülmüş karışım çoktan kurumuştu; görünürde hiçbir iz yoktu ama Kael’in içi huzursuzdu. Sanki zihninin kapıları aralanmış gibiydi. Suzy sandalyesini çekip karşısına oturdu. “Ember,” dedi doğrudan. “Onun hakkında konuşacağız.” Kael’in çenesi gerildi. “Onun adını ağzına alma.” “Bu bir rica değil,” dedi Suzy. “Gerçeği istiyoruz.” Genç kadın, Sierra, sessizce mırıldandı: “Artık yalan söyleyemez.” Kael güldü. Kısa, inatçı bir gülüştü. “İnsan gerçeği söylemek istemiyorsa… büyüler de işe yaramaz.” Suzy eğildi. “Ember kim Kael?” Cevap gelmedi. “Senin için neden bu kadar önemli?” diye üsteledi Suzy. “Neden onun peşindesin?” Kael gözlerini kapattı. Direnmeye çalıştı. Ama kelimeler… sanki boğazında birikiyor, geri itildikçe daha da yakıyordu. “Çünkü…” diye başladı istemeden. Bir an durdu. Dişlerini sıktı ama nafileydi. “Çünkü o benim kızım.” Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Sierra’nın bakışları sertleşti. Suzy’nin yüzündeki ifade ise değişti; kuşku yerini ağır bir fark edişe bıraktı. “Ciddiydin?!”dedi suzy şokla inanmıyordu buna bir kurt ve avcı soyu eşleşsin inanılacak şey değil bu! Diye geçirdi içinden. Ama olan olmuştu işte. “sana yerlerini söyleyeceğim ama önce söz vermen gerek cyrus’a dokunmayacaksın.” “sizin soyunuza söz veremem! Ama istisna yapabilirim kızım zarar görmediyse tek seferliğine dokunmayacağım!” Suzy öylece kabul etse daha çok şüphelenirdi zaten. Ellerini çözdü hemen. Torunu sürüden ayrılmıştı biliyordu. Oğlu olacak adam bu kadar zorlamasa her şey yerine oturacaktı ama her zaman zor olanı seçmeliydi değil mi? Kael duraksamadı hemen toparlandı. Yaşlı kadın ona yiyecek bir şeyler verip son gittiği yeri ona bildirmişti. Sierra ise ondaki değişikliği fark etmişti üzerinde büyük bir karanlık vardı. Bu esnada ise marcus, ember ve cyrus üçlüsü sürüden kilometrelerce uzakta, güvendeydiler. Cyrus toparlanmıştı fakat kurduna ulaşamıyor tam güç haline geçmiyordu bir türlü. Ember bu durumun kendisi yüzünden olmuş olmasına içerlese bile belli etmiyordu. Eskisi kadar uzak değil bir dostu gibi davranabiliyordu ona karşı. Kendini ispatlamıştı çünkü. Neredeyse bir gün dinlediler. Evet ember bir yola çıkmıştı ama hakkında hiçbir şey bilmediği bu koca dünyada ölümsüzlüğü nasıl bulacaktı? Belki kurtlar ölümsüz olabilir diye geçirdi içinden. Marcus yine koca boğazına hakim olamıyordu. 2 saat önce yemelerine rağmen kollarında yine bir sürü abur cubur ve hazır yemek vardı. “marcus mideni çöplüğe mi çevirmek derdindesin?!” dedi ember midesi bulanıyordu artık. “içimde koca bir hayvan var onu besliyorum” dedi alayla. “siz de yeseniz iyi olacak malum çok kırılgansınız” ember yüzünü buruşturdu yemek fikri bile kötü geliyordu. Acıksa bile yemek istemiyordu çünkü marcus doymak ne bilmiyordu! Hep yemek kokuyordu her yer. “tamam marcus rahatsız oluyor git başka yerde kokut yemeğini” dedi cyrus marcus fazla uzaklaşmadı ama en azından ember bu ıstırabı çekmek zorunda değildi. Ember cyrus’a dönüp gülümsedi. “siz kurtlar hep böyle aç mısınız? Hasta olacak bu kadar yerse” “onu kurt genleri hallediyor fazla yiyoruz doğru ama marcusu kastediyorsan normal bir kurttan daha oburdur” diye karşılık verdi. “peki sizlerde vampirler gibi uzun yıllar mı yaşarsınız?” emberin sorusuna karşılık cyrus onu ölçer gibi baktı. Bir amacı vardı ama ne. Ember ve cyrus’a bu kadar dikkat ederek dinlemek pek onluk değil gibiydi. “hayır biz kan emiciler gibi değiliz, madem merak ettin açıklayayım. Kurt genleri kendini yeniler tazeler insan ömrüne göre uzun yaşarız tabi ama vampirler gibi ısırılınca hayat durmaz bizim için akmaya devam eder. Çoğumuz yüz yaşını geçince yaşlılıktan ölür” “yaaa” dedi ember şaşkınca söylemeye çalışmıştı ama sesindeki hayal kırıklığı fark ediliyordu. Kurtların ölümsüz olması işine yarayabilirdi. “ha bir de yan türümüz var ısırılanlar onlarada likantirop diyoruz. Onlar bizim gibi değil güçlerini kontrol edemez kendilerini tutamazlar. Ve dolunay zamanında dönüşüm onlar için kaçınılmazdır. “peki ya başkaları? Ölümsüz olan başka varlıklarda var mı?” Cyrus şüphe ile baktı, “neyin peşindesin ember? Benden cevap istiyorsan daha açık olmalısın” Derin bir iç çekti ember, “neyi bilmek istiyorsun?” dedi artık bir şeyleri saklamak anlamsızdı. Bu adam onun peşini kesinlikle bırakmayacaktı. “yani hakkında bir kaç şey bilsem ve şuan ki amacını anlatman başlangıç için yeterli olur.” “pekala.....” dedi. Ember ve herşeyi başından anlatmaya başladı. Marcus bile elindeki yiyecekleri bırakıp Ember’in anlattıklarını dinlemek için yakınlaştı. Emberin melek kanı taşıyan bir melez olduğunu duyduklarında çok şaşırdılar. Hatta meleklerin gerçek olduğunu bilmek onları daha da şaşırttı. Dünya üzerindeki bir çok varlığı tanıyor biliyorlardı. Ama melekler işte bu yeniydi. Kurtların çoğu inançsızdı. Mesele asıl kilit noktaya geldiğinde. Cyrus gerildi. Ember devam edip etmemekte kararsız kaldı gözleri koyulaşmıştı öfke gibi görünüyor olsa bile bu ona acı çektirecek bir konuydu. Ember o anda sustu. “onun için.... Ölümsüzlüğü arıyordun değil mi?! Bana da bu yüzden sordun! Hatta o vampir yuvasına da kendi ayaklarınla gittin değil mi?!” Ember sessiz kaldı. Ama yinede kendisi için herşeyi göze alan bu adamı kırmak istemiyordu. “cyrus anlattıklarım yalnızca gerçek.... Sen bunun için kızsan da böyle sana söylemiştim kalbim başkasına ait diye ve eğer istemiyorsan yada kaldıramayacaksan dostça ayrılalım” kelimeler hızlıca döküldü ağzından. Başta yatıştırmak için söyleyeceği cümle başka yere evrildi. Cyrus bir anda gözden çıkarılmak yada ikinci plana atılmaktan sıkılmıştı. Bu onu dahada öfkelendirdi. Vücut sıcaklığı arttı, nabzı hızlandı. Birden ayağa kalkıp ormana doğru koştu girmeden saniyeler önce koca siyah bir kurda dönüşmüştü. Marcus ona anlamlıca baktı. İkisinin bir arada olmasını istiyordu ama ember gerçeği gizleyemezdi. Darreli unutacağını sanmıyordu. Boynundaki sedef yüzüğe gitti parmakları. Cyrus ise öfkeden deliriyor ne yaparsa yapsın ona bir türlü yaklaşamadığı için sinirleniyordu. Bu kadar zor olmasaydı diye geçirdi içinden yada keşke başka bir kurda bağlansaydı ay tanrıçası eş olarak ona neden bir kurt kadın vermemişti ki! O zaman ikiside birbirine sonsuza dek bağlanırdı. Mesela tina ya. Aklından öfke ile geçen düşünceler bile midesini bulandırdı her şeye rağmen yinede emberi arzuluyordu. Öte yandan kael yolun büyük bir kısmını bitirmişti. Kızına kavuşmak için can atıyordu. Hayattaki tek varlığına bir kaç saat uzaktaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD