Oradan hemen uzaklaştım cyrusun haklı olabileceğinin ihtimali yüreğimi paramparça ediyordu. Ben uzaklaşırken marcus peşime takılacak gibi olmuştu ama onu bir el işareti verip durdurmuştum.
Gözyaşlarım benden bağımsız akmaya başlamıştı. Belki aptallık ve hata bendeydi. Karşıma çıkan ilk adama aşık olmuştum neden böyle hissediyordum ki ondan vazgeçersem hayatım ve şuana kadar yaşadıklarım boşunaymış gibi geliyor ve beni tamamen amaçsız bir şeye çevireceğini hissediyordum. Yeterince gözlerinden ve o keskin kurt duyularından uzaklaştığımı varsayıp dizlerimin üzerine çöktüm. Ağlamaya başlamıştım kendimi tutmadan ve sarsılarak tüm duygularım boşalıyordu sanki.
Sonra ormanın daha iç kısımından bir ses duydum. Duyularım hemen harekete geçti göz yaşlarımı silerek bakışlarımı yoğunlaştırdım.
İnce zarif bir silüet bana doğru geliyordu sanki. Biraz daha yaklaştığında figür artık netti. Bin yıllık kitaplarda ve verilerle tasvir ettikleri bir periydi bu oldukça benzerdi ama gerçeği ondan çok daha büyüleyiciydi.
Aurası sanki insanı içine çekiyordu bakışlarında ölümcül derecede bir hoşluk taşıyordu kanatları görünmüyordu normal bir insan gibi dursa bile fiziği kesinlikle o doğaüstü havayı taşıyordu.
“Günlerdir sınırlarımızı açıkça ihlal ediyorsunuz genç bayan! Siz ve arkadaşlarınızın başı oldukça büyük bir dertte!”
Sözleri ile gözlerimi kırpıştırdım. Zümrüt gibi parlayan tenine ve uzun gri saçlarından gözlerimi zorlukla alıp konuştum “niyetimiz kesinlikle kötü değildi!” Diyerek açıklama yapmaya çalıştım ama kibirli şey bana öyle bir baktı ki dinlemeye dahi tenezzül etmedi! Her güzelin bir kötü özelliği olur derlerdi kesinlikle doğruymuş!
Kibirli adam beni hiç zorlanmadan çekiştiriyordu. Karşı koymadım zaten amacım aralarına girmekti ki karşı koysaydım bile bu herif beni kurtlara yem ederdi. Cyrus ve diğerlerinin nasıl olduğunu merak etmiştim ama çok geçmeden aklımdaki sorular cevap buldu.
Bir ağacın gövdesi sihirliymiş gibi bir geçit açtı, dalları ve yaprakları sanki bizi karşılar gibi geri çekildi geçitten geçtiğimiz anda diğerlerinin durumunun da benden farksız olmadığını gördüm. Diğer periler de onları götürüyordu.
Etrafıma ancak yeni dikkat edebilmiştim ki burası cidden büyüleyiciydi… dünya üzerinde olamayacak kadar olağanüstüydü çiçeklerin yaprakları oldukça renkliydi yeşilin her tonuna burada rastlayabilirdiniz ama sanki basit bir yeşil renk bile bu dünyaya has gibiydi. Küçük şirin kulübeler kendinizi adeta bir masal dünyasında sanmanıza neden olurdu. Şimdi buradaki perilere baktığımda yanımdaki muhafız bile çirkin kalıyordu.
Kapının kapanma sesi hücrenin taş duvarlarında yankılandı. Metal değil, sarmaşıklarla örülmüş canlı bir kapıydı bu. Dalları birbirine kenetlenmiş, nefes alıyormuş gibi hafif hafif kıpırdıyordu. Arkadaşlarımında kapatıldığı hapse götürülmüştüm.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sadece nefes alışlarımız duyuluyordu.
Marcus ilk patlayan oldu.
“Bu yaptığımız delilikti!” diye fısıltıyla bağırdı, sesi öfke ve korku arasında sıkışmıştı. “Sınırı geçtiğimiz anda bunun sonuçları olacağını biliyorduk!”
Kael duvara yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Soğukkanlı görünüyordu ama çenesindeki kaslar gerilmişti. “Bağırmayı kes Marcus. Bizi buradan çıkaracaksa panik değil, akıl çıkarır.”
Cyrus ise susuyordu.
Başını hafif eğmişti. Gözleri düşünceli ama karanlıktı. Onun sessizliği bağırıştan daha ağırdı.
Dayanamayıp ona baktım. “Bir şey söylemeyecek misin?”
Bakışları yavaşça bana kaydı. O keskin kurt gözleri… ama içinde alışık olmadığım bir şey vardı. Endişe.
“Ne diyebilirim ki,” dedi alçak bir sesle. “Sonuç baştan belliydi.”
Hücrede bir sessizlik daha çöktü. Marcus kaşlarını çattı.
“Ormana ilk girdiğimiz andan beri,” diye devam etti Cyrus. “Bu bir tuzak değildi. Bu bir bekleyişti. Gitmemizi vazgeçmemizi beklediler ve sonunda bu olmayınca bizi esir aldılar”
Tam o anda hücrenin önündeki sarmaşıklar titredi. Hava ağırlaştı. Çiçek kokusuna benzeyen ama daha yoğun, daha baş döndürücü bir koku yayıldı. Nefes almak zorlaştı. Sanki ciğerlerimize ışık doluyordu.
Ve sonra…
Sarmaşıklar yavaşça iki yana açıldı. İçeri giren varlık, az önce gördüğüm kibirli periden bin kat daha etkileyiciydi.
Uzun, gümüşe çalan altın saçları sırtına dalga dalga dökülüyordu. Gözleri saf kehribar gibi parlıyordu. Teninde ay ışığına benzer bir ışıltı vardı. Üzerindeki elbise kumaş değil, sanki sabah sisiyle dokunmuştu.
Hücreye girdiğinde hava ona boyun eğdi.
“Perilerin Kraliçesi…” diye mırıldandı Kael, ilk kez gerçekten şaşkın görünüyordu. Kadının bakışları tek tek üzerimizde gezindi.
“Ben,” dedi sesi melodik ama buyurgan, “Aeltherya. Bu toprakların hükümranıyım.”
Marcus bir adım öne çıktı. “Sınır ihlali için özür dileriz. Niyetimiz—”
“Yalan,” dedi kraliçe sakince. “Nefret ettiğim tek şeydir!”
O kelime hücrenin ortasında yankılandı.
Elini hafifçe kaldırdı.
Parmaklarının ucunda soluk bir ışık belirdi. Işık, ince bir toz gibi havaya yayıldı ve üzerimize doğru süzüldü.
Refleksle geri çekildim ama kaçamadım.
Işık tenime değdiği an içimde bir şey sızladı.
“Bu,” dedi Aeltherya, “Gerçek Çiçeği’nin özüdür. Yalan söyleyenin sesi boğazında düğümlenir. Kalbi hızlanır. Nefesi kesilir.”
Cyrus gözlerini kısarak kraliçeye baktı. “Bizi sorgulayacaksan, doğrudan sor.”
Kraliçe hafifçe gülümsedi. O gülümseme güzel değildi. Tehlikeliydi.
“Neden sınırlarımızı aştınız?”
Sessizlik.
Marcus konuşmaya yeltendi ama sesi çatallaştı. Öksürdü. Kael çenesini sıktı. Kalbim deli gibi atıyordu.
“Onları buraya ben getirdim…” dedim kısıkça kraliçenin bakışları üzerimde dolandı. “ ben. Ölümsüz olmak istiyorum ve bunun için size geldim!” Net ve kararlı sesimden etkilenmiş gibiydi “pekala sen o yüzden geldin peki ya diğerleri onlar bizim doğal düşmanlarımız avcılar ve kurtlar!”
“Üzerinizdeki çiçeğin etkisi 3 saat yani ölmek ve yolunuza gitmek arasında hızlıca tercih yapmanız gerek!”
“O benim lunam onu koruyorum onunla olmam çok normal!” Dedi marcus kraliçe şüphe ile baktı ama yalan söyleyemeyeceğimizi biliyordu inandı.
“O benim ay tanrıçası tarafından seçilmiş eşim doğal olarak bende o yüzden buradayım!” Dedi Cyrus gayet doğal bir şekilde bakışlar kael e döndü.
“Ben” ‘öksürük’
“Ben onu korumak için” ‘öksürük’
Kraliçe gözlerini kıstı bende ne olduğunu anlayamıyordum “bakın burada yalan söyleyen birileri varmış….” Dedi tehlikeli bir şekilde köşelerde çıkan sarmaşıklar kaeli duvara mıhladı. Korku içinde bağırdım!
“Dur dur! O doğru söylüyor aylardır beni koruyor!” Kraliçeye atılacakken cyrus beni tuttu ve ardından sarmaşıklar bizi köşeye sıkıştırdı.
Kael elleri ve bacakları bağlı dururken başka bir sarmaşık ucu parlayarak ona doğru ilerledi,
“Doğruyu söylemek için son şansın avcı yoksa seni öldüreceğim” dedi kraliçe keyifle
Hayır diye çığlık attım beni umursamadı bile..
“Buradayım onu takip ediyorum çünkü o benim kızım” kelimeler bana bir oyun mu oynuyordu doğru mu duyuyordum?
“Ben babasıyım seni lanet peri rahatladın mı?!”
Kael sırrını söylemekten memnuniyetsizdi ama son sözlerle sarmaşık kaele doğru ilerledi koluna derin bir yara bırakıp duvara saplandı. “Bir daha ki sefere aptalca konuşmaların yüzünden seni öldürürüm!”
Kraliçenin tehdidi beni korkuturdu kael için endişe duymamı sağlardı ama şuan duyduklarımdan dolayı odaklanamıyordum.
“Kael!?” Dedim beklenti ile bir şeyler demesini umarak diğerleri için hiçte şok edici bir haber değilmiş gibiydi ama önceliği ona verdim.
“Gerçekten sen benim babam mısın?” Gözlerini kaçırdı başını salladı. Öfkeliydim söyleseydi ne olacaktı ki? Bana açıklama yapsaydı ama yapmamıştı tıpkı annem gibi oda benim duygularımı önemsemeden sözde iyiliğim için susmuştu belkide.
“Size yalvarıyorum kraliçem beni bu hücreden çıkarın bana dürüst olmayanlarla aynı yerde kalamam!”
“Hayır!” Dedi cyrus ve kael. İkisine de oldukça sert baktım. Özellikle cyrusa bildiği halde saklamıştı.
“Beni aptal yerine koyanlarla aynı yerde kalamam beni mi koruyordunuz?! Kotumayın sadece açık ve dürüst olsanız yeterdi! Kimse dört dörtlük olmanızı beklemiyordu zaten!”
“Ember beni dinle! Zaten çok uzun bir zaman önce öğrenmedim sen düşünce öğrendim kızım olduğunu amaya söylemişti, benim içinde herşey yeniydi nasıl söyleyeceğimi bilemedim!” Dedi kael yalvarırcasına ama kraliçeye beklenti ile baktığımda kapıları açtı.
Kendisi aylardır sindiremezken bende öyle hemen sindiremezdim bunu. Kendimi onun tutuşundan çekip kraliçe ile beraber uzaklaştım.
Cyrusun öfke ile karışık mahçupluğu içimi sızlattı. Beni sevdiğini söylerken saklamıştı belkide kael bunu ondan istemişti ama sürekli empati kurmaya çalışmaktan yorulmuştum.
Önceliği kendime vererek duyduklarımı kabullenmeye çalışacak sonra ise onlara yeniden güvenip güvenemeyeceğimi anlayacaktım.